Emoş kafalı hıyar
Çok önemli bir bilgiye(!) ulaşmaya çalışırken aylar sonra girdiğim facebook chatte John Lennon çakması suratını gördüm birden, aynı kutucuğun kenarında 7y yazıyordu. Dedim en son 7 yıl önce mi konuşmuştuk gerçekten? Yoo. Kesin başka sosyal mecraları kullanarak kavga etmişizdir. Ama nerede?
En son attığın mesaj şöyle diyor:
‘‘Kızmıyorum sana bunları söylerken, aksine çok memnunum bi şekilde iletişim kurduğumuza, özlemişim, iyileştirecek misin beni yoksa böyle kötü ve insansız bir çakma ilah olarak mı öleyim ? Ağlatıcan mı beni hüngür şangır ?”
Söylememe gerek var mı, hiç hatırlamıyorum tabi ki ne yaşıyorduk o ara, yine neyi paylaşamıyorduk ya da sustuğumuz kimlerin acısını birbirimizden çıkarıyorduk. Sen de hatırlamıyorsun: öncesinde uzun uzun detaylı detaylı sövmüşüm ben sana.
Biz seninle hep kavga ederek iletişim kurmuştuk, çünkü çok sevmenin, değer vermenin adrenalin dolu yollarından biriydi ve ikimiz bundan zevk alan suç ortaklarıydık. Her gün bağıra çağıra kavga edip etraftakilere gözlerini devirtsek de işte ‘her gün’ görüştüğümüz için bağımızın kopmasına imkan yoktu. Malum, ben nasılsa dönüp dolaşıp bir sonraki akşam yine senin lekeli kanepene ve kokulu battaniyene dönüyordum en fazla. Ya da kahvaltı kumrusunu ilk alan iki tane alıyordu mutlaka ve biz Duru’nun beleş mandalına basıp köpüklü demlenmemiş sabah çayları dolduruyorduk üst üste, olağan bir şekilde güne, günlere, ortak hayatımıza devam ediyorduk nasılsa.
Belli ki fiziki mesafenin ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyorduk ikimiz de. (Hiç gelmese miydim İspanya’ya Emoş? Sen o zaman demiştin gitme diye, dön diye. Sen biliyor muydun yoksa? Buna istersen cevap ver çünkü bildiğin halde böyle davrandıysan küseceğim hemen şimdi sana.)
Kavgalarımızla doğru orantılı derecede çok seviyorduk birbirimizi bence ama şimdi görüyorum ki nicesi gibi seni de seni ne kadar çok sevdiğime asla inandıramamışım. Defalarca sarılsam da söylesem de yapamamışım. Çünkü şu mesajı attığındaki gibi en kritik anlarda sorumluluk almaktan korkup kaçmışım. Neden öyle yalın tek cümlelik bir cevap vermiştim sana? Ya bir anda geliveren samimiyetin korkutmuş beni ya da sonu çaresizliğe çıkan sorumluluk. Ama uzattığın eli tutmamışım.
Özür diliyorum, sanırım.
Peki ne olacak şimdi? “Zira göçüyorum deniz memleketlerine.” demişsin aynı mesajın bir başka kısmında. Şaka değilmiş, gerçekten kısa bir süre sonra taşıdın kanepemi upuzak göremeyeceğim bir yere. Zaten kurşun gibi savrulan onca laf arasında gerçekliğinden emin olduğum iki cümle var, biri bu.
Tehlikeli bir yola girmiştik. Sen beni unuttun. Ben seni unuttum. Ben arada bir hatırladım seni ve hiç unutmamışım gibi sevdim. Sen? ‘Evlat olsan sevilmezsin’ dediğini duyar gibiyim, çünkü öyle çok seviyorsun sen beni.
Bu kez yıllarca beklemeyeceğim ‘al bunu senin için yazmıştım’ demek için. Çabukça göndereceğim çünkü bıktım senden. İhtimaller ne derece düşük olsa da ben seni bir gün bir yerde yeniden göreceğim, önce sarılacağım uzun uzun sonra vedalaşana kadar kavga edeceğim. Sırasından emin değilim. İster inan ister inanma, ben seni sevmeye devam edeceğim. İnan, seni sevmeye devam edeceğim. Zira kurşun gibi savrulan onca laf arasında gerçekliğinden emin olduğum cümlenin diğeri: “Ben kesinlikle her yaptığın götlüğe rağmen seni sevmeye devam edebiliyorum.”
Bunu da ben söylemiştim.
P.S. Şuraya oturduğumda başına koymak için bir resmimizi aradım tüm klasörlerde ve taglendiğim tüm resimlerde. Birlikte çekilmiş tek bir resmimiz yok. Öyle bir itsin sen. Neydi biletçi kankanın adı, onunla çekilmişsindir boy boy. Öyle bir itsin.
Madrid
26.09.2021










