Zihnim mahrumluğunu çektiği alaboronın kargaşasına karışırken, kalbim felakete doğru çekildiğinden bir haberdi. Unut diye haykıran zihnime umut dolu küfürler savuruyordu adeta. Umuttan vad edemeyeceği beklentilerinin arkasında dağ gibi duruyordu. Belki en büyük dağı kurmuştu içten içe. Bir dağın yıkılması nasıl binlerce kayıba sebep olabiliyorsa onunda içindeki tüm inançları kendi yarattığı afette boğulmuştu. Susuzdu ama boğulmuştu, güçtü ama başarmıştı. Geriye hiç bir şey kalmayana dek yıkılmıştı felaketi üzerine. Son kalp atışlarını hissediyorum vücudumda. Göğsümü yerinden çıkaracak kadar attığı o gecede bile umut diyordu. Ellerimi yumruk yapıp göğsüme geçirdiğimde unut diyordum. Umut etmek unutmaktan zordu, zoru başaran kalbime mantığım ağır geldi. Umut mu? Unut gitsin.












