Hastalar ve suçlular halledemezler.
seen from Norway

seen from Sweden
seen from China

seen from United States
seen from United States
seen from Mexico
seen from China
seen from Netherlands
seen from United States
seen from United States
seen from Australia
seen from Russia

seen from South Africa

seen from United States

seen from Spain

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from France

seen from United States
Hastalar ve suçlular halledemezler.
Bir bildirim düşer telefonunuza. Bir an için nefesiniz kesilir. Elleriniz titrer, yüzünüzde istemsiz bir gülümseme belirir. Belki de uzun zamandır beklediğiniz şeydir bu.Ekranı açarsınız.Mesajın yalnızca bir kısmı görünür:“Seni severek ölece…”Devamını göremezsiniz.İşte tam o anda kalbiniz daha hızlı atmaya başlar. Ama bu kez mutluluktan değil, korkudan. İçinizi kemiren o ihtimal gelir aklınıza.“Ya kendine bir şey yaptıysa?”Hiç düşünmeden ararsınız. Telefon meşguldür. Bir kez daha vurur yüzünüze engelli olduğunuz gerçeği. Yutkunursunuz. Elleriniz daha çok titremeye başlar.Bu kez en yakınını ararsınız.Açmaz.Kalbiniz sıkışır. Gözleriniz dolar. Dakikalar saat gibi gelir. Kafanızın içinde bin türlü senaryo dönüp durur. O ihtimal, o korku, sizi yavaş yavaş delirtir.Bir kez daha ararsınız.Bu sefer telefon açılır.Karşı tarafta sakin bir ses vardır, siz ise korkudan parçalanmışsınızdır.“Nerede?” dersiniz telaşla.“Odasında.”O iki kelimeyle içinizdeki fırtına biraz diner.“Lütfen… beni onunla konuştur.”Titreyen sesiniz bile size ait gibi gelmez.Telefon aktarılır.Birkaç saniye beklersiniz.Sonra o sesi duyarsınız.Ne özlem vardır içinde ne de sıcaklık.Sadece soğuk ve sert bir ton:“Konuşacak bir şey yok.”Bir tokat gibi çarpar yüzünüze.Az önce korkudan atmak üzere olan kalbiniz şimdi başka bir acıyla ezilir. O an hissedilen tek şey, insanın içine işleyen derin bir pişmanlıktır.Çünkü bazen bir insanın öldüğünü sanmak bile, onun sizi artık sevmediğini duymaktan daha az acıtır.Ve telefon kapandığında geriye yalnızca şu cümle kalır: “Keşke hiç aramasaydım…”
-𝑆̧𝑖𝑚𝑑𝑖 𝑏𝑜̈𝑦𝑙𝑒 𝑘𝑜𝑛𝑢𝑠̧𝑢𝑦𝑜𝑟𝑠𝑢𝑛 𝑎𝑚𝑎 ℎ𝑎𝑦𝑎𝑡ı𝑛𝑎 𝑏𝑖𝑟𝑖 𝑔𝑖𝑟𝑒𝑐𝑒𝑘 𝑚𝑢𝑡𝑙𝑎𝑘𝑎
*𝐴𝑙𝑎𝑦𝑙𝑎 𝑔𝑢̈𝑙𝑒𝑟𝑒𝑘 ℎ𝑒𝑟 𝑧𝑎𝑚𝑎𝑛 𝑠𝑜̈𝑦𝑙𝑒𝑑𝑖𝑔̆𝑖𝑚 𝑠𝑜̈𝑧𝑙𝑒𝑟𝑖 𝑠𝑜̈𝑦𝑙𝑒𝑑𝑖𝑚*
+𝑌𝑜𝑘 𝑏𝑒𝑛 𝟹𝟶’𝑢𝑚𝑎 𝑘𝑎𝑑𝑎𝑟 𝑠𝑒𝑛𝑖 𝑏𝑒𝑘𝑙𝑒𝑦𝑒𝑐𝑒𝑔̆𝑖𝑚.
*𝐵𝑒𝑛 𝑔𝑢̈𝑙𝑒𝑟𝑘𝑒𝑛 𝑏𝑖𝑟𝑑𝑒𝑛 𝑘𝑎𝑟𝑠̧ı𝑚𝑑𝑎𝑘𝑖 𝑐𝑖𝑑𝑑𝑖 𝑠𝑒𝑠𝑙𝑒 𝑠̧𝑎𝑠̧𝑘ı𝑛𝑎 𝑑𝑜̈𝑛𝑑𝑢̈𝑚*
-𝑌𝑎 𝟹𝟶’𝑢𝑚𝑢𝑧𝑎 𝑘𝑎𝑙𝑚𝑎𝑑𝑎𝑛 𝑠𝑎𝑛𝑎 𝑔𝑒𝑙𝑖𝑟𝑠𝑒𝑚?
*𝑖𝑙𝑘 𝑑𝑒𝑓𝑎 𝑏𝑎𝑧ı 𝑠𝑜̈𝑧𝑙𝑒𝑟𝑖𝑛𝑖𝑛 𝑖𝑐̧𝑖𝑛𝑑𝑒 𝑎𝑙𝑎𝑦ı ℎ𝑖𝑠𝑠𝑒𝑡𝑚𝑖𝑦𝑜𝑟𝑘𝑒𝑛 𝑠̧𝑎𝑠̧𝑘ı𝑛𝑎 𝑑𝑜̈𝑛𝑢̈𝑝 𝑠𝑎𝑐̧𝑚𝑎𝑙𝑎𝑚ı𝑠̧𝑡ı𝑚.
𝑉𝑒 𝑖𝑙𝑘 𝑑𝑒𝑓𝑎 𝑜 𝑔𝑢̈𝑛𝑑𝑒𝑛 𝑏𝑢 𝑔𝑢̈𝑛𝑒 𝑘𝑜𝑟𝑘𝑢𝑚𝑑𝑎𝑛 𝑏𝑖𝑟 𝑑𝑎ℎ𝑎 𝑎𝑠𝑙𝑎 𝑏𝑢 𝑠𝑜̈𝑧𝑙𝑒𝑟𝑖 𝑠𝑎𝑛𝑎 𝑘𝑎𝑟𝑠̧ı 𝑠𝑎𝑟𝑓 𝑒𝑑𝑒𝑚𝑒𝑑𝑖𝑚.
𝑩𝒖 𝒌𝒐𝒓𝒌𝒖𝒚𝒖 𝒂𝒏𝒄𝒂𝒌 𝒄̧𝒐𝒌 𝒅𝒆𝒇𝒂 𝒌ı𝒓ı𝒍𝒎ı𝒔̧ 𝒂𝒓𝒕ı𝒌 𝒌𝒆𝒏𝒅𝒊𝒏𝒊 𝒗𝒆 𝒃𝒂𝒔̧𝒌𝒂𝒔ı𝒏ı 𝒃𝒖 𝒖𝒈̆𝒖𝒓𝒅𝒂 𝒉𝒂𝒓𝒄𝒂𝒎𝒂𝒌 𝒊𝒔𝒕𝒆𝒎𝒆𝒚𝒆𝒏𝒍𝒆𝒓 𝒂𝒏𝒍𝒂𝒓.*
-Deniz
Gecenin ilerleyen saatlerindeyiz, tıpkı saatler gibi günler de geçiyor. Sen bana geç kalıyorsun ben sana geç kalıyorum, nereye sığdırmalıyım bu anestezisiz kalbime atılan dikişleri. Uzağımda değilsin, beraberiz bir nefes kadar yakınız bazen ama yetmiyor anlamıyorsun. Nefes kadar yakın olmak bile tamamıyla bana geldiğin anlamına gelmiyor, işte asıl ipler de burda kopuyor. Ellerimi saçlarında özgürce, nasıl istersem öyle gezdirebilirim. Gezdiriyorum. İstediğimde ellerini tutabilirim. Tutuyorum. İstediğimde yüzüne, sana istediğim gibi dokunabilirim. Dokunuyorum. Bacaklarım uyluklarının üstünden sarkıyor, dışarıda kar yağıyor. Parmak uçlarımı öpüyorum sen yokken, saçlarına daldırıyorum ellerimi. Ne sorgu, ne sual. Kaderine mahkûm, melankolik, ölüme susamış bir suçlunun, idama götürülüşü gibi boyun eğiyorsun bana. Gözlerin kapanıyor, kendini huzura mı bırakıyorsun yoksa kaderine mi mahkûmsun? Ellerim kayıyor ara sıra, yanaklarında duruyorlar, boynuna tutunuyorlar yerlerini tanıyorlarmış gibi. Usulca kaldırıyorsun sende elini, elimi tutuyorsun sanki kırılgan bir çiçeğin yapraklarına dokunur gibi tutuyorsun elimi. Dudaklarına gelince ellerin, elim. Duruyorsun, yavaşça indiriyorsun elimi tutan elini. Elin eski konumuna, uyluklarımın üstüne geri geliyor sakin ve narince yerleşiyor yerine, sakin olduğu kadar sert ve bırakmak istemeyen tutuşuyla yakıyor değdiği yeri. Aynı zamanda rahat ve biliyor. Elimi dudaklarından çekmeyeceğim, biliyor. Dudaklarını elime sürtüyor, sonra duruyor, öpmüyor veya sert davranmıyor. Sadece elim, dudaklarının üzerindeyken dinleniyor, dudaklarını hissediyorum ellerimin üzerinde. Parmak uçlarım saçlarına hasret halde geri dönmek için hareketleniyor, birden hızlı ama kibar şekilde yakalıyor elimi tekrar dudaklarına yaslayıp gözlerimin içine bakıyorsun, ne kadar yakıcı farkında değilsin. Elim yanaklarına yaslıyken bakıyorsun gözlerime, basit bakışlar değil bu, herkes bu kadar yakıcı ve derin bakamaz. Korkuyorsun, korkaksın. Gözlerime daha fazla bakamazsın ya da avuçlarımı öpemezsin sen, korkarsın. Ellerimde dinlendirdiğin dudaklarını, dudaklarımın üzerinde dinlendiremezsin sen, korkaksın.
"Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun "
Beraber
Gezegenleri gördüm dün gece
Üzerimize düşen gölgeleri güzel ve sessizdi
Bu sessiz alameti kimse görmüyordu
Bulutlara sarılı bir kuleden baktım
Korkularımı kırabilirdim belki
Tek başıma üstesinden gelirim sandım
Güvenin yanında korkunun da büyüyeceğini bilmezdim
Yinede direndim bunun beni yıkamayacağı açıktı
Kabuslarda korkunun gerçek yüzünün açık olduğu gibi
Hiç olmazsa beraber üstesinden geleceğiz dedim
Kendime olan güvenimi bize bölmüşüm çoktan
Bunu dün gece gezegenlerin gölgesinde gördüm
Gerçekler düşündüğümüzden çok daha farklı. Korkular büyüttüğümüzden çok daha küçük.
Bu dar ve karanlık sokaklarda kaldım kendi kendime..
Bir çıkış,bir iz arıyorum ama nafile kimse geçmiyor bu sokaklardan beni tek bırakıyorlar sadece