Göz, hoşuna gideni sever;
Akıl, kendisini anlayanı sever;
Ama ruh, kendine benzeyenden başkasını sevmez...

#batman#superman#bruce wayne#clark kent#dc fanart#superbat#superman 2025


#ao3#writeblr#ao3 fanfic#archive of our own#writing community

seen from Türkiye
seen from Russia
seen from Peru

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Colombia
seen from Canada
seen from Canada
seen from China
seen from Puerto Rico

seen from United States
seen from T1
seen from Brazil

seen from Maldives

seen from Netherlands

seen from Malaysia

seen from Germany
seen from Netherlands
seen from China

seen from Maldives
Göz, hoşuna gideni sever;
Akıl, kendisini anlayanı sever;
Ama ruh, kendine benzeyenden başkasını sevmez...
'Kadınlar eskiden güneşti.Kendilerine ait sahici benlikleri,güçlü bir özsaygıları ve özgürlükleri vardı.Ama toplum onların potansiyellerini gizlemeye,erkek bağımlıları olmaya ve erkekleri parlatmaya zorladılar.Sırf bu baskı yüzünden kadınlar şu an solgun bir Ay.
Kolektif bilincin gücü-
Bilinç insanın kendisini çevresini, algılama, kavrama ve fark etmesidir..Kolektif ise bir çok kimseyi ve nesne içine alan bir durumdur. Kolektif bilinç ise kişinin kendi bilinçaltısının yanı sıra toplumun da bilinçaltı olduğunu ileri süren kavramdır.
Düşünce soyut bir kavramdır. Şuur da öyledir. Farkındalık denilen şey şuurun madde dünyasındaki yansımasıdır. Kolektif bilinç ile alakalı klasik bir örnek vardır. Pasifik okyanusu nda irili ufaklı bir çok ada vardır. Bu adalarda makaka fuskata türü Japon maymunları yaşıyor. Bu adalardaki maymunların doğal ortamları içindeki davranışları 30 yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözlemleniyor. 1952’de Kashima Adası’nda Bilim insanları maymunları beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Bu adadaki maymunlar kumlu da olsa patatesleri yiyor.Bir gün 18 aylık maymun patatesleri su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşu annesine de öğretiyor. Öğrenmeye yeniliğe açık olan diğer maymunlar su birikintisinde yıkayarak yemeyi öğreniyor..
Esas üstünde durduğum nokta başka bir adada diğer maymunların da patatesleri yıkayarak yemeye başlamış olmalarıdır. Başka bir örnek ise çok mutsuz bir grubun içinde arkadaşlarınızla oturuyorsunuz. Hep korku, kaygı, endişe, isyan, şikayet, olumsuzluk kelimeler diyorsunuz. Sonra birden gruba çok neşeli biri katılıyor ve grubun havası değişip herkes gülüp eğlenmeye başlıyor. Kolektif bilincin gücü o kadar önemli ki toplumumuzda nasıl ki Anaokulunda bir çocuk ağlamaya başladığında hepsi ağlamaya başlar insanın enerjisi aynı şekilde yayılır. Korku, kaygı, negatif duyguların olduğu yerde siz daha sevgi dolun ki onların enerjisi de sevgiye güzelliği dönüşsün. İçiniz nasılsın dışınız da öyle olur.
Negatif kolektif bilince yenik düşmeyin, daha sevgi dolu dünya için.
Ayçin tuyun-
Bu yılki kitap fuarında mektup arkadaşım ve şehir dışından gelen bir misafirimizle birlikte gezinirken görmüştüm bu kitabı. Görmem ve ağzımdan "Bu kitabı alıyorum" demem arası (hiç abartmıyorum) 3 saniyedir aşağı yukarı. Rengi ilgimi çekmişti belki önce ama ismi bağlamıştı esas beni kendine, "Senden gayrı âşık mı yoktur"
Âşık Mahzuni Şerif, Âşık İhsani, Mahmut Erdal, Ali Ekber Çiçek, Kul Hasan, Şahturna ve Dertli Divani'yle yapılmış söyleşilerin yanı sıra Âşık Veysel, Nesimi Çimen, Davut Sulari, Kul Ahmet, Muhlis Akarsu ve Feyzullah Çınar üzerine kaleme alınmış portrelerin yer aldığı kitapta, Mahzuni’nin “Otyam Baba olmasaydı acaba biz olur muyduk?” dediği usta gazeteci, ressam ve yazar Fikret Otyam'la yapılmış bir söyleşi de yer alıyor.
Neşet Ertaş'ın en yalın, en güzel anlatıldığı eserdir belki de bu kitap. Biraz değinmek gerekirse içinde şöyle güzel anekdotlar vardır Neşet'le ilgili;
Aşık Mahzuni Şerif'in şu harika dörtlüğü de var kitapta,
Ali Ekber ÇİÇEK'in "Haydar Haydar"ı nasıl kaleme aldığı da...
Bu kitapta sadece saz-söz değil, Türkiye'nin yakın tarihi var. Siyaset var, kültür var... Bence siz ben burayı bu kitaptan fotoğraflara bogmadan alın okuyun, bu kitaptan alınacak çok şey var. Ve son olarak; aşıklar, ozanlar ve tabii ki türküler iyi ki varlar...
Kişisel bir not da şurada dursun ayrıca😊
Sevmeler güzel değil, gelmeler, beklemeler, bitmeler güzel değil; hele gitmeler hiç güzel değil. Kimse büyümüyor, bölünüyor,.. Yalanı nefes alıp vermek kadar kolayca söylüyor, duymuyor. Sarılmıyor, darılıyor. Düşüyor, küsüyor. Yalnız, sanrı. Kalacak yerin var mı, yok mu? Bakar, görmez. Yer, doymaz. Siyah gri. Kötü özü. Elini tut, bırak. Gel, git. Sev, -se. Ölme,-se..
Uzun bir gecenin ardı gibiydi. Ama saat öğlen. Gün batımını bekliyorduk, tüm yalnızlar gibi. Anlatacak şeylerimiz vardı. Hem o an ağlasak, bunu güneş parlaklığıyla gizleyemezdi. Ağaç yapraklarına ihtiyacımız vardı gizlenmek için veya geceye.
Vakti geldiğinde kaç kadeh içtiğimizi hesaplayacaktık, susmak için. Konudan kaçmak, yapabildiğimiz en güzel şeydi.
O ağır gecede sonsuz bir sessizliği bozarak girmişti lafa; “Öyle bir sevda ki bu, sadece terk etmek üzerine kurulu… Bu sevda, bir bitki yetiştirmek gibi. Senden su alıyor, ona ekliyorum. Benden biraz güneş ışığı ekliyorum. Ancak öyle bir noktaya geldik ki, sen, bana toprak vermeye başladın. O kadar çok toprak doldurdum ki saksıya, bitkimiz görünemeyecek hale geldi. Şimdi, bana verdiğin toprakları elimde tutuyorum. Bitkiyi öldürmemek için. Ama ben, toprağa gömülüyorum.”
Kaç güneş battı o gecede bilmiyorum. Ama bir daha hiç sabah olmayacak gibiydi.
Bir söz, kaç güneş batırır, o zaman öğrendim.
- KAFKAOKUR / Sayı 13
En acısı da bu değil mi zaten?