Bir kahvenin 40 yıl hatrı varmış gelde beraber kahve içelim 💔
seen from Malaysia
seen from China
seen from United States
seen from Malaysia
seen from China
seen from China
seen from China
seen from Türkiye
seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from Canada

seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from India
seen from Georgia
seen from China
seen from China
seen from United States
seen from China
Bir kahvenin 40 yıl hatrı varmış gelde beraber kahve içelim 💔
Hatır, hatıralarda kaldı ☕
2020💙
•bi zamanlar bana hediye ettiği- altını çizdiği satırlardan oluşan- kitabı bugün tekrardan okudum. Geçen zaman bu cümlelerin değerini değiştirmiş midir?
Sonunda aylardır hevesle beklediğim yerdeyim, yollarda. İlk hedef Bursa kısa bir süre sonra da memleket beni bekler. Yüzümdeki mutluluğu içimdeki özlemle karışık heyecanı tarif edemiyorum. Uzaktan baksanız görünür ama eminim.
Bursa'ya toplamda dört beş defa kısa seyahatlerim oldu. Fakat her daim hayatımın dönüm noktaları yada heyecanlı anları ile bütünleşen bir şehir benim için. Acılar geçiyor, insanlar gidiyor. Geriye hiç silinmeyen hatıralar kalıyor. Bugün o şehre girerken tüm hatıralar sarmaşıklar gibi birbirine dolanıyor. Tarihleri hatta olayları bile çok net hatirlayamazken içimi bir kırgınlık kaplıyor. Büyük heyecanlarla geldiğimi, streslerden streslere koştuğumu, kalbimin ard arda kötü şekilde kırıldığını anımsıyorum. Yukarıda da dediğim gibi her şey geçiyor. Ama hatıralar ve o günlerin ne hissettirdiği pek de kalpten çıkmıyor.
Ne diyelim sağlık olsun. Aklıma gelen kalp kırıklıklarına rağmen yolda olmak harika. Sevdiklerine kavuşacak olmak çok güzel.
HATIRAT
Ayağa kalktı. Aralık olan pencereye yöneldi. İçeri giren güneş ışığı gözlerini kamaştırdı. Camı kapatmaya yeltenmişken sokaktan geçen eskiciyi fark etti. Koşuşturan çocukların cıvıl cıvıl seslerini nefes alırcasına içine çekti. Camı kapatmak yerine sadece perdeyi çekerek tekrar dağınık ama bir o kadar da düzenli kahverengi küçük masasına döndü. Karanlık odada masasının başında öylece oturdu. Sesleri dinledi, hatırlamaya çalıştı. Masasındaki kitapları, ne olduğunu bilmediği birçok resmi hatırlamaya çalıştı. Gramofondan yayılan hüzünlü müziği ve bir karadelik gibi içine çektiği anıları geri almak istedi, alamadı. Masaya ait tek gözlü çekmece kilitliydi. Anahtarı nereye koymuştu? Çekmecede ne vardı? Düşünceleri hızla akıp gidiyordu ve o, düşüncelerini yakalayamıyordu. Çayından aldığı büyük bir yudum ile dili yandı. İrkildi. Bir görüntü canlandı zihninde. Yine önünde çayı, masasında kağıtlar... Kalemi duramıyor, dans ediyor sarı kağıt üzerinde. Bir mektup bu yazdığı. Peki kime? Kime bu mektup? Şimdi nerede? Mutlaka diyor, mutlaka öğrenmeliyim. Fikirlerim, duygularım, gözlerim, anılarım... Hepsi o kağıtta olmalı. O kağıt olmadan ben körüm. Ölüyüm. Dilsizim. Fikirsizim. Evet, evet... Fikirler! Tabi ya fikir adamıyım ben. Masamdaki kağıtlar fikirlerim, fotoğraflar duygularım... Peki ya bu müzik? Hayır. Bu bizim müziğimiz. Mektubumun ve gözlerimin sahibinin. Ben onu unuttum, müzik beni. Ben ondan kaçtım, anılarım benden. Bak şimdi de kalemim kaçıyor. Fikirlerim kaçıyor benden. Ne yazıyorum ben? Bilmiyorum. Sadece yazıyorum. Belki de bir tek kalem ve kağıt anlıyor beni. Belki ben seni yazıyorum. Sadece seni...