Yıllardır dinleyen yok ama yine de söylüyoruz!
Hayvana şiddet kişilik bozukluğunun habercisi!
Hayvan öldüren elbette sonra insan da öldürür!
Hayvana şiddet insana şiddetin ön habercisidir!
Seri katillerin tamamı önce hayvan öldürmüştür!
Ellerindeki kan sadece kedinin, köpeğin kanı değil. Ellerindeki kan onlarca saat çalışmasına rağmen hâlâ açlık ve yoksulluk sınırının altında köle gibi çalışan milyonlarca emekçinin kanı. Ellerindeki kan son 10 yılda iş cinayetine kurban giden 700’den fazla çocuğun kanı. Ellerindeki kan affedip sokaklara saldıkları katiller tarafından öldürülen kadınların, gençlerin kanı. O kan asla temizlenmeyecek. Bir avuç asalak zenginin iktidarını korumak için her türlü pisliği yapmayı göze alanlar, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin ellerindeki kanla anılacaklar.
Uzun süren bir aradan sonra herkese yeniden merhaba...
Bir süredir çeşitli sağlık sorunlarıyla uğraşıyordum halen de uğraşıyorum, o yüzden buraya istediğim gibi vakit ayıramadım.
Ülke gündemi, kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri, hayvan cinayetleri, maddi sorunlar, günlük kaygılar, sinir stres psikolojimi iyiden iyiye bozdu, bu da haliyle fiziksel sağlığımı da etkiledi.
Ne umudum kaldı ne yaşama hevesim...
Her şeyden herkesten buz gibi soğudum...
Yaralı saçma sapan bir hayat yaşıyoruz işte...
Ne uykumuz kaldı ne huzurumuz ne sevincimiz...
Hiç kimseye hiç bir şeye inancım güvencim kalmadı...
Ne adalete, ne devlete, ne vekillere ne şuna ne buna...
Bütün hayvanseverler, hayvan besleyenler, yaşam hakkını savunanlar teröristmiş! Öyle buyurmuş söz bir milletvekili! Biz terörist miyiz? Hiçbir şeyden habersiz kendi halinde kuşlara yem atan, penceresinin önüne ekmek koyan sakallı yaşlı amcalar, kedilere evinde artan pilavı çorbayı getiren yaşlı teyzeler, köpeklere ekmek toplayıp veren amcalar teyzeler siz biz... Normal halkı terörist yerine koymak neyin nesidir? Kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen herkesi terörist olarak yaftalıyorlar! Kedi besleyen onlarca insan darp edildi geçen hafta! Bu ne rezalettir!? Bu nasıl bir saçmalıktır?! Yahu sen ne diyorsun diyecek, bunlara bir dur diyecek aklı selim kimse yok mudur?
Yıllardır o kadar çok barınak faciasına şahit olduk ki!
Açlık susuzluk işkence tecavüz diri diri gömülme!
Kalplerine çamaşır suyu enjekte edilen canlar!
Bu zavallılar hiç kimsenin umurunda olmadı!
Şimdi de kısacık ömürlerine göz diktiler!
+
Birileri yine birilerini linç etme peşinde…
Birileri yine yalan haberlerle algı peşinde…
Birileri yine bizlere seçkinler falan filan demiş…
Birileri yine halkı kin ve düşmanlığa sevk etmekte…
Peki biz onlara ne diyelim?
+
Maç mı daha önemli yaşam hakkı mı?
Futbolcular mı daha önemli yaşam hakkı mı?
Neden insan türü bu kadar bencil ve çok yüzlü?
Futbol için konuşanlar masum canlar için susuyor!
Futbol için yazıp çizenler masum canları umursamıyor!
+
Umarım herkes aklı selim bir biçimde bir kararı verir
Umarım herkes aklını kalbini vicdanını aynı anda dinler
Umarım azınlıkları değil de gerçek insanları dinlerler
Aklı olana bir şeyi bir kere söylemek yeterli olur sanırım
+
Gencecik veteriner hekim intihar etmiş!
Çocuk üzüntüden çamaşır suyu içiyor!
Bu yasa geçerse intiharlar artacaktır!
Benim komşumun çocukları bile tedirgin!
Abla bu olay gerçek mi diye soruyorlar!
7 den 70 e herkesin psikolojisini bozdular!
+
Her yerde çatır çatır cins hayvan üretip satıyorlar!
Üretip satmanın yanı sıra bir de eziyet ediyorlar!
Devlet bunlara dur demedikçe iyice azıtıyorlar!
Biz bu canların hangi birine nasıl sahip çıkalım?
+
Bakın bugün Nilüfer ve Nilgün Tanca kardeşler Küçükçekmece'de apartman bahçesine sığınmış sakat ve yavru kedileri besledikleri için komşuları S.D ve oğulları tarafından öldüresiye dövüldüler. Durumları ağır. Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gözetim altında tutulan iki kardeş de beyin kanaması ve göz kaybı riski taşıyorlar. Doktorlar gözüne ağır darbeler alan Nilgün hanımın görme kaybı yaşayabileceğini söylemişler.
+
Başka bir kadın arkadaş Tosya'da besleme yüzünden saldırıya uğruyor! Bu gece hastanede kalması gözetim altında tutulması gerekiyor! Arkadaşın kafasında darbeler var ayriyeten sinir krizi geçirmiş! Devlet besleyemezsin demiş! Vicdansızlar da besletmiyor!
+
Yine başka bir arkadaşın da 84 yaşındaki annesi kediye su ve yemek verdiği için komşusu tarafından taciz ediliyor, komşusu arkadaşın annesini korkutarak evde beslediği kediyi de öldüreceğim diyor!
Alın size daha şimdiden başladılar!
+
Hayvan ve hayvansever düşmanı, kadın düşmanı, kısacası her türlü canlının ve yaşam hakkının düşmanı yobaz troller, şimdi de Rukiye Bağcı teyzemizi ve oyuncu Özge Özder'i hedefe koymuşlar! Tüm sosyal medya mecraları, havuz medyası ve daha birçok hesaptan, iğrenç şeyler yazarak her koldan saldırıyorlar! Tehdit ediyorlar, hakaret ediyorlar, dalga geçiyorlar, ölmelerini istiyorlar, iftira atıyorlar… Kısacası yine olabilecek en ahlaksız en çukur en çirkin en iğrenç en korkunç en onursuz şekilde saldırıyorlar!
+
Doğa İnsan Hayvan Canlara Yaşama Barınma ve Adalet Derneği kurucu Başkanı Ayşen Değirmen; kadın hayvan, yaşam hakkı ve can düşmanı, havuz medyası, tüm sosyal medya mecraları ve daha birçok hesabın hedef göstermesi ve iftiraları sebebi ile tutuklanmış…
+
Paris2024 Olimpiyat açılışlarını izleyen oldu mu hiç aranızda merak ettim? Ben izlemedim, paylaşımları sosyal medyadan gördüm. Açılışta siyonist, satanist, paganist, kabalist, okültist, masonik kısacası ne kadar şeytani sembol varsa havada uçuşmuş! Tabi ki pedofili ve LGBT propagandası da malum! İklim değişikliği yalanıyla, iklim anlaşmasıyla, sömürdükleri ülkelerle, katlettikleri insanlar ve hayvanlarla, dünyada ve ülkemizde kedi ve köpeklerin katledilmesine olan teşvikleriyle; ölüm, vahşet, dehşet, savaş, kıyamet temalı, tüyler ürpertici korkunç bir açılış olmuş! Hele bizim ülkenin kıyafetleri tam bir rezalet, tam bir facia! Korkunç bir tasarım! Neresinden tutarsan tut elinde kalan bir organizasyon, tüm dünyanın da bunu alkışlaması...
Beykoz Belediyesi Hayvan Barınağı'ndaki işine son verilen veteriner Hekim Ege Kabataş'a ulaşarak görüşme talep ettim. İddialarını kendisinde
O veteriner hekim anlatıyor: 'Köpek' bölümünden sonra atandığım 'kedi' bölümünde de kıyım vardı, izinli olduğum gün 48 kedi birden ölmüş ve benim nöbetime yazmışlar; kutuda unutulup açlıktan ölen hayvanlar var!
Beykoz Belediyesi Hayvan Barınağı'ndaki işine son verilen veteriner Hekim Ege Kabataş'a ulaşarak görüşme talep ettim. İddialarını kendisinden dinlemek, sosyal medyada gördüğüm görüntüleri bir de ondan öğrenmek istedim…
Cereyan eden ve özellikle de tekrarlanan her olayın, eylemin, gündelik ve hatta kişiler arası meselenin dahi politik olduğuna inanlardanım.
Sıklıkla beyan ettiğimiz kadına şiddet meselesinin tamamen siyasi olduğu da bu görüşe yerinde örneklerden biri.
Evrende canlılar hiyerarşisinin en tepe noktasında konumlanan insan ve yavrusunun yaşadığı suistimalleri bu görüşten kopararak değerlendiremeyeceğimiz gibi takdir ederseniz hiçbir ayrıcalığı, koruması olmayan 'hayvanlar'a çektirilen zulmü de yürütülen politikalardan ayıramayız.
Özellikle son yıllarda 'vahşice' işlenen hayvan katliamları özellikle de 'devlet eliyle' kurulmuş 'koruma evleri', yani barınaklarda yaşananlar gündemimizde.
Daha yeni Konya'da kafasına kürekle vurula vurula öldürülen köpeklerin görüntülerini hatırlayalım lütfen burada.
Ümraniye Belediyesi'nde yaşananlar da taze…
Gündemde hak ettiği yeri pek bulamayan 'barınak sorunu' aklımıza ilk olarak açlıktan kıvranarak ölen kedi-köpeklerin görüntüsünü getiriyor şüphesiz.
Benim de uzun zamandır takibimde olan, dikkatimi çeken, fakat bir türlü bahsetmeye sıra gelmeyen 'politik' sorunlardan biri…
Geçen hafta gündeme Beykoz Belediyesi Hayvan Rehabilitasyon Merkezi'nde yaşanan bir olay düştü. Bilmem belki çoğunuzun gözünden kaçtı.
Haberdeki iddiaya göre, merkezde çalışan bir veteriner hekim 'içeride' yaşananların görüntüsünü almış, bu görüntüler bir şekilde sosyal medyaya, hayvan haklarını konu eden sayfalara düşmüş ve bu durumdan haberdar olan hayvan hakları savunucuları iddialara konu olan barınağın girişinde ateş yakarak bekleme eylemine başlamışlardı.
Bu arada şu bilgiyi de hatırlatmam gerekir, söz konusu iddialara konu olan yerleşke, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat kefil olduğu ve 'örnek gösterdiği' barınak olma özelliğinde bir kamu kuruluşu…
Haberi okuduktan sonra Beykoz'un ücra bir köşesinde yer alan ormanlık alana doğru yola çıktım. Temel amacım 'barınaklarda yaşananları' içeriden anlatan o kişiyle konuşmaktı.
Uzun ve karanlık orman yollarını aştıktan sonra büyüklüğüne şaşırdığım 'rehabilitasyon merkezi'ne ulaştım. Heybeti gerçekten de hizmetiyle alakalı bir iddia ortaya koyar gibiydi.
Kapısının önünde ateş yakmış nöbet tutan kalabalıkla biraz sohbet ettim. Anlattıklarına hiç şaşırmadım ama tabii olarak çok üzüldüm. Onlara şimdi bu yazıda değinmeyeceğim, zaten hayvan seven ve bu ülkede yaşayan herkesin vakıf olduğu sorunlardı…
Aradığım veteriner eylemde değildi ama kendisinin iletişim bilgilerine ulaştım ve bir görüşme talep ettim. İddialarını kendisinden dinlemek, sosyal medyada gördüğüm görüntüleri bir de ondan öğrenmek istedim.
27 yaşındaki veteriner hekim Ege Kabataş hâlihazırda Aksaray Üniversitesi'nde cerrahi yüksek lisansı yapan, idealist bir görüntü veren bir genç vatandaş. Mezun olduktan sonra özel sektörde veterinerlik yapmış, kendi veteriner kliniğini de açmış ama maddi olanaksızlıklar nedeniyle sürdürememiş.
İş ararken meslek büyüklerinin ve hocalarının da yönlendirmesiyle 'Beykoz Belediyesi'nin veteriner hekim aradığı'nı duyuran ilandan haberdar olmuş ve başvurmuş.
Kişisel bilgileri, adli sicil kaydı, güncel sağlık raporları ve diğer evrakı istendikten sonra iki ay süreyle 'incelemeye' tabi tutulmuş. İki ay sonra mülakata çağrılmış ve sicil kaydında yer alan 1000 TL'lik para cezasının ne olduğu sorulmuş. Sosyal medya üzerinden girdiği bir tartışma sonucu 'huzuru bozmak' suçlamasıyla para cezasına çarptırıldığını söylemiş.
Bu durumun işe alımında bir sorun yaratmayacağı, önemsiz bulunduğu kendisine beyan edildikten sonra işe başlamış. Ege Kabataş'a bir oryantasyon süreci tanınmış ve o süreçte çalışmak istediği alanı kendisinin seçmesi istenmiş. En elzem ve acil ihtiyacı 'köpek' bölümünde gözlemlediği için orayı seçmiş.
Barınaktaki denetime gösterilen direnç
Kafesler kapasite üzerinde (300'e yakın köpek tedavi bekliyor, 500'e yakın köpek doğal alanda beslenme ve temizlik hizmeti bekliyor) dolu, hasta ve ameliyatlı hayvanlar bir arada, açık yaralıların hijyenik ortamında ve tedavi sürecinde ciddi sorunlar tespit etmiş. Evrakın uyuşması ve talimatların uygulanmasıyla sistemli bir çalışma kurmaya odaklanmış.
"Çok emek verilmesi gereken bir sisteme dönüştü hem evraklar yazılacak hem beden gücü artacak tabii hemen huzursuzluklar, lobiler başladı" diye anlatıyor yaşadığı süreci.
Sadece tedaviye vakit ve emek harcamak değil, çalışma koşullarının değişmesine karşı oluşan dirençle de mücadele etmek gerekliliği baş gösteriyor. İşlerin artmasıyla içeride başlayan tartışmalar geceleri ev basmaya, mesai saatlerinde üzerine yürümeye kadar varıyor.
Oluşan baskılara rağmen işini yapmayanı, eksik yapanı tespit ediyor ve haklarında yasal işlem başlatmak istiyor. Her birini müdüre raporluyor.
Fakat kendisine karşı alınan tavırlar, gününde ve saatinde hayvanları beslememek veya temizlememek olarak geri dönüyor. Ve yönetim bu olaylara bir 'dur' demiyor. Dememe sebebini de 'belli bir yönetmelik olmaması' olarak gösteriyor.
O günlerde belediye 'kurban komisyonu'nda görevlendiriliyor Ege Kabataş. 40 işletmeyi denetliyor. Ve bu denetlemeler esnasında bazı işletmelerde tüberkülozlu hayvanların kurban eti olarak kesildiğini tespit ediyor.
"İmha ettirmek istedim hastalıklı organları, 'Bu etlerin de alıcısı var Afganlar'a satıyoruz, kendileri istiyorlar' dendi. Tabii kabul etmedim bu açıklamayı, fakat 'sen kim oluyorsun ya, ben senin müdürünü tanıyorum' denilerek üzerime yüründü ve gerilimin sonunda müdürün talimatıyla olay yerinden geri çekildim. Düşünebiliyor musunuz, o etler insan sağlığını tehdit ediyordu ama hiçbir yaptırım uygulamama izin verilmedi" diye anlatıyor yaşadıklarından sadece birini.
Bu olaydan sonra aldığı tüm görevleri, görev yerlerini ve yaşananları düşünmeye başlıyor Ege Kabataş:
"Yarın öbür gün yapmadığım, uygun bulmadığım bir eylemle ilişkilendirilebileceğimi düşündüm, bu olayla da her şeyi, görüntüleri de ekleyerek tutanak haline getirmem gerektiğine karar verdim."
Bu arada da barınakta sürekli bir 'hayvan kaybolması' durumu yaşanıyor. O hayvanlar nereye uçtu belirsiz! Hesabını soracak bir muhatap bile yok. Çünkü kimse hiçbir sorumluluğu üstlenmiyor.
"Köpek bölümünden alındım, kedi bölümünde de kıyım vardı!"
Kabataş, işe yeni alınan bir bakıcıya, kıdemli olanın, köpekleri göstererek "Baktın direniyor, basacaksın tekmeyi, kıracaksın ağzını yüzünü" diye eğitim verdiğini, Konya'da yaşananın da bu yaklaşımla meydana geldiğini anlatıyor. Ve her gördüğü uygunsuzluğu ifşa ediyor, usulsüzlüğe itiraz ediyor. Sonra aniden "Kedi bölümünde aksaklıklar yaşanmaya başlandı" denilerek 'köpek' bölümünden alınıyor. Diyor ki: "Sonra baktım kedi bölümünde kıyım var!"
Barınağa katarakt tedavisi, kısırlaştırma gibi basit operasyonlar için gelen kediler bile ölüyor. Tabii bu da hayvanları getirenlerde doğal tepkilere neden oluyor. Ege Kabataş kedi bölümünde de bir düzenlemeye gidiyor. "İşleyiş en az köpek bölümü kadar sorunluydu" diyor.
Ölü hayvanlar günlerce yaşayanlarla aynı kafeste kalmış, bunları tespit ediyor ve tedavi düzeni başlatıyor. İzinli olduğu günün ertesinde iş başı yaptığında tedavi sürecindeki 48 kedinin öldüğünü görüyor!
Öfkeleniyor. Evraka bakıyor; bir muayene, bir bulgu yok, sadece "ex" kararı var. Yasal uyutma işleminde T61 adlı bir ilaç kullanılıyor ama o ilaç envanterde dahi yok o gün. Yani bu 48 hayvan ne şekilde öldü-öldürüldü belirsiz.
Araştırınca bu ölümleri kendisinin nöbetine yazdıklarını öğrendiğini söylüyor. Ege Kabataş. "Bu olayla içeride yaşananları tespit etmeye, ilgililer hakkında tutanak tutmak için ve olay yeri tespiti için fotoğrafları çekmeye başladım. Daha sonra beni suçladılar ama ben görüntüleri yaymak için değil, sorunların üzerine gidip çözmek için çekmiştim. Zaten kurum bilgisayarında da tutanaklar ve tutanaklara iliştirilmiş söz konusu görüntüler mevcuttu" diye anlatıyor süreci.
"Kutuda unutulup açlıktan ölen hayvanlar var…"
Bir gün geliyor 19 hayvan kayıp, diğer gün 6… Ne oldu bu hayvanlara kimse bilmiyor. Kimse cevap vermiyor. "Kutuyla gelmiş ve kutuda unutulup açlıktan ölen hayvanlar var ve ben sorumlu veteriner hekimim ama kimseye hesabını soramıyorum, düşünsenize" diyor Ege Kabataş. Ve bu olayları araştırmaya, hayvanı sokaktan alan arabaya kadar tespite başlıyor.
Sorumlusunu buluyor ve savunmasını istiyor, tutanaklar hazırlıyor. Çok kısa bir süre sonra da "Hakkınızda yapılan inceleme sonucu sicil kaydınızda bir suç tespit edildi ve işinize son veriyoruz" denerek binadan ve özel olarak da kayıtlara erişim şansından uzaklaştırılıyor.
Bu süreçten sonra AK Parti MKYK üyelerine, Beykoz Belediye Başkanı'na, AK Parti teşkilatına ulaştırıyor derlediği bilgileri, yaşananları anlatıyor ama karşısında konuyla ilgilenen birini bulamadığını söylüyor.
Son olarak Türkiye Veteriner Hekimleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Murat Aslan'a anlatıyor konuyu. Yaşananların korkunç olduğunu, üzüldüğünü söylediğini, ancak karşılık bulamadığını belirtiyor.
"O ana kadar haklı olduğumu, işime geri dönmem, usulsüzlükleri takip etmem ve son vermem gerektiğini düşünerek hareket ediyordum. O noktada anladım ki zaten istenmeyen şey benim bu gidişe izin vermiyor oluşum, değiştirmek istiyor oluşumdu" diyor.
Ve o süreçte, yine aynı barınakta daha önce çalışmış başka bir personelin de benzer sorunlar yaşadığını, "Çamaşır suyuyla hayvanları öldürüyorlar" iddiasında bulunarak yasal süreç başlattığını öğreniyor. Ege Kabataş da, elde ettiği bilgiler ve görüntülerle birlikte o dosyaya eklettiriyor kendini.
Ama tabii bizim görmeye ve duymaya, hatta yaşamaya aşina olduğumuz bir süreçle de hemen karşı karşıya kalıyor. "Örgütle beraber hareket ederek halkı kin ve nefrete teşvik etme" suçundan hakkında dava açılıyor. Beş yıl hapis cezası talebiyle yargılanması isteniyor. Yasal süreç dışında da, hayvan severlere 'uyuşturucu kullanıyordu' türünde itibar saldırıları süreci başlıyor.
Peki diyorum, mesleğe devam etmek istiyor musun, yoksa tamamdır uğraşamam mı diyorsun?
"Aksine" diye cevap veriyor, "Elbette mesleğimde ısrarcıyım. Veterinerlik alanında, özellikle de barınaklar konusunda büyük bir değişim gerekiyor, sivil toplum kuruluşlarının devrede olması gerekiyor."
Ve ekliyor:
"Barınak müdürü, teknisyenlere kadar herkesin altında son model arabalar, özel şoförler var, bunların incelenmesi, maaşlar belliyken nasıl bu yüksek koşulların oluşabildiğine bakılması gerekiyor. Barınaklarla alakalı sene sonu değerlendirmelerinde sadece o sene o barınakta karşılanan talepleri değerlendirilecekler. '30 bin talep gerçekleştirdik' denecek, büyük başarı! 30 bin hayvan toplanmış evet, ama sadece topal diye merkeze getirilen, tedavi bekleyen hayvan bile uyutulmuş, tabii kimse işin bu kısımlarıyla ilgilenmeyecek. Ve ilgilenmediği sürece de bu çark böyle sürecek…"
Ben de üzerine bir laf ilave etmek istemiyorum açıkçası..
İnsanlar arabalarını doludan korumak için sarıp sarmaladı...
Ve bir bez parçasına hasret sokağın garibanları
ilk kez kaldırımda yatmayacak bu gece...
En azından dolu başlayana kadar...
Bir demir parçasına bu kadar önem veren insanların,
kalbi olan duyguları olan gözlerine sevgi ile bakan
hayvanlara bu denli gaddar olmasına o kadar şaşırıyorum ki...
Biz olmamışız arkadaşlar...
Ve bu fotoğraflar o kadar zoruma gitti ki...
Evini barkını, toprağını, özgürlüğünü ve en önemlisi
YAŞAM HAKKINI elinden aldığımız hayvanlar
bu kadar değersiz olmamalıydı...