sheepfilms

roma★

izzy's playlists!

Love Begins

No title available
Keni
will byers stan first human second

JVL
we're not kids anymore.

tannertan36
noise dept.
One Nice Bug Per Day
Claire Keane
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

Kaledo Art
d e v o n
Cosimo Galluzzi
Game of Thrones Daily

oozey mess
seen from China

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from Sri Lanka
seen from Hong Kong SAR China

seen from Indonesia

seen from Netherlands

seen from Brazil

seen from Germany

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Australia

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Thailand
seen from United States
@embriyodaninsana
HÜDAİ ÇAKMAK BLOGLARI
EVRİMLE İLGİLİ OLANLAR.
ojenizm.tumblr.com (Öjenizm ile ilgili bilgiler)
maddeveevren.tumblr.com (Madde ve evren)+
genbencilmi.tumblr.com (Richard Dawkins’in Bencil Gen kitabına eleştiri)
tanrigercegi.tumblr.com (Richard Dawkis’in Tanrı Yanılgısı kitabına cevap)
tersinimevreni.tumblr.com (Tersinime göre evrenin oluşumu)
onsoruoncevap.tumblr.com (Evrim sorularına cevaplar)
ateizmveirkcilik.tumblr.com (Ateizm ve ırkcılık)
makaleler.tumblr.com (makaleler) +
fosillerindili.tumblr.com (Fosiller ve evrim konusunda bilgiler)
gundogusum.tumblr.com (genel bilgiler)
insanlarevrildimi.tumblr.com (insanlar evrildi mi sorusuna cevap)
alintilarvecevaplari.tumblr.com (Alıntılar ve cevapları)
alintilaracevaplar.tumblr.com (alıntılar ve cevapları)
embriyodaninsana.tumblr.com (embriyodan insana oluşun mucizesi)
bilimveyaratilis.tumblr.com (bilim ve yaratılış kitabına eleştiriler)
evrimecevap.tumblr.com (evrim hipotezine cevaplar)
evrimyanilgisi.tumblr.com (evrim konusunda bilgiler)
dogalkanunlar.tumblr.com
tartisma.tumblr.com
hudaicakmak.tumblr.com (Hüdai çakmak ve tersinim)
ozbilgi.tumblr.com (Genel bilgiler)
tersinimvebilim.tumblr.com (Tersinim ve bilim)
tersinimgercegi.tumblr.com (Tersinim ve kanıtları)
tersinimbilgisi.tumblr.com (Tersinim konusunda bilgiler)
evrimcimasallari.tumblr.com (Evrimcilerin saçma öngörülerine cevaplar)
cakmakhudai.tumblr.com (Hüdai Çakmak ve tersinim)
evrimecevap.tumblr.com
sosyaltersinim.tumblr.com (Tersinimin sosyal etkileri)
ROMANLAR
Seytaninpenceleri.tumblr.com (Kader çicekleri roman dizisinin birinci kitabı)
Oykulerim.tumblr.com (Çeşitli öyküler)
Hudaicakmaksel.tumblr.com (Sel isimli roman)
birolununhatiradefter.tumblr.com (Roman)+
kadercicekleri.tumblr.com (Roman (tümü)
sevgininbedeli.tumblr.com (Kader çiçeklerin roman dizisinin dördüncü kitabı)
umudayol.tumblr.com (Kader çiçekleri romanının ikinci kitabı)
olumdendebeter.tumblr.com (Kader çiçekleri romanının üçüncü kitabı)+
cadikazanlari.tumblr.com (Kaderçiekleri romanının beşinci kitabı)
DİNSEL KİTAPLAR
islamtarihi.tumblr.com (İslam tarihi)
nurdamlalari.tumblr.com (Peygamberler tarihinin tümü)
tanrigercegi.tumblr.com (Richard Dawkis’in Tanrı Yanılgısı kitabına cevap)
cahiliyedonemi.tumblr.com (Cahiliye (fetret) dönemine ait bilgiler)
hzmuhammedinatalari.tumblr.com (Hz Muhammed’in (as) ataları)
ilkmuslumanlar.tumblr.com (Hicrete kadar ilk Müslümanlar)
siyerinebi.tumblr.com (Hz Muhammed’in (as) hayatı)+
alemlereinennur.tumblr.com (Peygamberler tarihi)
uzeyras.tumblr.com (Uzeyr (as) hayatı)
yahyaas.tumblr.com (Yahya (as) hayatı)
zekeriyaas.tumblr.com (Zekeriya (as) hayatı)
hzisaas.tumblr.com (İsa (as) hayatı)
danyalas.tumblr.com (Hz Danyal (as) hayatı)
davutas.tumblr.com (Hz.davut (as) hayatı)
ermiyaas.tumblr.com (Hz Ermiya as hayatı)
eyupas.tumblr.com. (Hz Eyüp as hayatı)
hiziras.tumblr.com (Hz Hızır as hayatı)
Hzhud.tumblr.com (Hz Hud as hayatı)
Lokmanas.tumblr.com (Hz Lokman as hayatı)
Hzlut.tumblr.com (Hz Lut as hayatı)
Hzmusa.tumblr.com (Hz Musa as hayatı)
Hzharun.tumblr.com (Hz Harun as hayatı)
Hznuh.tumblr.com (Hz Nuh asa hayatı)
Hzsalih.tumblr.com (Hz Saaslih as hayatı)
Suleymanas.tumblr.com (HZ Süleyman as hayatı)
Hzyusuf.tumblr.com (Hz Yusuf as hayatı)
Yusaas.tumblr.com (Hz Yauşa as hayatı)
Zulkarneynas.tumblr.com (Hz Zülkarneyn as hayatı)
Zulkiflas.tumblr.com (Hz Zülkifl as hayatı)
Hzidris.tumblr.com (Hz İdris as hayatı)
İlyasas.tumblr.com (Hz İlyas as hayatı)
Hzishak.tumblr.com (Hz İshak as hayatı)
Hzismailas.tumblr.com (Hz İsmail as hayatı)
Hzsitas.tumblr.com (Hz Şit as hayatı)
Hzademas.tumblr.com (Hz.Adem as hayatı)
Elyesaas.tumblr.com (Hz Elyesa as hayatı)
Esiya.tumblr.com (Hz Eşiya as hayatı)
Hzyakup.tumblr.com (Hz Yakup as hayatı)
Yunusas.tumblr.com (Hz Yunus as hayatı)
Hzibrahimas.tumblr.com (Hz İbrahim as hayatı)
Suaypas.tumblr.com (Hz Şuayp as hayatı)
Semuelas.tumblr.com (Hz Şemuel as hayatı)
Hzmuhammedincocuklugu.tumblr.com
YAZIMI DEVAM EDENLER
Siirlerim.tumblr.com (Şiirler)+
kerbelafaciasi.tumblr.com (Kerbela faciası)
siyanobakteriler.tumblr.com (Siyano bakterilerle ilgili bilgiler)
takipedilenler.tumblr.com (Takip edilen blogladan seçmeler)
virusler.tumblr.com (Virüslerle ilgili bilgiler)
ilginchayvanlar.tumblr.com (İlginç hayvanlar)
tersinimbiyolojisi.tumblr.com (Tersinim biyolojisi)
arkebakteri.tumblr.com (Arkebakteriler hakkında bilgiler)
ateizmdini.tumblr.com (Ateizm felsefesinin dine dönüşmesi)
dinveahlak.tumblr.com (Dinlere göre ahlak anlayışı)
evrimyalan.tumblr.com (evrim konusunda bilgiler)
evrimyalani.tumblr.com (evrim konusunda bilgiler)
birmimoza.tumblr.com (genel bilgiler)
Cakmakhudai.tumblr.com (Hüdai Çakmak ve tersinim)
Bebesler.tumblr.com (Bebek fotoğrafları
Gercekbilim.tumblr.com (Genel bilgiler)
İnsansianayasa.tumblr.com (insan anayasası)
İnsananayasasi.tumblr.com (insan anayasası)
TERSİNİM GERÇEĞİ
TERSİNİM GERÇEĞİ Ateizmin yan ürünü olan Materyalizm her şeyin maddesel bir karşılığının olduğu maddeye indirgenebileceği mantığını temel almış nice bin yıllardan beri bilimi etkileyen felsefelerin başında gelir. Materyalizmin Tanrı tanımazlar tarafından sahiplenilerek bilimin Tanrının olmadığı doğrultusunda yorumlanmaya çalışması bu felsefeye dinselliğe benzer tek yönlülük, tutuculuk, bağnazlık getirmiştir. Hâlbuki bilim tam bir düşünsel özgürlük ve tarafsızlık ister. Bunun nedeni ise doğamız gereği çok sık yanılmamız aldanmamızdır. Bir bakıma algılayabildiklerimiz bir doğrular yanlışlar yığınıdır.
Gözlem ve deneylerle; ulaştığımız gerçeklere dayanan mantıksal çıkarımlarla bu yığından doğruları arayıp bulmaya çalışırız ki buna bilim yapma diyoruz. Gözlem ve deneylerin mantıksal çıkarımların sonuçlarına dayanmadığı halde peşinen ret ve inkâr edilemez gerçekler kabul edilmiş dinlere inançlara ya da felsefelere dayalı hiç bir varsayım bilime temel alınamaz, bilim bu tür varsayımların üzerine kurgulanamaz.
Kurgulanırsa ortaya çıkan pek çok vahim hatalar, yanlışlar içeren güdümlü bilim olur. Temel alınan mantık yanlış ise ulaşılan sonuçların da yanlış olacağı açıktır.
Her şeyden önce bilim terazisinin doğru kurgulanmış olması gerekir. Eğer terazi yanlış tartıyorsa doğru tartmak için yapılan çabalar sonuç vermeyecektir. = = = Tersinim nice uzun zamandır uygulanan bir büyük yanlışı ortaya koymakta bilime yeni bir anlam ve boyut kazandırmaktadır.
Bu nedenle tersinim tüm bilimsel bulguları yeniden sorgulayıp yorumlayacak tüm yaşantımızı yeniden yön ve şekil verecek kadar önemlidir. Fakat her şeyden önce bir mantık düzeltmesi gereklidir.
İyiler kötülerle, güzeller çirkinlerle, doğrular yanlışlarla tartılıp kıyaslanırsa gerçek gerçeklere; her türlü yanlışlardan hatalardan arındırılmış gerçek bilime çok daha kolay ulaşabiliriz. Bu nedenle bilim kesinlikle tarafsız ve özgür düşüncelerin, araştırmaların, yorumların ürünü olmalıdır.
Tersinim buna önce kanıt sonra sonuç ilkesi olarak tanımlar ve bilime temel alır. Tersinim hangi dine inanca felsefeye temel olursa olsun doğruluğu bilimsel yöntemlerle gösterilmemiş hiçbir varsayımı inkâr edilemez gerçek ya da gerçekler olarak kabullenmez.
Bilimin bu tür sahte gerçekler ya da şüpheli varsayımlar üzerine kurgulanmasına izin vermez. Bilimin ortaya koyduğu gerçekler hiçbir zaman birbirleriyle çelişmez. Uydurmak için eğip bükmeler, zorlamalar gerektirmez
= = = Tersinim şu esaslar üzerine kurulmuştur. 1)-Varoluştaki tüm düzen ve sistem sahibi yapılar zaman içinde tersinime uğrar. Sonuç kaçınılmaz olarak düzensizlik, sistemsizlik, bozum ya da karmaşadır. Tersinim tüm düzen ve sistem sahibi yapılarda zaman içinde ve doğal şartlarda oluşan eskime, yıpranma, azalma, çoğalma, çeşitlenme, değişme, sakatlanma, hastalanma, yaralanma, ihtiyarlama vb. Şekillerindeki OLUMSUZLUKLARIN genel ifadesidir. Olumlu değişimler yoktur. Mutasyonların tümü az ya da çok zararlıdır.
2)-Tersininim başta maddenin korunumu, termodinamik olmak üzere tüm doğal kanun, kural ve ilkeleri kendine temel alır hiç biriyle çelişmez. 3)-Tersinim yaşamın her safhasında rahatlıkla gözlenip sınanabilir; daha da önemlisi yaşanır.
4)-Düzen ve sistemlerin bir başlangıcı ömrü ve sonu vardır. Bu nedenle ezelden gelip ebede gitmezler. 5)-Düzen ve sistem sahibi yapılar irade-bilgi-yeterli güç-yeterli madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu oluşur aniden ve rastlantılarla ortaya çıkmazlar. 6)-Tüm düzen ve sistem sahibi yapılar tersinime açıktır. Tersinimin fiziksel ve kimyasal pek çok nedenleri vardır ama en önemlisi kontrolsüz enerji giriş, çıkışları gibi etkenlerdir. Tersinim etkisi bu yapıların korunma - savunma - bağışıklık - çevreye uyum sistem düzen ve mekanizmalara sahip olup olmadıklarına; bu mekanizmaların işlerliğine hassaslığına, genişliğine, derinliğine; zamanın uzunluğuna ya da kısalığına, tersinim etkenlerinin gücüne ve çeşidine bağlı olarak değişebilir. 7)-Düzen ve sistemler oluşturmak zor karmaşa ise kolaydır. Karmaşalar için kaba güç ve kısa süreçler yeterli olabilir. Düzen ve sistemler ne kadar kompleks ve hassas ise bozum o kadar kolay olur. 8)-Düzen ve sistemler amaçlarına uygun kanunlar, kurallar, ilkelerle şekillenip yapılanırlar; işlerlik kazanırlar varlıklarını korumaya çalışırlar. 9)-Karmaşalarda (düzensizliklerde sistemsizliklerde) kanunlar, kurallar, ilkeler bulunmaz. Kanun kural ve ilkelerin bulunması o yapının düzen ve sistem sahibi olduğunun kanıtlarıdır.
10)-Nice milyar yıllardan beri değişmeyen kanun, kural ve ilkelerle şekillenip işlerlik kazanan evrenimiz (ve tabii ki dünyamız) düzen ve sistem sahibi muazzam bir yapıdır. İrade, nitelikli bilgi, nitelikli güç, nitelikli madde ve yeterli zaman beşlemesinin ürünüdür. 11)-Maddenin korunumu kanunu evrenimizin bir başlangıcının ve sınırının olması bir Büyük Bütünün var olduğunun kanıtlarıdır.
12)-Büyük Bütün kütlesiz bir NURDUR. Kütlesiz olduğundan sonsuzdur. Evrenimiz ve diğerleri bu kütlesiz Nurun içindedir. Onunla kuşatılmış; sarılıp sarmalanmıştır. 13)-Big Bang güdümlü bilimin varoluş sorusuna tabi olduğu felsefe temellerine uygun cevap bulma amaçlı sipariş bir teoridir.
Akıl mantık ve bilim dışı pek çok çelişkileri içerdiğinden tamamen yanlıştır.
14)-Varoluş Büyük Bütünün bir zerresinin kütle ve hacim kazanması, maddeleşmesi, genişimi ile başlar. İlk madde, olabilecek en büyük atom ve moleküllere sahiptir. 15)- Elementleri oluşturan atom ve moleküller atom içi parçacıkların eksi ve artı elektrik yüklü yapıları gereği zaman içinde kademeli oluşmazlar. Başlangıçtan itibaren bir düzen içinde varolmak zorundadırlar. Elementlerin oluşumu kademeli fisyon (bölünme) şeklindedir. Sonunda en basit element olan hidrojen ortaya çıkar. 16)-Elementlerin füzyon (birleşme) sonucu oluştuğu varsayımı gözlem, deney ve mantıksal çıkarımlara dayanmadan çok, güdümlü bilimin temellerine uygun olduğu için ortaya atılmıştır. Akıl mantık ve bilim dışı pek çok çelişkiler içerir. 17)-Bir yapının canlı olarak nitelenebilmesi için en azından korunma - savunma - bağışıklık ve çevreye uyum – beslenme – üreme özelliklerini eksiksiz sahip olması gerekir. Bu nedenle en basit canlı bile düzen ve sistemlerin bütünselliğindedir. Rastlantılarla oluşamaz. 18)-Her canlı türünün uygun yer ve zamanlarda yeterli sayılarda var edilmiş bir arı ırkı vardır. 19)-Canlılarda zaman içinde gözlenen değişmeler gen havuzu dâhilinde oluşur. Bu yolla çeşitlenirler. Irklar dar alanda çeşitlenmeler sonucu oluşurlar.. 20)-Gen havuzundaki değişimler kesinlikle tersinim yönündedir. 21)-Türlerden türlere geçiş mümkün değildir. Bu tür oluşumun önünde aşılması mümkün olmayan doğal engeller vardır.
22)-Tüm canlılar ekolojik sistemin bir parçasıdır. Her canlının bu sistemde bir yeri ve görevi vardır. İnsanlarda buna dahildir. 23)-Tüm canlılar yapılarını ve yaşam avantajlarını korumaya çalışırlar. Koruyamayanlar elenir. Buna doğal elenme denir. Doğal elenme doğal seleksiyonun tam karşıtıdır.
24)-Canlıların korunma -savunma - bağışıklık ve çevreye uyum düzen sistem ve mekanizmaları ZARARLILARDAN korunma mantığıyla kurgulanmıştır. Canlılar faydalıları seçmezler. Bu nedenle faydalıları seçip üstünlük sağlayanlar diğerlerini eler mantığındaki doğal seleksiyon yanlıştır. 25)-Canlılarda üreme doğal YENİLENME şeklidir. Canlılar bu yolla varlıklarını (yapılarını) uzun süreçlerde koruyup- nesillerini sürdürebilirler. 26)-Irklar daralan (allopatrik) çeşitlenme ve seksüel seçilim sonucu meydana gelmiştir. 27)-Doğal olan en güzeldir. Doğallığı korumak zorundayız. Bilim, tersinim sonucu bozulan doğallığı düzeltme yönünde çabalamayı, geri kazanmayı ana gaye edinmelidir. İnsanoğlu bu konuda birinci derecede sorumlu ve görevlidir. 28)-İnsanlar doğanın efendisi olma kadar bir parçası ve baş sorumlusudur. 29)-İnsanlık dünyanın kaynaklarını har vurup harman savuran, doğallığı zehirleyip bozan, modern kölelik düzeni oluşturan tüketim ekonomisinden süratle kurtulmalı; zaman, akıl ve enerjisini doğal görevine yönlendirmelidir.
30)-Dünyanın askere ve silaha ihtiyacı yoktur. Bu ve tüketim ekonomisi yönünde harcanan güç, para ve zamanı dünyamızı daha doğal, daha verimli, daha güzel bir hale getirmek için kullanmalıyız. 31)-Tersinimde doğal aile birinci plandadır. Doğal aileler anaerkildir. Anne ailenin tartışılmaz reisidir. Baba dahil diğer aile bireyleri anneye yardımla görevlidirler.
32)-Anne ve çocuklar kesin olarak toplumun dolaysıyla devlet himayesinde, desteğinde, her türlü koruması altında olmalıdır. Anneleri çocuklarından ayırmama dikkat edilmeli; kadınlarımız, kızlarımız bu doğal görevlerine uygun eğitilmeli, annelik birinci görevleri olmalıdır. 33-Bu günkü adalet mekanizması güdümlü bilim ve mantığın etkisi altında olup tam bir keşmekeş içindedir. Sosyal düzen ateizm felsefesinin temellerine endekslenmiştir. Süratle tarafsız bilime dönülmelidir.
Ciltler dolusu kanunlarımız olmasına rağmen suçluluk önlenemektedir. Kanunlar herkesin anlayıp uygulayabileceği şekilde basitleştirilmelidir. 34)-Suç=ceza- iyilik=mükafat sistemi uygulanmalı ve taviz verilmemelidir. 35)-Suçlular hapislere atılma yerine teşhir ve sürgün cezası uygulanmalıdır. Bu konuda pek çok öneri yapılabilir. Konuyu sosyal tersinimde ayrıntılı ele alacağız. Görüleceği gibi tersinim bilimsel bir devrimi müjdeler. Tersinim ve Hüdai Çakmak imzalı tüm yazılarımız alın teri ve göz nuru mahsulleri olup kaynak gösterme kaydıyla alıntı yapmaya açıktır. Tersinim yazılarını yabancı dillere çevirip yayarak bu büyük kültürel değişime katkıda bulununuz ve katkılarınızı tercüme yazı ile birlikte [email protected] adresimize bildiriniz.
EMBRİYODAN İNSANA
Aşağıdaki yazı dizimizde her biri basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusu olan canlıların üreme sistemlerini konu alacağız. Konumuz özellikle insan üreme mekanizmaları odaklıdır. Bunun nedeni ise bu konunun diğer üreme sistemleri konularına göre bizlere daha çok ilgilendirmesi, çok daha ilgi çekici olmasıdır.
Konu öylesine, hassas, ince ve ayrıntılıdır ki gerçek bir yaratılış mucizesi olan bu muazzam ve o derece de esrarengiz olaylar dizisinin sırlarını yeterince keşfedebilmiş değiliz. Bu nedenle vereceğimiz bilgiler çok basit ve yüzeysel kalacaktır.
Yazı dizilerimizin gerçek amacı varoluş denen muazzam olgunun rastlantılarla oluşup oluşamayacağını araştırmak ve gerçeği bulmak olduğundan yazılarımızı bu yönden yorumlamak ve değerlendirmek gerekir. = = = =
Canlılarda Üreme Sistemleri: Dünya üzerinde yüz binlerce türe, en az bir o kadarda farklı çeşide ait milyarlarca canlı vardır. Her canlı gibi bunlara da belirli bir ömür biçilmiştir. Uzun ya da kısa bir yaşamdan sonra ölüp gideceklerdir.
Bu tersinimin kaçınılmaz bir sonucudur. Eğer üreme sistemi olmasaydı bu canlıların tümü belirli bir süre içinde yok olup gideceklerdi.
Canlılarda üreme devamlı bir YENİLENME şeklidir. Ve canlılığın olmazsa olmaz özelliklerinden biridir.
Bu nedenle canlılardaki üreme sistemleri yaşam devamlılığının gerçek nedenidir. Üreme sistemleri olmasaydı dünyamızda canlılıktan söz edilemezdi. Üreme sistemleri diğer yaşamsal sistemler ile birlikte ilk anlardan itibaren mükemmel (eksiksiz, tam, işlerlik sahibi ve acil) olmak zorundadır. Yarım, eksik, işlerliği tam olmayan, uzun süreçlere yayılmış oluşumlar yararsızdır. Bu nedenle kademeli evrim en azından üreme konusunda geçersiz olur.
Canlılardaki üreme sistemleri; bu sistemin başlangıcı olan üreme ihtiyacını hissedişin dürtüsü, yavrunun oluşumu, yeni oluşan yavrunun korunma ve beslenme mekanizmaları ile birlikte kesin olarak basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğindedir.
Bunlardan bir tanesinin eksikliği ya da yokluğu en azından o canlı türünün yok olması demektir.
Bu bütünsellik uzun sayılabilecek bir süreci de kapsar.
Bu sürecin başı, ortası ve sonu, sonucu hayati öneme sahip olan bütünselliği bozmaması için çok hassas, ince ve detaylı planlamalar gerektirir. Aksi halde basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğinde olan bu hayati oluşumda meydana gelecek her hangi bir aksaklık üremeyi durduracak, dolaysıyla o canlı türünün yok olmasına neden olacaktır.
Bu oluşum öylesine hayati bir önem taşır ki hiç bir şekilde şansa, rastlantılara yer verilemez.
Bu olayı son derece karmaşık kimyasal yapılardan oluşmuş hormonların canlılar üzerindeki etkileri olarak yorumlayıp basite indirgemeye çalışmak; bir iradeye sahip olmayan, sadece karmaşık kimyasal maddelerden oluşmuş bu hormonların; uzun sayılabilecek bir süreci de kapsayan kompleks sistemlerin bütünselliğini nasıl oluşturduğu sorusunu gündeme getirir ki, bu sorunun basite indirgenmiş hiç bir yanıtı yoktur.
Canlılar çok sayı ve çeşitte basite indirgenemez yöntemlerle ürerler. Her canlı türün kendine özel bir üreme sistemi vardır.
Bu sistem sadece yavrunun ortaya çıkması üzerine kurulmamıştır. Yavru ortaya çıktıktan sonraki gelişim sürecini de kapsar.
Örneğin penguenler sıcaklığın eksi kırk derecelere kadar düştüğü kutuplarda yaşarlar. Bu ortama uyum sağlamaları için vücutları kalın bir yağ tabakasıyla kaplanmıştır.
Besinleri çok hızlı bir şekilde kullanıma hazır hale getiren bir sindirim sistemine de sahiptirler.
Canlılar dünyasında hayli ilginç üreme mekanizmaları vardır ve hemen, hemen tüm canlılar yavrularının üzerlerinde titrerler, onlara kol kanat germeye çalışırlar ve inanılmaz fedakârlıklarda bulunurlar.
Canlıların bu çok yönlü kompleks davranışlarını basite indirgeyip bazı kimyasal maddelerin canlılar üzerlerindeki etkisidir deyip geçiştirivermek bu harikulade olayı gerektiği gibi anlamamak ve değer vermemekle eşleştir.
Bu bölümde sadece canlılardaki üreme sisteminin yaşam için ne kadar hayati olduğunu belirtmekle yetineceğiz.
Canlılardaki üreme sistemleri konusundaki ayrıntılı bilgileri canlılarla ilgili bölümlerde ayrı ayrı bulabilirsiniz.
= = =
Bir olgunun canlılık olarak tanımlanabilmesi için beslenme – üreme -korunma, savunma, çevreye uyum niteliklere eksiksiz sahip olması gerekir.
Bu niteliklerden herhangi birine eksiksiz sahip olmayan olgular canlı olarak nitelenemez. Her niteliğin ayrı ayrı basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğinde olması tüm varoluş gibi canlılığı da rastlantıların eseri olarak tanımlayıp, yorumlayan evrim teorisinin içinden çıkamadığı dev sorunlardan sadece biridir.
Canlıların üreme sistemleri en ilkel kabul edilenden, en gelişkini zannedilen insana kadar ilginç, şaşırtıcı ve gerçek birer varoluş mucizeleridir. Bu bölümde örnek olarak insanların üreme sistemleri konusunda bazı bilgiler vereceğiz.
Önce şunu belirtelim ki vereceğimiz bilgiler insanların üreme sistemlerinin ayrıntılı, hassas ve kompleks bütünselliğinin yanında son derece yüzeysel kalmakta, gelişen teknoloji ve bilim her gün milyonlarca defa gözlerimizin önünde gerçekleşen bu var oluş mucizesinin sırlarını azar, azar da olsa ortaya koymakta, bizleri defalarca şaşırtıp, hayran bırakmaktadır.
Her zamanki gibi amacımız varoluş konusunda gerçekleri arayıp bulmaktır. Sayın okuyucularımızın ilk amaçları objektif ve bilimsel olması yolunda son derece titizlik gösterdiğimiz bu konuda da tüm mekanizmalarıyla önce evrimi ardından tersinimi sorgulamak olmalıdır.
CANLILARDA ÜREME SİSTEMLERİ
Dünya üzerinde yüz binlerce türe, en az bir o kadarda farklı çeşide ait milyarlarca canlı vardır. Her canlı gibi bunlara da belirli bir ömür biçilmiştir. Uzun ya da kısa bir yaşamdan sonra ölüp gideceklerdir.
Bu tersinimin kaçınılmaz bir sonucudur. Eğer üreme sistemi olmasaydı bu canlıların tümü belirli bir süre içinde yok olup gideceklerdi.
Bu nedenle canlılardaki üreme sistemleri yaşam devamlılığının gerçek nedenidir. Üreme sistemleri olmasaydı dünyamızda canlılıktan söz edilemezdi.
Tersinime göre üreme canlıların yenilenmesi, bu yolla tersinim etkisinden korunup varlıklarını sürdürme sürecidir.
Üreyemeyen canlılar yok olmaya mahkumdur.
Bu nedenle üreme sistemleri diğer yaşamsal sistemler ile birlikte ilk anlardan itibaren mükemmel (eksiksiz, tam, işlerlik sahibi ve acil) olmak zorundadır.
Yarım, eksik, işlerliği tam olmayan, uzun süreçlere yayılmış oluşumlar yararsızdır. Bu nedenle kademeli evrim geçersiz olur.
Canlılardaki üreme sistemleri; bu sistemin başlangıcı olan üreme ihtiyacını hissedişin dürtüsü, yavrunun oluşumu, yeni oluşan yavrunun korunma ve beslenme mekanizmaları ile birlikte kesin olarak basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğindedir. Bunlardan bir tanesinin eksikliği ya da yokluğu en azından o canlı türünün yok olması demektir. Bu bütünsellik uzun sayılabilecek bir süreci de kapsar.
Bu sürecin başı, ortası ve sonu, sonucu hayati öneme sahip olan bütünselliği bozmaması için çok hassas, ince ve detaylı planlamalar gerektirir. Aksi halde basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğinde olan bu hayati oluşumda meydana gelecek her hangi bir aksaklık üremeyi durduracak, dolaysıyla o canlı türünün yok olmasına neden olacaktır. Bu oluşum öylesine hayati bir önem taşır ki hiç bir şekilde şansa, rastlantılara yer verilemez.
Bu olayı son derece karmaşık kimyasal yapılardan oluşmuş hormonların canlılar üzerindeki etkileri olarak yorumlayıp basite indirgemeye çalışmak; bir iradeye sahip olmayan, sadece karmaşık kimyasal maddelerden oluşmuş bu hormonların; uzun sayılabilecek bir süreci de kapsayan kompleks sistemlerin bütünselliğini nasıl oluşturduğu sorusunu gündeme getirir ki, bu sorunun basite indirgenmiş hiç bir yanıtı yoktur. Canlılar çok sayı ve çeşitte basite indirgenemez yöntemlerle ürerler. Her canlı türün kendine özel bir üreme sistemi vardır.
Bu sistem sadece yavrunun ortaya çıkması üzerine kurulmamıştır. Yavru ortaya çıktıktan sonraki gelişim sürecini de kapsar.
Örneğin penguenler sıcaklığın eksi kırk derecelere kadar düştüğü kutuplarda yaşarlar. Bu ortama uyum sağlamaları için vücutları kalın bir yağ tabakasıyla kaplanmıştır. Besinleri çok hızlı bir şekilde kullanıma hazır hale getiren bir sindirim sistemine de sahiptirler.
Canlılar dünyasında hayli ilginç üreme mekanizmaları vardır ve hemen, hemen tüm canlılar yavrularının üzerlerinde titrerler, onlara kol kanat germeye çalışırlar ve inanılmaz fedakârlıklarda bulunurlar. Canlıların bu çok yönlü kompleks davranışlarını basite indirgeyip bazı kimyasal maddelerin canlılar üzerlerindeki etkisidir deyip geçiştirivermek bu harikulade olayı gerektiği gibi anlamamak ve değer vermemekle eşteştir.
Bu bölümde sadece canlılardaki üreme sisteminin yaşam için ne kadar hayati olduğunu belirtmekle yetineceğiz.
Canlılardaki üreme sistemleri konusundaki ayrıntılı bilgileri canlılarla ilgili bölümlerde ayrı ayrı bulabilirsiniz.
= = = =
Bir olgunun canlılık olarak tanımlanabilmesi için beslenme – üreme -korunma, savunma, çevreye uyum niteliklere eksiksiz sahip olması gerekir.
Bu niteliklerden herhangi birine eksiksiz sahip olmayan olgular canlı olarak nitelenemez. Her niteliğin ayrı ayrı basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğinde olması tüm varoluş gibi canlılığı da rastlantıların eseri olarak tanımlayıp, yorumlayan evrim teorisinin içinden çıkamadığı dev sorunlardan sadece biridir.
Canlıların üreme sistemleri en ilkel kabul edilenden, en gelişkini zannedilen insana kadar ilginç, şaşırtıcı ve gerçek birer varoluş mucizeleridir.
Bu bölümde örnek olarak insanların üreme sistemleri konusunda bazı bilgiler vereceğiz.
Önce şunu belirtelim ki vereceğimiz bilgiler insanların üreme sistemlerinin ayrıntılı, hassas ve kompleks bütünselliğinin yanında son derece yüzeysel kalmakta, gelişen teknoloji ve bilim her gün milyonlarca defa gözlerimizin önünde gerçekleşen bu var oluş mucizesinin sırlarını azar, azar da olsa ortaya koymakta, bizleri defalarca şaşırtıp, hayran bırakmaktadır.
Her zamanki gibi amacımız varoluş konusunda gerçekleri arayıp bulmaktır.
Sayın okuyucularımızın ilk amaçları objektif ve bilimsel olması yolunda son derece titizlik gösterdiğimiz bu konuda da tüm mekanizmalarıyla önce evrimi ardından tersinimi sorgulamak olmalıdır.
* * * *
Üreme, çoğalma olarak da bilinir, bir canlının neslini devam ettirmesi olayı olarak tanımlanır. Büyüme ve gelişmesini tamamlayan her canlı çoğalma yeteneğine sahip olur. Çoğalma yeteneğine sahip canlılar kendilerine benzer bireyler oluştururlar ve bu sayede nesillerini devam ettirmiş olurlar.
Biyolojinin temel ilkelerinden biri "tüm canlılar kendinden önce bulunan canlılardan meydana gelir sözüdür. Gerçekten de yaşamın temel yapısı bireylerin çoğalmasıyla gelecek döllerin oluşturulması ve genetik bilginin aktarılmasından geçer.
Canlılarda eşeyli ve eşeysiz çoğalma olmak üzere iki çeşit çoğalma vardır.
Bu iki üreme şekli arasındaki evrim mekanizmalarıyla doldurulması mümkün olmayan derin, geniş ve büyük farklılıklar evrim teorisinin dinmez baş ağrılarından birisidir.
Eşeysiz üremeden eşeyli üremeden geçiş, tek hücreli canlılıktan çok hücreli canlılığa geçiş gibi; evrim teorisinin akla, mantığa ve bilimsel verilere uygun bir cevap vermesinin gerekli olduğu hayati ve temel sorulardan biridir.
Bu sorulardan herhangi birinin cevaplanamaması evrim teorisinin tüm öngörülerini temelsiz bırakır.
= = =
Üremenin birimi ve taşıyıcısı hücre, türlere özgünlüğün aktarılmasını sağlayan ise kalıtım materyalidir. Özellikle arılarda partenogenez diye adlandırılan üreme biçimi iki tip arı tarafından gerçekleştirilir.
Kraliçe arı(2n) ve erkek arı(n) bölünmeye uğrayarak yumurta ve spermlerini birleştirir.
Bunlardan birkaç yumurta erkek arıyı, birkaç yumurta kraliçe arıyı (bunlar arı sütü ile beslenir), diğerler yumurtalar ise işçi arıları (kısırdır. Bunlarda arı ekmeği ile beslenir.) meydana getirir.
Beslenme bir arının işçi mi, kraliçe mi olacağının tek seçici nedeni gibi görünürse de gerçekte çok büyük, ayrıntılı ve ince bir planlamanın sonucu olduğu kesindir.
Sonraları bir fizikçi olan Francesco Redi'nin ünlü kavanoz çalışması, açık kaptaki ette sinek kurtçuklarının oluşumu ve eti steril ettikten sonra kapalı ortamda ette hiçbir canlının kendiliğinden oluşmadığının gözlemlenmesiyle, burada gerçekleşenin abiyogenez olmadığı ortaya çıktı.
Bir hücreli canlılarda çoğalma, vejetatif bölünmeyle birleşmiş ve bu sebeple normal vejetatif bölünme aynı zamanda yeni döller meydana getirilmesini de sağlamaktadır.
Çok hücrelilerde ise; çoğalma, germinatif hücreler denen özelleşmiş dokuya indirgenmiştir.
Somatik/vejetatif hücreler canlıda yapının oluşmasını, gelişmesini sağlayan ve bireyle birlikte ölen hücrelerdir.
Eskiden, insanlar canlı varlıkların cansız maddelerden; örneğin, sineklerin çamurdan ya da etten, kurbağaların çamurdan oluştuğu inanırlardı.
Mikroskobun bulunuşu ve mikroorganizmaların saptanması sonucu canlıların kökeni ile ilgili Abiyogenez (kendiliğinden oluş, Spontan Generasyon) ile Biyogenez (Kendinden önceki bir canlıdan oluş) şeklinde iki görüş ortaya çıkmıştır.
EŞEYSİZ ÜREME
Bir canlıdan ayrılan hücre veya hücre grubundan yeni bireylerin oluşturulmasına eşeysiz üreme denir.
Eşeysiz üremede döllenme olayı olmadığından eşeysiz üreyen canlı oluştuğu canlıya kalıtsal olarak tıpa tıp benzer. Çünkü eşeysiz üreme mitoz bölünme ile gerçekleşir. Ancak mitoz bölünmede olabilecek bir ayrılmama ve mutasyon çeşitlilik sebebidir.
Eşeysiz üremeye canlıların büyüme bölgelerinden ayrılan hücre veya hücre grupları neden olduğu için aynı zamanda vejatatif üreme de denmektedir.
Eşeysiz üreme; tek hücrelilerde bölünerek çoğalma, rejenerasyonla çoğalma, tomurcuklanarak çoğalma, çelikle çoğalma, sporla çoğalma şeklinde olabilir.
Tek hücrelilerde bölünerek çoğalma: Tek hücreliler bölünerek ürerler. Hücre hacim olarak belirli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra bölünerek yeni hücreler oluşturur. Yeni hücreler genotip bakımından ana hücrenin aynısıdır.
Paramesyum, amip, öglena ve bakterilerin üremeleri buna örnek olarak gösterilebilir. Bakteri enine öglena ise boyuna bölünerek ürerler.
Rejenerasyonla (yenilenme) çoğalma: Rejenerasyona (yenilenme) ile çoğalma omurgasızlara özgü bir çoğalma şeklidir.
Bakteri (Solda) Öglena (Sağda)
Rejenerasyon, kelime anlamıyla yenileme demektir. Canlılardan herhangi bir nedenle ayrılan parçalardan yeni canlılar oluşabilir. Dolayısıyla rejenerasyon bu canlılar için üreme kabul edilir.
Omurgalılardaki rejenerasyona bir yaranın iyileşmesi veya kertenkelenin kopan kuyruğunun yenilenmesi örnek olarak verilir. Çünkü kopan deriden yeni bir organizma, kopan kuyruktan da yeni bir kertenkele oluşmamaktadır
Omurgasızlarda mezoderm ve mezoglea tabakası bulunur. Bu tabaka içerisinde embriyonik hücreler vardır. Bu tabakayı taşıyan canlılardan ayrılan bir parça eksik kısımları tamamlayabilmektedir. Örneğin; denizyıldızından kopan bir kol ana gövdedeki hücreler tarafından tamamlandığı gibi ayrılan kolun içerisindeki hücrelerde koldan yeni bir gövde oluştururlar.
Bu durum yassı solucanlarda da (Planarya) görülür.
Rejenerasyon normalde bir çoğalma tipi değildir. Tahrip sonucu canlıdan ayrılan parçadan yeni birey oluşturulur.
Tomurcuklanarak Çoğalma: Bazı canlılarda tomurcuk benzeri çıkıntılar gelişir. Bu kısımlar ayrılarak yeni canlıyı oluşturur.
Örneğin; Hidra da bira mayasında ve süngerlerde eşeysiz üremenin bu karakteristik özelliği görülür.
Hidra (Solda) Bira mayası (Sağda)
Vejatatif çoğalma: Bazı bitkilerden koparılan bir dal parçası, toprağa dikildiğinde yeni bitki oluşturabilir. Buna çeliklenme ile çoğalma denir. Ayrılan dal parçasının meristem tabakası yeniden kök oluşturduğundan bu parça ayrı bir fert olarak yaşayabilir. Özellikle tarımda verimliliği arttırmak, az zamanda daha çok ve daha kaliteli bitkiler yetiştirmek için kullanılan üretim metodudur. Sonuç olarak yeni bir bitki meydana gelir.
Örneğin; kavak, çınar, meyve ağaçları, asma.... gibi bitkiler çelikleme ile üretilir. Özellikle melez olan ve eşeyli üremeyen bitkiler bu şekilde üretilir. Örneğin; Çekirdeksiz üzüm, Washington portakalı, satsuma mandalini gibi.
Vejatatif üreme: Soğanların rizomla (küçük kök) üremesi, çileklerin sürünücü gövde ile çoğalması ciğer otunun yapraklarından yeni ciğer otlarının oluşmasını örnek olarak gösterebiliriz. Vejetatif üreme üçe ayrılır:
1)- Çelikle üreme: Gül, söğüt, kavak, asma gibi bazı ağaçların kesilen dallarının toprağa dikilmesiyle aynı cinsten ağaç oluşturması şeklindedir..
2)-Yumru ve soğanla üreme: Patates, yer elması, sarımsak gibi depo organları olan yumru ve soğanlar nemli ortamlarda çimlenerek yeni bitkileri oluşturur.
3)- Sürünücü gövde ile üreme: çiçekler toprak üzerinde sürünücü gövde ile zambak ve ayrık otlarında yeraltı gövdesiyle, böğürtlenlerde dal ve gövde uçlarının köklenmesiyle vejetatif üreme olur. Çilekte sürünücü gövde ile üreme yapar.
Sporla çoğalma: Su yosunlarından ulotrix, küf mantarları gibi bazı canlılar spor adı verilen üreme hücresinden yeni bireyler oluşturulur. Buna sporogoni veya sporla üreme denir. Mantarlarda sporla üreme karakteristiktir.
Sporla çoğalan Örneklenen canlılardan bazıları eşeysiz üremeyle beraber eşeyli olarak da ürerler. Örneğin; mantarlar ve paramesyum konjugasyonla eşeyli ürediği gibi hydra ve denizyıldızı, eşeyli üremenin en önemli yapısı olan eşey bezlerini de bulundurur. Bunlara bir örnekte mikroskobik canlılardır.
EŞEYSİZ ÜREMEDEN EŞEYLİ ÜREMEYE
GEÇİŞ MÜMKÜN MÜ?
Tek hücreli canlılar (genelde) eşeysiz, çok hücreli canlılarda (genelde) eşeyli ürerler. Eşeyli üremek için karşıt cinslerde (erkek ve dişi) aynı türün aynı cinsinden cinsiyet yönünden ayrı yapılarda iki canlıya ihtiyaç vardır. Aynı türden oldukları halde yapı olarak büyük farklılıklar gösteren bu iki canlı (erkek ve dişi) üreme fonksiyonlarında birbirlerini tamamlarlar. Bu nedenle her iki cinste mükemmel (eksiksiz ve işler) olmak zorundadırlar. Aksi halde üreme gerçekleşmez.
Eşeyli üreme bitkilerden böceklere, balıklardan en gelişkin canlı zannedilen insanlara kadar milyonlarca tür ve cins canlılarda kendilerine özel şekillerde (bu şekiller mükemmel ve genelde şaşırtıcıdır.) uygulanmaktadır. Eşeyli üreme genelde yumurtlayarak ya da doğurarak olmak üzere iki şekilde gerçekleşir. Her şeklin kendine özgü özellikleri vardır.
Eşeyli üremede aynı tür ve cinste fakat ayrı yapılarda iki canlıya ihtiyaç duyulması (birbirlerine tamamlayan bu iki yapının ayrı ayrı canlılarda oluşması evrim mekanizmalarıyla mümkün olmadığından) evrim teorisinin en büyük handikaplarından biridir.
Üremede DNA’nın (üreme bilgilerinin olduğu makro molekül) büyük rolü bu çıkmazlık sorununu daha da derinleştirip, büyütmüştür.
Evrim teorisi savunucuları eşeysiz üremeden eşeyli üremeye geçişi DNA’lardaki üreme bilgilerinin bulunduğu genlerin makro mutasyonlar sonucu (örneğin yıldırım çarpması ya da çok güçlü radyasyonlarla) tam ortadan bölündüğünü; bir parçasından erkek diğer parçasından dişi canlıların meydana geldiği gibi (akıl, mantık ve bilim dışı) varsayımlarla cevaplamaya, bu büyük çıkmazlık sorununu aşmaya çalışırlar. Görünüşe göre de başka cevapları yoktur.
Cevaplamaya, aşmaya çalışırlar ama kanıtlara dayanmayan bu tür hayal ürünü varsayımların bilimsel bir değerinin olmadığı, olamayacağı açıktır. Bir bakıma evrim teorisi eşeyli üreme konusunda tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan çıktı? (Bu soru tüm eşeyli üreyen tüm canlılar için geçerlidir) ikileminin içine düşmüştür ve bir cevapta verememektedir. Vermesi de mümkün değildir.
Hâlbuki bu sorunun cevabı evrim teorisinin olabilirliği konusunda hayati bir önem taşır. Cevap verilememesi (tıpkı ilk canlı hücresinin nasıl meydana geldiğinin cevap verilememesi gibi) evrim teorisini temellerinden sarsar.
EMBRİYODAN İNSAN
Cenab-ı Hak insanı ahsen-i takvim üzerine yaratmıştır. Bu mucizeyi inkâr etmek aklı, mantığı ve bilimi inkâr etmekle eşdeğerdir. Embriyodan insana inkârı mümkün olmayan bir varoluş mucizesidir.
= = =
Bilindiği gibi evrim teorisi Charles Darwin’in Türlerin Kökeni ve insanın Türeyişi kitaplarıyla ortaya atılmıştır.
Charles Darwin Türlerin Kökeni kitabında evrimin nasıl oluştuğu konusunda uzun uzun açıklamalarda bulunur, Haeckel’in embriyon çizimlerini de teorisinin bir kanıtı gibi gösterir.
Kitabımızın bu bölümünde anne karnındaki ancak harika olarak yorumlayabileceğimiz mucize olayı dilimiz döndüğünce, kalemimiz yazdığınca anlatmaya çalışacağız.
Önce şunu belirtelim ki bu mucize olay anlatmaya çalıştığımızdan çok daha ayrıntılıdır. Keşfedilmemiş nice mucizevî sırlarla doludur.
İnsan bedeni, varoluşun en kompleks oluşumlarından biridir.
Hayatımız boyunca bu bedenle görür, işitir, nefes alır, yürür, koşar ve zevk alırız.
Bedenimiz kemikleri, kasları, damarları, iç organları ile mükemmel bir düzen ve tasarıma sahiptir.
= = =
Bu tasarımın ayrıntılarına inildiğinde ise daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşılır. Vücudumuzdaki her şey milimetrenin binde biri büyüklüğündeki hücrelerden oluşur.
Bu hücrelerin kimi bir araya gelerek kemikleri, kimileri sinirleri, kimileri karaciğeri, kimileri midemizin içyapısını, kimileri derimizi, kimileri ise gözlerimizi, kalbimizi, beynimizi.... oluşturur.
Hücreler vücudun hangi parçasını oluşturuyorlarsa bu bölgede ihtiyaç duyulan boyuta ve şekle sahip olurlar.
Bedeninizi oluşturan yaklaşık 200 trilyon hücrenin tamamı, tek bir hücreden çoğalarak meydana gelmişlerdir.
Şu an sahip olduğunuz hücrelerle aynı yapıya sahip olan bu tek hücre de, annenizin yumurta hücresi ile babanızın sperm hücresinin birleşimiyle ortaya çıkmıştır.
İki yüz trilyon hücreden oluşmuş insan bedeninin tüm planları eksiksiz bu tek hücrede ve eylem içindedir.
İnsan diğer yaratıklar gibi gerçek bir varoluş mucizesidir.
= = =
Basite indirgenemez kompleks yapıların bütünsel kurgusu olan insan bedenini oluşturan genelde 60-70 kiloluk et ve kemik kütlesinin özü başlangıçta karşıt cins iki insandan gelen tek bir hücrede toplanmıştır.
İnsanın iki ayrı bedende, birbirinden bağımsız olarak üretilen özlerden meydana gelişi ile yeryüzündeki en büyük mucizelerden biri gerçekleşmektedir. İnsanın varoluş mucizesinin gerçekleşebilmesi için insan vücudunda gereken hazırlıklar yıllar öncesinden başlar.
Bunun için öncelikle hem erkek hem de kadın üreme hücrelerinin olgunlaşıp faal hale gelmesi gerekmektedir.
Diğer ifade ile başlangıçtaki tek hücre o andakiler ile yıllar sonraki eylemlerin bilgisine ve oluşum gücüne sahiptir.
Bu devinim her insanda olgunlaşma çağı olarak adlandırılan bir süreç ile birlikte devreye girer. Bu devreye girişin en önemli unsurları beynin kontrolündeki hormonal sistemlerdir.
İnsan vücudundaki bütün ihtiyaç ve gelişimler beynin kontrol edebileceği bir sistem ile yaratılmıştır. Bir bakıma beyin vücudun komuta sistemidir. Organlardan gelen değişim ve gelişim mesajlarını değerlendiren beyin en uygun emirleri gerekli olan yerlere olabilecek en kısa zamanda iletir. Bunu yaparken de basite indirgenemez bir yapıda olan sinirleri ve hormonsal sistemi haberleşme aracı olarak kullanır.
Vücudun istemli ya da istemsiz tepkileri bu haberleşme sonucudur ve tamamen beynin kontrolündedir.
Hormonsal sistemin faaliyete geçişi genel olarak insan henüz anne karnındayken başlar ve o insanın ölüm anına kadar devam eder.
Üreme bezleri de hormonların etkisi sonucunda harekete geçen organlardır. Ancak vücudun diğer parçalarından farklı olarak üreme bezleriyle ilgili hormonların salgılanması buluğ döneminde (insan vücudunun en gelişkin olma döneminin başlangıcında) başlar.
Bunun nedeni her canlı gibi insanlarında genlerini eksiksiz ve mükemmel olarak diğer nesillere aktarma gerekliliğindendir. Eksiksizlik ve mükemmellik ise canlıların en gelişkin oldukları dönemlerdedir.
Hormonsal sistemin eylem ve kontrol aygıtı olarak kabul edilen beyindeki hipotalamus buluğ çağına gelindiğinde kendisine bağlı olarak çalışan bezlerden biri olan hipofiz bezine üreme organlarını faaliyete geçirecek emirler göndermeye başlar.
= = = =
= = = =
Hipotalamus Bezi ve Görevleri: Hipotalamus, beyinde talamusun altında bulunan ve üçüncü ventrikülün tabanını oluşturan önbeyin bölgesidir.
Küçük nukleuslardan oluşur ve en önemli görevlerinden birisi hipofiz bezi aracılığı ile beyin ve endokrin sistem arasındaki bağlantıyı sağlamaktır.
Tüm omurgalılarda bulunur. İnsanda, kabaca bir badem şeklindedir. Memelilerde beyin merkezleri arasında ilinti sağlar.
Vücut sıcaklığı mekanizmasını, sempatik sinir sistemini ve hipofizin çalışmasını denetler.
Susama, acıkma hislerinin merkezi olup vücut ısısını ve kan basıncını ayarlar. Ayrıca ürettiği RF maddesi ile hipofizi uyarır.
İç denge hipotalamus ile korunur. Karbonhidrat-yağ-protein metabolizmasını dengeler.
Hipofiz, alt uç kısmında küçük bir yuvarlak durumundadır. Hipofiz arka lobunun salgıladığı antidiüretik hormon ile oksitosin denen madde hipotalamusta yapılıp hipofize aktarılmaktadır.
Duyguların fiziksel temeli de hipotalamus tarafından oluşturulmaktadır.
= = =
Hipotalamus denen bu organımız insan bedenindeki gelişmelerden, örneğin kişinin kaç yaşına geldiğinden, üreme sisteminin harekete geçmesi için gereken fiziksel gelişimi tamamlayıp tamamlamadığından haberdardır ve bilinçli bir bilgi ile hareket etmektedir.
Bu minik et parçası bu bilgilerde eksiklik varsa bunu bilecek ve harekete geçmeyecektir.
Bu bilinçli bilgi son derece karmaşık basite indirgenemez sistemlerin bütünsel kurgusunun sonucudur. Bu bütünsel kurgudaki en küçük bir aksaklık bu bilgiyi ve bilinci yok eder.
Başka bir deyişle basit bir et parçası gibi görünen hipotalamus tarih hesabı yapmakta ve insanın yetişkinliğe geçiş zamanının geldiğini tespit ederek vücuttaki diğer salgı bezlerine gereken emirleri vermektedir.
En uygun zamanda üreme organlarına gitmesi gereken mesajları son derece karmaşık fakat özel kimyasal yapılardaki hormonlarla göndermekte ve insanların soylarını devam ettirebilmesi için gereken gelişmenin başlamasını sağlamaktadır.
Bir kaç santimetrekare büyüklüğünde, görünüşte basit bir et parçası gibi görünen bu minik kütlenin zaman içinde insan vücudunda oluşan değişim ve gelişimlerden haberdar olması; bu değişim ve gelişimlere göre ve bir amaca yönelik faaliyetlerde bulunması şüphesiz ki şuurlu bilginin sonucudur.
= = = =
Hipotalamus, Gn-RH kısaltması ile de belirtilen Gonadotropin adlı bir hormonu kan yoluyla hipofiz bezine göndererek kadın ve erkekte buluğ çağının başlama vaktinin geldiğini bildirir.
Bu ara hormonların rastlantısal olamayacak kadar karmaşık kimyasal yapılarda olduğunu belirtelim.
Hipotalamusun verdiği emirler doğrultusunda hareket etmeye başlayan hipofiz bezi de öncelikle üreme organlarını aktif hale getirecek hormonlar üretip göndermeye başlar.
Bunlar LH luteinleştirici ve FSH folikül uyarıcı adlı hormonlardır. Bu hormonların her ikisi de hem erkeklerde hem kadınlarda salgılanır, kimyasal içerikleri aynıdır ama etkileri cinsiyetlere göre birbirinden farklıdır.
Hem kadınlarda hem de erkeklerde aynı hormonlar salgılanmasına rağmen, bunların etkilerinin birbirinden tamamen farklı olması son derece şaşırtıcıdır.
FSH adlı hormon kadınlarda yumurtanın meydana gelmesini sağlayan hormondur.
= = =
Gonadotropin Hormonunun Kimyasal Yapısı
= = =
Erkeklerde ise aynı hormon sperm oluşumunu sağlamaktadır.
LH hormonu ise kadınlarda yumurtanın serbest hale gelmesini ve progesteron adlı başka bir hormonun salgılanmasını sağlar. Progesteron ise rahmin bebek için hazırlanmasında kullanılır.
Aynı hormon erkeklerde tamamen farklı bir görev üstlenmekte ve testesteron hormonunun salgılanması için hücreleri uyarmaktadır.
Testesteron ise sakal, bıyık, sesin kalınlaşması gibi erkeksi özelliklerin ortaya çıkmasını ve sperm oluşumunu sağlar.
Aynı hormon kadın vücudunda da aynı formülle salgılanmakta, ancak şaşırtıcı bir şekilde kadınlarda erkeklerde yaptığının tam tersi etkilere yol açmaktadır.
Son derece karmaşık olsa da sonuçta bir kimyasal bileşik olan bu hormonun içinde oluştuğu vücudun cinsiyetini bilmesi ve ona göre davranması son derece ilgi çekicidir.
= = = =
Progesteron Hormonu ve yapısı
= = =
Babadan gelen spermle anneden gelen yumurtanın birleşmesi ile meydana gelen bu tek hücreden oluşacak bu yeni canlının bütün fiziksel ve ruhsal özellikleri bu hücredeki DNA molekülünde saklıdır.
= = =
Testesteron Hormonu (Tüm hormonların farklı yapılarda olduğunu dikkat ediniz.)
Bütün bunların rastlantıların eseri olduğunu iddia eden evrimcilerimiz "ne yani! bütün bunları Allah mı yarattı" diyerek konuyu yozlaştırıp saptırmaya çalışırlar.
Bilimsel kanıtlarla desteklenmediği, akıl mantık çıkarımlarına uymadığı sürece Allah yoktur bu nedenle her şey rastlantıların eseridir demekle Allah vardır, bu nedenle her şey Onun eseridir deme arasında bir farkın olmadığını söylüyoruz.
Aydın geçinen ateistlerimiz, evrimciler istiyor diye bilimsel kanıtlarla desteklenmeyen; akıl mantık dışı saçmalıkları kayıtsız şartsız inanmamızı ve kabul etmemizi kimse bizden beklemesin.
= = = =
DNA molekülünü meydana getiren, molekülün bölümleri olarak da nitelendirebileceğimiz 46 kromozomdan yirmi üçü babadan, yirmi üçü anneden gelmekte, diğer bir ifade ile bu yeni canlı anneden ve babadan gelen 46 adet kromozomlardaki genlerle şekillenmektedir. Bu genlere işlenmiş şifreler o canlının akla gelebilecek her türlü özelliğini belirlemektedir.
DNA vücudumuzdaki yaklaşık 200 trilyon hücrenin her birinin çekirdeğinde bulunur.
Hücrenin ortalama çapının 10 mikron olduğu göz önüne alınırsa DNA'nın ne kadar küçük bir alanda ne kadar büyük bir bilgiyi depoladığı daha iyi anlaşılabilir.
= = =
Yukarıda DNA'nın kromozom içinde nasıl depolandığı görülüyor. İnsanla ilgili bütün bilgilerin saklandığı DNA vücudumuzdaki yaklaşık 200 trilyon hücrenin her birinin çekirdeğinde bulunur.
= = =
Kromozomların DNA molekülünde çiftler halinde yer alması çok önemlidir. Her insanın yaratılış aşamasında çift kromozomların yarısı anneden diğer yarısı ise babadan gelmektedir.
Anneden gelen 23 kromozom ve babadan gelen 23 kromozom birbirinin çiftidir. Yani her insanın hücre çekirdeğindeki 46 kromozom aslında 23 çiftten oluşmaktadır.
Babadan gelen 23 kromozomun özel bir durumu vardır. Bu kromozomlar X ve Y harfleriyle gösterilen birbirlerinin karşıtı iki özellik taşır. Anneden gelen kromozomlarda ise sadece X özelliği çiftler halinde bulunur.
Hücrelerde iki çeşit bölünme gerçekleşir. Bunlardan mitoz olarak adlandırılan bölünme bütün vücut hücrelerinde görülen klasik bir bölünme şeklidir.
= = = =
Mitoz Bölünme
= = = =
Bu bölünme sonucunda hücrelerin kromozom sayılarında bir değişiklik olmaz. Oluşan yeni hücrelerde de hiçbir bozulma ve değişiklik bulunmaz. Hepsi birbirlerine benzer.
Fakat sperm ve yumurta gibi üreme hücreleri söz konusu olduğunda bu bölünme şekli tamamen değişir. Mayoz olarak isimlendirilen bir bölünme şekline dönüşür.
Mayoz bölünme sonucunda oluşan yarım hücreler 23 kromozomludur. Bu yarım hücreler sanki diğer yarı hücre ile birleşip tek bir hücre oluşturacağının bilincindedir. Her iki vücutta buna göre hazırlıklar yapılır.
İki ayrı vücut da birbirlerinden habersiz oluşan bu yarım hücrelerin daha sonra doğal mekanizmalarla birleşerek ayrı bir canlıyı oluşturacak tek bir hücreye dönüşeceğinin bilinci gerçekten çok ilginçtir.
= = = =
Mitoz ve mayoz bölünmenin eşeyli üremedeki rolü dikkate alındığında bu ince mekanizmaların çok geniş ve derin bir zekanın ürünü olduğunu düşündürmüyor mu?
Mitoz ve Mayoz Bölünme ve Farklılıkları
İki ayrı vücuttan gelen yarım hücrelerin oluşturduğu hücrede, bu hücreden oluşacak canlının bütün bilgileri mevcuttur.
Bu tek hücre kendi içinde bölünür. Oluşan yeni hücreler kendilerine verilen bilgiler dâhilinde kademe kademe yeni canlıyı oluşturlar. Oluşan bu yeni canlı anne ve babaya benzer ve onlar gibi mükemmeldir.
Erkek bedeninden kadın bedenine gönderilen atmıkta ortalama iki yüz ile üç yüz milyon arasında sperm bulunur. Boyları milimetrenin yaklaşık %1'i kadardır.
= = = =
Sperm
= = = =
Tek bir canlı için ortalama üç yüz milyon sperm belki fazla abartılı bulunabilir. Fakat yumurtaya giden yol öylesine zorludur ki bu spermlerden ancak bin kadarı yumurta yakınlarına ulaşmayı başarabilir.
Bir bakıma doğal elenme(doğal seleksiyon değil) yoluyla en sağlık sperm (spermlerin) yumurtayı aşılaması sağlanmış olur.
= = = =
Erkek üreme organları olan testisler gerek konumları, gerek üretim kapasiteleri, gerekse içerdikleri sistemlerle ÖZELDİR VE BİR TASARIM HARİKASIDIR.
= = = =
Diğer bir ifade ile burada da doğal seleksiyon uygulanmakta spermlerden en güçlülerinden bin kadarının yumurta yakınlarına ulaşmasına izin verilmektedir.
Şüphesiz ki bu olay canlının ilk yaratılışındaki mükemmelliğini koruma amaçlıdır. Dolaysıyla evrimin değil, tersinimin kanıtı olur.
= = = =
Sağda testisleri oluşturan kanalcık sistemi (seminifer tüpçükler) görülüyor. Bu kanalcıklarda ileride spermleri oluşturacak sperm ana hücreleri bulunur. Üstteki resimde ise testis lobülünden bir detay görülmektedir.
Erkek bedeni bu özel şartlara uygun olarak yaratılmıştır.
Sperm üreten organların başında bulunan testislerde üretiminin gerçekleştiği ve toplam uzunlukları yaklaşık 500 metreyi bulan bine yakın kanalcık vardır. Bu kanalcıklar seminifer tüpçükler olarak adlandırılır.
= = = =
Yumurta yakınlarına ulaşmaya başaran bu bin spermden genelde bir tanesi, nadiren de bir kaç tanesi yumurtaya ulaşır ve onunla birleşir.
Yumurtadaki anneden gelen yirmi üç kromozomla spermdeki babadan gelen yirmi üç kromozom birleşir ve kırk altı kromozomlu tek bir hücre haline dönüşür.
Erkek bedeninde bir başka bedende (dişi bedenlerinde) görev yapacak spermlerin hazırlanması da çok ilginçtir.
Bir yumurtanın döllenmesi için her atmıkta yaklaşık 200-300 milyon sperm hücresi hazır olmalıdır.
Bu hazır olma; vücut sıcaklığı, spermlerin oluştuğu organların konumu, oluşan spermlerin stoklanması, korunması gibi çok özel şartlar gerektirir.
= = = =
İnsan Yumurtası ve Spermler
= = = =
Her birinin ortalama uzunluğu yaklaşık 50cm olan kanalcıkların içerisinde zaman içinde gelişerek spermleri oluşturacak sperm ana hücreleri bulunur.
Sperm ana hücreleri olan spermatogoniumler seminifer tüpçüklerin çeperlerinde yer alır. Bir süre sonra çoğalmaya başlayan bu hücreler bir mitoz ve iki mayoz bölünme gerçekleştirirler.
Spermlerden yeni oluşacak canlıya aktarılacak olan kromozom sayısının yirmi üç olabilmesi için, sperm ana hücreleri mayoz bölünme geçirerek kromozom sayılarını yarıya indirirler.
Bu bölünmeler sonucunda dört adet spermatid adı verilen hücreler oluşur. Ancak bu hücreler dölleme özelliğine sahip değildirler.
Yirmi üç kromozomlu olan bu küremsi hücrelerin aşılayabilme özelliği kazanmaları için bazı değişikliklere ihtiyaçları vardır.
= = =
Spermlerin oluşumunu sağlayan, yukarıda detaylı yapısı görülen seminifer tübüllerdir.
Sağda seminifer tübül kesitinin tarayıcı elektron mikroskobunda çekilmiş görüntüsü,
Solda ise ana sperm hücrelerinin farklılaşması ve spermleri oluşturan diğer yapılar görülüyor.
= = =
Erkek üreme sistemindeki bu hayati ihtiyaç düşünülmüş ve tam gereken yere spermatid hücrelerinin gelişimine yardımcı olacak bir hücre grubu daha yerleştirilmiştir.
Mayoz bölünmeden sonraki ilk bir-iki hafta içinde, her spermatid hücre kendisini kuşatan sertoli hücreleri olarak isimlendirilen bu yardımcı hücreler tarafından yeniden şekillendirilir.
Sitoplazmik uzantılar adı verilen kolları olan bu hücreler oldukça büyüktür.
Sertoli hücreleri gelişmekte olan spermatid hücrelerini sitoplazmik kolları ile sıkıca sararak, kendi stoplazmalarının içine gömülmelerini sağlarlar.
= = = =
Spermatid Hücreler
= = = =
Bu şekilde gelişim süreçleri boyunca onlara besin sağlayacak ve kontrol altında tutacaklardır.
Sertoli hücrelerindeki bu şekillenmenin son aşamasında spermi sperm yapan kuyruk, çekirdek ve baş kısmındaki enzimlerle dolu akrozom gibi yapılar ortaya çıkar.
Sertoli hücrelerinin görevlerini yerine getirmesinde etken olan FSH folikül stimulan adı verilen bir hormondur.
Ön hipofiz bezinden salgılanan bu hormon sertoli hücrelerini uyarır. Bu hormonun üretimi ve ilgili bölgeye ulaşması gerçekleşmeden spermlerin oluşması imkânsızdır.
Uyarıyı alan sertoli hücreleri spermlerin oluşumunda vazgeçilmez olan östrojen adlı hormonu salgılamaya başlar.
Spermin gelişiminde etkili olan başka bir hücre türü ise seminifer tüpçüklerin arasında bulunan ve leydig olarak adlandırılan hücrelerdir.
Bu hücreler de spermleri geliştirecek olan başka bir hormonu üretmekle görevlidirler.
= = = =
Seminifer tübülde spermlerin gelişim aşamaları yukarıda görüldüğü gibidir.
Sperm ana hücreleri (spermatogonium) seminifer tüpçüklerinin çeperlerinde yer alır. Bu hücreler bölünüp"spermatid" adı verilen hücrelere dönüşürler. Bu işlemlerin son aşamasında ise spermin kuyruk ve baş kısmı oluşur.
Bütün bu kompleks işlemlerden sonra içinde o kişiye ait bütün bilgilerin saklandığı erkek üreme hücrelerinin gelişimi tamamlanmış olur.
= = =
Ön hipofiz bezinden salgılanan LH luteinizan hormon leydig hücrelerini uyarır. Bu uyarıyla testesteron hormonunu üretilmeye başlanır.
Testesteron üreme organlarının büyümesini, üreme organlarındaki çeşitli bezlerin gelişmesini ve erkeksi özelliklerin ortaya çıkmasını sağlayan ve sperm oluşumunda en etkili olan hormondur.
Bu arada sertoli hücrelerinin protein üretme gibi başka bir görevi daha vardır.
Bu görev östrojen ve testesteron hormonlarını, seminifer tüpçüklerin içlerinde bulunan sıvıya taşımaktır.
Leydig hücrelerinin ikinci bir görevi daha vardır. Sperm hücreleri hareket edebilmek için ihtiyaçları olan enerjiyi, leydig hücrelerinin kendilerine sağladığı fruktozdan temin ederler. Bu enerji ile yumurtaya giden çetin yolu aşmaya çalışırlar.
Görüldüğü gibi hormonal sistem vücuttaki diğer bölgelerde olduğu gibi üreme sisteminde de mükemmel bir organizasyonla çalışmaktadır. Her hormon bir diğerinin taşıdığı görev mesajını hemen anlayarak gerekeni yerine getirmektedir.
Örneğin beynin diensefalon bölgesinde bulunan hipofiz bezi, zamanın geldiğini anlayarak harekete geçmekte ve testislerde bulunan çeşitli hücrelere emirler göndererek organlara ve dokulara yapacakları işleri bildirmektedir.
Üstelik hipofiz bezinin harekete geçmesini sağlayan da beyindeki hipotalamus adlı başka bir bölgedir.
Sperm hücrelerinin hareket ve döllenme yeteneği kazanmasındaki son aşama ise üreme sisteminin bir başka parçası olan epididim kanalında gerçekleşir. Testisin dış tarafına gevşek bir şekilde tutturulmuş olan epididim kanalının uzunluğu yaklaşık altı metredir ve sperm kanalına bağlıdır.
Öylesine bir kıvrımla yerleştirilmiştir ki dar bir alana sığdırılmıştır. Spermler burada depolanır.
Epididim kanalında depolanmaya başlayan spermlerin genel yapısı artık tam olarak belirgindir.
Olgun bir sperm incelendiğinde onun baş, boyun, orta bölüm, kuyruk ve son bölüm olmak üzere beş kısma ayrıldığı gözlenir.
Fakat hiç bir kısım boşuna yaratılmamıştır. Her bölümün amaca yönelik bir görevi vardır. Bu nedenle spermlerde basite indirgenemez kompleks yapı özelliği gösterirler.
Spermin çekirdeği olarak nitelendirilen baş bölümü 5 mikrondan daha büyük değildir.
Spermin başı genelde babaya ait 23 kromozomdan oluşan genetik bilgi paketçiğini yumurtaya kadar taşıma görevini üstlenmiştir.
Sperm başı bu önemli ve hayati görev için özel yapılarla donatılmıştır.
Dış katmanında yer alan ve akrozom adı verilen bölüm ilerde yapacağı yolculuk boyunca spermi koruduğu gibi yolculuk sonunda eğer yumurtaya ulaşmayı başarırsa içinde bulunan enzimlerle yumurtanın dış zarını deler, açılan bu yoldan içeri girmeyi başarır.
Bir Sperm ve Akrozomu (pembe renkli kısım) solda ve bir spermin yapısı sağda
= = = =
Eğer akrozom olmasaydı sperm yumurtaya ulaşmayı başarsa bile yumurta zarını delmesi, içeri girmesi ve beraberinde getirdiği kromozom paketçiğini yumurtadaki kromozom paketçiğiyle birleştirmesi mümkün olmayacaktı.
Spermin ikinci önemli parçası ise, sıvı ortamlarda daha kolay yüzmesini diğer bir ifade ile hareket etmesini sağlayan kuyruğudur. Spermin kuyruğu hareketinin yönünü belirler ve yumurta hücresine ulaşmasına yardımcı olur.
Spermin orta kısmı, yolculuğu boyunca gerek duyacağı enerjiyi sağlayacak bir yakıt deposudur. Yumurtaya ulaşıncaya kadar kat edeceği uzun yolculuğu sırasında ihtiyacı olan enerjiyi, bu bölümde bulunan mitokondriler sağlar.
Spermin boyun kısmındaki enerji paketçikleri mitokondriler tarafından kullanılarak ATP enerjisi üretilir ve spermin rahatlıkla hareket etmesi sağlanır.
Spermlerin dölleme işlemini başarıyla tamamlayabilmeleri; bu zorlu ve çetin yolculukta ihtiyaçlarını karşılayıp, hayatta kalmaları için gereken destekleri verecek başka yardımcılara da ihtiyaçları vardır.
Spermlerin bu yolculuklarındaki yardımcılarından biri prostat bezi, diğeri ise prostatın her iki yanında bulunan meni kesecikleri adı verilen salgı bezleridir.
= = =
Prostat bezinden (üstte) salgılanan sıvı sperm oluşumunda son derece önemli bir yere sahiptir. Bu sıvı sayesinde kadın üreme organlarındaki asit karışımının spermler üzerindeki öldürücü etkisi ortadan kaldırılır.
= = = =
Bu bezler, sperm üretiminin tamamlanması ve epididimde stoklanmaya başlanması ile birlikte yolculuğunda sperme eşlik edecek özel içerikli sıvılar üretirler.
Prostat bezinden salgılan sıvı spermin yola çıkışıyla birlikte ona katılır. Bu sıvının içeriğinde sitrat, kalsiyum, fosfat iyonları ve fibrinolizin vardır. Bu karışımın tercihi rastlantısal olamayacak kadar özeldir. Kesinlikle bilinçli bir bilginin ürünü olmalıdır.
Spermin yolculuk yapacağı kadın üreme organlarında, bakterilerin çoğalmasına engel olan yoğun bir asit karışımı vardır.
Bu asit karışımı sperm hücrelerinin hareket kabiliyetlerini kısıtlamasının yanı sıra öldürücü etkiye de sahiptir. İşte bu sıvı burada devreye girer. Spermleri koruduğu gibi yumurtaya doğru yüzmelerini sağlar.
= = = =
Prostat bezi ve seminal kesecikler
= = = =
Erkek üreme sisteminde spermin yumurtaya ulaşması için hayati öneme sahip salgılar yapan yalnızca prostat bezi değildir.
Prostat bezinin yanında yer alan seminal keseciklerin salgıladığı sıvı da, bu yolculuk için vazgeçilmezdir.
Bu sıvıda bol miktarda fruktoz ile diğer besin maddeleri, fazla miktarda prostaglandin ve fibrinojen vardır. Spermler yolculuklarında bu sıvının içinde besin maddeleri ile beslenirler.
Prostaglandin adlı madde de rahim kanalındaki mukusla reaksiyona girerek sperm hareketleri için uygun bir ortam oluşturur.
Prostaglandin aynı zamanda rahim ve fallop kanallarının birbirlerine zıt yönlerde kasılmalarını sağlayarak sperm hareketlerini kolaylaştırır.
Spermler prostat bezinden ve seminal kesecikten salgılanan sıvılara karışır ve meniyi oluşturur.
Döllenme işlemi için erkek bedeninden atılan bu sıvıların bütününe meni yâda semen ismi verilir.
Meni %10 kadar sperm kanallarından gelen spermlerin, %60 kadar seminal keseciklerden, %30 kadar prostat bezinden gelen sıvıların karışımından oluşur. Ayrıca amaca yönelik, küçük miktarlarda başka salgı bezlerinden gelen sıvıları da içerir.
Meni ismini verdiğimiz bu biyolojik karışımda spermlerle birlikte fruktoz, fosforilkolin, ergotionein, askorbik asit, flavinler, prostaglandinler, sitrik asit, kolesterol, fosfolipidler, fibrinolizin, çinko, asit fosfataz, fosfaz, hiyaluronidaz gibi karışık maddelerde bulunur. Bu biyolojik sıvı, karışımını oluşturan her hangi bir maddenin, spermin ya da sperm yapısındaki her hangi bir eksikliğin amaca ulaşılmasına engel olacağından basite indirgenemez kompleks bir yapıdadır.
Spermler meni sıvısı içinde erkek bedeninden ayrılıp kadın bedenine girdiklerinde çok çetin ve zor bir görevle karşı karşıyadırlar. Bu görev hayati bir öneme sahiptir.
= = =
Yukarıda meni sıvısı içinde hareket halindeki spermler görülüyor. Meni, çeşitli bezlerden salgılanan sıvıların oluşturduğu bir karışımdır. Bilinenin aksine bu karmaşık sıvıyı oluşturan parçalardan yalnızca spermler dölleme özelliğine sahiptir.
= = =
Spermler gerekli her türlü teçhizatla donatılmıştır ama üstlendikleri bu çetin görev için yeterli olmayabilir. Var edici hayati bir öneme sahip bu çetin görevin başarıyla yapılması için kadın bedenini de bazı görevler vermiştir.
Döllenme işleminin kolaylıkla gerçekleşmesi için kadın bedeninde de birçok sistemler vardır.
İlişki sırasında kadın üreme bölgesinde salgılanan bazı sıvılar spermlerin yumurtayı dölleme yeteneklerinin artırmasına yardımcı olur.
Ve yine kadının rahim ve fallop kanallarından salgılanan bazı sıvılar rahim içinde spermlerin hareketlerini azaltıcı etkenleri yok eden kimyasal özelliklere sahiptir. Bu sıvılar sayesinde spermlerin hareketliliğinde bir artış görülür. Bu nedenle yaşı geçkin erkeklerin genç kadınlardan çocuk sahibi olma şansı çok daha fazladır.
Spermlerin içinde bulunduğu sıvıda yüksek oranda kolesterol mevcuttur. Kolesterol spermin baş kısmındaki akrozom bölgesinin membran denilen zarına yerleşmiştir. Bu şekilde akrozom zarı daha da sağlamlaşır ve içindeki yumurta zarını delici enzimlerin vakitsiz dışarı çıkması engellenmiş olur.
Ancak enzimleri koruyucu olan bu özellik spermin yumurtayı dölleyebilmesi açısından olumsuz bir durum oluşturabilecektir.
Yumurtaya ulaşıldığında sağlamlaştırılan zar yırtılmayıp enzimlerin dışarı çıkmasını ve yumurta zarını delmesini engelleyebilir. Bu nedenle kadın bedenine geçen spermlerin bu olumsuz durumdan kurtulması gerekir.
Nitekim insanın oluşumu aşamasındaki milyonlarca detay gibi bu konu için de çok özel bir sistem hazırlanmış, hiç bir şey şansa bırakılmamıştır.
Kadın bedenine geçen spermler bir süre sonra rahim sıvısına katılırlar.
Bu sıvı, içinde spermlerin de bulunduğu menideki kolesterol miktarının azaltır, spermin baş bölgesindeki akrozom zarının zayıflamasını sağlar. Böylece sperm yumurtaya ulaştığında akrozomun içindeki enzimler rahatlıkla dışarı çıkacak ve yumurta zarını delerek döllenmeyi gerçekleştirecektir.
Bu arada spermlerin baş bölgesindeki akrozom zarının kalsiyum iyonlarına karşı geçirgenliği çoğalır. içine büyük miktarlarda kalsiyum girişi spermin hareketliliği artırır.
Spermi hareket ettiren kamçı şeklindeki flagellum adı verilen kuyruk daha güçlü hareketlere başlar, yumurtaya ulaşması bir parça kolaylaşır. = = =
Oldukça basitleştirerek anlatmaya çalıştığımız bütün bu olaylar aslında çok daha karmaşıktır. Bütün bunlar dikkatli bir okuyucunun zihninde bazı soruların oluşmasına yol açar.
Üreme ve yaşamın devamı gibi hayati olan bir olayın oluşumu niçin böylesine karmaşık ve zordur? Kolay ve basit olması daha mantıklı ve akılcı değil midir?
Tasarruf ilkelerini çok iyi bilip uygulayan, asla israfa kaçmayan doğa niçin sadece bir tanesinin (nadiren birden fazla) işlem göreceği spermlerden milyonlarca (ortalama her atmıkta 250 milyon) üretmekte bu yolla, büyük korkunç bir israfa yol açmaktadır? Bir kaç tane yerine niçin milyonlarca sperm üretilmektedir?
Yumurtaya giden yol niçin böylesine zorludur? Evrim mekanizmalarıyla daha kolay ve basit bir yol kurulamaz mıydı?
Her derde bir deva bulan evrim niçin böyle bir sistem oluşturmamıştır?
Buna benzer onlarca soru….
Bütün bu sorulara evrim teorisinin akla, mantığa bilime uygun vereceği bir cevap yoktur ama tersinim teorisinin vardır.
Tersinime göre:
Yaratıcı irade olayın önemini çok iyi bilmektedir. Aynı irade canlı yapılarını mümkün olduğu kadar eksiksiz diğer nesillere aktarılması gerektiğini de çok iyi bilir.
Milyonlarca sperm üretilmesi üreme olayını mümkün olduğunca garantileme gerekliliğindendir.
Yumurtaya giden çetin yolda en güçlü spermin yumurtaya ulaşmasının sağlanması içindir.
Bir bakıma milyonlarca sperm bu çetin ve zorlu yolda yarışmakta; içlerinden en iyisi yumurta ile buluşmakta, onu dölleyip neslin devamını sağlama görevini yerine getirmektedir.
Bu da muhakkak ki yaratılışın bir başka mucizesidir.
KADINLARDA CİNSEL GELİŞİM VE HORMONAL ETKİLERİ
Eşeyli üreyen canlılarda cinsel gelişim genelde hormonlarla gelişir ve aktifleşir.
Son derece ayrıntılı hassas ve kompleks görünen erkeklerdeki cinsel gelişim kadınlardaki cinsel gelişim ve kompleks yapısıyla kıyaslandığında son derece basit ve yüzeysel kalır.
Bir bakıma eşeysel üreme, dişi üreme merkezli, zamana yayılmış, harikalarla dolu muazzam bir organizasyondur.
Evrim teorisi taraftarları sınır tanımaz hayal güçlerine rağmen eşeysiz üremeden eşeyli üremeye geçiş konusunda (birkaç saçma varsayım dışında) herhangi bir öngörü öne süremez.
Bir bakıma evrim teorisi yaşamın olmazsa olmazı bu muhteşem süreç karşısında dili tutulmuş bir halde sessizdir.
= = =
Hipotalamus, Gn-RH (Gonadotropin-serbeştirici hormon) adlı bir hormonu kan yoluyla hipofiz bezine göndererek kadın ve erkekte buluğ çağının başlaması için gerekli olan ilk adımı atar.
Hipotalamusun verdiği emirler doğrultusunda hareket etmeye başlayan hipofiz bezi de öncelikle üreme organlarını aktif hale getirecek hormonlar göndermeye başlar.
Bunlar LH (luteinleştirici) ve FSH (folikül uyarıcı) adlı hormonlardır. Bu hormonların her ikisi de hem erkeklerde hem kadınlarda salgılanır, ancak etkileri birbirinden farklıdır.
Buluğ çağı ile birlikte erkek bedeninde yaşanan gelişmelerin bir benzeri kadınlarda da yaşanır.
Dişi üreme hücresi olan yumurta ile birlikte kadın üreme sistemi de erkek üreme sistemine uygun, onu tamamlayıcı olacak şekilde gelişim gösterir. = = = =
Erkeklerde sperm üretimi, (solda) hipotalamus, hipofizin ön lobu ve testislerin işbirliği ile gerçekleşir.
Kadınlarda hormonal düzenleme ise (sağda) hipotalamus, hipofiz ve yumurtalıkların birbirlerini etkilemesi ile gerçekleşir.
Hem kadınlarda hem de erkeklerde aynı hormonlar salgılanmasına rağmen, bunların etkilerinin birbirinden tamamen farklı olması son derece şaşırtıcıdır.
Örneğin FSH adlı hormon kadınlarda yumurtanın meydana gelmesini sağlayan hormondur. Erkeklerde ise aynı hormon sperm oluşumunu sağlamaktadır.
LH hormonu ise kadınlarda yumurtanın serbest hale gelmesini ve progesteron adlı başka bir hormonun salgılanmasını sağlayan hormondur. Progesteron rahmin bebek için hazırlanmasında kullanılır.
Aynı hormon erkeklerde tamamen farklı bir görev üstlenmekte ve testesteron hormonunun salgılanması için hücreleri uyarmaktadır.
Testesteron ise erkeksi özelliklerin ortaya çıkmasını ve sperm oluşumunu sağlar,
Kadınlarda da tıpkı erkeklerde olduğu gibi olgunluk çağına gelindiğinde hipotalamus hipofiz bezine yumurta hücrelerinin olgunlaşmasını sağlayacak hormonlar üretmesi için emirler gönderir.
= = = =
Hipofiz bezi
= = = =
Hipofiz bezi kendisine ulaşan bu emirlere hemen itaat ederek gereken hormonları üretmeye başlar.
Üreme hücrelerinin üretimi kadınlarda, erkeklerde olduğu gibi sürekli değildir. Bu üretim belli dönemlerde gerçekleşir. Bu dönemleri tespit etme görevi de hipofiz bezine aittir.
Hipofiz bezi, belirli dönemlerde yumurtalıktaki ana yumurta hücrelerinin olgunlaşmasını sağlayacak bir hormon salgılar. Bu hormon yumurtalıkta bir yumurtanın olgunlaşması için yoğun bir faaliyet başlatırlar. Hipotalamus görünüşte, beynin diensefalon denilen orta beyin bölgesinde yer alan basit görünüşlü hücrelerden oluşmuş bir et parçasıdır. Fakat bu et parçasında basite indirgenemez kompleks yapısı gereği kendisine verilmiş şuurlu bir bilgi vardır.
Hipotalamus bu şuurlu bilgi sayesinde tam zamanında ve yerinde çok geniş bir hassasiyet ve komplekslik içeren görevini yapmaya başlar. Bu görev belirli bir zamanlama gerektirdiğinden kesinlikle rastlantılarla ilgisi yoktur.
Hipofiz bezi Hipotalamus tarafından gönderilen uyarıcı hormonların kendisine ulaşması üzerine görevini yapmaya başlar.
Yumurta, yumurtalık adı verilen ve bu görev için özel tasarlanmış bir organda üretilir.
Her kadının kalçalarının hemen üstünde sağda ve solda birer tane olmak üzere iki yumurtalığı vardır.
Yumurtalıkların içinde sinirlerin, kan ve lenf damarlarının girip çıkacağı kadar bir boşluk bulunur. Bu boşluğun içindeki kan bakımından oldukça zengin lif dokuları yumurta hücrelerinin güvenli bir şekilde oluşmalarını, olgunlaşmalarını, beslenmelerini ve korunmalarını sağlar.
Bu korunaklı yapının içinde çeşitli boylarda ve çok sayıda folikül denilen kesecikler vardır. Her kesecikte bir tane yumurta ana hücresi bulunur. Her ay bu keseciklerden bir tanesindeki yumurta hücresi olgunlaşarak yumurtalığın dışına bırakılır.
Ancak bu tek aşamalı basit bir oluşum değildir.
Bir yumurta hücresinin olgunlaşıp aşılanmaya uygun hale gelmesi birçok kademeli aşamanın art arda ve eksiksiz gerçekleşmesi ile mümkün olur. Yumurta ana hücresinin olgunlaşıp aşılanmaya uygun bir hale gelebilmesi için öncelikle belirli bir sıra ile bir mitoz ve iki mayoz olmak üzere üç bölünmenin gerçekleşmesi gerekir
Bu, belirli sıralama ile oluşan bölünmeler hücredeki kromozom sayısını ikiye bölüp değiştirdiğinden ve farklı hücre tipleri oluşturduğundan çok önemlidir. Sıralamada hiç bir şaşma, değişim olmaması gerekir.
Bu bölünmeler sonucunda ana yumurta hücresinde 46 olan kromozom sayısı 23'e iner.
= = = =
Kadınlardaki Yumurtalık, Rahim ve Diğerleri. Görüleceği gibi hepside üreme amacına yönelik basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğindedir.
= = = =
Ana yumurta hücresinin mitoz ve mayoz bölünmeler sonucunda üç adet küçük hücre ve bir adet de ootid denilen büyük hücre meydana gelir.
Küçük hücreler kısa zamanda kaybolur. Bu ara büyük hücre süratle gelişip bazı değişiklikler geçirerek yumurtayı meydana getirir. Bir bakıma doğal seleksiyon en başta gerçekleşmiş olur.
Basit olarak ifade edilmeye çalışılan bu evreler gerçekte çok geniş kapsamlı ve komplekstir. Bir yumurtanın olgunlaşıp aşılanmaya hazır gelmesi şu aşamalarla gerçekleşir.
İNSAN YUMURTASI
Yumurta, yumurtalık adı verilen ve her detayıyla bu iş için özel tasarlanmış bir organda üretilir.
Her kadında sağda ve solda birer tane olan yumurtalıkların içinde sinirlerin, kan ve lenf damarlarının girip çıkacağı kadar bir boşluk vardır. Boşluğun içinde kan bakımından oldukça zengin lif dokuları da bulunur. Yumurta hücrelerinin güvenli bir şekilde oluşmaları, beslenmeleri ve korunmaları bu dokular sayesinde sağlanır.
Bu korunaklı yapının içinde çeşitli boylarda ve çok sayıda kesecikler (foliküller) vardır. Her kesecikte bir tane yumurta ana hücresi bulunur. Her ay bu keseciklerden bir tanesindeki yumurta hücresi olgunlaşarak döllenmenin gerçekleşebilmesi için yumurtalığın dışına bırakılır.
Bu evrelerin tümü belli bir dönem boyunca, bütün kadınlarda sürekli tekrarlanır.
Her ay yeni yumurta hücreleri oluşur, aynı hormonlar aynı dönemlerde tekrar tekrar salgılanır, kadın vücudu sanki döllenme olacakmış gibi hazırlanır. Ancak son aşamada spermin olmasına ya da olmamasına göre vücuttaki hazırlıkların yönü değişir. Bütün bunlar belirli dönemlerle gerçekleşir. Aşağıda bu konuda kısa bilgiler vereceğiz.
= = =
Bir tuz taneciği büyüklüğünde olan yumurta hücresi embriyodan insana mucizesinin başlangıçlarından sadece biridir. Yapısı rastlantısal oluşumları en baştan ret ve inkar eder.
Bir yumurta hücresinin olgunlaşması art arda gerçekleşen pek çok aşamaların sonucu ile mümkün olur.
Yumurta ana hücresinin olgunlaşması ve gerçek bir üreme hücresi haline gelebilmesi için bir mitoz ve iki mayoz olmak üzere bölünmeler gerçekleştirmek zorundadır.
= = = =
Bir yumurta hücresi
= = =
Bu bölünmelerin eksiksiz ve sıralı oluşumları sonucunda ana yumurta hücrelerinde 46 olan kromozom sayısı, 23'e iner.
(Spermlerinde mitoz ve mayoz bölünmeler sonucunda kromozom sayısının 23e indiğini hatırlayınız. İki ayrı canlı da oluşan bu uyumluluk son derece ilginçtir.)
Yumurta hücresinde meydana gelen mitoz ve mayoz bölünmeler sonucunda üç adet küçük hücre ve bir adet büyük hücre (ootid) meydana gelir. Küçük olan hücreler besin yetersizliğinden ölürken, büyük olan hücre bazı değişiklikler geçirerek yumurtayı meydana getirir.
Bir yumurtanın oluşumu döllenip rahim duvarına yerleşmesi ya da vücuttan atılması şu evreler sonucu oluşur.
1-Foliküler evre: Yumurta hücresinin oluşmaya başladığı dönemdir. Bu dönemde yumurta ana hücresi folikül adı verilen keseciklerin içinde bulunmakta, burada olgunlaşmanın ilk aşaması için beklemektedir. Hipofiz bezinden salgılanan FSH hormonu kan yoluyla yumurtalıklara gelir. Bu hormonun folikülün oluşumu, gelişimi ve folikül içindeki ana hücreden yumurtanın meydana gelmesi, olgunlaşan folikülden östrojen hormonunun salgılanması gibi görevleri vardır.
Folikülde yumurtanın oluşumu için sadece FSH hormonu yeterli değildir. Bütün bu işlemlerin hayati önemi nedeniyle başı-boş bırakılmayıp denetlenmesi ve duruma göre yönlendirilmesi gerekmektedir.
Bu denetimini sağlayan ise ön hipofiz bezinden salgılanan LH kısaltmasıyla belirtilen luteinleştirici hormondur. Diğer hormonlar eksiksiz salgılansa da sadece bu hormonun bulunmaması folikülün yumurtlama evresine kadar gelişememesi anlamına gelir.
Yumurtlama dönemine iki gün kala LH hormonu salgılamasında artış görülür. Aynı dönemde FSH hormonu da artar.
Her iki hormonun etkisiyle yumurta gelişir, folikül çatlayıp yumurtayı serbest bırakır. Bu yolla her ay düzenli olarak yumurtlama işlemi gerçekleşir.
Folikül oluşumu yaklaşık olarak 14 gün devam eder. Olgunlaşan folikül östrojen hormonunu salgılar.
Östrojen özellikle rahmin yapısını etkileyen bir hormondur. Bol miktarda kan ve doku sıvılarının gelmesini sağlayarak rahim hücrelerinin mitoz bölünmelerini hızlandırır, oluşması muhtemel embriyo için yer ve zemin hazırlar.
Eğer yumurta belirli bir zaman içine aşılanırsa rahme inecek ve hazırlanan bu yumuşak, bol gıdalı sıcak yere gelip yerleşecek, gelişimini burada sağlayacaktır.
Eğer aşılanma gerçekleşmezse bu zemin dökülür, adet kanaması olarak dışarı atılır. Rahim daha sonrakine hazırlanır. Bu nedenle her ay bütün bu hazırlıklar en baştan gerçekleşir.
Rahmin henüz oluşmamış fakat oluşması muhtemel embriyo için çok önceden hazırlanması ve bunun her ay tekrarlanması sistemin şuurlu bir bilgiye yönelik basite indirgenemez kompleks yapısının en belirgin kanıtıdır. 2-Luteal evre (Yumurtlama evresi): Bu evrenin başlangıcında yumurtayı taşıyan folikül denen kesecik çatlamış ve yumurta serbest hale geçmiştir.
= = = =
Luteal Evre
= = = =
Ancak yumurtalıklardan bırakılan yumurta hücresini amaca yönlendirecek yardımcılara ihtiyaç vardır. Burada yumurtalık ve rahim arasında bulunan fallop tüpleri devreye girer.
Yumurtalıklardan bırakılan yumurta hücresi, bir ahtapot gibi kollara sahip olan fallop tüpü tarafından yakalanır.
3-Korpus luteum (sarı cisim) evresi:
Yumurtanın çıkmasından sonra boş kalan folikülün içi kanla dolar. Folikülün bulunduğu boşluğu çevreleyen granüloza ve teka isimli özel hücreler çoğalarak folikül içindeki pıhtılaşmış kanın yerini alırlar.
Bu hücreler lipidce zengin, sarı renkli hücrelerdir. Böylece yumurtanın ayrıldığı folikül, içine dolan sıvılarla genişleyerek sarı cisim adı verilen aktif bir yapı meydana getirmiş olur.
Korpus luteum denen sarı cisim oluşması muhtemel embriyo için rahmin hazırlanması ve gebeliğin sağlıklı şekilde sürdürülmesi üzerinde çok önemli bir rol oynar.
= = = =
= = = =
Bu yapının en önemli özelliği LH luteinleştirici hormonun da etkisiyle progesteron adlı hormonu salgılamasıdır.
Son derece önemli aktif görevleri olan progesteron hormonu rahim duvarını uyarır.
Rahimdeki en önemli değişim mukoza tabakasında oluşur.
Östrojen ve progesteron hormonlarının etkisiyle mukoza kalınlaşmaya başlar. Bezler ve kılcal damarlar yüzeye kadar ulaşır, rahim duvarı kıvrımlı bir yapı alır. Bezlerin salgı faaliyetleri artar.
Bu değişimlerdeki amaç, döllenmeden sonra embriyonun yerleşmesi için uygun bir ortam hazırlamaktır.
Ayrıca rahim kaslarını dinlenmeye zorlayarak gebeliğin devamını sağlar. Bundan başka progesteron süt bezlerinin gelişmesine de etki eder.
Korpus luteum devresi 12-14 gün sürer. Bu sürenin sonunda eğer döllenme meydana gelmezse korpus luteum oluşumu bozulur.
Oluşumun bozulması demek tüm hormonların kesilmesi anlamına gelir. Diğer oluşumu tetiklemek için görev tekrar hipofiz bezindedir.
Hipofiz bezinde tekrar FSH ve LH hormonları salgılanmaya başlanır. Bu da yeni foliküllerin büyümesini başlatır ama östrojen ve progesteron hormonlarının yokluğu bu foliküller yeterince gelişimini engeller.
Östrojen ve progesteron hormonlarının yokluğu rahimde menstrüasyon denen yeni bir oluşumun başlamasına neden olur.
4-Menstrüasyon evresi: Döllenmemiş yumurtanın vücuttan atıldığı devredir.
Döllenme gerçekleşmediği için, daha önce hazırlanmış olan rahim duvarı gerilir, kılcal damarların kopması ile birlikte yumurta adet kanaması ile dışarı atılır.
Üreme çağında olan bir kadında ortalama 28 günde bir tekrar eden bu sürece adet döngüsü (adet görmek=kadınlardaki muayyen günler) adı verilir. Adet döngüsü gerçekte iki adet arasındaki zaman diliminde kadın vücudunda gerçekleşen olayların tümünü ifade eder.
Bir adet döngüsü kadınlarda genellikle 21 ile 35 günlük alt ve üst sınırları arsında gerçekleşir. Normali 28 gündür.
Adet kanaması normalde 6 gün devam ederse bu süre çeşitli etkenlerle değişebilir. Adet döngüsü ergenlik dönemin başlangıcından menopoz dönemine (kadın yumurtalıklarındaki yumurtanın bittiği döneme) kadar devam eder. Sadece gebelik ve emzirme dönemlerinde duraklar.
Adet kanının en önemli özelliği pıhtı içermemesidir. İçinde bulunan pıhtılaşmayı engelleyen maddeler nedeni ile normalde adet kanı pıhtılaşmaz. Ancak vagina da uzun süre oyalanırsa veya kanama ani ve bol olursa bu takdirde pıhtı eriten faktörlerin etkisinden kurtulmuş olur ve pıhtılaşabilir. = = =
Adet döngüsünün bitimiyle vücut bütün bu işlemleri tekrarlamak için hazırlıklara şaşmaz bir şekilde en baştan başlayacaktır.
Her ay yeni yumurta hücreleri oluşur, aynı hormonlar aynı dönemlerde tekrar tekrar salgılanır, kadın vücudu sanki döllenme olacakmış gibi hazırlanır. Son aşamada kadın vücudundaki hazırlıkların yönü aşılamanın olup olmamasına göre değişir.
DÖLLENMENİN GERÇEKLEŞMESİ
VE
GEBELİKTE İLK AŞAMALAR
Yumurta hücresi spermlerin kadın bedenine ulaştıkları yerden yaklaşık 20-25 cm uzaktadır. Bu uzaklık, spermlerin büyüklüğünün yaklaşık 3000 katıdır.
Spermlerin boyutlarına oranla oldukça uzun ve çetin olan bu mesafeyi kat edebilmeleri için ciddi desteklere ihtiyaçları vardır.
Nitekim spermle yumurtanın buluşması gerçekleşmeden önce hem kadın hem de erkek bedeninde bir takım hazırlıklar başlar.
Bu hazırlıkların büyük çoğunluğu spermin anne bedenindeki yolculuğunda kolaylık sağlamak içindir.
Uterus (rahim) ve fallop kanallarında salgılanan sıvılar spermlerin hareketlerini azaltıcı faktörleri yok eden kimyasal özelliklere sahiptir. Fallop kanalına ulaşan spermlerin hareketliliğinde bir artış görülür.
Spermlerin erkek bedeninde bulundukları testislerde, seminifer keseciklerden gelen yüksek oranda kolesterol mevcuttur.
Kolesterol spermin baş kısmındaki akrozom bölgesinin zarına (membrana) yerleşiktir. Bu şekilde akrozom zarı sağlamlaşır ve içindeki yumurta zarını delici enzimlerin vakitsizce dışarı çıkması engellenmiş olur. Ancak bu özellik spermin yumurtayı dölleyebilmesi açısından olumsuz bir durumdur. Bu nedenle kadın bedenine geçen spermlerin bu olumsuzluklardan kurtulması yeri ve vaktinde yumurta delici enzimlerin dışarı çıkması gerekir.
Nitekim oluşum aşamasındaki milyonlarca ayrıntı gibi bu konu için de özel bir sistem hazırlanıp, kurgulanmıştır.
Kadın bedenine geçen spermler bir süre sonra rahim (uterus) sıvısına katılırlar. Bu sıvı menideki kolesterol miktarının azalmasını ve spermin baş bölgesindeki (akrozom) zarın zayıflamasını sağlar. Böylece sperm yumurtaya ulaştığında akrozomun içindeki enzimler rahatlıkla dışarı çıkacak ve yumurta zarını delerek döllenmeyi gerçekleştirecektir. = = =
Spermin yapısı gerçek bir var varoluş mucizesidir.
= = =
Kadın bedenine geçen spermlerin baş bölgesindeki zarın kalsiyum iyonlarına karşı geçirgenliği çoğalır. Sperm hücresinin içine kalsiyumun büyük miktarlarda girişi ile spermin hareketliliği de artar.
Spermi hareket ettiren kuyruk (flagellum) daha güçlü hareketlere başlar ve böylece yumurtaya ulaşması kolaylaşır.
İlişki sırasında kadın vücuduna giren spermlerle birlikte hareket eden seminal kesecik sıvısının içinde bulunan Prostoglandin adındaki bir madde ve diğer uyarılar rahmin içinde çeşitli kasılma ve dalgalanmalar meydana getirir. Bu yolla kadın orgazm olur.
Rahim ve fallop tüpünde birbirlerinden farklı yönlerde gerçekleşen bu hareketlilik (orgazm) spermin yumurtaya doğru gidişini kolaylaştırır.
Aşılanmanın gerçekleşmesi için rahimde meydana gelen değişiklikler bununla sınırlı kalmaz.
Bu dönemde kanallar açılıp genişler. Östrojen hormonlarının etkisiyle rahim salgısı artar, sodyum klorürce zenginleşir, elastikleşir ve saydam bir hale gelir.
Bu değişimlerin sonucu rahimde birbirleriyle paralel uzun aralıklı düz bir yapı ortaya çıkar.
Bu yapı, filtre ve seçim yaparak sadece normal ve sağlıklı spermlerin geçişini sağlayacak bir şekilde organize edilmiştir. Sağlıksız, hareket yönünden zayıf spermlerin geçişine izin verilmez.
Diğer bir ifade ile aşılamaya uygun olmayan spermler burada ayıklanır, doğal elenme burada gerçekleşir.
= = =
Fallop tüpünde döllenen yumurtanın bir yandan bölünüp çoğalarak rahme doğru olan yolculuğu
= = = =
Aşılama gerçekleşirse rahim içi salgıları koyulaşıp eski haline dönerek spermlerin içeriye girmeleri engel olunur.
Yumurtalıklarda olgunlaşarak dışarı bırakılan yumurta hücresi, daha önce de belirttiğimiz gibi fallop tüpü denilen özel bir yapı tarafından tutulur. Eğer yumurtalıktan bırakılan yumurta hücresi fallop tüpü tarafından tutulmazsa amaca yönelik yol ve yön bulması mümkün olmaz.
Fallop tüpü, yumurta ve spermin buluşma yeridir.
Yumurta hücresini kendi içinde spermle buluşacağı yere kadar getirir ve orada bekletir.
Eğer sperm fallop tüpünün girişine kadar gelmeyi başarmışsa onu rahim boşluğundan alıp yumurta hücresi ile buluşacağı yere doğru çeker.
Her iki yumurtalığın yanında bulunan fallop tüpü yumurtalıklardan bırakılan bütün yumurtaları toplar.
Fallop tüpünün uçları yumurtalığı kuşatan kollar gibi olgunlaşıp dışarı bırakılan yumurtaları toplamak için özel olarak tasarlanmıştır.
= = =
Aşılanan yumurtanın rahme yolculuğunu gösteren bir başka resim. = = =
Fallop tüpünün bu kolları yumurtlama zamanına uygun şekilde hareket eder. Yumurtaların olgunlaşma zamanı yaklaştıkça, kolları açılır ve ahtapot kolları gibi, yumurtalığın yüzeyini kavramaya yönelik bazı süpürücü hareketler yapmaya başlar. Bu nedenle dışarı bırakılan yumurta fallop tüpünün içine düşer.
Fallop tüpünün içinde tüylerden oluşmuş bir yapı vardır. Yumurta fallop tüpündeki milyonlarca tüycüğün yaptığı hareketlerle spermle buluşacağı yere çekilir.
= = = =
Olgunlaşan folikülün yumurtadan çıkış anı (solda) Yumurta hücresi hareket halinde (sağda)
= = = =
Fallop tüpünün içine düşen yumurtada yumurtayı çevreleyen folikül hücreler bir dış çeper olarak hala üzerinde durmaktadır.
Yumurtanın kıvrımlı mukoza zarı bu hücresel çeperin yavaş yavaş kaybolmasını sağlayacak enzimler salgılar.
= = = =
Fallop tüpü yumurtayı almaya hazırlanıyor (solda) Fallop tüpünün yumurtayı alış anı (sağda)
= = = =
Böylece folikül hücreler dağılırlar ve yumurta koruyucu zardan çıkarak spermle karşılaşmak için açığa çıkar.
Fallop tüpünün yapmış olduğu bu hareketlerin zamanlaması çok önemlidir. Hem spermlerin, hem de yumurta hücresinin canlı kalabileceği belirli bir süre vardır.
= = = =
Yumurta hücresi (solda) Fallop tüpünde yumurta hücresi (sağda)
= = = =
Spermlerin kadın vücuduna giriş zamanı ile yumurtanın olgunlaşıp fallop tüpüne geçiş zamanı aynı olmayabileceğinden bu süre ya hiç olmayabilir ya da çok kısa olabilir.
Bu süre spermlerde üç gün, yumurta da ise yirmi dört saat kadardır. Fallop tüplerine ulaşan bine yakın spermden genelde bir tanesi, yumurtayı döllemek için bu koruyucu hücreleri aşmak, daha sonra da yumurtayı saran kalın örtüyü delip içeri girmesi gerekmektedir.
İşte burada sistemin ne kadar basite indirgenemez kompleks yapılar bütünlüğünde olduğunu gösteren harika bir mekanizma devreye girer.
Sperm başının dış katmanında bulunan ve akrozom denilen bölümünde bu iş için özel olarak üretilmiş hiyaluronidaz ve proteolitik enzimler depolanmış halde bulunmaktadır.
Yumurtayı çevreleyip koruyan granüloza hücrelerini bir arada tutan hücre birleştiricilerinde ise hiyalürinik asit bulunur.
Akrozomda depolanmış bir halde bulunan hiyaluronidaz enzimi bu asidin yapısını bozar. Yumurtayı çevreleyen koruyucu hücreler arasından spermlerin geçebileceği bir yol açılır.
= = = =
Yumurtanın yumurtalıktan çıkışı ve fallop tüpü tarafından yakalanışı (1-2) Yumurta fallop tüpünde (3-4) Yumurta spermlerle karşılaşıyor ve dölleniyor, bölünerek rahme doğru iniyor (5-6)
= = = =
Yine aynı depoda bulunan Proteolitik enzimlerse yumurtaya bağlı dokulardaki proteinlerin sindirilmesini sağlar. Bu iki enzimin yardımıyla spermler yumurtaya ulaşır.
Spermler yumurtanın dış tabakasına ulaştığında, spermlerin dış zarı, bu tabakada kendisini tanıyan özel bir alıcı protein ile yumurtaya sıkıca bağlanır. Bu bağlanma ile birlikte spermlerin koruyucu kılıfı olan akrozom zarı erir
= = = =
Yumurta ve spermler
= = =
Spermlerin dış zarına yapıştığını fark eden yumurta spermlerden en azından bir tanesini içine almak için gerekli bir madde olan fertilizini salgılamaya başlar.
Fertilizin molekülleri spermlerin hareket yeteneğini artırarak yumurta zarı ile daha kolay tepkimeye girmesini sağlar. Fertilizin ayrıca spermin baş kısmında bulunan akrozomun etkinliğini de artırır.
Spermlerin yumurta zarına bağlanması ile birlikte yeni maddeler devreye girer ve yeni işlemler gerçekleşir.
Yumurtaya bağlanan sperm anti fertilizin denilen bir madde salgılayarak, yumurtanın salgıladığı fertilizini etkisiz hale getirir. Böylece yumurtaya ilk ulaşan sperm, diğer spermlerin yumurtaya gelişini durduracak en güçlü, en sağlıklı sperm yumurtayı aşılayacaktır.
Sonuçta yeni bir canlı için en gerekli olan spermin taşıdığı genetik bilgi yumurta hücresine aktarılmış olur. Artık yumurta kırk altı kromozomlu bir embriyodur.
Ancak bu oluşumda bu yolla türlerin birbirlerine karışmasını engelleyen muhteşem bir sistem kurulmuştur.
= = = =
Spermin yumurtaya girişinin temsili resmi. Yumurtaya giren spermin işlevi biten kuyruğu kopup düşecek, genetik bilgileri taşıyan başı içeride kalacak böylece yeni bir canlının ilk hücresi oluşacaktır.
= = = =
Aşılamanın başlangıcında spermin yumurta zarına değdiği yerde önce bir çıkıntı meydana gelir. Spermin baş kısmı yumurtanın en dış tabakasına girer, spermle yumurta tam olarak birleşirler.
Her yumurta ve sperm birbirlerine uygunluğunu gösteren bazı enzimler taşımaktadır. Ancak enzimler birbiriyle uyuşabilirse tutunma ve aşılanma gerçekleşebilir. Aksi halde birbirlerini ret ederler. Tutunma ve aşılanma gerçekleşmez. Bu nedenle çaprazlama yöntemiyle türlerden türlere geçiş mümkün değildir.
Her canlı türünün yumurtası kendine özgü kimyasal bileşimi olan bir fertilizin maddesini salgılar. Bu, farklı türlere ait sperm hücrelerinin yumurta hücresine yaklaşıp aşılamasını önlemek için alınmış kesin sonuçlu bir önlemdir.
Böylece farklı türlere ait sperm ve yumurta hücrelerinin birleşmeleri engellenmiş olur. Bu yolla türler birbirlerine karışmaz.
= = = =
Rahim ve iç yapısı
= = = =
Enzimlerin yanı sıra spermle yumurtanın elektrik yükü de döllenmede etkilidir.
Yumurta daima eksi elektrik yüküne sahiptir. Spermler ise artı elektrik yüküyle doludur. Zıt işaretli elektrik yükleri birbirlerini çektiği için yumurta da tüm spermleri kendine doğru çeker.
Ancak yumurtanın içine girebilen ilk spermle birlikte yumurtanın elektrik yükü de anında değişir. Yumurta da spermler gibi artı elektrik yüküyle dolar. Aynı işaretli elektrik yükleri birbirini ittiği için birleşme anından itibaren yumurta spermleri itmeye başlar, yaklaşmalarına izin vermez. Yumurta hücresini saran zar, sperm hücresinin girmesinden yaklaşık 2 saniye sonra kendisini yenilemeye başlar, ikinci bir sperm hücresinin girmesine izin vermez. Aşılanan yumurta bu yolla da kendini koruma altına alır.
Yapılan deneylerde bu zarın ortadan kaldırılması ile birlikte birçok spermin yumurta içine girdiği gözlenmiştir. Birden fazla spermin girmesi ise birden fazla canlının oluşması için ilk adımların atılması demektir.
= = =
Yumurtanın folikülden çıkmasıyla birlikte oluşan korpus luteum, progestoren ve östrojen hormonlarını salgılamaya başlar.
Progesteron hormonu rahim duvarını uyarır. Bu hormonların etkisiyle rahim duvarında değişimler başlar. Bu değişimlerdeki amaç, döllenmeden sonra embriyonun yerleşmesi için uygun bir ortam hazırlamaktır.
= = = =
Fakat insan rahminin konumu ve imkânları birden fazla canlının oluşup gelişmesine uygun değildir. Muhtemelen birden fazla oluşmakta olan canlılar bu uygunsuzluk nedeniyle birbirlerinin gelişimlerini engel olacaklardır. Fakat konu öylesine hayatidir ki Varedici böyle bir riski göze almaz. Bazı istisnalar dışında birden fazla canlının oluşmasına izin vermez. Bu nedenle döllenme zarının çok hızlı oluşması gerekir.
Döllenme zarının oluşumundan sonra ise artık hiçbir sperm yumurtaya giremez.
Spermin yumurtanın içine girmesiyle birlikte artık ihtiyaç duyulmayan kuyruk kısmı kopar ve dışarıda kalır.
= = =
Yumurta hücresinin oluşum aşamaları ve yumurtanın spermle karşılaşarak döllenme olayının gerçekleşmesi.
CİNSİYET NASIL BELİRLENİR?
Yakın bir zamana kadar insanlar, bebeğin cinsiyetinin anne hücreleri tarafından belirlendiğini sanıyorlardı. Ya da en azından, anne ve babadan gelen hücrelerin birlikte cinsiyet belirledikleri zannediliyordu. Genetik bilimi ortaya çıkıp yeterli gelişimi sağlayana dek, yani 20. yüzyıla kadar bu zan devam edip gitmiştir.
Hatta pek çok kültürde, doğacak çocuğun cinsiyetinin kadın bedeni tarafından belirlendiği inancı yaygındı.
Bu nedenle kız çocuk doğuran kadınlar kınanırdı.
Genetik ve mikrobiyoloji bilimlerinin gelişmesiyle cinsiyetin tümüyle erkekten gelen sperm hücreleri tarafından belirlendiği, kadından gelen yumurtanın ise bu işte hiçbir rolünün olmadığı anlaşıldı.
Cinsiyet belirlenmesindeki etken, kromozomlardır. İnsan yapısını belirleyen 46 kromozomdan iki tanesi cinsiyet kromozomu olarak adlandırılır. Bu iki kromozom erkekte XY, kadında ise XX olarak tanımlanır. Y kromozomu erkeklik, X kromozomu ise kadınlık genlerini taşır.
Bir insanın oluşması, erkek ve kadında çiftler halinde yer alan bu kromozomların birer tanesinin birleşmesi ile başlar.
Kadında yumurtlama sırasında ikiye ayrılan eşey hücresinin her iki parçası da X kromozomu taşır.
Oysa erkekte ikiye ayrılan eşey hücreler X ve Y kromozomları içeren iki farklı sperm meydana getirir.
Kadında bulunan X kromozomu, eğer erkekteki X kromozomunu içeren spermle birleşirse kromozomlar XX yani bebek kız olacaktır.
Eğer yumurta Y kromozomu içeren spermle birleşirse kromozomlar XY olur ki bu da bebeğin erkek olacağı anlamına gelir.
Diğer ifade ile doğacak çocuğun cinsiyeti, erkekteki kromozomlardan hangisinin kadının yumurtasıyla birleşeceğine bağlıdır.
Cinsiyet tespitinde görünüşte büyük ölçüde rastlantıların rol aldığı zannedilir. Fakat canlılardaki erkek ve dişi sayılarındaki uyum öylesine hayatidir ki bir bakıma hayatın devamı buna bağlıdır.
Böylesine önemli bir konunun kör rastlantılarla bırakılması mümkün değildir. Bütün bu oluşumlar hiç bir rastlantının organize edemeyeceği inanılmaz bir bütünselliğin yalnızca bir parçasıdır.
Bütünselliğin bir parçasıdır, hiç bir şekilde kör rastlantıların rolü yoktur. Çünkü dünyaya gelen kız ve erkek bebek sayısı aşağı yukarı aynıdır. Nedeni ise spermlerin X ya da Y kromozom taşıma olasılığının eşitliği yani %50 oluşudur.
PRE-EMBRİYONİK EVRE
Sperm tarafından döllenen yumurta süratle bölünür ve çok büyük bir hızla büyür. Anne karnında gerçekleşen bu tek bir hücreden komple bir canlının oluşumu üç farklı evrede gerçekleşir.
Pre embriyonik evre denilen ilk evrede bilimsel ismi zigot olan yeni döllenmiş hücre süratle bölünerek çoğalmaya başlar. İlk bölünme aşılanmanın gerçekleşmesinden yirmi dört saat sonra gerçekleşir.
İlk üç hafta içinde yaklaşık yüz hücrelik bir kitle haline gelir gerçek mekânı olacak rahme doğru inmeye ve kendini rahim duvarına gömmeye hazırlanır. Onun bu hareketine fallop tüpündeki tüycükler yardımcı olacaktır. Normal şartlarda tek bir hücrenin bölünmesi sonucunda mantıken yine aynı tip hücreler oluşmalıdır. Bu nedenle anne karnındaki tek bir hücrenin bölünmesi sonucunda da milyonlarca benzer hücrenin oluşturduğu bir et topu meydana gelmelidir.
Fakat böyle olmaz. Bölünme sırasında birden hücreler arasında farklılaşmalar başlar.
Bazı hücreler kemik hücrelerini, bazı hücreler göz hücrelerini, bazıları beyin hücrelerini oluşturmaya hazırlanır. Tüm hücrelerin kaynağı olan ilk hücrelere kök hücreler denilir.
Aynı atadan gelen aynı DNA’lara sahip hücrelerin birbirlerinin tıpatıp aynısıyken nasıl olup da farklı hücrelere dönüştüğü sorusu bu gün bile bilimin açıklamaktan aciz kaldığı sorulardan sadece birisidir.
Aynı zamanda bu, evrimin yanıtlamaktan aciz kaldığı yaşam sırlarından biridir.
* * * *
Bölünerek çoğalmanın gerçekleşmesi için, ilk hücrenin kendi kopyasını yapması, bu kopyaların da sıraları gelince bölünüp benzer kopyalar üretmeleri, böylelikle zamanla aynı hücreden milyonlarca kopya meydana gelmesi gerekir
. Fakat tüm bu süreç, göründüğünden daha karmaşık ve esrarengizdir. Çünkü bölünme sürecinin bir aşamasında, kopyalanan hücrelerden bazıları nereden geldiği anlaşılamayan bir emirle diğer kardeşlerinden farklılaşmaya ve tümüyle değişik bir yapı kazanmaya başlarlar.
Bu şekilde, ortak bir ana hücreden gelen hücreler, bölünme süreci içinde zamanla farklılaşıp ayrı ayrı dokuları ve organ sistemlerini meydana getirirler.
Kimi ışığa karşı duyarlı göz hücrelerini, kimi karaciğer hücrelerini, kimi sıcağı, soğuğu ya da acıyı algılayan sinir hücrelerini veya ses titreşimlerini hissedecek hücreleri oluştururlar. Sonuç, basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusu olan canlı vücutlarıdır.
İşin ilginç yanı ise bu hücrelerin sahip oldukları DNA, yani genetik bilgilerin aynı olmasıdır. Aradaki fark ise ürettikleri proteinlerdedir.
Farklı proteinleri üreten iki hücre, yapı olarak da farklılaşır. Bu olay evrim mekanizmalarıyla asla açıklanması mümkün olmayan olaylardadır ve tam bir yaratılışı mucizesidir.
Evrimin ısrarlı savunucularından Alman bilim adamı Hoimar von Ditfurth, anne karnındaki esrarengiz gelişmeden şöyle bahseder:
-Tek bir yumurta hücresinin bölünmesinin, nasıl olup da birbirlerinden öylesine farklılaşmış sayısız hücrenin doğuşuna yol açtığı, bu hücreler arasında kendiliğinden olan iletişim ve işbirliği, bilim adamlarının akıl erdiremediği olayların başında gelmektedir.
Bu konuda bilinen tek şey hücrelerin bir canlı bedenini oluşturmada üstlendiği görevle ilgili bilgileri DNA’daki milyonlarca basamak bilgi arasından seçip aldıkları, bu bilgilere uygun davrandıklarıdır.
Bir bakıma hücrelerin kendilerine ait bilgileri seçebilme, bu bilgileri anlayıp kullanabilme bilinçleri vardır.
İnsan vücudu basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusundadır. Her organ karmaşık kompleks yapılarıyla olması gereken yerlerdedir. Yapması gereken görevleri eksiksiz yapar. Hiç bir organ gereksiz yere yaratılmamıştır.
Vücudun basite indirgenemez kompleks yapısının bütünsel kurgusunda muhakkak bir görevi vardır. Bu nedenle insan vücudu kademe kademe evrimsel gelişimle değil bütünsel olarak oluşmak zorundadır.
Ayrıca bu oluşum sırasında vücudun basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusu henüz gerçekleşmediğinden bir diğer ifade ile oluşmakta olan canlı henüz hayatiyetini yalnız olarak devam ettirme imkânı olmadığından bu oluşum sürecinde; bu görev için özel ve mükemmel olarak yapılandırılmış bir diğer canlı tarafından da koruma altına alınması gerekir. Bu canlı da bu görev için donatılmış olan annedir.
= = =
6 günlük insan zigotu
= = =
Rahme inmeden önceki üç hafta kadar olan bu bekleme süresinde fallop tüplerinin iç yüzeyini oluşturan tüycük hücrelerinin bir kısmı sekretuvar denilen hücrelere dönüşür.
Bu hücreler zigotun beslenmesi için gerekli olan organik moleküller, iyonlar ve su salgılar.
Bu ara rahimde gerekli önlemler alınmış gelecek misafirin ağırlanması için gerekli hazırlıklar mükemmel olarak yapılmıştır.
ZİGOTTAN EMBRİYOYA
Zigotun anne rahmine gömülmesinden önce yumurtalıkta oluşan sarı cisim salgısını artırmıştır. Bu salgının artımı hamileliğin başladığının en büyük işaretidir. Bu arada rahme doğru ilerleyen zigot da varlığını belirten hCG olarak tanımlanan bir hormon salgılamaya başlar.
Hem sarı cismin hem de zigotun salgıladığı hormonlar kadın vücudunu alarma geçirir. Gerekli hazırlıklar süratle yerine getirilir.
Zigotun salgıladığı hCG hormonu aynı zamanda annenin yumurtalığına ulaşarak burada bir başka hormonun daha salgılanmasını sağlar. Bu hormonda yumurtalıkların yeni bir yumurta üretmesini engeller. Artık anne yeni bir yumurta üretmeyecek, dolaysıyla adet görmeyecektir. Her şey hazır olduğunda zigot rahme doğru ilerler ve kendini özel olarak hazırlanmış rahim duvarına gömer.
Rahim duvarına gömülen zigot gereksinme duyduğu besinleri bol miktarda bulabildiğinden süratle büyüyüp gelişir.
Çoğalan hücreler üç kısım halinde organize olurlar.
Embriyonik evre denilen ikinci dönem 5.5 hafta sürer ve bu süre boyunca zigot süratle gelişmiş, embriyo adını alır. Bu evrede kök hücre tabakalarından bedenin temel organ ve sistemleri ortaya çıkar.
Fetal evre denilen 3. dönemde embriyo organlar oluşup şekillenmiş; yüzü, elleri, ayakları ve diğer dış görünümüne sahip bir canlı haline gelmiş, fetus diye anılmaya başlanmıştır.
Bu dönem gebeliğin sekizinci haftasından itibaren başlar ve doğuma dek sürer.
Rahim kaslardan yapılmış sağlam bir yapıya sahip, leğen kemiği boşluğunun tam ortasında, oldukça korunaklı, bebeğin beslenmesi için gerekli olan kan damarlarına yakın içi boş bir organdır ve hamileliğin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi, sonunda bebeğin çıkması için en uygun yerdedir. = = =
Bir insan fetusu
= = =
Fakat yapılan bütün hazırlıklara rağmen bir bebeğin büyümesi için başlangıçta yeterli değildir.
Bu nedenle fetus büyüdükçe rahim hacmi giderek artar.
Fallop tüpünden fallop tüpü tüycüklerinin yardımıyla rahme doğru ilerleyen zigot fallop tüpünün herhangi bir noktasına tutunmaya çalışmaz.
Sanki kendisi için en uygun yerin rahim duvarı olduğunu, rahme ulaşmadan tutunduğu herhangi bir yerin varlığını devam ettirmesine yetmeyeceğini bilmektedir.
Rahme ulaşınca rahmin duvarlarında kan damarlarının yoğun olduğu bir bölgeyi bulur ve buraya tutunur.
Bir yandan büyümesini devam ettirirken bir yandan da besin sağlayacağı dokunun derinlerine doğru ilerleyip kök salarak kendisine yeni besin kanalları üretir.
Zigotun rahim duvarına tutunurken kullandığı yöntem son derece dikkat çekici ve kompleks bir sistemdir.
Zigotun en dış tabakasındaki hücreler hiyaluronidaz adı verilen bir enzim salgılarlar.
Bu enzimin özelliği rahim duvarı dokusundaki yaşama uygun olmayan hiyalüronik asit tabakasını parçalayıp etkisiz hale getirebilmesidir. Bu durum zigotun rahim dokusunu bozarak içeri girmesini kolaylaştırır. Bu sayede zigota ait bir kısım hücreler rahim hücreleriyle beslenerek derinlere doğru ilerleyip beslenebilmek için kök salar ve sonuçta zigot bütün olarak rahim duvarına sıkı sıkıya gömülmüş olur.
Embriyonun gelişiminin sekizinci gününde hücreler farklılaşmaya başlayarak iç ve dış olmak üzere iki tabakalı bir görünüş kazanırlar.
Embriyoblast denilen iç hücreler embriyonun tüm yaşamı boyunca sahip olacağı hücreleri oluşturur.
Trofoblast denen dış hücreler ise fetusun doğuma kadar anne karnındaki yaşamına yardımcı olacak hücrelerdir.
İç hücreler dış hücrelerden kendisini ayırır. Sadece ileride yeni gelişecek olan plasenta ve embriyo arasındaki bağlantıyı sağlayacak göbek kordonu olacak bölge kalır ve bu arada embriyoblast hücreleri yassı bir şekil oluşturarak embriyonik disk adını alır.
Daha sonraki büyüme, bu diskin iki tarafında simetrik olarak meydana gelir. Bu işlemler insan vücudundaki ilk düzenlemelerin başlangıcıdır.
Simetrik parçaların her iki tarafında ektoderm ve endoderm, ikisi arasında da mezoderm denen yeni hücreler oluşmaya başlar.
Bu üç katman daha sonraki aşamalarda bebek vücudunun ayrı ayrı bölümlerinin oluşumunu sağlayacaktır.
En dışta kalan hücre tabakası olan ektodermden, sinir dokusunun yanı sıra, salgı yapan bezler ve epitel doku gelişir.
Daha sonraki aşamalarda bu dokulardan beyin, omurilik, duyu organları, göz mercekleri, üst deri, ter bezleri, diş minesi, saç ve tırnakları oluşacaktır.
Embriyonun en iç tabakası olan endoderm karaciğer, akciğer, pankreas gibi sindirim ve solunum sistemini oluşturan organlar ile bu organlarla ilgili tiroit, timüs gibi bezlerin ortaya çıkmasını ve gelişimini üstlenmiştir.
Mezoderm olarak adlandırılan üçüncü tabaka ise bu iki tabakanın arasında oluşur. Bu tabakadan bağ, destek, kan ve yağ dokuları gelişir. Bu dokulardan da kıkırdaklar, kaslar, damarlar, iskelet ve dolaşım sistemi, iç organların iç yüzeyini çevreleyen epitel hücreler oluşmaya başlar. Bu üç tabakanın aralarında mükemmel bir işbirliği, dayanışma ve uyum vardır. Gelişim süreci içinde vücuttaki bütün dokuları ve bu dokuları meydana getiren iki yüz tip hücrenin yerli yerinde oluşum plan ve iradesi bu üç katmandaki kök hücrelerdedir.
Başlangıçta birbirinin aynı gibi görünen hücreler belli bir süre içinde bölünerek çoğalmakta ve bu hücrelerin bazıları, diğerlerinden farklı bir yapıya bürünmeye başlamaktadırlar.
Farklı yapılara bürünme şüphesiz ki planlı bir şuurla gerçekleşmektedir.