Berxwedan Jîyan e
seen from China

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Poland

seen from United States
seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from China
seen from China
seen from India

seen from Malaysia
seen from China
seen from China
seen from United States

seen from France
seen from South Korea
seen from China
seen from Macao SAR China
seen from China
Berxwedan Jîyan e
‘Kürdistan’ın her tarafının, dağının taşının çiçek olmasını hayal ediyorum’
Ne görüyoruz?
"Sen Newroz'un açmamiş çiçegîsin Kemal! Uyannn uyann" şehid namirin. Roj wê bê emê tola şehid hêlînn.
"Kürtler zaten bu zor şartlar altında delirmemek için ya şair, ya komedyen, ya aşık ya da gerilla olur. O yüzden en güzel yazan, güldüren, seven ve koruyan millet kürtlerdir..."
-Nujin
Yaşasaydı diye başlayan her cümle manasız kalmaya mahkum. Ama yaşadığı kadarının anlamı o denli büyük ki, kısa bir zaman diliminde bırakmayı başardığı büyük mirasın hakkı yalnızca Deniz'in devrimci ruhunun izini sürerek verilebilir. O izin sürüleceği toprak da Deniz'in çok sevdiği memleketi Türkiye'dir.
Deniz, Türkiye'nin devrimci ruhudur. Bu ruh yaşadığı için Deniz Gezmiş bugün 75 yaşında bir delikanlıdır.
soL olarak, genelde ölümüyle anılan memleketin bu güzel evladını bu defa doğum günü vesilesiyle anıyoruz. Nice yıllara sevgili Deniz! İyi ki doğdun...
DENİZ GEZMİŞ KİTAP,GAZETE,DERGİ,ŞİİR OKUMAYI SEVERDİ BUNLARDAN BİR KAÇI:
DERGİ OLARAK (YÖN) DERGİSİ,YENİ DERGİ)
GAZETE OLARAK (CUMHURİYET,AKŞAM, TANİN)
KİTAP OLARAK ( ALİ FAİK CİHAN'IN SOSYALİST TÜRKİYESİ, NİYAZİ BERKES'İN YÜZYILDIR NEDEN BOCALIYORUZ, JOHN STRACHEY'İN SOSYALİZM NEDİR)
DENİZ GEZMİŞ'İN EDEBİ YÖNÜ'DE ZENGİNDİ: SİNEMA,TİYATRO, EDEBİYAT,ŞİİRİ SEVERDİ. HİKAYE YAZARLIĞINI DA SEVERDİ ŞİİRE ÇOK TUTKUNDU. MEHMET FUAT'IN ÇIKARTTIĞI YENİ DERGİ EDEBİYAT DERGİSİNİ ALIRDI. NAZIM HİKMET'İ ZATE BİLİRDİ, OKTAY RIFAT,EDİP CANSEVER, TURGUT UYAR, CEMAL SÜREYYA, ÖZKAN MERT, ATAOL BEHRAMOĞLU VE İSMET ÖZEL'İN ŞİİRLERİNİDE BİLİRDİ.
SİNEMACILIĞA SİNEMA YAPIMCILIĞINA İLGİ DUYARDI. OSMAN SAFFET AROLAT'LA SİNEMA,EDEBİYAT, ÜZERİNE TARTIŞIRDI.
DENİZ GEZMİŞ'İN HAYATINDAN KISA YAZI:
24 Eylül, 1962 İstanbul'a Tayin Gezmiş ailesi, tayin nedeniyle Sivas'a yerleşir. Deniz ilk ve ortaokulu Sivas'ta bitirir. 1962 yılında baba Cemil Gezmiş'in tayini çıkınca İstanbul'a taşınırlar. Deniz 1962 yılında Haydarpaşa Lisesi'ne kaydolur ancak Haydarpaşa lisesinde bir yıl kaybeder ve liseyi Bilir Koleji'nde tamamlar.
11 Ekim, 1965 TİP Üyelik Başvurusu Deniz Gezmiş, 16 Eylül 1965 tarihinde Türkiye İşçi Partisi (TİP) Üsküdar İlçe Örgütü'ne üyelik başvurusunda bulunur. İlçe yönetimi 11 Ekim 1965 günü üyelik başvurusunu uygun bulur ve Deniz Gezmiş'in aday üyelik süreci başlar. Deniz, 2 Nisan 1966 tarihinde aday üyelik sürecini tamamlayarak partinin asıl üyesi olur. Bir sonraki ilçe kongresinde ilçe sekreteri olacaktır.
31 Ağustos, 1966 Çorumlu İşçilerin Yanında Çorum'da Genel-iş Sendikası üyesi belediye işçilerinin işten çıkarılması üzerine işçiler Çorum'dan Ankara'ya yürüme kararı alır. Danıştay'da açılan davayı kazanmalarına rağmen işçiler işe geri alınmaz. Bunun üzerine işçiler Ankara'dan İstanbul'a bir yürüyüş başlatırlar. Deniz Gezmiş, yoldaşlarıyla birlikte işçileri karşılamaya gider. Vapurla Avrupa yakasına geçen kitle, Gümüşsuyu'ndaki Türk-İş Binası önünde Türk-İş aleyhinde sloganlar atmaya başlar. Gösteri Taksim Meydanı'nda devam eder ve Deniz Gezmiş'in de aralarında olduğu eylemciler gözaltına alınır.
7 Kasım, 1966 Üniversiteye İlk Adım Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nin 10058 numaralı öğrencisi olarak 1966 İstanbul Üniversitesi'na ilk adımını atar. 1966-67 öğretim yılı, öğrencilerin derse girmeme eylemiyle başlar.
19 Ocak, 1967 TMTF Çatışması ve Gözaltı Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) seçimlerini kaybeden hükümet yanlısı öğrenciler, yeni bir delegasyon toplayarak kendi adaylarını seçtirirler. Böylece federasyonun tüzel kişiliği "iki başkanlı" hale gelir ve yeddi emine devredilir. Buna karşı çıkan solcu öğrenciler, Cağaloğlu'nda TMTF binası önünde polisle çatışır ve Deniz Gezmiş gözaltına alınır. Tutuksuz yargılanmak üzere ertesi gün serbest bırakılır.
22 Kasım, 1967 Emperyalizme Geçit Yok Öğrenci dernekleri tarafından düzenlenen Kıbrıs Mitingi Beyazıt'ta başlar. Taksim'e yürüyüşün ardından meydandaki eylemde Amerikan bayrağı yakılır. Eylemde Deniz Gezmiş gözaltına alınır.
30 Ocak, 1968 Devrimci Hukuklular Örgütü 30 Ocak 1968 günü aralarında Deniz Gezmiş'in de bulunduğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri Devrimci Hukuklular Örgütü'nü (DHÖ) kurar. Dernek tüzüğüne göre derneğin adresi Arda Apt. 472/1 Tünel, Beyoğlu'dur. Yine tüzüğe göre derneğin amacı; "Türkiye'nin ulusal tam bağımsızlığı ve Türk halkının her türlü sömürüden uzak olarak en ileri uygarlık düzeyine ulaşması için, Atatürk Devrimi doğrultusunda elinden gelen katkılarda bulunmaktır."
7 Mart, 1968 DHÖ Eylemleri ve AİESEC Olayı Kuruluşundan sonra DHÖ aktif olarak eylemlerin içinde yer almaya başlar. 20 Şubat'ta TBMM'de Adalet Partili milletvekillerinin TİP milletvekillerine saldırması üzerine aralarında DHÖ'ün de bulunduğu öğrenci örgütleri Taksim'de bir protesto düzenler. 24 Şubat'ta Ankara'da Anayasa eylemi yapılır. 20 Mayıs'ta Adalet Partisi Gençlik Kolları'nın İstanbul Üniversitesi'nde Atatürk Anıtı önüne bıraktığı çelenk devrimci öğrencilerce yakılır. 7 Mart günü İstanbul Üniversitesi'nde düzenlenen AİESEC 20. Genel Kurulu'nda Başbakan Demirel adına Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ün kürsüye çıkması üzerine öğrencilerin protestosu başlar.
2 Mayıs, 1968 Devrimci Öğrenciler Hapsediliyor AİESEC Genel Kurulu'ndaki protestolar sonucu, başta Deniz Gezmiş olmak üzere devrimci öğrenciler hakkında dava açılır ve öğrenciler polis tarafından aranmaya başlar. Birçok devrimci öğrenciyle birlikte Deniz Gezmiş bu süreçte tutuklanır ve Sultanahmet Cezaevi'ne gönderilir. Bu tutuklamalar, dönemin gençliğinin hapishane ile ilk kez tanışması bakımından önemlidir. Deniz Gezmiş, 2 Mayıs 1968 günü serbest bırakılır.
12 Haziran, 1968 İstanbul Üniversitesi İşgalı 68 Mayıs ayı boyunca hem sağ hem de sol görüşlü öğrenciler arasında üniversitede reform talepleri dile getirilir. 12 Haziran 1968 günü Hukuk Fakültesi öğrencileri, Haziran dönemi sınavları için okula gelir. Sabah saatlerinde başlayan ve bitmek bilmeyen tartışmalar sonucu devrimci öğrenciler boykot kararı alır ve işgal başlar. 14 Haziran günü öğrenciler işgal komitesi kurar. Üniversitenin sorunlarını çözmek için öğretim üyeleri, asistanlar ve öğrencilerden oluşan bir komisyon kurulur. Komisyonda öğrencileri temsilen Deniz Gezmiş de yer alır. İşgal, 27 Haziran günü öğrencilerce sonlandırılır.
20 Temmuz, 1968 6. Filo Protestoları ve Vedat Demircioğlu Aynı hafta içerisinde devrimci öğrencilerin Dolmabahçe'deki ABD bayrağını yarıya indirmesi, Beyoğlu'nda gezen Amerikan askerlerine boya ve mürekkep atması ve 6. Filo'nun Taksim anıtına bıraktığı çelengi yakmaları sonucunda polis Gümüşsuyu öğrenci yurdunu basar. Baskında Vedat Demircioğlu ağır yaralanır. Aynı gün Deniz Gezmiş'in de aralarında bulunduğu gençler, Amerikan askerlerini Dolmabahçe'de döverek denize atar. Ağır yaralanan Vedat Demircioğlu, 24 Temmuz sabahı hayatını kaybeder. Sonrasındaki protestolar sonucu Deniz Gezmiş 30 Temmuz'da tutuklanır ve 2 ay Sultanahmet Cezaevi'nde kalır.
15 Ekim, 1968 Devrimci Öğrenci Birliği'nin Kurulması ve Mustafa Kemal Yürüyüşü 21 Eylül günü tahliye olan Deniz Gezmiş'in de katılımıyla 15 Ekim günü Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB) kurulur. Adresi DHÖ ile aynı olan dernek tüzüğünde derneğin amacı, "Ülkemizde devrimci düşünceyi ve eylemi yaşatmak ve yaymak" olarak açıklanır. DÖB'ün kuruluşunu takiben 30 Ekim-10 Kasım arasında düzenlenen "Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü" sırasında ortaya çıkan "11,11,11" parolası ve kulaktan kulağa yayılan darbe söylentisinin de etkisiyle yürüyüş 9 Kasım'da bitirildi.
2 Ocak, 1969 Deniz Bir Kez Daha Tutuklanıyor 27-28 Aralık'ta İstanbul Üniversitesi'nde yaşanan olaylar nedeniyle polis tarafından aranan Deniz Gezmiş, 2 Ocak'ta tutuklanır. 22 Şubat'ta tekrar serbest kalır. Yakalanışını şöyle anlatmıştır: "...Yakalandığımdan bir saat sonra Sultanahmet Cezaevi'ndeydim. Bu hızlı çalışmanın sadece adliyede değil memleket kalkınmasında da geçerli olmasını dilerim." Ayrıca dönemin İçişleri Bakanı Faruk Sükan, tarihe "Kanlı Pazar" olarak geçen ve 16 Şubat'taki "Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü"ne islami kesimin saldırısı sonucu yaşanan olaylardan, o gün Sağmalcılar Cezaevi'nde tutuklu bulunan Deniz Gezmiş'i sorumlu tutar.
9 Haziran, 1969 Devrimci Direniş Komitesi ve 9-10 Haziran Olayları Üniversitelere ilişkin reform tasarıları görüşülmeden meclisin tatile girmesi üzerine İstanbul Üniversitesi merkez kampüsünde ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde işgal başlar. İşgal sırasında aralarında Deniz Gezmiş'in de bulunduğu öğrenciler Devrimci Direniş Komitesi'ni kurar ve açıklama yapar. İşgal ertesinde Haziran dönemi sınavları için okula gelen öğrenciler 9-10 Haziran günlerinde polisle çatışır ve çok sayıda öğrenci gözaltına alınır, yine birçoğu yaralanır. Yaralananlar arasında Deniz de vardır. Ayrıca olayların ardından Deniz hakkında bir kez daha arama kararı çıkar.
30 Ağustos, 1969 Filistin Günleri Polis tarafından aranan Deniz Gezmiş, Haziran ayında içlerinde Yusuf Küpeli ve Cihan Alptekin'in de bulunduğu bir grupla Filistin'e gitmeye karar verir. Burada FDHKC konferanslarına ve kampına katılırlar. Filistin'den Ağustos ayında geri dönerler.
23 Eylül, 1969 Öğrenci Birliklerine Müdahale ve Tutuklanma Filistin dönüşü Ankara'da SBF ve ODTÜ'de Öğrenci Birliği etkinliklerine katılan Deniz, benzer şekilde İstanbul'daki etkinliklere katılmak üzere devrimci öğrencilerle İstanbul'a geçer. İstanbul Üniversitesi'nde çıkan olaylarda 19 Eylül günü Mehmet Cantekin öldürülür. Ardından çıkan olaylarda 23 Eylül günü Deniz Gezmiş yakalanır ve Sağmalcılar Cezaevi'ne gönderilir. Aynı gün Taylan Özgür öldürülür. Deniz Gezmiş 25 Kasım günü serbest kalır. Mehmet Büyüksevinç ve Battal Mehetoğlu'nun peşpeşe öldürülmesiyle başlayan olaylar sonucu 20 Aralık'ta Cihan Alptekin ile birlikte tekrar tutuklanır ve 18 Eylül 1970'e kadar cezaevinde kalır.
29 Aralık, 1970 THKO kuruluyor Deniz Gezmiş, tahliyesinden sonra 19 Eylül'de askerlik şubesinde teslim edilir ancak birliğine teslim olmayarak kaçak duruma düşer. İstanbul'da bir kısım arkadaşıyla görüşme yapar ve Ankara'ya geçer. Ankara ve çevresinde birçok devrimci öğrenci ile görüşür ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) fiilen kurulur. Örgütün eylemliliği 19 Aralık günü ABD Büyükelçiliği önündeki polislerin taranması ile başlar. Ardından 11 Ocak günü İş Bankası Emek Şubesi soyulur.
12 Mart, 1971 12 Mart'a Giden Yol Banka soygununun ardından Deniz Gezmiş ve arkadaşları Türkiye'nin dört bir yanında aranmaya başlar. Birçok ev basılır, ülkenin dört bir yanında gençler "Deniz Gezmiş sanılarak" gözaltına alınır. Bu sırada 15 Şubat günü Balgat'taki Amerikan üssünden bir çavuş kaçırılır ve 17 saat sonra serbest bırakılır. 4 Mart günü ise Gölbaşı'ndaki Amerikan üssünden 4 asker kaçırılır ve 4 gün sonra serbest bırakılır. 8 Mart günü başka yerlerde de hareketlilik vardır. 8 Mart'ı 9 Mart'a bağlayan gece silahlı kuvvetler alarma geçer ancak hareket emri gelmez. 12 Mart günü kuvvet komutanlarının verdiği muhtıra üzerine Demirel hükümeti istifa eder.
16 Mart, 1971 Deniz Gezmiş Yakalanıyor Deniz Gezmiş 16 Mart 1971 günü polisle girdiği silahlı çatışma sonucu yakalanır. Yusuf Aslan ile birlikte Sivas'a doğru yola çıkarlar. Şarkışla civarında motorsikletin benzini biter ve civarda oldukları fark edilir. Havaya ateş açarak kaçmak isterler, Yusuf Aslan açılan karşı ateş sonucu kasığından yaralanır. Deniz kargaşadan uzaklaşır ve Şarkışla'dan bir astsubayı rehin alarak otomobiliyle Kayseri'ye doğru yola çıkarlar. Gemerek'te yolları çevrilir. Buradan sonra yaya olarak Yeniçubuk'a doğru giderken etrafı sarılır ve yakalanır. Kayseri'de ilk ifadesi alındıktan sonra Ankara'ya gönderilir.
9 Ekim, 1971 18 Kişi İdama Mahkum Ediliyor 16 Temmuz günü başlaya duruşmalar 86 gün sürer ve 9 Ekim günü idam kararı ilk önce Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan'ın yüzüne okunur. Karar karşısında Deniz "Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye" sloganı atar. Daha sonra Hüseyin İnan'ın da aralarında bulunduğu 16 devrimciye daha idam kararı okunur.
30 Mart, 1972 Türkiye Ayakta İdam kararının ardından Türkiye'nin tüm ilerici kesimleri "üç fidan"ı kurtarmak için mücadeleye girişir. Artık "Deniz Gezmiş'i övmek" diye bir suç vardır. Birçok üniversitede öğrenci eylemleri olur, idam cezasına karşı dilekçeler toplanır, ulusal ve uluslararası birçok kuruluş idam cezalarını durdurmak için seferber olur. 16 Mart günü Senato'da yapılan oylamada Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam edilmesi onaylanır. 27 Mart günü Ünye Radar Üssü'nda görevli üç İngiliz Mahir Çayan ve Cihan Alptekin'in aralarında bulunduğu devrimcilerce kaçırılır. Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve arkadaşları 30 Mart günü öldürülür. Deniz, en yakın arkadaşlarından Cihan'ı kaybetmiştir.
6 Mayıs, 1972 Denizlere Sözümüz Devrim Olacak Deniz'in ailesine son mektubundan: "...son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, abimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım."
68 kuşağının öğrenci liderleri içinde halk tarafından en çok tanınanı ve sevileniydi. Deniz Gezmiş devrimin ve devrimci mücadelenin ruhu olarak yaşamaya devam edecek. Bu halk onu unutmayacak.
Uçurumun Kıyısında Bir Ülke
Duyulan ile görülen, bakılan ile fark edilen, sezilen ile yaşanan arasında uçurumun alenen her gün biraz daha açıktan var edildiği bir süreklilik ile sınanıyor bu sahne. Bütün bütün, doğrudan bir kara propagandanın esiri, muktedirin seslenişi dışında kalan hemen hiçbir şeyin güncellenmediği, duyulmadığı, konuşturulmadığı bir zemin var ediliyor. Her günü daha da karanlığa çıkartılan bir düzlem hali süreğen kılınıyor. Var edilmiş olagelen tüm o biyolojik politik deneyimleme ile mutlak iktidara biat hamlesi sürekli işlevsel kılınıyor. O nihai teslimiyet demokrasi mefhumunu hiçe sayarak onu artık gündem dışına iteleyip yeni ülke tahayyülünde gereksiz bir detay ilan ederek büyün yeniden bina ediliyor. Topyekun bir dönüşüm Orwellyen bir devinimi, fabl dahilinde dahi yok artık denilenlere sahip çıkıp, yeniden türeterek güncelleniyor artık. Yeni ülke bütün bu öğütücü mekanizmadır alenen, tamamen. Var edilen hayat akışındaki uçurum hali yeni ülkenin her nereye doğru meylini verdiğini de bildirir. Denetim, gözetim, tahakküm ekseninde yaşamın onarılması imkansız yaralara rehin edilmesi söz konusudur. Çukur dediğimiz bu hallerle birlikte güncellenen bir meseldir.
Duyulan, görülen ve bildirilen ile var edilen arasındaki uçurum derinleştikçe hayatın bir biçimde mahvına da zemin sağlama alınır. Geçtiğimiz günlerde doksan dokuzuncu yılı idrak edildiği zikredilen cumhuriyetin kazanımları diye çıkagelen şeyler reklamlarla bir biçimde sponsor addedilen eline kan bulaşmış sermaye nezdinde sunulurken, cerahatin hiçbir yere gitmediği bir zemini gerçek kılmaları söz konusudur. Bir hafta gibi bir süre içinde önce Kürd basınından dokuz gazeteci gözaltına alınır. Peyderpey var edilmiş olan bir soruşturma, birbirinden alakasız konuların bulup, birleştirip bir suç mesnedi olarak, örgüt üyeliği öne sürülerek dokuzu tutsak edilir. Memleketin tabipler odası başkanı bir insan hakları savunucusu olagelen, adli tıp uzmanı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’yı önce malum medya, hemen ardından baş amir hedef kılar. Bu bahsin hemen üstünden bir an geçmeden soruşturma, gözaltına dönüştürülür. Kimyasal silahın, aması fakatı yokken, bunu PKK / HPG bilmiyoruz hangisine karşı kullanılmasının da insanlık suçu olduğuna dair kelam edilmesinin, bir yerde Cenevre konvasiyonuna göre, atılan anlaşmalardaki ol imzaların gerekliliği olarak soruşturulması söz konusu edilsin denildi diye Fincancı hoca mahpus edilir. Duyulan, görülen, anılan ile var edilen arasındaki devletle halkın arasında olagelen uçurum hali, Kürd toplumuna, onlarla birlikte hareket eden, lafta değil sahiden muhalefete bedel kılınır.
Bir tarafta pişirilip durulan, ya istibdat, ya hürriyet bahsinin aslında, İttihat ve Terakki’yi var eden bir oluşumun, bu ülkedeki Ermeniler başta olmak üzere gayrimüslimi daha sonra da Kürd halkının her kimliğinden çıkagelen suretleri, halkları yok etmek adına kullanıla geldiği bir figüratif slogan olduğu gözlerden kaçırılır. Cumhuriyet halk partisinin de temel odağı olarak kendisine yer bulan, kurucu önderin bu şerefli topraklar sizin (Türklerindir!), ermenilerin zerrece bu topraklarda hakkı / payı yoktur ile devam eden, sürekli güncelliği sağlama alınan bir nefret / ötekileştirme siyaseti o gümbürtü içerisinde baş amirin karşıtı olduklarını zikredenler eliyle yeniden piyasaya sunulur. Baş Amir, Kürd’ün özgürlüğüne karşıtlığı zikredip, eyleme dökerken, o muhalefet çatısı altından çıkagelen vatan bizim, böldürmeyeceğiz argümanları arasında altılı masa çoktan masal olur. Ağır ağabeylerin, hazır lokma yiyicilerin, götürelim abicim bahislerinin kıyısında bir avuç insanın muhalif olarak suna geldiği hayat böyle bir mesel değil sunumunun göz ardı edildiği zeminde ol istibdat zaten çoktan hayatı kuşatır. Görülen, duyulan, hayata dahil edilenlerle hakikatin arasındaki uçurum, bütün o iyi parti, saadet partisi, zafer partisi, memleket partisi diye bir biçimde muktedir emirleri doğrultusunda çoğalarak bölünerek her yere sirayet eden ırkçı akımlar / oluşumlar ile birlikte var edilir. Baş amirin yaptıkları neyse o adı anılanların bir biçimde suna geldikleri ülke perspektifinde, Ermeni’ye de yer yoktur, Kürd’e de, Alevi’yi de istemez, Ezidi’yi de diye devam eden bir süreklilik taşır. İyi de doksan dokuz yıldır hiç kimselerin kılınamayan, hala Türk’ün hangi kliğinin sahibi olduğuna karar verilemeyen bir menzilde adalet hiç söz konusu edilebilir mi?
Bianet’ten aktaralım: “Halkların Demokratik Partisi (HDP), Şırnak İl Örgütü’nün Cizre Belediyesi’ne kayyım atamasının yıl dönümünde düzenlenen protesto gösterisinde, kolluk güçlerince tehdit edildiklerini açıkladı:
“İktidardan aldığı talimatla daha önce milletvekillerimiz şahsında, halk ve meclis iradesine saldıran kolluk güçleri işi cinayet tehdidine vardırdı.”
“Polis, mermi çekirdeği fırlattı”
Partinin açıklamasında, HDP Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş konuşurken, polisin Özgüneş’e mermi çekirdeği fırlattığı belirtildi:
“Cizre Belediyesine kayyım atanmasının yıldönümünde milletvekillerimiz Hasan Özgüneş ve Nuran İmir’in de katıldığı basın açıklaması yapılmasında doğrudan “ölüm tehdidi” içeren son derece tehlikeli bir gelişme yaşandı. Polis ablukasında gerçekleştirilen basın açıklaması sırasında milletvekilimiz Hasan Özgüneş’e bir adet mermi çekirdeği fırlatıldı.
Kameralara yansıyan ve ekte paylaşacağımız görüntülerde mermi çekirdeğini kimin tarafından ve nasıl atıldığı net olarak görülüyor. Anayasayı, yasaları özellikle partimize ve halka karşı sistematik olarak çiğneyen AKP iktidarı ve güdümündeki silahlı yapıların tehdidinin ne anlama geldiğini kamuoyu biliyor. Bu duruma tepki gösteren milletvekilimiz Hasan Özgüneş, ‘Feriştahınız gelse bizi korkutamazsınız’ dedi.”
MA’nın haberine göre, HDP Şırnak İl Örgütü, Cizre Belediyesi’ne kayyım atamasının yıl dönümünde basın açıklaması düzenledi.
HDP Cizre ilçe binası önünde yapılan açıklamaya HDP Şırnak il ve ilçe örgütleri, HDP milletvekilleri Nuran İmir ve Hasan Özgüneş, Barış Anneleri Meclisi, Özgür Kadın Hareketi (TJA) yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Açıklamada ilk olarak konuşan, görevden alınan Cizre Belediyesi Eşbaşkanı Berivan Kutlu, Cizre Belediyesi’ne daha önce de kayyım atandığını ama Cizre halkının her şeye rağmen kendi iradesinin ortaya koyarak yine HDP’li belediye eşbaşkanlarını seçtiğini söyledi.
Seçimlerden kısa bir süre sonra 29 Ekim 2019’da Cizre Belediyesi’ne tekrar kayyım atandığını hatırlatan Kutlu, “AKP iktidarı, seçimlerde kazanamadığı ve asla da kazanamayacağı belediyelere kayyım atamaları yaptı. Kayyım rejimiyle Cizre halkının iradesini almaya çalıştı” dedi.”
Duyulan ile görülen, bakılan ile fark edilen, anılan ile yaşatılan arasındaki uçurumu bir biçimde kestirmeden göstere gelen bir karşılaşmadır Cizre’de var edilen. Abluka güncesi dahilinde 2015 yılında yerle yeksan edilmiş bir kentte, temsili iradeye kayyım atanarak o iradenin yok sayıldığı bir zeminde bunun hukuksuzluk olduğunu zikreden bir vekil, kalan Halkların Demokratik Partisi üyelerine yönelik tehdit var edilir. Kürd sorununun varlığına dair kesintisiz kılınmış olagelen inkarla çıkılan düzlemde, aşk bodrumda yaşanıyor yazısı ile duvarlara zerk edilmiş nefretin, bodrum katlarında yakılarak katledilmiş insanların var edildiği Cizre’de iki satırlık itiraz hakkına yanıt yıllar sonra bir kere daha kurşun fişeğiyle çıkagelir. Demokrasi ediminden bunca kopuşun var edilebildiği bir zeminde hayatiyeti hiç addederek vekile kurşunla mesaj verip, halka gözdağını batının görmediği, fark etmek istemediği bir yıldırı halini yedi gün yirmi dört saat var ederek güncelleyen bir zeminde her nedir ki demokrasi, her ne haldedir, sahiden de insan hakları! Kurşun atarak bir şeyleri ama en çok da ölümü kutsayarak hangi gün var edilebildi, edilebilir ki sahiden de?
Diken.com.tr’den aktaralım: “Boğaziçi Film Festivali Komitesi, ‘Karanlık Gece’ filmiyle en iyi yönetmen ödülünü kazanan Özcan Alper’in ödül gecesinde Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkındaki söylemlerinden ‘rahatsız’ oldu. Komite, ‘törende ödül kazananların politik göndermelerini ve sloganlarını kınadıklarını’ açıkladı.
Senarist ve yönetmen Özcan Alper, bu yıl 10’uncusu düzenlenen festivalin önceki akşamki ödül töreninde ‘Karanlık Gece’ filmiyle en iyi yönetmen ödülünü kazanmıştı.
Alper, ödülünü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta kimyasal silah kullandığına ilişkin iddiaların araştırılması gerektiğini söyledikten sonra iktidar tarafından hedef gösterilerek tutuklanan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya ithaf ederek şu konuşmayı yapmıştı:
“‘Hep barış olsun, asla savaş olmasın’ diyen bir kadın Şebnem Korur Fincancı, yine sadece barış dediği için maalesef bir linç kampanyasına maruz kaldı. Umarım son olur. Umarım cezaevinden bir an önce çıkar. Bu ödülü ona ithaf ediyorum.”
O sırada salonda bulunan oyuncu Burak Haktanır, Alper’e ”O kadın TSK’ya iftira attı. Kaç gündür tüm PKK sayfaları onu destekliyor‘ diyerek tepki göstermişti.
En iyi film ödülünü kazanan ‘Kar ve Ayı’nın yönetmeni Selcen Ergün de ödülü almak için sahneye çıktığında Haktanır’ın çıkışını ”Çok eril bir dil kullanıyorsunuz” diyerek eleştirmiş, Haktanır’ın Ergün’e ”Hadi oradan” demesiyle salonda gerginlik oluşmuştu.
Festival komitesinin ödül gecesine ilişkin sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada isim vermeden Alper’in konuşması ‘kınandı’:
“On yıl boyunca herhangi bir ayrım yapmadan, hiç kimseyi ötekileştirmeden katılımcı bir festival olmak için çalıştık. 10. Boğaziçi Film Festivali kapanış gecesi ve ödül töreninde yaşanan istenmeyen olayların ve onaylanması mümkün olmayan siyasi söylemlerin meydana getirdiği etki bir yıllık uzun bir çalışma sonucunda ortaya koyduğumuz programın, filmlerin ve ödüllerin konuşulup tartışılamamasına sebep olmuştur. Her zaman sanatçıları ve filmleri önceleyen bir festival olarak ödül törenimizde ödül kazananların politik göndermeleri ve sloganlarını kınıyor, kültür sanat hayatımızın sağlıklı bir zeminde yükselmesi temennisinde bulunuyoruz.”
Görünen, anılan ve aksettirilen arasındaki derin uçuruma bir kısa kesit daha paylaştığımız şu yukarıdaki örnek. Hiçbir biçimde gerilla güzellemesi, örgüt propagandasına yer verme, bahis açma çabası gütmeden, bir insanlık suçu var edilmişse bunun akıbeti sorgulanması elzem olandır diyen bir hekim tutsak edilmiştir. Yönetmen Özcan Alper’de bunu, iki satır meramında, barışın egemenlerin elinde hiç edilmesine karşı yıllar yılıdır mücadele veren bir insana destek linç edilmek istenir. Festivalden çok devletten nemalanma, sponsorlarla hayatını idame ettirme telaşındaki yapının da mal bulmuş mağribi gibi atlaması ve bütün onların üstüne tüy diken resmi kanal palyaçosu tiplemenin vatan savunurken saçtığı tüm o salyalarla birlikte bir kere daha gösterilen / var edilen ile anlatılan arasındaki hakikatin ta kendisi tuzla buz edilir. Ezberden mavallar okunarak, kokuşmuş bir siyaset argümanına bir biçimde bir kere daha tutunup, kırk küsur yıldır devam olunan bir yok etme haline, bir savaş haline, en son eklenmiş kimyasal silah kullanıldığına dair tespit ve tanıklıklara karşı sözü çiğneyerek, vatan kurtarılmaya çalışılır. Oysa yer yerinden çoktan oynamıştır, Cizre ya da Amed’in Sur’u gibi gidenlerin, kaybedilenlerin hiçbiri için bir telafi yoktur. Ne asker ne gerilla ne köylü, ne korucu ne o ne bu hiçbir biçimde yıkım / ölüm sarmalından bir çıkışı bıraktırmayan bu kör karanlık sarmal, daha yeni yüzyılını ilan eden ülkede hiç ama hiçbir huzurun da kalmayacağını bir kere daha bildirir. Benzeri 2015’te yaşatılan o kara, kapkaranlık günlerin paralelinde, bir örnek tekrarında hangi istikamet var edilecektir ki hazandan gayri. Sorguluyor musunuz?
Birbirilerine değen, biri bitmeden bir başkası başlayan, hepten, her dem kötülüğün daimi kılındığı bir zeminde, görünen, gösterilen, anılan ve anlatılanların kıyısında olmakta olan yegane şey hayatın müşterek savunusunun da imkansızlığa demir attırılmasıdır. Bunca açık, bir o kadar kesintisiz bir biçimde devlet ister kendi yönetim katından olsun, isterse yol verdiği kolluğundan, işaret ettiği rehin aldığı temsilcilerine, ister eli kanlı sermayedar isterse her ne iş gördüğü kendisinin dahi bilmediği garabet tiplemelerin yekten var ettiği o naralarla şekillendirdiği hallere hep bir kısır döngü sürekli yinelene gelir. Biteviye bir hal, ki hep açmazlara çıkar. Biteviye bir yol ki hep derin çukurlara yollanan. Öylesine değil hiç ama hiçbir biçimde mübalağa değil doğrudan yıkımı arzulayan. Bitimsiz bir karanlık, biteviye bir kısır döngü dahilinde ne görülen, ne anılan, ne hakikat hakkaniyetle var ediliyor artık. Uçurumun kıyısında her anı daha da zifiri, her günü çok daha yıkıcı bir yer, bir menzilde hayat ne yana düşer, düşürülür sahiden?
Misak TUNÇBOYACI - İstan'2022
Görsel: Reuters via BBC Türkçe Servisi
Geralt/Ciri, Jaskier/Ciri, Coen/Ciri
Full picture can be found on twitter and here with Geralt, Jaskier, and Coën