DELİLİK ÜLKESİNDEN ŞİFA ÜLKESİNE BİR YOLCU: AYŞE ŞASA
Fatih’te bir kitabevine uğradım. Oldum olası sevmişimdir aylak aylak kitapçılarda dolaşmayı. Ömer Faruk Dönmez’in kitabını görüyorum Yeni Çıkanlar listesinde. Bir Muhiddin Şekur havası seziyorum kitapta ve alıyorum.
Hayatımda hayranlık duyduğum kimselerse hep dervişane mizaçlı kimseler olmuştur. Bense hep bir hakikatli söze muhtaç… Bu muhtaçlık belki de kitabı satın almaya götürdü beni, aslında her zamanki gibi.
“Pencerelerini aç, ta ki bizim gönlümüzden havalanan kuşlar oraya konabilsinler.” Böyle bir cümle geçiyor kitapta. Pencereler bende uzun süredir kapalı olduğundan mıdır bilinmez –ki bu yüzden de birazdan bahsedeceğim kadının hayatına çok benzettim kendi hayatımı- seneler önce arkadaşlar onunla görüşmeye gittiklerinde gidememiş, dışarı çıkmak istememiştim bir şekilde. Söz konusu Ayşe Şasa olduğu halde. Şimdiyse pencereler tam açılmasa da, az da olsa aralandığından çok şükür bu satırları yazabiliyorum.
Ayşe Şasa geçtiğimiz Haziran ayında vefat etti. Hakkında yazılıp çizildi. Ben onunla yüz yüze tanışma fırsatını yakalayamamış biri olarak yeni şeyler söyleyebilir miyim bilmiyorum. Ayşe Hanım’ın hayatı hakkında röportaj şeklinde gerçekleşen ve Timaş Yayınları’ndan çıkan Bir Ruh Macerası kitabının girişinde yer alan bir Fuzûlî beyti var. “Kaza ise daima sana boyun eğmeye devam ediyor.” mısrası ile biter bu Farsça beyit. Ayşe Şasa zorlu, bu betondan hayatın içinden irade gösterip bir çiçek gibi açmayı başaran nadide insanlardandır.
Varlıklı bir ailenin çocuğudur Ayşe Hanım. Aynı zamanda hep sorgu içinde olan, gerekirse birçok açıdan farklılığını da sorgulayan ve düşünen… Beni en çok etkileyen ve devamlı onda kendimden bir şeyler bulmamı sağlayan en büyük şeyse, Şişli’de bir hastanenin önünden geçerken ettiği duadır:
“Hakikate vasıl olmama vesile olacaksa, yolumun bu hastaneden geçmesine razıyım.”
Nasıl bir bıçağın altına gönüllü yatıştır. Belki de farkında olmadan belâ-yı aşk ile âşina kılınmak istemektir.
Hakikat kelimesi, hakikati arayış, yolda olma gibi kavramlar anlatır Ayşe Şasa’yı.
Doğar doğmaz bir mürebbiyenin eline verilir. Zaman zaman bu mürebbiyeler ona akıl almaz şekilde davranır. Kuşkusuz Şasa’nın psikolojisinde ve yaşayacaklarında bu tavırların yeri büyük olsa gerektir.
Batılı yetişme tarzı hâkimdir evlerinde. Şasa ise hep başka özlemler içerisindedir; ebedi ve hakiki olanın peşinde.
Aynı zamanda bu ortamda anneannesinin ona öğrettiği namaz önemli bir “ayrıntı”dır onun için. Camiye gittiklerinde kilise ve cami arasındaki fark derinden hissedilir.
En çok anneannesi ve halasından destek görmüştür ailede. Kemal Tahir ile kurduğu güçlü dostluğu da eklemeden geçmeyelim.
Kolej yıllarında ise daha farklı bir izlenim oluşur Ayşe Hanım’da. Çalışkan ve sosyaldir.
Bu buhran dolu yıllarda sosyalizm ilgisini çeker. Ve sağlam bir alt yapınız olsaydı cümlesine binaen şu sözleri sarf eder.: “Zannederim yaşadıklarımın hiçbirini yaşamazdım, yaşasam da altından kalkardım. Altmış sekiz yaşımdayım; tasavvuf edebiyatının büyük ürünlerine göz gezdirirken esef ediyorum. Yetişme çağımıza bu büyük ihtişamın bir katresi bile ulaşmadı. Mesela şimdi elimde Ahmed Gazali’nin Aşkın Halleri adlı olağanüstü bir eseri var. Bunu okurken hayranlık içinde kalıyorum. İbn Arabi okurken de aynı hayreti duymuştum, keza Abdülkadir Geylani hazretlerini ve Hz. Mevlana’yı okurken… Bizim medeniyetimiz maneviyatı en doruk noktalarda yaşamış çok büyük bir medeniyet.. Bunlarla tanıştırılsaydık kim bilir ne kadar farklı hayatlar vücuda gelecekti, bunları düşünüyor, hayıflanıyorum.”
Atilla Tokatlı ve Atıf Yılmaz ile evliliği ise olumlu sonuçlar doğurmayacaktır.
Sinemaya yeniden başladığı dönemde şizofrenik bir hâl yaşar. Bu dönem Atıf Yılmaz ile yakınlaştığı dönemdir.
Yeşilçam ise aydınların hor gördüğü bir sinemadır. “Senaryo yazmak size zor gelmiyor mu?” sorusuna cevap olarak kendisinden şu sözleri işitiyoruz: “Yazdığım, kurguladığım senaryoların fantezisi içinde büyük bir bahtiyarlık, saadet yaşıyorum… Tıpkı çocukluğumda Bekir’e hikaye anlatır gibi, karanlık odalarda kurgu yapmak beni nasıl teselli ediyorsa, şimdi kurduğum senaryolar da beni kendimden kurtarıyor… Başka hayatları düşünüyorum; kendimi, baba ocağının beni sıkan atmosferinden kurtulmuş ve o dağın arkasındaki hayatı deneme imkanına kavuşmuş sayıyorum...”
Yeşilçam’da yapılanların bile çok derinlerde İslâm medeniyet dairesiyle bağı var ve farkında değiller diyor Ayşe Hanım. İleride bu görüşlerini ise “Yeşilçam Günlüğü” adlı kitabında toplayacaktır.
Ve bir gün duası kabul olur, Şişli’deki La Paix Hastanesi’ne kaldırılır. Fakat doktorlar teşhis konusunda kararsızdır. Bir türlü şifa bulamamakta Ayşe Hanım. Yapayalnız geçirdiği günler sonunda, Yeşilçam’dan bir Zehra Hanım onunla ilgilenir, yoldaşlık eder. Ve tabiî ki Bülent Oran. Bülent Oran Ayşe Hanım’ı hayata döndürmek konusunda kararlı.
Şöyle der bir gün Ayşe Hanım hakkında ve Ayşe Hanım bu incelikli sözden etkilenir:
“Seni insanlar boyuna posuna bakarak kuvvetli bir şey zannediyorlar, oysa Andersen’in her zaman yağmur altında yalınayak kibritlerini satmaya çalışan kibritçi kızına benziyorsun.”
Ayşe Hanım, Fususul Hikem’le tanıştığı zaman hastalanışını şöyle açıklar: “Kahırdaki Lütuf”
Ve acı günlerden sonra fonda huzurlu bir şarkı belirir. Doktor Doğan ve Bülent Oran’ın da desteğiyle Ayşe Şasa, ayağa kalkmanın ilk adımlarını Fususul Hikem kitabıyla atar. İslâm’a ilgisi arttıkça artar. Bir gün Cihan Ünal Ayşe Hanım’ın İsmet Özel şiirleriyle tanışmasına vesile olur.
“Mataramda Tuzlu Su” şiirinden çok etkilenir Ayşe Şasa. Bu dönemde İsmet Özel ile de birlikte Özkul Eren, Mustafa Kutlu, Mahmud Erol Kılıç gibi isimlerle tanışır. İç yaşantısında yaşadığı dönüşüm, namaza başlamasına ve örtünmesine de vesile olur. Yaşadığı iç sıkıntısı ve hezeyanlar gitgide azalır.
Mahmud Erol Kılıç’ın tanıştırdığı mürşidi de hayatında önemli bir yere sahip olur.
Zikir namaz ve duanın modern tıbbın nüfuz edemeyeceği mucizevi şifa etkisi olduğunu dile getirir Ayşe Hanım.
Sinema meraklısı mütedeyyin gençler, tasavvufa merakı olan kimseler ve Şasa’nın Delilik Ülkesinden Notlar kitabını okuyan ve şifa bulmak isteyen hasta kimseler devamlı Ayşe Şasa’yı ziyaret ederler artık.
“Varoluşuna sahih bir neden bulamayan insan, bilsin yahut bilmesin korku, endişe ve vehim içindedir.“ der kitabın son kısımlarında. O’nu yani en güzel varoluş nedenini bulur.
Yazının başında “Bu betondan hayatın içinden irade gösterip bir çiçek gibi açmayı başaran nadide insanlardandır.” demiştim. Bu ifadeyi yazdıktan bikaç gün sonra Erdem Beyazıt’ın Birazdan Gün Doğacak şiiri ile karşılaştım. Şiiri Nuri Pakdil’e ithaf etmiş.
“Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı
Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın
Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak
Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana
“Mucizeler bir kere başladığında bitmek bilmez.” İşte tevafuklar da bir kere başladığında bitmez. İnsanların hayatında güzel bir tevafuk olan bu insanı Allah rahmetiyle kuşatsın…
(Hece Dergisi Kasım 2014 tarihli sayısında yayınlanmıştır)