seen from United States

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Russia
seen from Japan

seen from Türkiye
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Australia
seen from Italy
seen from France

seen from Malaysia
seen from Russia

seen from Malaysia

seen from United States
SVANETİ / GÜRCİSTAN
Kafkas Dağları'nın yüksek kesimlerindeki Svaneti'de yüzyıllar öncesinin savunma kuleleri bugün ücra köylere gelen ziyaretçilere tepeden bakıyor. Erkekler şafak vaktinde nasırlı elleriyle ustaca kavradıkları bıçaklarla taş kulenin yakınlarında toplanıyor. Gürcistan’da, Kafkas Dağları’nın yüksek kesimlerindeki Svaneti bölgesine düşen ilk karın ertesi günü. Sabahın erken saatlerinde hava buz gibi soğuk. Gün hızla aydınlanırken Kolaşi Köyü’nün üstünde halka halinde dizilmiş 4 bin 750 metrelik doruklar da giderek belirginleşiyor. Köyün tarihi siluetini oluşturan 21 metrelik kulelerin ardında yükselen bu doruklar, ortaçağ kültürünün günümüze gelebilmiş son örneklerinden biri olan bölgenin yüzyıllar boyunca dış dünyayla ilişkisini kesmesini sağlamış.
Araplar, Moğollar, Persler, Osmanlılar... Tarih boyunca güçlü pek çok imparatorluk, ordularını Avrupa’yla Asya arasındaki sınırı oluşturan Gürcistan’a gönderdi. Ama Svan halkının Kafkas Dağları’nın dar kanyonları arasında gizlenmiş ince uzun yurdu, Rusların 19. yüzyıl ortalarında bölgeyi denetim altına almasına dek hiç fethedilemedi. Svaneti’nin izole konumu gerek kimliğini, gerekse tarihsel değerini şekillendirdi. Gürcistan’ın alçak kesimlerinde yaşayan Gürcüler, tehlikeli dönemlerde güvende olsunlar diye ikona, mücevher ve elyazmalarını dağlardaki kilise ve kulelere göndererek Svaneti’yi eski Gürcü kültürünün deposuna çevirdi. Svanlar da bu koruma görevini çok ciddiye aldı. Öyle ki bir ikona hırsızı köyünden kovulabilir hatta daha da kötüsü lanetlenebilirdi.
Bu arada dağlık sığınaklarında Svan halkı daha da eski bir kültürü –kendi kültürlerini– korumayı da başardı. İÖ birinci yüzyılda, bazılarına göre soyu Sümer kölelere dayanan Svanlar, Yunan coğrafyacı Strabon’un yazılarında belgelendiği üzere, korkusuz savaşçılar olarak nam salmıştı. (Strabon’un Svanların nehirlerde altın elemek için koyun postu kullandığını belirtmesi, Argonotların aradığı altın postun kaynağının Svaneti olabileceği yolunda spekülasyonları da tetiklemişti.) Hıristiyanlık altıncı yüzyıl civarında Svaneti’ye ulaştığında, Svan kültürü kendi dili, kendi müziği ve mertlik, intikam ve toplumsal adalete dair karmaşık kurallarıyla iyice kök salmış haldeydi. Bu çok eski topluluktan bugün geriye sadece Svan köylerine tepeden bakan yüzlerce taş kule kalmış olsa, bu bile yeterince etkileyici olurdu. Ama çoğu 9–13. yüzyıllar arasında inşa edilen bu kuleler, kayıp bir uygarlığın simgeleri değil, neredeyse mucizevi bir biçimde yüzyıllar boyunca varlığını sürdürebilmiş bir kültürün en görünür göstergeleri. Halen Kafkas Dağları’nın rakımı en yüksek ve en ücra köylerinin bulunduğu Yukarı Svaneti’de yaşayan Svanlar, şarkı söyleme, yas tutma, kutlama ve ne pahasına olursa olsun ailenin namusunu korumaya ilişkin geleneklerine sıkı sıkıya bağlı. Svanca, çoğu uzmana göre daha yaygın konuşulan kuzeni Gürcüceden daha eski. Büyük oranda bir yazı dili olmayan Svancanın kurtarılması için çalışan Norveçli akademisyen Richard Bærug, “Svaneti yaşayan bir etnografya müzesi,” diyor ve ekliyor, “Başka hiçbir yerde ortaçağ Avrupa’sının töre ve geleneklerini sürdüren bir yer bulamazsınız.”
http://www.nationalgeographic.com.tr/makale/ekim_2014/gurcistanda-bir-ortacag-siginagi/1232
PHOTOS by Anastasia Aseeva