Hayvan Hakları ve Veganlık Günleri 2022 Başlıyor
1 Kasım 2011’de, Türkiye’deki 20 civarı veganın katılımı ya da desteğiyle, Türkiye’nin ilk Dünya Vegan Günü etkinliği İstanbul’da gerçekleşti. Bu veganlar, Türkiye’deki vegan nüfusunun tamamına yakındı. Medyada seslerini duyurmaya çalışıyor, yürüttükleri bloglar ve sosyal medya platformlarında insanlara vegan tarifler veriyor, evde nasıl kolayca vegan süt, vegan peynir ya da vegan et ikâmeleri yapacaklarını anlatıyorlardı; bu tariflerde bahsettikleri alışılmadık içerikler birçok kulağa yabancı geliyordu. Gittikleri restoranlarda vegan yiyeceği tarif etmek için yaşadıkları zorluklardan ve kendilerince ürettikleri çözümlerden bahsediyorlardı.
11 yıl sonra bugün, Türkiye’de onbinlerce vegandan; kolayca tedarik edilebilen onlarca çeşit vegan süt, peynir ve vegan et bazlı yiyecekten, çeşit çeşit bakım ve hijyen ürününden bahsedebiliyoruz. “Soya kıyması”, “nohut unu”, “besin mayası” gibi içerikler kolayca temin edilebilir ve hayatımızı kolaylaştırır hâle geleli uzun zaman oluyor. Özellikle de pandemide mecburi hâle gelen online alışverişler, bu tür içerikleri her yerde yaşayan insanlar için daha da ulaşılabilir hâle getirdi. Veganlığı duymayan kalmadı; neredeyse her gün ana akım medyada veganlıkla ilgili olumlayıcı ya da şüpheyle bakan yazı ve programlara rastlıyoruz. Sosyal medya ise, veganların orijinal fikirlerle veganlık anlattıkları sayfalarla dolup taşıyor. En önemlisi de, artık vegan hareketin kuramsal bir altyapısı var ve veganlığın hayvan haklarıyla doğrudan bağlantısı gittikçe daha fazla kabul görüyor.
Toplumdaki türcülüğün hayvanların üzerine kâbus gibi çöktüğü binlerce yıldan sonra, sadece 11 yıl içinde bu kadar olumlu gelişmenin yaşanması, bizleri bu Kasım’daki vegan ayı etkinliklerimizi bir temaya odaklamaya teşvik etti. Temamız; değişim. Bu temayı merkeze aldığımızda, aklımıza hayvan hakları hareketi, veganlık ve toplum ilişkisine dair farklı meseleler de geldi.
Dünya değişiyor.
Özellikle de son dönemlerde toplum üzerindeki etkisini sert bir şekilde hissettiğimiz pandemi, ekonomik kriz, savaş, göç, ve bunlarla bağlantılı olarak da ele alınabilecek muhafazakârlaşma, elbette hayvan hareketini de etkiledi. Pandemi, aktivizm biçimlerimize sosyal mesafe engeli koydu; ekonomik kriz vegan alışverişlerimizi etkiledi; savaşlar insanların hayvan meselesine bakışını olumlu ve olumsuz yönde etkiledi; göçle gelen kültürel etkileşimler hayvan meselesini daha geniş çapta düşünmeye teşvik etti; muhafazakârlaşma ise, hayatını olduğu şekilde korumaya çalışan insanları, veganlığı yaşamlarını değiştirmeye zorlayan bir komplo teorisi olarak gösteren kara propagandaya ikna olmaya daha açık hâle getirdi. Aynı muhafazakârlaşma, insan hakları hareketlerini de olumsuz etkiledi ve vegan aktivistlerin insan ve hayvan hakları arasındaki bağlantılar üzerine farklı düşünceler geliştirmesine, bu düşünceler doğrultusunda eylemliliğin de farklılaşmasına yol açtı.
İnsanlar değişiyor.
Veganlık, insanların yaşamlarında önemli değişikliklere vesile oluyor. Öncelikle, hayvanlarla olan ilişkimizi doğru bir platforma taşıyarak, hayvan meselesini daha gerçekçi bir biçimde düşünebilmeye yönlendiriyor. İkincisi, bir başkası için hayatımızda düşünsel ve pratik değişimlere gidebildiğimizi, bu güce sahip olduğumuzu fark ettiriyor. Bu da, gerek hayvan gerekse insan hakları meselelerinde daha aktif bir rol oynamamızın önünü açıyor. Üçüncüsü, veganlık sayesinde hayatımızı yeni lezzetlere ve yeni yaşam pratiklerine açmak, yaşam kalitemizi önemli oranda artırıyor. Ve dördüncüsü, diğer veganlarla yaptığımız bilgi alışverişi sayesinde, sosyal yaşamımız daha zengin ve keyifli bir hâle geliyor.
Aktivizm değişiyor.
Bir zamanlar Türkiye’de hayvan hakları aktivizmi dendiğinde, insanların akıllarına sokak hayvanları için yapılan mama kampanyaları, ya da kürk ve fayton benzeri tek bir hayvan kullanımına odaklanan eylemler dışında bir şey gelmezdi. Sokağa çıkıp insanlara veganlık anlatmak, vegan yemek tarifleri paylaşmak, veganların pikniklerde bir araya gelmesi gibi etkinliklerin “pasifizm” olarak etiketlendiği bir dönem dahi oldu. Ancak vegan sayısı arttıkça, hareketin kuramsal altyapısı güçlendikçe ve tüm hayvanların eşit değerde olduğu bilgisi yerleştikçe, vegan stant, sosyal medyada yaratıcı yollarla veganlık anlatımı ve vegan buluşmaların ne kadar etkili aktivizm yöntemleri olduğu daha fazla netleşti; bu çalışmalara katılan vegan sayısı arttı ve Türkiye’de veganlık temelli bir taban hareketi kendisini göstermeye başladı.
Kasım ayı boyunca, bu meseleler üzerine yoğunlaştığımız sunumlar, atölyeler, forumlar ve sosyal medya etkinlikleri gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Gelin, hayvan hakları ve veganlığı değişim teması merkezinde birlikte masaya yatıralım.
[Program detayları sosyal medya hesaplarımız üzerinden duyurulacak ve eklenecektir]










