Bugün Denizli'de kitap fuarı vardı. Yeğenimi tuttum kolundan götürdüm doğal olarak. Biraz türk edebiyatı klasiklerinden ( Eylül, Araba Sevdası) aldım, okuması lazım. Tabi genç kız olduğu için ilgi alanları farklı şimdilik. Törpülemedim okuma hevesini. İstediği ne kitap varsa aldım ama okuması gereken asıl kitaplardan da aldım. Ve de uyardım, acale etme yavaş yavaş oku diye. Bir de Sabahattin Ali kitaplarının setini aldım tam oldu... Amca kendine bir şey almayacak mısın diyince ben de kendim için alıcı gözle kitaplara bakmaya başladım. Franz Kafka, Goethe, Edip Cansever... Okumuşum hepsini. Zaten canım da sıkkındı biraz. Zira kaçırmışım Hayati İnanç'la İlber Ortaylı'yı... Yayınevlerinin arasında gezerken gözlerim bir tane standa takıldı. Bu arada içerisi hınca hınç dolu... Her yer insan her yer kitap... Dedim ya gözlerim ilişti. A4e yazılı Ali Lidar yazısını gördüm. Baktım şöyle bir. Bu Ali Lidar mı dedim kendi kendime. Fuar listesinde adı yok ya da ben görmedim, bir söyleşisi yok. Herhangi bir yayınevinin herhangi bir yazarı gibi duruyor karşımda. Önümde birisi duruyor kitabını imzalatıyordu. Ben de uzaktan kitaplarına bakıyorum. Utandım bir an. Ulan hiçbir kitabını okumamışım adamın. Hani şu kitabı imzalayın çok beğendim, karakterler şöyle güzel diyemicem. Biraz utangaç, önümdeki de çekilince yaklaştım. Kitaplarınızı imzalar mısınız? Yeğenim için de istiyorum. Gayet doğal samimi içten "gayet tabii" dedi ve isimlerimizi sorup imzaladı. Birkaç kelam da ettik samimi. Daha iyi anladım, bizim şair yazar tayfası artist değil sanatçı... O nedenle daha iyi değerini bilmeliyiz şair ve yazarlarımızın. Bizden olup bizden kopmayan bu milletin önemli bir bireyleri. Sağ olsunlar Hayati İnançlar İlber Ortaylılar Ali Lidarlar...