Kaş’ta son 2 günümüz bir türlü yazma fırsatı bulamadım.
Ama ne çok şey birikti, hafızamda, anılarımda… Özellikle de senin anılarında.
Bahçeden gelen kuşların cıvıltısı eşliğinde yazıyorum. Burada zamansızlık mutluluk veriyor insana… Çocuğunu büyütürken böyle bir yerde olma şansına sahip isen onu çok daha iyi tanıyorsun. Sevgisini almaya daha açık oluyor duyular.
Gürültü, kalabalık, stres, trafik yerini başka başka şeyler alıyor. Dalgaların hemen dibinde kızının kocaman sarılışının yerini hiçbir şey tutmuyor.
En çok “büyüdüm” diyorsun, bu yıl.
Bacaklarım ne kadar büyüdü, saçlarım da büyüdü, büyüdüm bana günlük alır mısın? Büyümek dilinden düşmüyor. Haklısın da… nasıl da büyüdün; çevrende olup bitenin daha çok farkındasın. Denizin, güneşin, arkadaşlığın, oyunun kısacası herşeyin tadını çıkarıyorsun. Arkadaş edinmek, tanışmak, abla olmak, ne demek farkediyorsun yavaş yavaş…
Ben de bu yıl daha çok yaşadığımı farkediyorum.
Çalışıyorum, üretiyorum, hayal kuruyorum; seninle iken de sadece seninle olabiliyorum.
Bu yıl ilk defa farklı birşey yaptık. Kaş dışında başka bir yere gittik. İşte o zaman ben tatilde olduğumu hissettim. Uzun zamandır hayalimde olan bir şey gerçekleşti belki de…
Çocukluk arkadaşım Burcu’lara, Göcek’e gittik.
Bundan 30 yıl kadar önce mahallede, kaldırım taşlarından ev yapıp, misafircilik oynarken, aklıma gelmezdi belki ama, insanın arkadaşının çocukları ile kendi çocuğunun bir arada olması, birlikte birşeyler paylaşması ve daha da paylaşacak olması duygusu muazzam. Bizim bir ortak yanımızda annelerimiz… Onlar da aynı mahallede büyümüş, iki arkadaş… Şimdi de bir arada torun bakıp, seviyorlar… Yani 3 kuşaktır araya mesafeler girse de bir şekilde bir araya gelebilen ender türlerdeniz J Burcu ilkokuldan bildiğim başarısından hiçbir şey kaybetmeyen yurt dışına açılmış bir avukat. Batuhan (8) ve Mira ( 9 aylık) ise onun güzelleri…
Zeynep Ela, hem Batuhan ile oyun oynama keyfini hem de Mira’da birazcık kardeş nasıl olur, bebek nasıl bir duygu, onu yaşadı. Kaş’ta hiç rastlamadığı kumlarla oynamanın, kumdan kaleler yapmanın keyfine vardı. Çiçek topladı, limon topladı. İlk kez bowling oynamaya çalıştı. Kah huysuzlandı, kah tatlı tatlı konuştu.
Göcek’in beni en çok etkileyen birkaç saatlik dilimi ise çocukları anneannelerine bırakıp sadece ebeveynler olarak çıktığımız mini tekne turu, o koyların sakinliği, güzelliği o günün supermoon’a denk gelip ayın ayrı bir güzellik saçması… Konuşulan konular dönüp dolaşıp çocuklara gelse de bir arkadaşımla, sohbet edebiliyor olmanın, çocuklar olmadan da birşeyler yapmanın verdiği mutluluk gerçekten paha biçilemezdi.
Kaş kısmında ise, başrolde geçen seneden tanıştığın arkadaşın “Yağmur” vardı. Birbirinize yaptığınız jestler, birlikte yaprak toplamalarınız, sahilde taş boyamalar, yüzme, dondurma keyifleriniz bence hepsi ayrı güzeldi. Yağmur’un annesi Eda ile de hep iki küçük kız tarafından bölünen ama güzel mini sohbetlerimiz oldu. Geçen senede kendisi ile dans edip oynadığın Eren ise bu sene ne kadar büyüdüğünü kızlarla oynamama tercihini yaparak bize kanıtlamış oldu. Yine de şartların el verdiğince bir araya geldik. Bazen Gülay, Eda ve ben birşeler yapmaya çabaladık. Anne kimliğini evde bırakıp başbaşa buluşma planımız gerçekleşmese de benim açımdan arkadaşlık adına “kaliteli zaman” geçirdiğimizi söyleyebilirim :P
İstanbul’u özledin. Çünkü orada seni bekleyen oyuncakların var.
Bense,İstanbul’u özlemesem de planlarım, yapmak istediklerim, hedeflerim var. Kısaca, Kaş maceramız güzeldi.
Kaş, maviliği, temiz havası bir yana sana sevgi veren bir yer; burada seni gerçekten seven anneannen, deden var. Bu küçük sahil beldesinde yıllardan beri bir sürü tanıdık yüze ve sıcak kalbe sahip olduk. Sokakta yürürken bile insanların sana merhaba demesi, saçını, kıyafetini övmesi, ne kadar büyüdüğünü söylemeleri, yeni insanlarla tanışma isteğin, bahçedeki kaplumbağa ile karşılaşman, melisa ile tanışman şu an hasta olduğun için başında bekleyen Karamel bile bu yaz sana güzel şeyler kattı eminim.
Bu yüzden de şükrediyorum. Böyle bir şansımız olduğu için.
Seneye de görüşmek üzere…
PS: Ben bu pozitif , mutluluk satırlarını yazarken, sen içerde ateşli bir şekilde yatıyorsun. İyi olmanı herşeyden çok istiyorum tabi. Aklımdan, “Kaş’ta hava temiz çocuk hasta bile olmadı” diye aklımdan geçirmiştim. Dün akşam sekiz itibari ile gayet neşeli neşeli oynarken birden ateşlendin. Burada da saçma annelik duygum devreye girdi pek tabi. O şom ağzımı açmasaydım, hasta olmazdı belki. Neyse annelik böyle, endişe ve suçluluk kavramları her şeyin başında geliyor. 21 Ağustos’ta İstanbul’a uçuşumuz var. Bir an önce ayaklanıp yine bıcır bıcır konuşman tek isteğim.