Kadın(TV’den): Mad Trigger Crew ile Matenrou’nun savaşının kazananı Matenrou olarak belirlenmiştir! Kazanan olarak, Matenrou bir ödül kazanacak ve bir sonraki bölge rap savaşına kadar-
Jakurai: Bir şekilde kazanabildik, lâkin, Samatoki-kun’un takımı… oldukça yetenekliydi. Bu seferlik kıl payıyla kazanabildik, fakat sonrakinde ne olacak? Ichiro-kun’un ya da Amemura-kun’un takımının kazanması hiç de tuhaf olmazdı; konu güç olunca oldukça yakınız.
Jakurai: Eğer The Dirty Dawg bir kere daha ayakta durmuş olabilseydi, belki de Chuuouku… (güler) Onu henüz tam anlamıyla affetmedim, ne düşünüyorum ki?
Hifumi: Sensei~ Günaydın~ Uyandın mı~?
Doppo: Hifumi! Kes şunu! Ya hâlâ uyuyorsa?!
Jakurai: İkinize de günaydın. Ne olmuştu?
Hifumi: Sensei! Cidden kazandık, di’ mi?! Rüya değildi, di’ mi?!
Doppo: Ü-üzgünüm, sensei. Kalktığından bu yana böyle davranıyor. Senden onayı almadığı sürece inanmayacağını söyledi.
Jakurai: Haha. Siz ikinizin çabaları sayesinde oldu. Hiçbir hata yok, şampiyon biziz.
Hifumi: Vallâ mı?! Yahhoo!!
Doppo: Hifumi! Ötekiler de burada! Bağırma!
Jakurai: Ayakta konuşmayalım. İçeriye geçin.
Hifumi: Teşekkürler, sensei!
Doppo: Afedersiniz. İçeriye giriyorum.
Hifumi: Yaaaah! İşe bak ya, şampiyon biziz~!
Doppo: Bir gece geçmiş olmasına rağmen gerçek gibi hissettirmiyor.
[Jakurai ikili için getirdiği bardakları masaya yerleştirir.]
Jakurai: Kahve getirdim. İstiyorsanız alın lütfen.
Jakurai: Ah, ödülümüz olan para bana verildi. Eğer sorun olmaz ise sonrasında sizlere dağıtacağım.
Hifumi: Hızlıydı… Bu arada, ödülümüz olan para ne kadardı?
Jakurai: Yüz milyon (100,000,000) yen.
[Doppo ağzındakini püskürtür.]
Doppo: Y-yü-yü-yüz milyon?!
Jakurai: Üç kişiye bölünmüyordu, bu yüzden otuz milyon alacağım. Her ikinize de otuz beş milyonunuzu vereceğim.
Hifumi: Çokça teşekkür! Kolay paraydı, bu yüzden düşünüyorum da, müşterilerim için hediye mi alsam acaba…
Doppo: Otuz beş… milyon… bu benim… altı yıllık... maaşıma yakın…
Hifumi: Ah doğru, öteki bölgeler üzerine üstünlük de kazanmadık mı?
Jakurai: Doğrudur. “Üstünlük” denilse bile Chuuouku’nun onayı doğrultusunda ilerleyecek…
Doppo: Ö-Öyle olsa bile, bu üstünlük. Belki de o uyuz, kel bölük şefini başka bir bölgenin şubesine transfer edebilirim.
Hifumi: Uwaah, zalim Doppo-chin~
Jakurai: Doppo-kun, o konu hakkında—
Doppo: H-hayır, hayır, sensei. Bu bi’ şakaydı, bi’ şaka…! A-Ahhahahahahahah…
Jakurai: Kısıtlamamız var, ama böyle bir şeyin imkânı olduğuna inanıyorum. Bu yüzden size bir önerim var. Duymak ister misiniz?
Doppo & Hifumi: Evet. / Nedir?
Jakurai: Kendi istediğimiz bir şey için üstünlük kullanırsak toplum düzenini bozmakla sonuçlanabilir. Ancak aksini yapmamız da mümkün.
Doppo: Yani… Eğer iyi bir amaçla kullanılırsa, toplum düzeni güvenceye alınabilir…mi..?
Jakurai: Evet. Tüm bu zaman boyunca tıbbi tedavi alanlarının bulunmadığı diğer bölgelere hastaneler açmayı planladım.
Hifumi: Doğru. Chuuouku gücü eline aldığından beri öteki bölgeler karmaşa içinde.
Jakurai: Bundan sonraki turnuvayı kazanacağımız kesin değil, bu yüzden, sizce de bu imkânımızı doğru bir şekilde, hiç pişmanlık duymadan kullanmayalım mı?
Doppo & Hifumi: Evet, elbette. / Evvet, katılıyorum!
Jakurai: Hah. İkinize de, teşekkürler.
Jakurai: Şimdii, ikiniz de dünden dolayı hâlâ yorgun olmalısınız. Bu yüzden lütfen eve dönüp güzelce dinlenin—
Hifumi: (Araya girer.) Sanki böyle bir şey demene izin verirmişiz gibi, sensei! Hadi bugün, bir kutlama partisi yapalım!
Doppo: Oi, oi, oi Hifumi! Sensei yorulmuş. En azından başka bir gün yapalım—
Jakurai: Doppo-kun, benim için endişelenmene gerek yok. Hifumi-kun, madem böyle düşünüyorsun, o zaman hadi yapalım!
Hifumi: Yaşasın! O zaman bizim eve gel. Yemeği biz hazırlarız!
Doppo: He? Ben yemek yapamam ki!
Hifumi: Hahahaha! Sorun yok, sorun yok! Doppo-chin, sadece yardım etsen bile yeterli.
Doppo: Eğer sadece yardımsa… Muhtemelen ben bile yapabilirim.
Jakurai: Yemeği dört gözle bekliyorum.
Jakurai: Pekâlâ, lütfen beni beklemeden çıkın.
Doppo: He? Eve gitmiyor musunuz?
Jakurai: Evet, buradan sonra uğramam gereken bir yer var…
Hifumi: OK! O zaman sonra görüşürük! Hadin Doppo-chin, erken kalkan yol alır~! (lol çeviri işini seviyorum)
[Hifumi yürümeye başlar ve Doppo’yu kendiyle sürükler.]
Doppo: H-Hey, Hifumi, sürüklemesene!
Hifumi: Bir şey yok, bir şey yok! Gidelim~!
Jakurai: Dünkü savaşta, personellerin oturduğu alanda ne olan şey… Ichiro-kun ve Samatoki-kun fark etti mi merak ediyorum.
Rio: Hm? Neden ofluyorsun?
Jyuto: Şu durumda elbette oflayacağım. Sabahın köründe Samatoki tarafından çağrıldık. Muhtemelen dünkü kaybımız hakkında konuşacak.
Rio: Hmm, haklısın. Ama öyleyse bile, neden ofluyorsun?
Jyuto: “Neden?” mi? Anlamıyor musun? Bu Samatoki. Sebepsiz yere bize saldıracak. Bu yaptığımı kendimi yatıştırmak olarak düşünürsen muhtemelen anlarsın. (Bir daha oflar.)
Rio: Hmm. Düşündüm, ama anlamadım. Daha fazla bilgi arz ediyorum.
Jyuto: Anlayabileceğini düşünmem benim hatamdı. Lütfen unut gitsin.
Rio: Öyle mi? O zaman unuturum.
Samatoki: Ah, kapı açık, içeri gelin.
Samatoki: Sizi bu kadar erken çağırdığımdan dolayı özür.
Jyuto: Eh? Ah, e-evet. Hiç—sorun değil.
Rio: Aynen. Benlik bir sorun yok.
Samatoki: Sevindim. Ne diye orada dikiliyorsunuz? Gidip oturun hadi.
Jyuto: O-Olur, teşekkür ederim.
Rio: Olur, bir bardak içerim.
Samatoki: Hm. Jyuto: N-Ne oluyor? Sinirden kudurmuyor, resmen iyi bir modda.
Samatoki: İşte, afiyet olsun.
Samatoki: Hah-ha! Eğer kahveyi ben yaptıysam, o kahve üst düzeydir.
Jyuto: Vallâhi, güzemiş ha.
Rio: Bana kahve yaptığına göre Yokohama Bölgesi’ne döndüğümüz vakit teşekkür nâmı ben de senin için bir şey pişirmeliyim.
Samatoki: O-Olur. Bana iyi bak.
Jyuto: Samatoki, senin ateşin mi var?
[Jyuto elini Samatoki’nin alnına yerleştirmeyi dener.]
Samatoki: (Eline vurur.) Ne yapıyorsun? Ateşim falan yok. İstediğin vakit insanların alnına dokunmaya çalışma.
Jyuto: Sen… Kızgın değil misin?
Samatoki: Ha? Niye kızgın olmalıymışım?
Jyuto: Ben… İşin aslı ben dün kaybettiğimizden dolayı bizi eleştireceğini düşünmüştüm…
Samatoki: Aptal mısın? Hiçbir şekilde suçu üzerine atmam. Aksine, daha çok minnettarım.
Jyuto: Minnettar? Sen? Bize?
Samatoki: Evet. Ichiro’ya ve Sensei’ye karşı olan savaşlar için de. Eğer siz olmasaydınız, burada bunu yapıyor olmazdım. Bu yüzden, bilirsin ya… Teşekkürler.
Rio: Minnet gereksiz. Birlikte, bir olarak çalışıyor olmak bizim kaderimizdi. Ayrıca, biraz daha güçlü olsaydım, bu sonuç yaşanmamış olacaktı.
Samatoki: Aynısı benim için de geçerli. Bir dahaki sefere kaybetmeyeceğiz.
Jyuto: Öhöm. Kaybetmiş durumunda kalamayız.
Rio: Katılıyorum. Bölgemiz çalındı. Bu şekilde karşılık vermemize imkân yok.
Samatoki: Haha, işler iyice ilgi çekici olmaya başlıyor, değil mi?
Samatoki: Sensei, dünden sonra aniden, bir şey mi oldu?
Jakurai: Samatoki-kun, seninle konuşmak istediğim bir konu var. Bir süre lobide konuşabilir miyiz?
Samatoki: Konuşmak? Telefon üzerinden olmuyor mu?
Jakurai: Biraz endişelendiğim bir konu var…
Samatoki: Sorun yok. Şimdi iniyorum.
Jakurai: Teşekkür ederim. O zaman, az sonra görüşürüz.
Samatoki: Sensei benimle görüşmek istiyormuş. Aşağı iniyorum.
Jyuto: Neredeyse otelden ayrılma zamanı. Hızlı ol. Hep birlikte olmazsak buradan ayrılamayız.
[Samatoki odadan ayrılır.]
Jyuto: Jinguji Jakurai, hm? Ne hakkında konuşmak isteyebilir ki?
Ichiro: Ooooi! Jiro, Saburo, uyandınız mı?
[Adım sesleri, kapı açılır.]
Jiro: Günaydın, nii-chan…
Ichiro: Oh, gün— Dur, o gözlerinin hâli ne öyle? Uyumadın mı?
Jiro: Iı, ah, şimdilik sadece içeri gel.
Saburo: Oh, Ichinii… Günaydın.
Ichiro: Günaydın. Nası’ ya? Sen de mi uyumadın, Saburo?
Jiro: Dün olan şampiyonluk maçı güzel bir savaştı, değil mi…
Ichiro: Evet, aynen. Çok zor bir karardı.
Jiro: Bu beni… Sinirlendirdi.
Saburo: Eğer biraz daha güçlü olsaydık… Finallere kalabilirdik… Bunun hakkında düşünmekten uyuyamadım…
Jiro: Nii-chan’a ayak bağı olup geri kalmasını sağladık… Ne kadar acınası… Ne kadar acınası…
Ichiro: Saburo… (Kafasını eğer.) Özür dilerim.
Ichiro: İkinizin böyle şeyler düşünüyor olması tamamen benim suçum. Daha fazla savaşmış olsaydım kaybetmemiş olacaktık ve bu kadar üzülmemiş olacaktınız.
Saburo: Ichinii! L-Lütfen dur!
Jiro: O-O haklı, Nii-chan!
Ichiro: Hayır, dediğimi sonuna kadar dinleyin. Samatoki’ye o kadar çok odaklanmıştım ki, çevremde olanlara dikkat etmedim. O anda daha sakin olsaydım ve sizlerle bir olmuş olsaydım bu şekilde sonlanmayacaktı. Yani rica ediyorum, kendinizi suçlamayı kesin.
Ichiro: Geçen her bir günde kendinizi ilerletiyorsunuz. Savaş esnasında hissettiğim buydu. Orada beni sahiden gururlandırdınız. Bu bana benim de daha çok çalışmaya başlamam gerektiğini düşündürdü.
Ichiro: Yani, bir dahaki sefere güçlerimizi bir araya getirip kesinlikle kazanalım! Ben hâlâ deneyimsiz bir ağabeyim. Buna rağmen, siz ikiniz, beni yine de takip eder misiniz?
Jiro: Kesinlikle! Seni her yerde takip edeceğim!
Saburo: Elbette! Söz konusu sadakat ise asla seni yüz üstü bırakmayacağım!
Ichiro: Saburo… Tamamdır! Bu bizim yeni başlangıcımız!
Jiro & Saburo: Evvet! / Evet!
Jiro: Her neyse, otelden çıkışın bir arada olmadan gerçekleşmemesi çok sinir bozucu.
Ichiro: Aynen. Bu muhtemelen Chuuouku’nun isteklerinden biri.
Saburo: Giriş ve çıkışlar dışında, kaldığımız süreç boyunca özgür olmamız ilgi çekiciydi gerçi.
Jiro: Çıkış için çok erken. (esner) Daha fazla uyumak istiyorum.
Saburo: Tch. Sanki bunu deme hakkın varmış gibi.
Jiro: Haa?! Seni duyabiliyorum, Saburo!
Saburo: Ahahaha! Kulakların bir embesile göre oldukça iyi durumda! Tanrım! Dün gece Jiro beni o kadar uyuz etti ki…
Saburo: Kendi kendine sürekli homurdandı ve oradan oraya, dolanıp durdu. Doğrusu, uyuyamama sebeplerimden biri de buydu.
Jiro: Heey! Allah belânı versin Saburo, ne saçmalıyorsun sen?! Dün geceyi bir sır olarak saklamakta karar kılmıştık! Eğer böyle oynayacak isen ben de senin o kıçını bi’ güzel ifşa edeceğim!
Jiro: Bu velet yorgan altında ağlayıp zırlamayı bir türlü kesemedi!
Jiro: Haa!? Ne bok yiyorsun lan!
Saburo: K-Kapat çeneni! Ağzını öyle bir kapatacağım ki bir daha asla konuşamayacaksın!
Jiro: O, o, o, sıkıyorsa yapsana! Aynı siktiğimin şeyini sana yapayım da gör!
Saburo: Kapat çeneni, seni aptal!
Jiro: Sen kapat çeneni, aptal!
[Jiro ve Saburo arkada it dalaşına devam ediyordur.]
Ichiro: Hey! Siz ikiniz! Telefonla konuşuyorum, sessiz olun!
Jiro: (fısıldar) Beyinsiz!
Jakurai: Ichiro-kun, bana bir dakikanı ayırabilir misin?
Jakurai: Lobiye gelebilir misin?
Ichiro: Elbette, ama neden?
Jakurai: Konuşmak istediğim bir şey var. Çok zamanını almayacağım.
Ichiro: Tamamdır. Şimdi aşağıya iniyorum.
Jakurai: Teşekkürler. O zaman, az sonra görüşürüz.
Gentaro: Hadi bakalım, çıkma zamanına az kaldı. Dice hâlâ uyuyor mu?
Dice: Ahahaha… Büyük ikramiye… Başardım… Artık resmen zenginim…
[Gentaro Dice’ın yanına ilerler.]
Gentaro: Ne kadar da kaygısız bir ifade. Güzel bir rüya görüyor olmalı.
Gentaro: (fısıldar) Zengin olduğunu sanıyorsun, ama sonraki ele her şeyini kaybedeceksin.
Dice: Yoo, imkânı yok… Niye oraya gidip aptal gibi tüm paramı kaybettim ki… (zırıldar)
Gentaro: Ahahaha. Ne kadar da basit birisin, Dice.
Gentaro: (kadın sesiyle) Hadi, Diceu-han~ Uyanınız~ Bir rüya idi, hepsi bir rüya idi~
Gentaro: (Kendi sesine döner.) Günaydın, Dice.
Dice: Oh… Günaydın. Ge-Gentaro, çok iğrenç bir rüya gördüm.
Gentaro: Oh? Nasıl bir rüyaydı?
Dice: Birkaç milyon kazanıp, kısacık bir süre sonra hepsini kaybettiğim bir rüya…
Gentaro: Öyle miymiş? Bununla hiçbir sorunun yok mu peki?
Gentaro: Eğer kalktığın gibi rüyan hakkında konuşursan, rüyan bir gerçek olur.
Gentaro: Şey, yalan söyledim.
Dice: Eh, yalan mı? Haa, yalan olduğuna sevindim…
Gentaro: Ha? Sinirli değil misin?
Dice: Yalan olduğuna o kadar çok sevindim ki sinirlenemiyorum.
Gentaro: (Kadın sesiyle:) Acı verici, kalbimi ne denli hızlı bir şekilde utanca itiyor, diye düşünüyorum. (Shakespearean kullanmış, hıyaroğluhıyar. Bu cümleyi oldukça ağır ve eski Japonca ile kurduğunu düşünün.)
Dice: Az önce ne söylediğin hakkında gram bir fikrim yok.
Gentaro: (Kendi sesine geri döner.) Hadi öyleyse, burada oyalanmayı kessek mi artık? Dice, çıkmaya hazırlan lütfen.
Dice: Hm? O kadar geç oldu mu?
Dice: Biraz daha vaktim olsaydı kumar masasında intikam almak güzel olabilirdi.
Gentaro: Hmm, kumar masasından bahsetmişken Dice, unutmadın, değil mi?
Dice: Neden bahsediyorsun?
Gentaro: Para. Bana borçlu olduğun.
Gentaro: Niye gülüyorsun? Beni bu şekilde atlatabileceğini mi düşünüyorsun?
Dice: Her neyse. Gitmeyip Ramuda’yı uyandırsak olur mu?
Gentaro: Ah, Ramuda erkenden bana bir mesaj yolladı, (mesajı Ramuda’nın sesini taklit ederek okur) “Yapmam gereken bir iş var, o yüzden yüffen beni lobide bekeyin~!” diye.
Dice: Hııı, lider de olsa, her türlüsü var desene.
Gentaro: “Her türlü,” aynen.
Samatoki: Tch. Sabahleyin görmeyi isteyebileceğim en son mahluk.
Samatoki: Sonuna “-san” ekle, beyinsiz.
Ichiro: Niye saygı duymadığım birine “-san” ekleyim ki?
Samatoki: Tam olarak burada, şu anda o kıçını tekrardan ezeceğim. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek, değil mi?
Samatoki: Ne? Karşılık vermeyecek misin, pısırık?
Ichiro: Bu seferlik savaşı kaybettik, ancak bir sonrakinde de aynı şeyin olacağını düşünme.
Samatoki: Hah, seni birçok kez yeneceğim.
Ichiro: Kendini bir bok sanma, seni… aptal siscon!
[Sigarasını yere fırlatır.]
Samatoki: HAAA? SEN KİME SISCON DİYORSUN LAN?
Ichiro: Sana diyorum, sana! Bi anda defansa geçmiş olman da bunun kanıtı!
Samatoki: Doğrudur, Nemu sâhiden, oldukça sevimli. Onu bu yüzden koruyorum!
Ichiro: Bu siscon olmak işte!
Samatoki: Hrr… O zaman sen de brocon olmuyor musun?!
Ichiro: Ihh! Hah??? Brocon falan değilim! Onları bir erkek olabilmeleri için özenle büyütüyorum!
Samatoki: Bu aşırı koruyucu olmak demek! O veletlerin hiçbir sikime büyüyememe sebepleri bu!
Ichiro: Jiro da Saburo da aşırı tatlı… Onlar iki gözümün çiçekleri lan!
Samatoki: Bu seni brocon yapıyor!
Ichiro: Grr… Seni aptal siscon!
Samatoki: Ha? Siktiğimin broconu seni!
Samatoki: HAAAAAAAAA?!!!!?!
Ichiro: HIAAAAA?!?!!! Ne istiyorsun lan?!
Samatoki: Bir daha söyle sikik!
Samatoki: İyi bok ettin, seni SİKİK BROCON!
Ichiro: HIĞAAAAAAA?!?!!!?
Samatoki: HAAAAAAAAAAĞ?!!!!?!!!
Samatoki: Gel lan sıkıyorsa!
[Ichiro ve Samatoki tartışmaya devam ederler.]
Jakurai: Siz ikiniz, lütfen sakinleşin.
Jakurai: Sizi çağırmış olmama rağmen, geciktiğim için özür dilerim. Pek bir zamanımız yok, bu yüzden olaya beklemeden gireceğim.
[Samatoki bir sigara daha yakar.]
Jakurai: Nurude Sasara-kun, Harai Kuukou-kun.Bu ikisi dünkü final savaşındalardı.
[Ichiro ve Samatoki şaşırır.]
Jakurai: Eskiden içinde onların da bulunduğu takımlarınız vardı değil mi?
Jakurai: Başkaları da gözüme battı.
Ichiro: Kuukou… Chuuouku’da mı?
Samatoki: Sasara… O şerefsiz…
Jakurai: Bunlara ek olarak… Orada benim de eski bir arkadaşım bulunmaktaydı. Bizimle bağları olan insanların orada olması Chuuouku’nun planlarından biri olabilir. Olmama ihtimali de var, fakat dikkatli olmaktan zarar gelmez.
Jakurai: Ayrıca, Amemura-kun…
Ichiro: Ramuda’ya bir şey mi oldu?
Jakurai: ...Hmm, hayır, bu konu benim ilgilenmem gereken bir konu. Bahsini geçirdiğim için üzgünüm.
Samatoki: Senin yapabileceğin bir iş d—
Jakurai: Her neyse, unutmamanızı istediğim bir şey var.
Jakurai: Lütfen Amemura-kun’a karşı dikkatli olun.
Samatoki: Ramuda şerefsizi?
Ichiro: Ne demek istedin—
Jiro: Nii-chan! Neredeyse gitme zamanı!
Saburo: Eşyalarını getirdik!
Jyuto: Tanrı aşkına, sana uzatmamanı söylemiştim, değil mi?
Rio: Samatoki, bir asker olarak bahsi geçen zamanı aşmış olmanı gözardı edemem.
Samatoki: Tch. Kapatın çenenizi…
Saburo: Iruma Jyuto… Busujima Mason Rio…
Jyuto: Ah, bunlar bizim öğrenciler değil mi? Birlikte ayrılıyor olmamız ne hoş bir tesadüf.
Jiro: Hâlâ imkanın varken bizi aşağı gör. Bir dahaki sefere yenilmeyeceğiz.
Saburo: Bir gün size tepede olanların aslında dipten geldiğini göstereceğim.
Rio: Bunlar güzel bakışlar. İlk karşılaşmamızdan çok daha iyi.
Doppo: Sensei, vakit neredeyse geldi.
Hifumi: Sensei, valizin. Bunların hepsi sana mı ait?
Jakurai: İkinize de teşekkür ederim. Beklediğimden daha uzun sürdü.
Dice: Niye herkes burada?
Gentaro: İşe bak. Görünüşe göre herkes bir araya toplanmış. Izanami Hifumi-shi ve Kannonzaka Doppo-dono, vaktinde bize güzel destek çıkmıştınız.
Hifumi: Haha, o gün olanlardan ötürü özür dilerim.
Gentaro: Tanrım… Önceki hâlinden bir hayli farklısın.
Hifumi: Ben benim. Fakat bu benim öteki hâlimin gözlerin tarafından esir alındığı anlamına geliyor.
Gentaro: Neler saçmalıyor bu adam?
Doppo: Ah! Özür dilerim, özür dilerim. Bu arkadaş takım elbisesini giydiği zaman kişiliği değişiyor…
Gentaro: Haa, yine o hikaye ha? Şüpheli duruyor.
Dice: Sanki birine şüpheli deme hakkı sendeymiş gibi. Ve sen, Bay Beyaz Yaka, sana en son görüştüğümüzde ne demiştim? Ne kadar özür dilesen de bizden hiçbir dönüt alamayacaksın.
Doppo: Hih! Ö-Özür dilerim.
Dice: Haah. Sen ve ben tekrar dünyaya gelmiş olsak bile yine birbirimizle anlaşamıyor olurduk.
Doppo: Hahahah… Yirmi yaşında birisi bile benimle dalga geçiyor, ve yapabildiğim tek şey başımı eğmek... Niye böyleyim...Ah? Ama bekle. Kazanan biziz… Birinci geldik, değil mi? T-Tamamdır… O zaman yapacağım. Yapacağım işte!
[Doppo Dice’a doğru yürür]
Doppo: H-Hey! Sen! Sana göstereceğim... kendinden büyük biri ile nah.. nasıl konuşm—
Dice: Ha?! Sesin söylediğin hiçbir siki anlamama sebep olacak derecede kısık çıkıyor!
Doppo: HieEEEEEH!!! Özür dilerim kendimi çok aştım tüm içtenliğimle özür dilerim hemen şimdi suratımı yeryüzünden sileceğim bu yüzden lütfen beni affet (terliyordur). Doğmuş olduğum için özür dilerim özür dilerim özür dilerim özür dilerim!
Hifumi: Haha! Doppo-kun, lütfen sakinle. Eğer yeryüzünden kaybolursan umutsuzluk denizinin dibine tekrar batarım, o yüzden lütfen asla yok olma!
Doppo: (Aralıksız şekilde boynunu eğiyordur.) Özür dilerim özür dilerim özür dilerim özür dilerim özür dilerim özür dilerim!
Jakurai: Şimdi, birbirinize selam verdiğinize göre artık eve dönelim mi? Hadi, sonraki savaşta görüşmek dileğiyle.
Doppo: Evet! O zaman, artık bir daha nerede denk gelirsek, Iruma-san.
Jyuto: Evet, bir dahaki sefer kaybetmeyeceğim.
Gentaro: Şimdi, Dice. Şurada Ramuda’yı bekleyelim, olur mu?
Dice: Aynen. Rio-san, bir gün tekrar yemek için geleceğim.
Rio: Anlaşıldı, bekliyor olacağım.
[Gentaro ve Dice bulundukları yerden ayrılır.]
Jyuto: Hadi o zaman, bizim de gitme zamanımız geldi.
Samatoki: Ichiro. Senin yeteneklerini gözardı etmeyeceğim.
Samatoki: Ancak, seni Nemu’ya yaptığın şeyden dolayı asla affetmeyeceğim.
Ichiro: Ben ve Nemu-chan? Neden bahsediyor ya?
Ramuda: Hey hey~ Ichijuku-oneesan! Ben geldiim! ♡
Ichijiku: Amemura, değil mi? Şuraya otur.
Ichijiku: Bu turda savaşlar nasıldı?
Ramuda: Mm…uwaaaah! Yeniydiim!! Yüffen beni eylendiiy!
Ichijiku: Hah. Bana yürürsen ne olur bilmiyor musun?
Ramuda: Ahaha~ hiç espri anlayışınız yok~ sıııkıcııı!
Ichijiku: İlk Bölge Savaşı söz konusu olduğunda kazandığımız şeyler beklenilenin üstündeydi. Oldukça başarılı bir eğlence ve iş imkanıydı diyebiliriz. Ayrıca her bir şeyden önce, o savaş takıntılı adamlar kendi nefretlerini Chuuouku’dan öteki bölgelere aktarabilirler.
Ramuda: Doğru doğru~ Ve onun hakkında, yeni güç eklemeleri de olacak, değil mi?
Ichijiku: Geçmişte ektiğin tohumlar tekrardan fidanlanabilir.
Ramuda: Ev-vet, hanımefendi! Ben çokça başarılıyım!
Ichijiku: Tamam o zaman. Bundan sonra yapmanı istediğimiz şey…
Ramuda: Tamamdıır~ Anlaşıldı~!
Ichijiku: Güzel. Görevini hemen tamamla.
Ramuda: Tammamdıv! A, doğru, Hipnoz Engelleyici tamamlandı, değil mi? Bu özellik bir ihtimal yeni Hipnoz Mikrofonlarında da çalışır mı?
Ichijiku: Hmph. Benden sadece bir cevap alabileceksin: Senin bileceğin iş değil.
Ramuda: Eeeh?? Niye bana cevap vermiyorsun kii?
Ichijiku: Amemura, kendini bir bok sanma. Senin yerini alabilecek bir sürü insan var—
Ramuda: Onee-san, çok kovkutucu!
[Ramuda sandalyeden kalkar.]
Ramuda: Tamamdır, Ichijuku-oneesan, sonra görüşürüz~!
Ichijiku: Hmph. Bir hata yapmışım gibi görünüyor.
Ramuda: (asıl sesiyle) O orospu… Bir gün onu öldüreceğim. Hahha, hayır, sadece onu değil…tüm insanlığı. Hahaha… ahahaha… AHAHAHAHAHA!!!