Klonlama (Kopyalama)/ Kök Hücre/Doku Kültürü ve Rejeneratif Tıp
Şubat 1997'de dünyamız ünlü bilim dergisi Nature'de çıkan haberle çalkalandı. İskoç bilim adamları, genetik biliminde bir ilk gerçekleştirerek, Dolly ismini verdikleri bir koyun kopyalamışlardı. (Kopyalama, İngilizcesinden hareketle daha çok klonlama (cloning) olarak da yaygın olarak kullanılmakta.) Memelilerde üreme, bir dişi ve bir erkek olmak üzere iki yetişkinin yaşadığı cinsel sürecin sonunda meydana geliyordu ama bilim ilk kez kopyalama yöntemi ile yetişkinlerden birinden aldığı hücre ile hayvanın genetik açıdan tıpkısının aynısını 'ortaya çıkarmayı' başarmıştı. Bu inanılması zor görünen adım, peşi sıra dini, felsefi ve bilimsel birçok tartışmanın da kapısını araladı. Çünkü teorik olarak insan kopyalamaya giden yol açılmıştı. 1995'te Edinburgh'daki Roslin Enstitüsü'nde bir grup bilim adamı çiftlik hayvanlarını genetik açıdan değiştirmenin yollarını arıyorlardı. Dolly'nin doğumundan bir yıl önce de aradıklarını buldular. Embriyo hücrelerinden Megan ve Morag'ı klonladılar ve birkaç hafta laboratuarda büyüttüler. Belki de sürpriz bir şekilde bu devrim, medyada veya kamuoyunda çok fazla ilgi uyandırmamıştı.
Dolly, 5 Temmuz 1996'da doğdu; ancak bir sonraki yılın başlarına kadar varlığından pek de kimse haberdar olmamıştı. Dolly, bir embriyo yerine yetişkin bir hücreden kopyalanan ilk memeliydi ve doğumu, kamuya açıklandığından itibaren tüm gazetelerin manşetlerine ipotek koydu. O andan itibaren başlayan kopyalama tartışmaları ise, hız kesmeden sürüyor.
Kopyalama nedir?
Kopyalamayı kabaca, yetişkin bir canlıdan alınan herhangi bir beden hücresinin DNA'sının kullanılmasıyla, o canlının genetik ikizinin oluşturulması süreci olarak tanımlayabiliriz. Nasıl gerçekleştirildiğine gelince ise; bir canlının yumurta hücresi alınır ve çekirdeği çıkartılır. Ardından yine aynı canlıdan ya da aynı türdeki başka bir canlıdan her hangi bir vücut hücresi alınır ve onun da çekirdeği çıkartılır. İçi boşaltılmış yumurta hücresine vücut hücresinin çekirdeği nakledilir. Naklin başarılı olması durumunda yeni oluşan hücreye hafif bir elektrik şoku verilir ve hücre bölünmeye zorlanır. Embriyo özelliğini kazanan hücre, taşıyıcı annenin rahmine yerleştirilir. Gerçekleşen doğumla da kopyalanmış canlı dünyaya gelir.
Kopyalamanın potansiyel kullanımları arasında çiftçilik, tıbbi alanda veya besin olarak protein üretimi olarak veya genetik olarak değiştirilmiş domuzların, insanlara organ nakli için kullanılması gibi alanlar bulunuyor. Buna ek olarak, Alzheimer ve Parkinson gibi insanlardaki hücre bozulmaları gibi durumlarda iyileştirici bir rol oynayabilecek hücreleri elde etmek için embriyoların kopyalanmasını içeren bir 'iyileştirici' kopyalama da söz konusu. Ancak yine de kamuoyu, her türlü kopyalama konusunda etik açıdan bölünmüştü ve Dolly'nin ölümü, bu tartışmayı körükledi.
14 Şubat 2003'te Roslin Enstitüsü'ndeki bilim adamları dünyanın en ünlü koyunu Dolly'i 'sonlandırmaya' karar verdiler. Dolly, akciğerlerinden rahatsızdı ve uzun süredir acı çekiyordu. Dolly'nin ölümü de doğumu gibi kopyalama konusundaki korkuları yeniden tazeledi. Sadece altı yaşında olan Dolly, öldüğünden nispeten genç idi. Ancak kopyalamayı suçlayacak hiçbir delil yoktu. Dolly'nin genetik maddesi altı yaşındaki bir koyundan geldiğinden Dolly'nin 'gerçek yaşı' hakkında hep sorular soruldu. 1999 yılında Dolly'i 'yaratan' bilim adamlarından bazıları Dolly’nin genetiğini inceledi. Bilim adamları, Dolly'nin hücrelerindeki telomer denilen yapıların, onun yaşındaki bir koyunda olması gerekenden daha kısa olduğunu buldular; yani Dolly'nin DNA'sı, bir şekilde vücudundan daha yaşlıydı. Bilim adamları, Dolly'nin daha da erken ölmüş olabileceğini keşfetti.
Her ne kadar Dolly'nin kopya olmasından dolayı erken öldüğüne dair bir kanıt olmasa da, ölümü, kopyalamaya dönük şüpheleri beslemişti.
Şüphesiz ki kopyalama macerası Dolly ile başlamamıştı. Geçmişi 1938'e kadar gidiyordu. Söz konusu tarihte Alman embriyolog Hans Spemann, ilk olarak, kopyalama olarak isimlendirilebilecek bir süreçle orta ya da geç evredeki bir embriyonun çekirdeğinin çıkarılarak bir yumurtaya aktarılabileceği fikrini dile getirmişti. Ardından fikri hayata geçirme çalışmaları başladı. 1952'de Profesör Robert Briggs ve T. J. King, ileri aşamadaki bir kurbağa yumurtasının çekirdeğini pipetle çekerek çıkardıktan sonra başka bir kurbağa yumurtasının içine yerleştirerek, ilk kopyalama deneyini gerçekleştirmişti. Ama yumurta gelişmedi. 1970 aynı deney kurbağa yumurtaları üzerinde denenmiş, kurbağa yumurtaları, iribaş olana kadar gelişmiş ama akabinde ölmüştü. Bu denemeler Dolly'e kadar sürdü. Dolly'nin ardından da sayısız hayvan kopyalandı. 1998'de insan kopyalama konusu gündeme geldi. 7 Ocak 1998'de çılgın bilim adamı olarak tanınan fizikçi G. Richard Seed, insan kopyalamak istediğini ve bu yönde çalışmalara başladığını duyurunca, tüm dünya karıştı. Tartışmalar sonucu Amerika Birleşik Devletleri'nde insan kopyalamaya dönük çalışmalar yasaklandı. 1999'da ise 19 Avrupa ülkesi insanın genetik olarak kopyalanmasını yasaklayan sözleşmeyi Paris'te imzaladı.
Başarıyla kopyalanmış ilk canlı olarak tarihe geçen koyun Dolly, günümüzde de devam etmekte olan tıbbi, dini ve felsefi tartışmaların ateşleyicisi oldu. Dolly, sadece 6 yıl yaşamış olsa da, kendisinden sonra köpek, maymun, domuz gibi onlarca hayvan başarıyla kopyalandı. Dolly ile birlikte teorik olarak insanların kopyalanabilmesi konusu da gündeme gelmişti. Günümüzde insan kopyalama çalışmaları Amerika ve Avrupa' da uluslararası anlaşmalarla yasaklanmış olsa da, tıbbi araştırmalarda kullanılmak üzere İngiltere, Güney Kore, Çin ve Singapur'da insan embriyoları kopyalanmasına izin veriliyor. Embriyo kopyalama, tıp alanında devrim yaratacak bir potansiyeli barındırıyor. Hastalıklı hücrenin yerine sağlamını koyarak hastalığın tedavisini mümkün kılması bekleniyor.
2005 yılının Şubat ayında ise tıp biliminde yeni bir çığır açılıyordu. Zira Güney Koreli genetik bilimciler, kök hücreleri kopyalamayı başarmışlardı. Bu, Dolly'den sonraki en büyük adım olarak kabul ediliyordu. Buna göre, kısa bir zaman dilimi içinde, artık kullanılamaz hale gelmiş böbreğimizi, ya da diğer bir organımızı, yine kendi bedenimizden alınan hammaddeyle üretilen tıpkısının aynısıyla değiştirebilecektik!
Ali Çimen, Tarihi Değiştiren Olaylar
Derlediklerim:
https://youtu.be/QRiOzCKI9IQ
Embriyonik Kök Hücreleri:
https://youtu.be/MAZTQyTAIwg
Kök hücre ve doku kültürü:
https://youtu.be/WTVTbHStqVc
https://youtu.be/oOm659q-nz0
Rejeneratif Tıp:
https://youtu.be/Z1mbwjzddp8













