BİR PALA HİKAYESİ
Gece saat tam 2.00. Bu saatte bir ben bir de hamam böcekleri uyanığız. Mutfaktaki un kırıntılarını peynir artıklarını falan götürüyorlar.
Ezan okundu. Gecenin 2 si alla alla diyorum. Kim öldü ki? Hem ölse bile bu saatte sela da olmaz. Ezanla selayı ayırt edemiyorum evet. Biri daha yanık sesli ama hangisiydi. Beynim teknik hata veriyor, hislerim bu işin hayra alamet olmadığını anlıyor. Bir altıncı his vakası.
Ezan bitiyor. Kapı çalıyor. Evde benden başka kimse yok. Aslında var da asla uyanamayacakları bir uykuya yatmışlar. Ev arkadaşımı ve kankasını ”gelin size ne göstereceğim” diye kafalarını poşet geçirip havasız bırakmak suretiyle katletmiştim.
Kaybedecek bir şeyim yok.
Banyodaki kuvetin içinde üstlerinde radikal gazetesi örtülü şekilde duruyorlar.
En sevdiğim gazeteyi bu işe alet etmemden ötürü biraz buruğum, başka çarem yoktu. Bu arada kapı hala çalıyor. Polis? Ne mümkün.
Onların varlığından kimsenin haberi yoktu. Yokluğunu anlamaları bir kaç çağ kapatır. Gayet rahatım. Kapıya yaklaşıyorum. Elinde palalar döner bıçakları, bir de fırın tepsisi olan iki herif. Dürbünden bakıp öylece sessiz duruyorum. Hala gitmediler. Zile basıp duruyorlar. Açmaya karar veriyorum.(Kapıyı) . Kaybedecek bir şeyim olmadığını söylemiştim.
Kapıyı açmamla içeriye pata küte dalmaları bir oluyor. Kardeş bizi sakla diyorlar. Korkma diyorlar.
-Hayrola gecenin bu saatinde?
+Sorma kardeş, peşimizde adamlar var öldürecekler. Biraz burada duralım izin ver.
İyi. diyorum siz takılın ben içerideyim .
Kulaklığı takıp müzik dinliyorum mutfaktan az önce yaptığım un helvasını almaya gidiyorum. Helvaya yiyecek gibi bakıyorlar. Hem helva başka ne yapılır, tövbe tövbe tabi ki öyle bakacaklar/ diye gayet rahat helvayı odama alıyorum.
Adamlardan biri musluğu açmış bardak kullanmadan ağzına püskürterek su içiyor. Ses etmiyorum.
Müzik kulağımda helva ağzımda takılıyorum içeride.
Birazdan zil tekrar çalıyor. Palalı adamlarda bir hareketlilik zuhura geliyor. Ayağının altını öpeyim açma! diyor adamlardan biri. Açma bizi öldürürler.
O bunu derken diğer arkadaşı palayı üstüme doğru tutuyor. Kulağımda kulaklıklarım olduğundan pek bir şey anlamıyorum. Kafamı ileri geri sallayıp ”erkan oğur-Karşıdan görünen ne güzel yayla” şarkısına eşlik ediyorum. ‘Sakin’ diye işaret ediyorum adamlara parmağımla, ‘sakin’ daha kimse ölmedi. Kapı çalınmayı bırakıp darp ediliyor resmen o sıra. -DUM TAM BAM gibi sesler çıkıyor.
Kulaklığı kulağımdan fırlatıyorum.
-Anasını bellediniz çelik kapının amk. ev sahibine ne diyeceğim orospu çocukları!
Kapı kırılıp açılıyor. Bizim palalılar odama saklanmış. Derdimiz senle değil bacım. diyorlar çekil hele.
İçeri giriyorlar çelik kapının hemen karşısında banyo kapısı olduğu için ilk önce oraya giriyorlar. Kokudan bayılacak gibi burunlarını tuta tuta geri çıkıyorlar. Birden diz çöküyorlar önümde. Büyüksün diyorlar. Bizim iki gündür beceremediğimizi sen becermişsin.
İçerideki palalıları öldürdüğümü sanmış enikler. Bozmuyorum.
-Bir genç kızın evine öyle palalarla, bıçaklarla girilmez. Girerlerse biz cezasını veririz diyorum. Sonra ekliyorum; Şüphesizki biz her şeyin en iyisini biliriz.
Birden havaya giriyorum. Kurandan ayetler, sokratesten çiçerodan aforizmalar söylüyorum. Secdeye dönüp aniden geri çekiliyorum. Adamlar şaşırıyorlar.
-Bi bi biz gidelim abla.
Gidin ama yarın gene gelin cuma sohbeti yapacağım. Biz öldürdüğümüz adamlar için mevlüt veririz öyle de delikanlıyız diyorum.
-Siz kimsiniz ki abla? diye soruyor kısa boylu olanı.
Ensesine bir tokat atıyorum. Bu camiada bizi tanımayan yoktur Büyükdere’nin namusu derler bize buralarda.
Kekeleyerek büyüksün abla diye evden çıkarken, bellerindeki silaha gözüm çarpıyor. Bu ne ulan! diyorum.Silahı ellerinden alıp bu ne? Siz nasıl bir cesaretle bu tabancayla evime girdiniz? Cevap veremiyorlar. Mahçup mahçup başlarını öne eğiyorlar. Girin lan içeri hergeleler diyorum. İki etmeden giriyorlar. Onları boş odaya sokuyorum. Diğer odaya girip palalılara bakıyorum. Fransız balkonumun önünde diz çökmüş titreyerek bekliyorlar elimle sessiz olun şeklinde işaret çakıyorum. Ses çıkarmıyorlar. Bez dolabımdan bir kutu filtre bir poşet tütünümü ve sarma makinamı alıp silahlıların yanına götürüyorum.
-Sarın lan bunları benim eve silahla girmenin cezası hadi yine iyisiniz.
Bir türlü tam dolduramıyorlar.
Ulan diyorum bir tütün sarmayı beceremeyip hırsız polis oynarsınız ha! Güç bela tütün sarmanın inceliklerini öğretiyorum. Onlar tütünleri sararken ben de ceplerindeki kaçak roket 40 lı sigaradan bir dal alıp yakıyorum. Sigara boğazımın anasını belliyor bozuntuya vermeden içiyorum.
Anlatın lan diyorum. Neydi derdiniz bizim palalılarla. Sizin yüzünüzden on beşinci leşimi katlettim az önce.
Adamlar anlatıyor; bunlar yukarıdaki yurtta kalıyorlarmış tarih 3. sınıf ülkücülerdenmişler. Palalılar da ya cemaatçi ya da komünistmiş ne olduklarını tam çözememişler ama yurdun kantininde bunlardan birine omuz atmışlar.
S.keyim derdinizi diyorum. Bir omuz atmadan gece vakti bana ne yaptırdınız. Pabucumun ülkücüleri! Onca hakaret ediyorum, başlarını öne eğip karşılık vermeden dinliyorlar.
Ulan diyorum gelmişsiniz ataması olmayan bölüme ananıza babanıza faydalı olacağınıza ne işler karıştırıyorsunuz burada. Mal herifler ! Fransız ihtilali kaç yılında oldu lan diyorum kıçımın tarihçileri?
Biri 1800 diyor öbürü 1900 .
Hay amk.duğumun embesilleri 1789 lan tekrar edin piçler 1789. Heceleye heceleye tekrar ettiriyorum. Talas savaşının en önemli sonucu nedir? Biri Çin’in tanrı dağlarının ötesine çekilmesi diyor diğeri Çin esirlerinden kağıt yapımının öğrenilmesi. Bir okkalı tükürük savuruyorum suratlarına. Araplarla yakınlaşmadı mı Türkler islamlaşmadı lan domuzlar ne skimin ülkücüsüsünüz siz?
Çok utanıyorlar. Evden bir kaç tarih kitabı veriyorum ellerine pazara kadar bunları okuyun diyorum. Bizim örgüte girecekseniz bizim kitapları okuyacaksınız daha sırada Çin yıllıkları var göt herifler.
Adamlar sigaralarımı sarmayı bitiriyorlar alıp kenara koyuyorum.
Banyoya gidip kaç zamandır beklemekten kokuşan cesetlere şöyle bir bakıyorum. Kışlık montları çıkarıp seriyorum üsrtlerine bir taraftan da bir yere kaybolmayın dilenci dölleri! diye bağırıyorum. Cesetleri koli bandıyla bantlayıp iyice şişkin hale getiriyorum. Bir katta siyah çöp poşetiyle geçiyorum.
İçeri girip ülkücülere kendi silahlarını tutuyorum.
-Araba var mı altınızda?
-Olmaz mkı abla ayıpsın, kapının önünde.
-Hem yurtta kalıyorsunuz hem altınızda araba ha vay amk. Şimdi beni iyi dinleyin; banyodaki cesetleri arabaya alıp porsuk çayına fırlatacaksınız kimse görmeden bu iş burada bitecek.
-Tamam diyorlar. Cesetleri yüklenip aşağı indiriyorlar. Elimdeki silahla iki el ateş ediyorum.
Silah sesine apartman apartman sesine mahalle uyanıyor. Bizim palalar hala içerde uyanmıyor. Palaların yanına giriyorum. Lan korkak dümbelekler ! duymadınız mı sesi?
-Ne sesi abla diyorlar.
-Ulan bok torbaları oturun karşıma nasihat vereceğim.
Sesleri titreyerek zorlukla tamam diyebilerek karşıma geçiyorlar. Nesiniz lan siz diyorum. Komünisttiz diyorlar. Kısa boylu olanı ”fak dı sistem” diyor. Kes sesini amk diyorum.
Ne derdiniz vardı ülkücülerle ?
Aynı ‘omuz atma hikayesi’ni anlatıyorlar. Bir dolu nasihat ediyorum. Stalin’i bilir misiniz diye soruyorum. Evet diyorlar. Nasıl bilirsiniz pezevenkler ? -iyi biliriz , diyorlar. Siktirin gidin o. çocukları diyorum. Polis arabasının sesi işitiliyor. Apartmana doğru geliyorlar. Komünistler çıkarken ;
İmdaaat tecavüzcüler İmdaaaat diye basıyorum çığlığı.
Polisler komünistleri elleri arkada arabaya atıyorlar. İfademi alıyorlar. Zorla içeri girdiklerini, kapıdaki darbeleri anlatıyorum, tecavüz gerçekleşmediği için cezalarını hafifleştiriyorlar.
Eve gelip ne zamandır yıkanamadığım banyomda bir temiz duş alıyorum.
Odama girip kulaklığımı tekrar takıyorum ” erkan oğur -bir derdim var bin dermana değişmem” eşliğinde uyumaya çalışıyorum…










