Gün ortası gelen buhranlar
Bugün instagramda jeoloji mezunu bir kadının NASA’da çalıştığını gördüm. Ay’ın jeolojik haritasını çıkarılmasında katkı sağlamış. Bunu görünce garip bir his geldi.
Çünkü o sırada ben mikroskop altında bir klinker numunesine bakıyordum ve şu soruyu anlamaya çalışıyordum: “Bu çimentonun dayanımı neden düşük?” Bir tarafta Ay’ın jeolojisini haritalayan biri, diğer tarafta çimentonun içindeki kristallere bakan biri, insan böyle anlarda yaptığı işin biraz küçük olduğunu hissediyor.Sonra başka şeyler düşündüm.Doğa tarihi müzelerinde çalışan jeologlar var mesela. Mineraloji koleksiyonlarıyla uğraşıyorlar.Milyon yıllık kayaçların, minerallerin hikâyelerini inceliyorlar. Bir de sanat eserlerinin üzerindeki boyaların hangi kayaçlardan elde edildiğini araştıran jeologlar var. Bir tabloya bakıp içindeki pigmentin hangi minerallerden geldiğini çözebiliyorlar.Onlara hep çok imrenmişimdir.
İnsan bunları düşününce kendi yaptığı işin anlamını sorgulamaya başlıyor.Ben mikroskop altında çimento kristallerine bakıyorum. Bir başkası meteoritlerdeki mineralleri inceliyor. Aradaki fark sadece çalışılan malzeme mi, yoksa hikâyesi mi?Bazen mesele yaptığımız işin kendisi değil, o işin anlamlı bir hikayesi olması gibi geliyor.
.“Ay’ın jeolojisi” mesela ne kadar büyük, anlamlı ve büyülü…
Sık sık kendime soruyorum,acaba doğru yerde miyim? Dünya’da benim anlamlı olduğum yer neresi ?
Bu sorunun cevabını hâlâ bilmiyorum


















