kendi olmayan şeylerin ağırlığını süren anlam, iki kişi arasında dahi bir şeyi geri getiremez:
—o kapıdan çıkan ‘yüz’ —o kapanan kapı, —o kapanan kapının arkasında kalan ‘belirsizlik’
seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from Canada
seen from Netherlands
seen from Uruguay
seen from United States
seen from South Africa
seen from Russia

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Türkiye
seen from Netherlands

seen from Italy
seen from Russia

seen from United States
kendi olmayan şeylerin ağırlığını süren anlam, iki kişi arasında dahi bir şeyi geri getiremez:
—o kapıdan çıkan ‘yüz’ —o kapanan kapı, —o kapanan kapının arkasında kalan ‘belirsizlik’
kapıya uzanan, kapıya ayaklanan yalnızşeyler gibi suçlu korkututmaz bir yenilginin başladığı saatlerdeyim.
2.27
güzelliğim açıklanacak: kaçış yok. televizyonun konusu bu. -ve bir takım içten yanlışlığın.
şöyle bir duracağım, işitme biçimiyle kapının arkasında çözülen seslere.
2.28
ellerim, bağıran bir sıkıntının ellerinden yeni kurtulmuş:
kendime durmadan soracağım: saat kaç? saat kaç? saat.
2.29
ne var ki odasında kendini bulan ve kendisiyle konuşan seslerin “bir karşılığı olmalı.”*
2.30
bu -geldiğim yere geri dönmeçağında bilmem neyi yaşarken bilmem neyi unuttum, neyi?
benim, bizim bütün evlerin kapısından geçen “her türlü saatlerin tanımsız bir yeri gösterdiği bir saati.”**
“Ben bayılırım cenaze törenlerine / üstelik çiçek de yaptıracağım senin için” sözcüklerini unutmak, unutmak, unutmakyasalarına sığınarak, “koro halinde” (çoğalır gibi) tekrar ediyorum.
Yani anladınız; yalınayak bir sıkıntıyla kendi koynumdan başlayarak her şeyin, her şeyin, herşeyiniçinden geçen zamanla dövüştüm. Sonunda günün saati bana bir akşam, sonunda günün saati bana ikili yüzler halinde geldi uzandı, öptü, “ölümü düşündürdü”.
ölüm dediysem, içimde geniş bir salon ortasında sevdiğim bir sıkıntı; -apaçık ve raylar ve tramvay
alıp gitti kımıldamaz sandığım şarkıları
yok canım, üzülme sen de. ona bir konyak daha versenize bari tadını çıkarsın ölümsüzlüğün
fotoğrafta —bir yüz mevsimlerden büyük; beyaz mı beyaz —belli değil | fotoğrafta —nereden baksan iki kişi bana kalırsa akşamüstü sessizliğinde yalnız benim belleğimden taşan sayısız insan —saymaya lüzum var mı— | fotoğrafta herkes kendi olmuş, ağaçlar ağaç gibi, arkasındaki deniz sahiden deniz. | bir kedi geliyor elleri boynunda gezinmese kedi değil. | bisikletiyle bir adam denizi tamamlıyor. fotoğraftan geçmese anlamayacak. | bense beklemekten yorulmuş herhangi bir yerde kendisini unutmuş gemici düşü gibi dünyanın ve dünyayı isteyenlerin yarattığı boşlukta gidip geliyorum.