[¬ Şefaat
Sebe sr 23. Âyet
ولا تنفع الشفاعة عنده إلا لمن أذن له حتى إذا فزع عن قلوبهم قالوا ماذا قال ربكم قالوا الحق وهو العلي الكبير .
Ruhul beyan (6. cilt 517-518. sf) ; İddia etmekte oldukları gibi «Allah'ın huzurunda, O'nun izin verdiği kimselerden başkasının şefaati» hiçbir şekilde «fayda vermez.» Sadece şefaati hak eden kişilere, Allah'ın izin verdiği kimselerin şefaâti fayda verir. Bunların dışındakilere ise asla fayda vermez. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur: "...İzni olmadan katında kim şefaat edebilir?..." (Bakara: 255) "Şefaat": Birinin, başka biri için af ve lütuf talep etmesidir.
Nihayet onların yani şefaat edeceklerle kendilerine şefaat edilecek mü'minlerin «kalplerinden korku giderilince» kendilerine şefaat edilecekler «şöyle derler:» İzin konusunda Rabbiniz ne buyurdu? Çünkü onlar, şefaat iznine muhtaçtırlar ve O'nun emrine önem vermektedirler. Oysa kâfirler, şefaat dileme durumundan uzak ve kalplerinden korkunun giderilmesinden fersah fersah ötedirler. Böyle olunca kendilerine şefaat için nasıl izin verilir?
Denmiştir ki, kendilerine şefaat edilecekler izin isteme ve dilekte bulunma durumunda uzun bir süre beklerler. Nihayet kalplerindeki korku giderilip dileklerine kulak verileceği müjdesi ortaya çıkınca: «Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorarlar. Bunun üzerine. «Onlar da:» Yani şefaat edecekler de: «'Hak olanı buyurdu' derler.» Bu hak, hak edenler için şefaat izninin verilmesidir. Şefaat edecekler, şefaat için doğrudan izin talebinde bulunacaklardır.
«O, yücedir, büyüktür.»
İbn Kesir (6. cilt 99-100. sf) ; Büyüklüğünden, yüceliğinden ve azametinden dolayı "Allah'ım huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefâati fayda vermez." Allahın izni olmadıkça hiç kimse huzurunda şefaat etmeye cüret edemez. Bu durumu ifade eden ayetlerden birkaçı şöyledir: "İzni olmadan Onun katında kim şefaat edebilir? Göklerde nice melek var ki Onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allahın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz." "Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler.
Sahıhayn'da birden çok yoldan rivayet edildiğine göre Ademoğlunun efendisi, Allah katındaki en büyük şefaatçisi, yaratılmışların tamamına şefaat etmek üzere makam-ı mahmud'a geldiğinde şöyle diyecektir. "Allahın huzurunda secdeye kapanacağım. Sonra Allah dilediği kadarını bırakacak ve şimdi sayamayacağım övünç kapılarını önüme açacak ve şöyle denilecek Ey Muhammed! Kaldır başını! Söyle, (söylediğin) dinlenecek. İste, (istediğin) verilecek Şefaat et, şefaatin kabul edilecek..." "Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince: Rabbiniz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hak olanı buyurdu, derler." Bu da yüce bir makamdır. Zira Allah Teala vahiy ile konuştuğunda semavat ehli Allah'ın kelamını işitecek ve korkudan titreyecekler. Öyle ki sonunda neredeyse bayılıp kendilerinden geçecekler.
Ömer nasuhi bilmen (6. cilt 156. sf) ; Ey müşrikler!. Taptığınız mahlüklardan şefaat mi bekliyorsunuz?. Bu da sizin için mümkün değildir. Çünki (Onun huzurunda) Yüce Yaratıcının manevi katında hiçbir (şefaat faide vermez.) azabı hak etmiş olanları o azaptan kurtaramaz. Ancak (kendisine) şefaat etmesi için (izin vermiş olduğu kimse müstesnâ) Cenab-ı Hak Peygamberlere, meleklere ve diğer şefaat makamına layık zatlara şefaat etmeleri için izin verir, onlar da yine Hak Teâlâ'nın müsaade buyurduğu kulları hakkında şefaatte bulunabilirler. Putlar ise cansız varlıklar türünden olup akıldan ve konuşmaktan mahrum şeylerdir, bunlar şefaat edebilecek bir kabiliyette değildirler. Zäten kafirlerin hakkında ise; hiçbir kimseye şefaate izin verilmeyecektir. O müşrikler, meleklere, Hz. İsa gibi insanlara tapmış oldukları takdirde de bir şefaate nail olamayacaklardır. Zira kâfirler, müşrikler hakkında şefaat edebilmek için hiçbir zat, izinli olamaz. Şefaat edecek ve şefaat olunacak zatlar, mümin Allah'ı birleyen olan zatlardan başkası değildir. (Sonunda) Bu gibi mümin, Allah'ı birleyen zatların (kalplerinden korku giderilince) yani: Bir takım zatlara şefaat edilmesi için ilahi izin çıkıp da şe faat bekleyen ehli imanın kalplerinden korku, heyecan giderilince öyle şefaatı bekle yen zâtlar (derler ki, Rab'biniz ne buyurdu?.) şefaat hususunda ilâhî emir ne şekilde tecelli etti?. Şefaat edecek zâtlar da: Rabbimiz (hakkı) buyurdu, razı olduğu kulları hakkında şefaat edilmesine izin ve müsaade verdi, bunu sabit, uygulanması muhakkak bir durum kıldı (derler) ve o şefaat edecek zatlar, Yüce Yaratıcı Hazretlerne şöyle de övgü ve saygı sunmada bulunarak derler ki: (O) Şanı Yüce Mabud (çok yüce) dir ve O (çok büyüktür) yücelik ve azamet, büyüklük ve ululuk ona mahsustur. Onun yüce müsaadesi bulunmadıkça kimsenin şefaate ve söz söylemeğe selâhiyeti olamaz. Buna inancımız tamdır.















