DAĞLARIN UYSAL’INA
Diyarbakır'a çamur yağıyor...
Dêrsimin dağlarında menekşe açmış, duyduk!
Ters laleler ağlayacak yakın zamanda.
Hangi sümbüle değdi gözün?
Hangi koyakta yankılandı son sözün? Neydi?
Bir ah mı döküldü son dudaklarında?
Dişlerini kenetleyip son kez sordun mu Ahura Mazda'ya:
Nerede iyilik? Kötülük nereye düşer?
Mart Nisan'a bağlanırken, yağmur boşaltmış Tanrının kadehinden
ve biz böyle baharı karşılarken, yağ, daha çok yağ;
yağ ki ölülerimizin kanı toprağa karışsın demişiz.
Toprak çiçeklensin; kan kırmızı gelincikler,
papatyalar boy versin de, yapraklarını tek tek sayalım,
Tanrı bizi seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor...
Son yaprak elimizde, dudağımızdan dökülecek sözcükten korkarak,
koparmışız farkına bile varmadan: Sevmiyor!
Biz böyle ürke korka sayarken yaprakları, yağmur dinmiş,
dağların başındaki sis dağılmış da,
gökkuşağı gibi bir film şeridi belirmiş Tanrının tahtında.
O kuşağın/film şeridinin altından geçmek istemiş Halil...
Uysalca, usulca...
Toprakta gelincikler açmış kan kızıl...
Kim demiş gelincikleri görüp de ağlamak olmaz?
Biri çıkıp da söylesin bakalım, Dağ çocuklarını dağlar alır,
ağlamak olmaz diye! Yok yok, ağlanır hem de nasıl!
Tanrının kadehinden boşalan sudan daha beter ağlanır.
Dağlar dağları yiyorsa hele, bir illegal televizyonun karşısına oturup,
gerilla çayı demleyenlerin dilinden dökülen
'yan mirin yan Diyarbekire' nasıl gülümsüyorsak,
işte öyle ağlayacağız.
Ağlamak gülmenin kardeşidir derler.
Biz bu toprakların üvey evlatları, bilelim gülmek,
biraz da üveydir bize.
Bu büyük hanedan, payına ne düşüyorsa üvey evladın
ama ötelemeden, başını okşayarak güleceğiz elbet.
Bize yakışan, yapılan, acıyı üstümüzden koparıp,
kardeşlerimiz öldükçe, kahkaha atacağız!
Tanrım duy, kadehin yetmiyor kanı temizlemeye...
Sularının kapaklarını daha da aç!
Bak, kardeşlerimiz öldükçe, çıldırıyoruz,
çıldırdıkça daha çok gülüyoruz!
Duyduğun, acının sesidir! Gülüp geçme bize!
...
Bunu sorarım, Ahura bana gerçeği şöyle!
Kimin gücü taşır dünyaya ve gökyüzünü ayrı ayrı?
Kim bakar sulara ve bitkilere ayrı ayrı?
Kim önderlik eder rüzgâra, akışlarında?
Kim yağmur yüklü karanlık bulutları
Ağır ağır taşır havada?
İşte Halîl böyle sormuş Ahura Tanrıya,
gözü yollarda Çevre adlı portatifi yazarken.
İyiliğin tanrısı Ahura Mazdaya...
İnsanlar iyilik yapınca kötülüğün kaybedeceğini
öğreten büyük savaşın tanrısı Ahura,
tek başına iyiliğin kazanıp kazanamayacağını da soralım sana!
Yağmur yüklü karanlık bulutları ağır ağır taşıyorsan havada,
sendeyse bu kudret, sahte gökkuşakları çizme aynana...
Altından geçmesin kardeşlerim.
Tahtını dolduracaksan genç ruhlarla, yak gitsin!
Ateş sunalım sana;
bil ki suyun yetmiyor yerdeki ateşi söndürmeye.
Evet evet, ateş sunalım sana...
EVRİM ALATAŞ
















