Quentin Tarantino: Reservoir Dogs (1994)
seen from China
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from Yemen

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Italy
seen from United States

seen from Netherlands

seen from United States
seen from Poland

seen from Netherlands

seen from Malaysia
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Netherlands

seen from United Kingdom
seen from China
seen from United States
Quentin Tarantino: Reservoir Dogs (1994)
The ancient mysteries of English landscape and nationhood are explored in Penda's Fen, a visionary TV drama that's among the few true attempts to grapple with Romanticism on screen.
The Criterion Collection: Walker on Blu-ray
The Criterion Collection: Walker on Blu-ray
Blu-ray cover by Paul Mavrides (pictured); DVD cover by Marc English Out this week is The Criterion Collection: Walker on Blu-ray. This movie not only has Joe Strummer as an actor but Strummer also composed the whole soundtrack. Inspired by the music of the area where the movie was shot, this is a fine film to add to your collection. It takes liberties as a timepiece movie to play with accuracy.…
View On WordPress
AKP ile boğuştuğunuzda aslında emperyalizmle boğuşmuş oluyorsunuz. AKP kadrolarında apartman yönetecek kifayet yok çünkü... AKP sahnedeki figüran... Misal, ben Tayyip ile aynı apartmanda yaşamış olsaydım ve apartman yöneticiliği seçimi yapılsaydı apartman sakini olarak ona oy vermezdim...
Paul Henze, Graham Fuller gibi emperyal baronların şarlatanları yazmış oldukları kitaplarda "AKP'yi biz kurduk" diye itiraflarda bulundular... O kitaplar hâlâ piyasada mevcut...
Atatürk'ümüz olsaydı, ya da biz Türkler eşeklik etmeyip O'nun izinden gidip, devrimlere sahip çıkabilseydik, emperyalistler ülkemize sömürgeci olarak değil, en fazla turist olarak gelirlerdi...
CEM AKKILIÇ
Sesli Gazete – Ardan Zentürk – Star Gazetesi – 15 Ağustos 2019
Washington betreibt eine klare Politik im Mittleren Osten – nur halt die falsche
Moskau hat die USA seit dem 11. September 2001 in fast jeder Hinsicht überflügelt. Der Einfluss der USA ist inzwischen sowohl relativ als auch absolut rückläufig. http://bit.ly/2hvZbhW
New Post has been published on Matter Concern
New Post has been published on https://matterconcern.com/archives/30051
Weekend Roundup: A Hard Look At The Long Past And The Near Future
A historian argues that the leveling of inequality has always entailed war or disaster. A top scientist looks at how robots and biotech will shape the future.
FETÖ İLE MÜCADELE USULÜ "ESKİ DEVLET" İLE MÜCADELE İÇİN "TARİHİ FIRSAT!"
-millet bataklık kurutulsun diye meydanda, sadece cezai müeyyide küçük kalır-
Sinami ORHAN 15 Temmuz Kalkışmasının ardından FETÖ diye isimlendirilen Gülenist Yapılanmanın tesirinin kırılması ve "devletten sökülmesi" bahsi üzerinde herkes bir şeyler söyledi, söylemeye de devam etmekteler. Burada iki noktaya dikkat etmek gerekiyor: a) Konuşanların bir kısmı eskiden FETÖ içinde olmakla beraber kendi iddialarına göre daha sonra ayrılmış olanlar, b) kimileri Ak Parti'nin on dört senelik hükümetleri döneminde kimileri daha da önceden FETÖ ile irtibatlı, ilişkili olup, özellikle "darbe davaları" sırasında Gülenistler tarafından önlerine konulan neredeyse herşeyi hiç bir sorguya tabi tutmadan kahvehane köşesinde değil, tv'lerde ve gazete köşelerinde tellallık yapmakla meşgul olanlar; yani bu iki kesim 17/25 aralık saldırısı akabinde neredeyse hergün ellerindeki imkanları kullanıp/kullandırılıp "FETÖ'nün sırları ve hainlikleri" üzerinde konuştular ama 15 Temmuz'da aslında bütün anlattıklarının "magazin" seviyesinde kaldığı anlaşılmış oldu. FETÖ hakkında konuşanların "diğer" kısmı da, Gülenistler tarafından darbeci oldukları iddiasıyla cezavlerine atılanlardan bazıları ve onlar da "kumpasa kurban mağdur" fırsatçılığıyla Gülenistler üzerinden hala eski alışkanlılarına devam ettirdiklerini gösterir açıklamalarda bulunuyorlar. (FETÖ operasyonlarında gözaltına alınan "ablalar" üzerinden "demek ki başörtülüler de tutuklanabiliyormuş!" diyerek 28 Şubatçı alçak senaryolara devam ettiklerini gösterir ifadeler vs.)
Bu son kesim hariç, FETÖ üzerine yapılacak soruşturma ve araştırmalarda yukarıda bahsettiğimiz ilk iki kısımdaki veya onların "refere edeceği" kişilerin kullanılmaması, yapılacak işin sıhhati açısından mühim olacaktır, herhalde: En tepe’nin de aldatılmasına sebeb olan menfaatçiler çünkü bunlar!
&
Devletin veya Ankara hükümetinin geçmişteki hatalardan ders alarak ("her kriz, bir fırsatdır") FETÖ denilen Gülenist yapının tesirinin kırılmasına dair bazı kararlar alması gerektiği aşikar.
Şunu hiç unutmamak gerekir ki, Gülenist Yapılanma, Ergenekon Davası hakkında "dönemin başbakanı" Erdoğan'a "ben bu davanın savcısıyım" dedirtme kurnazlığını göstermiştir.
Oysa daha “1. Ergenekon İddianamesi Ek Delil Klasörleri”nde sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve sayın Başbakan B. Yıldırım hakkında enteresan bazı evrak ve tapeler koymayı ihmal etmemişlerdir. Söz konusu belgeler, 2000’li yılların başında gerçekleşen ve "Gebze Limanı Akaryakıt Kaçakçılığı Davası" olarak bilinen dosyadandır; sayın Erdoğan ve sayın Başbakan B. Yıldırım ile alakalı "usulsüz dinleme" olduğuna dair çok önceden alınmış ve bu sebeble de ilgili suç dosyasından ayrılarak kapatılmış evraklardır. Ergenekon iddianamesinde sayın Cumhurbaşkanı ve sayın Başbakanı yerleştirip "savcısıyım" da dedirtmek Gülenistler bakımından büyük bir beceri olmakla beraber, ilgili makamların danışman ve avukat kadroları açısından da eksi bir tablo oluşturduğu kesindir, herhalde. Bu sebeble, 15 Temmuz'da yine bir şekilde "geç istihbarat" sağlandığına göre, istihbarat zaafiyeti kuşkusuz, o halde ne sayın Cumhurbaşkanına ne Başbakana ne kadar haklı olsalar da –FETÖ davasında- "savcısıyım" dedirtmemek de bir vazife olmalı, öncelikle. Bununla birlikte Ergenekon davalarının tamamen kolluk ve yargı gücüne bırakılması ve bunların hhiç bir şekilde denetlenmemesinin, “kurunun yanında yaşın yanmasına” ve bu sebeble bu ülkede sanki hiç darbe teşebbüsü veya niyetlisi olmadığı gibi bir propagandaya zemin oluşturduğu da dikkate alınarak, KOLLUK VE YARGI GÜÇLERİNİN DENETLENMESİNE ehemmiyet verilmelidir: 1) Kolluk ve Yargının denetlenmesinden kastımız, şunu alın bunu almayın tarzında ETKİLEME değil, yukarıda örneğini verdiğimiz ilgisiz “Gebze Akaryakıt Davası”nın Ergenekon dosyasına konulması gibi, bir takım farklı hesaplar veya kişisel husumet sebebiyle hareket edilmesinin önüne geçilmesini engellemek için DENETLEMEDİR. 2) DENETLEME maksadlı olarak kullanılabilecek muhtelif aygıtlar mevcuttur. En önemlisi elbette Meclis'te kurulacak olan bir araştırma komisyonudur. Yine hem Başbakanlık hem de Cumhurbaşkanlığına bağlı bazı "müesseseler" de (Devlet Denetleme Kurumu, mesela) kendi içlerinde kuracakları "araştırma komisyonları" ile buna yardımcı olabilirler.
Devlet içi bir faaliyet olarak yapılacak ve muhakeme sürecinden ayrı tutulacak bu komisyonlar elbette bir “Üst Komisyon” altında ve ayrı sahalarda faaliyet göstererek bilgi ve belge toplama ve raporlama ile görevlendirilebilirler.
3) Bahsettiğimiz bürokrasi içerisindeki müesseselerde teşekkül ettirilecek komisyonlar haricinde, bizce asıl yapılması gereken ve çok daha fazla faydası görüleceğine inandığımız faaliyet, sayın Cumhurbaşkanı'nın emri altında ve onun tayin edeceği en fazla iki milletvekili ve bu milletvekilleri ile sayın Cumhurbaşkanının seçeceği devlet ile hiç bir irtibatı olmayan "sivil" kişilerden teşekkül ettirilebilecek bir "DERİN KOMİSYON" olacaktır.
"DERİN KOMİSYON", bünyesinde bulunan üyelerinden devlet usulünce "sessizlik" emniyetini aldıktan sonra, komisyon üyesi iki milletvekili vasıtasıyla FETÖ ve 15 Temmuz Kalkışmasına dair TÜM MÜESSESELERDEN alacağı dökümanlar (ifadeler, evraklar vs.) üzerinde büyük bir titizlik ile çalışacak ve FETÖ'nün yani Gülenist yapılanmanın "otopsi raporunu" tüm çıplaklığı ile ortaya koymaya gayret sarfedecektir.
"DERİN KOMİSYON"da bulunan iki milletvekili ki "irtibat kurucu ve tedarik edici" ile vazifelendirilmişlerdir sadece,bunlar haricinde bürokrasi içerisinden hiç kimsenin olmaması, araştırmanın sıhhatine yöneliktir; bürokrasi çarkına girdiğinizde artık önünüze çıkan hadiseleri-olguları sadece "tek bir cihetiyle" ki o da "gösterilmesi istenen cihet" olur çoğunlukla, sadece onu görürsünüz ve bu da hataların akın etmesine sebeb olur. 15 Temmuz'un onca bakan, müsteşar, istihbarat elemanı, danışman vs. yığınına rağmen "geç farkına varılmasının" temel sebebi de budur.
&
Ak Parti hükümetlerinin en faydalı bürokratik atağı "Bakan Yardımcılığı" müessesesini tesis etmek olmuştur, herhalde. Bu makama oturmak için bürokrasi içerisinde olmak zorunluluğu da kaldırılmış olmasına rağmen, esasıyle çok etkili olarak kullanılabilecek bu kurum, tamamen bürokrasi içerisinden gelen kişilere tahsis edilerek (FETÖ'nün bürokrasi içerisindeki fişlemeleri ve bu fişlemelerde karakter tahlillerine de yer verildiğini hatırlayalım) faal halde kullanımı zayıflatılmış, sıradan bir "makam" haline dönüştürülmüştür. Burada kastettiğimiz "sıradan"ın anlamı başkadır, işlevsizleştirilme olarak anlamak gerekir, yoksa "bakan yardımcılığı" makamlarına kuruluşundan beri gelenleri tetkik ederseniz, durumun çok daha farklı olduğunu, "kaşarlaşmış bürokratlara" teslim edildiğini göreceksinizdir.
"Bakan yardımcılığı" makamının bürokrasi içerisinde kolayca tesirsiz kılınması niçin "DERİN KOMİSYON"da bürokrasiden gelen unsurların olmaması gerektiğini de açıklar.
Bununla birlikte düşünülmesi gereken ve Ankara hükümetinin bir an önce çözüm bulması gereken can alıcı mevzu da şudur:
Ankara hükümeti belli kurumlarla "irtibat" tesisi için seçtiği elemanlarda "sivi"ye göre hareket etmekte, okunulan üniversite ve yapılan master sayısına göre tercihlerde bulunmaktadır ekseriyetle; bunun sebebi ise ilgili konuda "okumuş" olmanın "kabiliyet sahibi" olmak manasına geldiğini düşünmesidir.
Oysa, ne 7 Şubat'da, ne 2013 Ağustos “Dershaneler Savaşı”nda, ne 17/25'te, ne 15 Temmuz'da "sadece okumuş master'lı eleman" olmanın bir katkısı görülmüş, tabiri caiz ise bu elemanlar çok güzel bir şekilde “uyutulmuşlardır”.
Bunun sebebi, karşılarındaki gücün herşeyleri ile hedefe kitlenmiş ve sadece onun için yaşayanlar olduğu gerçeğini idrak edememektir. Gülenist yapı, devlet katlarına yerleştirdiği elemanları ile aslında TAM BİR ASKERİ ÖRGÜTLENMEDİR!
Sayın cumurbaşkanı Erdoğan'ın "Haşhaşiler" nitelemesi, bazılarının anladığı üzere sadece "afyonlanma:düşünmeden inanma" anlamına GELMEMEKTE, örgütlenme noktasına işaret etmektedir, zannımızca.
Gülenistler oturtuldukları makamlarda "eş-iş-nafaka" telaşı içinde olmaktan çok, yerleştirildikleri makamlarda "emredileni en kısa sürede ve ne pahasına olursa olsun gerçekleştirme" arzusuyla hareket etmektedirler.
Aslına bakarsanız sadece bu örgüt yapısı bakımından "takdir edilmesi" gereken bir organizasyondur. Problem, onların bu "örgüt şuuru"ndan değil ("düşmanın beceriksizini" seçme lüksü hiç bir savaşta yoktur!), karşılarında yeralan ve onları tesirsiz kılmak için yerleştirilmiş elemanların böyle bir "ASKERİ ŞUURA" sahip OLAMAMASINDAN doğmaktadir.
Bir çok "sivisi kabarık" yetişmiş eleman ("kadro" diyemediğimiz için yetişmiş eleman diyoruz) ise, "sivilerini kabartmak", maaşlarını yükseltmek ve bu arada tabiatiyle de inisiyatif kullanmaktan aciz bir şekilde hareket ettiklerinden, FETÖ üyeleri çok rahat devlet katlarında "at koşturabilmişlerdir!"
Ankara hükümetinin, devlet idaresinin "sivi kabarıklığı" ile değil bir "şuur" ve "kabiliyet" mevzusu olduğunu idrak ederek, karşısındaki Gülenist Yapı'ya, yani ASKERİ ORGANİZASYONA (ve sadece bu yapı’ya değil!) aynı şekilde mukabele edecek yetişmiş elemanlar bulma ve yerleştirme işine hemen başlaması aciliyet gerektirmektedir.
"DERİN KOMİSYON" da bu tip bir şuur içerisinde olan, devlet dışı - bürokrasi dışı ama neyi, nerede ve nasıl bulacağını kestirebilen "askeri şuura" sahip (asker değil!) üyelerden teşekkül ettirilmek mecburiyetindedir.
Bakın aslında bu "asker olmayan ama askeri-savaş şuuruna sahip" insanlar sadece bu önerdiğimiz "DERİN KOMİSYON" için değil, bilhassa "Bakan Yardımcılığı" ve hatta şu anda OHAL şartı içinde kolayca tesis edilebilecek, çok önemli bazı müesseselerin direkt olarak Cumhurbaşkanlığı makamı ile "irtibatını" sağlayacak ve onun adına ilgili müessesenin tüm faaliyetlerini denetleyip imzası olmadan bir adım bile attırmayacak ve ismi de "DEVLET MÜFETTİŞLİĞİ" olarak konulabilecek bir “birim” tesis edilmesi ve bu mevkide vazifelendirilmede de kullanılabilir. Teklif ettiğimiz “DEVLET MÜFETTİŞLİĞİ” müessesesi, kurulduğu müesesesinin tamamen kontrol altına alınmasına yönelik basit ama yıldırıcı bir tedbirdir.
&
Dikkat edilecek olursa kaleme aldığımız önerileri "OHAL şartı" içinde kayıtlı tutmaktayız.
Bunun sebebi, bugüne kadar zihinlere, bürokrasiye yerleştirilen DEVLET TANIMI da dahil tüm tanımların, "kodların", 15 Temmuz ile YIKILMIŞ OLMASI ve yıkılmamış olanların da mecburen yıkılmak zorunda olunmasındandır!
OHAL nedir ki zaten, mevcut "müesses nizamın" belli bir hadise sebebiyle “bypass” edilmesi, değil mi?
Sayın Cumhurbaşkanının "15 Temmuz öncesi gibi artık davranamayız!" demesi, FETÖ'ne karşı yapılacak kovuşturmalar için söylenmiş ise sadece, yine kendi ifadesiyle "ele geçmiş tarihi fırsat", DEVLETİN VE KODLARININ YENİDEN YAZILMASI gibi dünya çapında tesir getirebilecek bir faaliyet yerine yine "geçici pansuman tedbirler paketleri" ile harcanmasına kapı aralamak manasına gelir.
15 Temmuz'u yaşamış bir milletiz.
İçlerinde "iyiler" muhakkak vardır ve muhakkak güzel faaliyetlerde de "o gece" bulunmuşlardır ama bu ülkenin askerini de polisini de hükümetini de, bürokrasisini de "o gece" KURTARAN BİR MİLLETİZ. Milleti kimse kurtarmadı, Millet tüm saydıklarımızı kurtardı ve bunu da büyük bir kararlılık, büyük bir gözükaralık içinde gerçekleştirdi ve "kelle sayısı/demokratik seçimle bulamadığın gücü ve kudreti sana teslim ediyorum" diyerek sayın Erdoğan'ın eline verdi!
Sayın cumhurbaşkanı bu gücün farkındadır muhakkak.
Devleti ve "kodlarını" (iç ve dış düşman, dış müttefik ve dost kuvvetler vs.) bu gücün – MİLLETİN o sebeble sonuna kadar ardında olduğunu bilerek YENİDEN YAZMANIN yolunu bulmalı. Bulmalı ki, bu gerçekleşmez ise "15 Temmuz Kalkışmaları" asla bitmez!
Adım adım...
Önce bütün komisyonların üstünde ve Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı "DERİN KOMİSYON", eş zamanlı "BAKAN YARDIMCILIĞI" ve tesis edilecek "DEVLET MÜFETTİŞLİĞİ" ile "askeri şuura sahip" elemanlar vasıtasiyle Devletin pençelenmesi ve bütün bunlarla intibak içinde "DEVLETİN VE KODLARININ" YENİDEN YAZIMI!
Operasyonlarla binlerce insanı cezaevine koysak bile, onları besleyen bataklığı (Eski Devlet Yapılanması) kurutmadığınız müddetçe, "dejavu" halini yaşar dururuz!
Dileriz ki, “tarihi fırsat” aldatıla aldatıla ne yapacağını, kime inanacağını şaşırmış ve bu yüzden EN TEPE’nin de aldatılmasına veseile olmuş danışman ve bürokrat “oligarşisine” kurban olmaz!
Notlar:
1) Bir çok bürokratın, danışmanın 15 Temmuz gecesi canla başla mücadele ettiklerini “social media” üzerinden gördük. “Kıtal” manasına olan mücadele ruhları olduğuna inanmamak ne mümkün. Fakat OLAN OLDUKTAN SONRA bunlar gerçekleşti. Onların vazifesi, 15 Temmuz’u (7 Şubat’ı, 17/25’i) olmadan engellemek ve faillerini yargıya teslim ettirmekti. Aradaki farka dikkat ediniz.
2) “Aldatıldık” ifadesi, sayın Cumhurbaşkanı haricindekilerde sırıtıyor. EN TEPE, aşağıdan gelen bilgilerle hareket eder, aşağıdaki aldatılırsa EN TEPE’nin aldatılmaması çok zordur. “Ben sana Vezir olamazsın demedim …….” Bu fıkra durumu net anlatır ve şerefli istifa müesesesi de bu aşağı katlardakilerini “orada” beklemektedir; EN TEPE’nin işleme koyacağı zamana kadar. 3) FETÖ isimlendirilmesi, mevcut TCK itibariyle cezalandırma vasıflarını tespit için gerekli olmakla beraber, asıl görülmesi gereken gözden kaçırılmamalı: Gülenist Yapılanma, “askeri bir yapılanma”dır ve devletin içerisinden beslenen bir DEVLET PROJESİDİR! Devletin içinde bunu besleyen, yerleştiren, ahtopot gibi bünyeyi sarmasını sağlayan ise, -iz takibi için ip ucu olsun- Özal’ın ANAP’ından önce Refah Partisi’ne, sonra da kurulan Ak Parti’ye geçmiş bir elin parmağı kadar olan “eski ve yaşlı” unsurlardır.
Devletin “en sadık” unsurları kısaca! “Varşova Paktı”nın dağılması, “tek kutuplu dünya siyaseti”ne girilmesi, “soğuk savaş devri” devletlerinin “revize” edilmesi, aynı dönemde ortaya çıkan “ılımlı islam” telaffuzları bir şeyleri hatırlatmalı okuyucuya ve özellikle Özal ve onunla çok yakından ilgilenen Graham Fuller da (Rand Corparation) bu mevzunun “beyni”dir! Timaş’dan kitab dahi çıkardı Fuller, “Yeni Türkiye” ismi altında. Ama bu “yeni türkiye” kimin “yeni devleti” olacaktı, okuyucu zekidir, hemen anlar! Nokta!