"Nisan ayı ilkbahara ait ama yaz bu şehire her zaman erken gelir. Bugünse bi' farklı... Yeşillerin gökyüzüyle buluştuğu başakları yeşil denize benzetiyorum. Birkaç adım ötemde yeşil denizin üzerinde kırlangıçlar uçuşuyor. Kulaklığımda sık sık dinlediğim "Gelir miyim?" sanırım beni anlattığını düşünüyorum. Attığım birkaç adımla birlikte yeşil denizin başaklarının bacaklarıma temasını hissediyorum. Rahatsız ediyor fakat kırlangıçlardaki huzura ulaşmam lazım!. Az ilerimde bir tanesi onu zor zar taşıyan başaklardan birine konmuş beni izliyor.' Bir insan izlese ellerimle kat kat örtülü bedenimi saklamaya çalışırdım.' Kırlangıç sanki insanlar gibi bedenime değilde, ruhuma bakıyor. Başka kırlangıçların hızlı hareketleriyle hafifçe sol tarafa çevirdim gözlerimi; beyazlı sarılı çiçek açmakta kayısı ağacı... Anlık bi' ... Zihnimde anlık bi' boşluk, boşlukta istemsiz çekildiğim anılarım ,hata, acılarım. Kulaklarımdaki müziğin sesi yavaş yavaş kısılıyor. İleride ağacın altında yere ufacık kot ceketini seren yedili yaşlarında esmer bir kız, serdiği ceketin üzerine başı denk gelecek şekilde uzanıyor. Serçelerin cıvıltılarıyla ağacın dalları arasında koşuşturmalarını izlerken, yerde sürüyerek atılmış adımlarla gelen toz kokusunu alıyor. Mevsim sonbahar kayısı ağacındaki yapraklar düşeli günler oluyor. Üzerine düşen gölgeyle ayağa kalkıyor. Sadece birkaç santim uzun karşısındaki kişi, güneş kızın simsiyah saç tellerine kızıllığıyla dokunuyor. Hava olacaklardan bi' haber, yaz akşamı gibi serinleten efil efil esintiyle kendini hissettiriyor. Masumiyet bir insanın ruhundan nasıl silinirse, öyle silinecekti. Önce yaşamış, şimdi izleyen bir ruh!. Hataydı. Ağacın dalları ikisini dışardan gölgeliyor. "Olacakları bilse aldığı her nefesini çığlıklarıyla doldurur, orada son nefesini vermeyi dilerdi." Hataların bir keresi daha olmazdı, olmadı!. Kurtulmalıyım. Boğazımı sıkan birşeyler var, nefes almama engel olan... Devamı olan acım... Hayır. Hataydı. Kalbimin sesini duyamıyorum. Serçelerin cıvıltıları kulaklarımı acıtacak kadar güçlü, sadece onu duymalıyım. Yaşadığımı ve yaşamaya beni ikna eden sesiyle varolmuş varlığına inanmalıyım. Hâlâ görebiliyorum onları, yaşadıklarını hissedebiliyorum. 'Başkalarının oyun dediği, ruhumu katletti.' Cigerlerimin ağrıyan acısı diyaframıma doğru yayılırken nefes alamıyorum. Bu anıyı çoktan unutmuş olmalıydım. Tek bir nefes için çırpınırken aldığım nefes ciğerlerime ulaşmıyor, yetmiyor. Yer ayaklarımın altından kayıyor.' Tek bir adım o gün atılsa, şimdi nasıl olurdum?' cevabı olmayan bi' soru. "İhtiyacım olan huzur yine hüsran olmuştu." Ne zaman kapatığımı bilmediğim gözlerimi açtığımda sararmasına birkaç hafta kalmış buğdayların dibindeyim. Yerdeyim. Kulaklıkta benimle yerde...Aldığım nefesin topraksı kokusu... Ellerimle toprağı kavramışım, kaybolmaktan korkar gibi... Kalbimin sesini duyabiliyorum bir yandan nefesimi düzenlemeye çalışıyorum. Yüzümde hissettiğim su damlacıkları yanaklarımdan aşağı kayıyor. Ağlamıyorum. Bulutlar benim için ağlıyor. Zaman geçmişti; kırlangıçları sevindiren maviliğin yerini gri bulutların almasıyla anlaşılıyor. "Öylesine birinin,böylesi canını yakan insanlar...İnsan mıydı?" Beni benden eden acılar, anılarımdı. "Sabır yerinde olgunluktu." Masum değilse birileri, nedeni yargılanmamasıydı... Gerek yok!.. Zihnim silmeyerek beni acıtırken bir ben varım, tek ben... Bu savaşı gelecekte kazanırsam huzur ihtiyaç değil, istek olur!.. İyileşebilir mi? Ruhum. ' Ruhuma acının ekildiği günü zihnim ruhumu boğacak kadar acıtarak hatırlatır.' İyileşmekse hayal!. Aslında üşüdü o akşam efil efil esintiyle ama farkına varamadı. Şimdi büyüdü içi titrer!.. Ve çok farkında."