Bizim işimiz; annelik...
15 Eylül Pazartesi, okulun ilk günü: sabah o kadar heyecanla gittin ki okula... Sabah 07:00 gibi uyandın. Çok mutlu ve keyifliydin. Okulda herşey beklediğimiz gibi gitmedi. Okulun ilk günü dolayısı ile arkadaşların annelerinden kopmak istemedi. Onlar ağlamaya başlayınca sende ağlamaya başladın. Öğretmenlerin değişmiş, en sevdiğin arkadaşın "Arın" okuldan ayrılmıştı. "Ben okulu sevmiyorum, seni çok özlüyorum"lar başladı.
Anne olmak ne çelişkili bir durum, bir bilsen!
Bir yanım senden ayrı özgür bir birey olabilmek için kanat çırpmaya hevesliyken; kalbim, senin dudak büzüşünle parçalanıyor.
Sen de bunu çok iyi biliyorsun aslında... Bütün çocuklar anneleri kullanmayı iyi biliyorlar. Bunu biz öğretiyoruz onlara... Bunu bizzat gözlerimle gördüm. Okulda anne, kapıdan çıktıktan beş dakika sonra ağlamalar kesiliveriyor. Okulun rehberlik öğretmeni, bize okulu otorite figürü olarak kullanmamamız gerektiğini söyledi. Ben de arkadaşların ve öğretmenlerin üzüleceğini seni görmek istediklerini söylüyorum. Daha neler neler söylüyorum.
Ben artık çalışacağım.
Evde çalış.
Ben işe gideceğim.
Ben de senle gelmek istiyorum.
Ama bir kere gelmiş ve ağlamıştın.
Ağlamam.
Ben, o işe gitmeyeceğim artık. Yeni bir işe gideceğim.
Ama ben seni çok özlerim. Evde olalım beraber. Bilgisayarınla çalış.
Sen artık büyüdün. Orada arkadaşların var, hem okulun bahçesinde oynayacaksınız. Burada sıkılıyorsun. Okuldan dönünce bir şeyler yaparız.
Ama ben oraya gitmek istemiyorum. Orası karanlık.
Neresi karanlık?
Hava karanlık!
İstersen kedili elbisenle gidebilirsin bak.
Olur.
Kafama da şu tokaları takayım.
Gayet rüküş bir şekilde, bir taç, bir tüllü toka takan Zeynep Ela'yı ikna etmiş gibiydim. Tabi, bu arada bugün servisi tabi ki kaçırdık. Okula onu ben bıraktım ki; bu durum bir anne için çok ama çok daha zor.
Mutsuz bir şekilde merdivenlerden çıktı. Şimdi zaman zaman aklım onda olsa da çalışıyorum.
Öyle rahat rahat gezme halleri falan olmadı yani;
Biraz iş, biraz annelik devam ediyoruz; orda burda...










