Onlara soracak olsan mutlaka, “Biz lafa dalıyor eğleniyorduk, hepsi bu!” derler. De ki: “Siz Allah ile, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?”
Tevbe Suresi, 65. Ayet Meali

seen from United States

seen from Netherlands

seen from China

seen from Germany
seen from United Kingdom
seen from Spain
seen from China

seen from Italy
seen from Yemen

seen from Serbia
seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Taiwan

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from South Africa
seen from China

seen from Germany

seen from United Kingdom
Onlara soracak olsan mutlaka, “Biz lafa dalıyor eğleniyorduk, hepsi bu!” derler. De ki: “Siz Allah ile, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?”
Tevbe Suresi, 65. Ayet Meali
“Know yourself first before judging others.”
Hayal kurmak bile statü meselesi.
Haddini bil, kanaat et, çok konuşma, rahat et...
Herşeyi bilmene gerek yok
Haddini Bil!
Yeter!
Haddiniz hariç her şeyi biliyorsunuz. Arada onu da bilin.
Benim için ronaldo gibiydin onu ne kadar sevsemde konu Türkiye olunca tek kalemde silerim -yerini bilecektin-
Bugünki iftar programında uzman psikolog vardı. Programın ilerleyen bölümünde uykunun öneminden bahsederken gece uykusunun insanı birçok rahatsızlıktan koruduğunu vs belirtti. O an babam durur mu,”Yaa bak! Gece kuşu gibi geç yatıyorusuz.” dedi, veya bu minvalde şeyler. Gece uykusunun kıymetli, sabah namazından sonra yatmamanın hem dinen hem tıbben tavsiye edilmiş olduğunu biliyorum. Ama bazen her bildiğiniz doğruyu yapmıyor/yapamıyor oluyorsunuz, bilmiyorum. Tabi ilerleyen bölümlerde, aile çocuklarının internet/bilgisayardan uzak tutulması için ebeveynlerin kaliteli alternatifler oluşturması gerektiğine değindinde zülfü yare dokundu. Çocukların büyükleriyle daha az görüştüğünü belirtti. Oysa bir çocuk büyürken etrafındaki insanlar onun için ayna görevi görüyordu. Tüm bunlardan bahsederken “Keşke psikolojiyi seçseydim dedim sesli düşünerek.” Üniversite tercih zamanında hususen İstanbul’u çok istiyordum. Fakat maddî kaygılar buna engel oldu. Bölüm tercihim yoktu esasen. Çünkü kendimi tanımıyordum ve tanımıyorum da hâlâ. Bu benim için üzücü bir gerçek olarak yerini koruyor. Hayatımda iki kişi bana kıymet veren şey söyledi. Biri uzaktan bir akrabam, ağabeyim, “Bu bölümü seviyor musun ...?” Biri de kıymetli bir büyüğüm, “Yazmaya devam et...” Oysa ben hiçbir zaman kendime inanmadım. Hasılı psikolog diğer noktalara değinince babamın bakışındaki değişimi gözlemlemiştim. Biliyorsunuz zulüm, olması gerekeni yapmamak, hakkını vermemek şeklinde de tanımlanıyor. İnsanların istidadına uygun bir seçim yapılmadığında bir zulüm gerçekleştiğine inanıyorum. Keza bir karikatürden ilhamla, bir balığın maymun gibi ağaçların dallarından dallarına zıplamasını beklemek balığa zulümdür. Onu suya bırakırsanız size esrarengiz ve ahenkli yüzüşünü gösterecektir aslında. Keza bir başka bir büyüğümün örneği bir çınar ağacıydı. Dediğine göre bir çınar ağacı normalde 30-40 metre boy verebilirmiş. Emin değilim ama devam etti, “Siz onu bir saksıya ekip de o kadar boy vermesini beklerseniz zulmedersiniz.”
Hasılı burda kendine zulmelmiş maduru oynamak istemiyorum. Fakat bu dünyada eceli belli bir ömre sahibiz. Ve bir insan kabiliyetine uygun işi yapmıyorsa ailesinde de mutlu olmasını beklemek saflık olur.
İnsan vazgeçiyor birçok şeyden, kendisine yeterince yük olduğunu düşünen biri başkasına yük olmayı daha bir yük görüyor. Hayatın gerçekleriyle yüzleşme “Zaten kim sevdiği işi yapıyor ki?” deyip geçme değildir. Problem varsa çözümü konuşuruz. Problemde ısrar edilirse insan yıpranır azizim. Ve her daim boş arsada futbol maçı yapan küçüklüğünüze kaçmayı düşlersiniz. İnsan kendini tanımayınca, “Kendiniz bilmezlik” girdabında kayboluyor. Kendini bilmeyen neyi bilsin?