Yalnız Hissetmek
Güneş, insanı rahatsız etmeden yüzümü okşuyor. Ilık bir duşun ardından, dingin bir günün başlangıcına adım atıyorum. Çam ağaçlarının deniz gibi dalgalandığı uçsuz bucaksız ufuku izlerken , rüzgarın hafif esintisi doğanın tüm eşsiz kokularını bir ödül gibi sunuyor. Sabahın ilk ışıkları, tabiatın sessizliğinde yankılanan kuş şarkılarıyla birleşiyor. Sessizlik, bu melodilerle harmanlanarak ruhuma dokunuyor. Masamda demli bir çayın sıcacık kokusu yükseliyor. Zeytin, peynir, reçel ve taptaze domateslerle donatılmış bu sofrada, doğanın cömertliğiyle güne tatlı bir başlangıç yapmaktan daha güzel ne olabilirki.
Ama her zamanki gibi tek başıma olduğum gerçeğini değiştirmiyor. Her şey kusursuz fakat, paylaşabileceğin biri olmadığında biraz anlamını yitiriyor. Yanlızlık iyi mi? kötü mü? Asla cevabını bulmadığım bir soru oldu. Yalnızken bu eşsiz güne başlarken bir ses bir nefes olsun istiyorsun. Gördüğünü , duyduğunu, tattığını oda yaşasın, oda hissetsin. Tüm bunların bir hayal, iyi bir dilekten öteye gitmeyeceğini biliyorum. Güzel veya kötü yaşanmışlıkların başka birinin anlayabileceği, en azından anlamaya çalışabileceğini hiç sanmıyorum. Yalnızlığın bir tercih değil olmadığını, defalarca denemeye rağmen, hiç bir şeyin değişmediğini gördüğünde anlıyorsun. Oysaki paylaşmak beraber gülmek, ağlamak , çok zor olan bu hayatı iyisi ile kötüsüyle biri ile yaşamak kim istemez ki. Bu kişinin kardeş, anne, baba, eş olabilir. Kim olduğunun ya da sana nasıl hitap edildiğinin hiçbir önemi yok aslında. Önemli olan, gözlerine baktığında aynı duyguyu paylaşabilmek; kelimeler olmadan bile birbirini anlamak. Asıl önemli olan aynı şeyleri hissetmek, anlamaya çalışmak empati kurabilmek.













