Medinede nazil olmuştur. 120 ayettir.
bu maide sûresinde neshedilmiş bir ayet yoktur. Bu süre'i celilede onsekiz farize vardır ki,
3-Sizlere ölü, kan, domuz eti, Allah Teâlâ'dan başkasının adına boğazlanan hayvan, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş. veya canavar yemiş, daha ölmeden boğazladığınız müstesna, ve dikili taşlar üzerine boğazlanan hayvanlar ve zarlar ile kısmet istemeniz haram kılınmıştır. Bunlar birer fısıktır. Bugün kâfirler sizin dininizden ümitsizliğe düşmüşlerdir. Artık onlardan korkmayınız, benden korkunuz, bugün sizin için dininizi ikmål ettim, ve sizin üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmiyet'e razı oldum. Imdi her kim son derece açlık halinde çaresiz kalırsa günaha meyilli olmaksızın o yasak etlerden hayatını kurtaracak miktar yiyebilir şüphe yok ki, Allah Teâlâ çok bağışlayandır, pek esirgeyendir.
3 - Hz. Ömer : Biz o âyeti kerimenin nazil olduğu zamanı da mekânı da biliriz, Hz. Peygamber cuma günü arefede bulunurken nazil olmuştur diye buyurmuş.
Bu âyeti kerimenin nuzulundan seksen bir gün sonra Fahri Alem hazretleri ahirete irtihal buyurmuştur.
22-Dediler ki, ya Musa!. Muhakkak orada zorbalar olan bir kavim vardır. Ve onlar oradan çıkmadıkça biz oraya elbette girmi yeceğizdir. Fakat onlar oradan çıkarlarsa bizler oraya muhakkak giricileriz.
22 - O zorbalardan maksat Ad kavminin kalıntısı olan Amalikadan ibadettir.
23-Kendilerine Allah Teâlâ'nın ihsanda bulunmuş olduğu korkan- lardan iki er dedi ki: Onların üzerlerine kapıdan giriveriniz, siz ona girdiğiniz zaman şüphe yok ki, galiplersiniz. Artık siz mü'min kimseler iseniz Allah Teâlâ'ya tevekkül ediniz.
23 - o iki er Yûşa bini Nun ile Kalib bini Yufenna'dan ibaret iki muhterem zattır. İsrail oğulları, bu iki zatın bu nasihatlarını dinlememişlerdir.
26-Buyurdu ki: Şüphesiz orası onların üzerine kırk yıl haram kılınmıştır. Orada şaşkın bir halde
26 - Gerçek şu ki Mukaddes yurda girmeyeceğiz diyenlerden hiçbiri oraya daha sonra girememiş, hepsi de Tih çölünde helak olmuşlardır. Sonra onların evlât ve torunları zorbalar ile savaşta bulunmuşlardır. Bir rivayete göre Hz. Musa ile Hz. Harun da Tih çölünde vefat etmişlerdir. Hz. Harun'un vefatı Hz. Musa'nın vefatından bir sene öncedir. Hz. Musa vefat edip kırk sene sona erince Cenâb-ı Hak Yüşâ Aleyhisselâm'ı İsrail oğullarına Peygamber göndermiştir. İsrail oğulları onunla beraber Eriha tarafına giderek savaşlarda bulunmuşlar, altı ay kuşatmadan sonra Eriha'yı feth etmişler, zorbaları yenilgiye uğratmışlardır.
54-Ey iman edenler!. Sizden her kim dininden dönerse muhakkak Allah Teâlâ bir kavmi getirir ki, onları sever, onlar da onu severler. Mü'minlere karşı mütevâzi olurlar, kâfirlere karşı da izzet sahipleri bulunurlar. Allah yolunda savaşa atılırlar ve kınayanın kınamasından korkmazlar, işte o, Allah Teâlâ'nın lütfudur, onu dilediğine verir ve Allah Teâlâ'nın lütfu ve ilmi geniştir.
54 - Tefsirlerde genişce beyan olunduğu üzere on bir grup daha sonra İslamiyet'ten dönmüş. Üç grup Rasûlu Ekrem'in zamanında dinden dönmüşlerdir ki, bunlar Yemen'de bulunan "beni Müdlic" kabilesiyle Müseylemetülkezabın kavmi olan "beni Henife" kabi- lesi ve beni Eset kabilesidir. Yedi kavim de Hz. Ebu Bekir'in hilafeti zamanında dinden dönmüşlerdir ki bunlar da "Fezare", "Gatfan", "Beni Selim", "Beni Yerbu", "Kende" ve "Beni Bekr bini Vail" kabileleriyle "Teym" kabilesinin bir kısmından ibarettir.
63-Din bilginleri, fakihleri onları günah sözlerinden ve haram yemelerinden engellemeli değilmidirler?. İşledikleri şey elbette ne kadar kötü!.
63 - İbni Abbas Radiallahutealà anhuma demiştir ki: Bu âyeti kerime, Kur'an'daki en şiddetli bir âyettir. Alimlerden Dahhâk da demiştir ki: Bence bu ayeti kerimeden daha korkunç bir âyet Kur'an-ı Kerim'de yoktur. Gerçekten de bu âyeti kerime ilmî, vazife- sini bir engel bulunmadığı halde terkeden her ilim sahibi hakkında pek şiddetli bir tehdidi içerir bulunmaktadır.
85-Artık Allah Teâlâ da onlara bu söylediklerinden dolayı altından ırmalar akan cennetleri, içlerinde ebediyen kalıcı olmaları üzere ihsan buyurdu. Bu ise iyi hareket edenlerin mükâfatıdır.
85 - Rivayete göre bu dört âyeti kerime, Necaşi ile onun arkadaşları hakkında nazil olmuştur.
114-Meryem'in oğlu İsa dedi ki: Ey Allah!. Ey bizim Rabbimiz!. Bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki, bizim geçmişimiz ve geleceklerimiz için bir bayram ve senden bir âyet olsun ve bizi rızıklandır ve sen rızık verenlerin en hayırlısısın.
115-Allah Teâlâ buyurdu ki: Ben onu sizin üzerinize elbette indireceğim. Fakat sonra sizden kim küfre düşerse artık ben kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim bir azap ile ona azap ederim.
114/115 - Tefsirlerde açıklandığı üzere sofra şu mahiyette bulunmuştu: İki bulut arasında yere indirilen sofra, bir kırmızı sofra idi. Üzerindeki yiyecek ise kılçıksız ve pulsuz, kendi yağıyle kızarmış, kebab olmuş balık idi, bu balığın baş tarafında tuz, kuyruk ta- rafında bir kâse içinde sirke, çevresinde de çeşit çeşit sebzeler var idi. Beş tane de çörek var idi ki, birincisinin üzerinde zeytin, ikincisinin üzerinde bal, üçüncüsünün üzerinde yağ, dördüncüsünün üzerinde peynir beşincisinin üzerinde de kurumuş et bulunuyordu.
Havarilerin reisi, ey Allah'ın ruhu bu yiyecek dünyadan mi, âhiretden mi diye sormuş, Hz. İsa'da hayır ikisinden de değil, bu Allah'ın kudreti ile meydana gelmiş bir harikadır diye buyurmuştur. Sofradan bir çok kimseler yemişlerdir. Bundan yiyen fakirler hayatları boyunca zengin olmuşlardır, hastalar da şifa bulmuşlardır.
Rivayete göre bu sofranın inişi kırk gün, gün aşını devam etmiştir. Öğle vakti uçar giderdi. İlk günü pazara tesadüf ettiğinden o günü, Hıristiyanlar bir bayram günü kabul etmişlerdir.
117-Ben onlara senin bana emrettiğinden başkasını söylemedim, benim ve sizin Rabbimiz olan Allah Teâlâ'ya ibadet ediniz, dedim. Ve ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şahit olmuş idim, vaktaki beni aldın, onların üzerlerine gözetleyici ancak sen oldun ve sen herşey üzerine tamamiyle şahitsin.
117 - Bu âyeti kerime de "tevaffi"den maksat, Hz. İsa'nın dünyadan alakasını kesip semaya kaldırılmasından ibarettir. "Tevaffi", "istiğfa" kelimeleri bir nesneyi tamamiyle almak, tutmak mânâsınadır. Bu tâbir ölümden daha geneldir. Mevt = ölüm, bu tâbirden bir nevidir.