Homofobi nedir?
Bu soruyu yanıtlayabilmek için kelimenin evrimini takip etmek gereklidir; nitekim sözlükbilimsel bir araştırma kavramın kendisine bağlı bazı sorunsalları ortaya çıkarmaktadır. Görünüşe bakılırsa, kelime 1960′larda da dolaşımdadır ancak ilk yazılı tasdik 1971′de “Homophobia: A Tentative Personality Profile” başlıklı bir makale yazan K. T. Smith’e atfedilmektedir. Kelime Fransızcada ilk kez Claude Courouve ‘un kaleminden çıksa da, sözlüğe ancak 1994′te giriş yapar.
Yıllar içinde kelimenin anlamsal çeşitliliği genişleyip durmuştur. 1972′de Weinberg homofobiyi “bir eşcinselle kapalı bir ortamda kalma korkusu” olarak tanımlamaktadır. Bu aşırı daraltıcı tanımın genel kullanımda çabucak aşıldığı Petit Larousse’taki açıklama gösterir niteliktedir: “Eşcinselliğin reddi, eşcinsellere karşı sistematik düşmanlık.”
Buna karşılık, Didler Eribon “sokakta atılan ve her gey ve lezbiyenin duyabileceği ‘pis ibne’ ya da ‘pis lezbiyen’ lafından belediyenin nikâh salonu kapısında zımnen yazılı ‘Eşcinsellere yasaktır’a kadar uzanan” homofobik bir sürekliliği de işin içine katıp kavramı genişletmeyi önerir. Bu bağlamda sıradan homofobi tanımının içine eşcinseller ve heteroseksüeller arasında kurulmuş eşitsiz düzeni onaylamaya ya da haklı çıkarmaya çalışan hukuki, psikanalitik ya da antropolojik çıkışlı kavramsal söylemleri yerleştirmiştir.
Daniel Welzer-Lang da analizi ilerleterek yeni bir tanım önermiştir. Ona göre homofobi “daha geniş bir şekilde erkeklerde kadınsı olarak görülen özelliklerin ve bir anlamda da kadınlarda erkeksi denilen özelliklerin aşağılanmasıdır.” Bu şekilde “geyler ve lezbiyenler özelinde uygulanan homofobi ile erkek ve kadın cinsiyetlerinin inşası ve hiyerarşisinde kök salan genel homofobiyi” birbirine bağlamaya çalışır. Bu durum ne olursa olsun tüm bireylerin başına gelmektedir; cinsel yönelimin ötesinde, eril olanın toplumsal inşasının şart koştuğu “mükemmel” erkeklikte eksikliği ifşa eden “ibne” hakaretinin açıkça heteroseksüel kişilere de söylenebilmesi bunu açıklar niteliktedir.
Homofobinin derin kökeni, şüphesiz, Adrienne Rich’in zorunlu heteroseksüelliğin saltanatı olarak eleştirdiği heteroseksizmde aranmalıdır. Esasen bu rejim heteroseksüelliği meşru, mümkün ve hatta düşünülebilir tek cinsel deneyim olarak yapılandırmaya çalışmaktadır. Esasen, bir tür ötekine karşı bir savunma mekanizması olup doğuştan bir gerçeklik olmaktan uzak bu kendine şeffaflık, toplumsal öğretilerin temellerinden birini oluşturur ve giderek katılaşarak heteroseksüeller için (yalnızca onlar için de değil) dünyayı, özneleri ve cinsiyetleri algılama şemasına dönüşür.
Louis-Georges TIN, Homofobi Sözlüğü, Sel Yayınları

















