Bir şey sizi korkutuyorsa o şeyin yakınından bile geçmezdiniz

seen from United States
seen from China
seen from Iraq
seen from China
seen from United States

seen from Germany

seen from Iraq
seen from Netherlands

seen from Iraq

seen from Canada

seen from Singapore
seen from United States
seen from Thailand
seen from Italy

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Spain
seen from United States
seen from Thailand

seen from United States
Bir şey sizi korkutuyorsa o şeyin yakınından bile geçmezdiniz
-𝑆̧𝑖𝑚𝑑𝑖 𝑏𝑜̈𝑦𝑙𝑒 𝑘𝑜𝑛𝑢𝑠̧𝑢𝑦𝑜𝑟𝑠𝑢𝑛 𝑎𝑚𝑎 ℎ𝑎𝑦𝑎𝑡ı𝑛𝑎 𝑏𝑖𝑟𝑖 𝑔𝑖𝑟𝑒𝑐𝑒𝑘 𝑚𝑢𝑡𝑙𝑎𝑘𝑎
*𝐴𝑙𝑎𝑦𝑙𝑎 𝑔𝑢̈𝑙𝑒𝑟𝑒𝑘 ℎ𝑒𝑟 𝑧𝑎𝑚𝑎𝑛 𝑠𝑜̈𝑦𝑙𝑒𝑑𝑖𝑔̆𝑖𝑚 𝑠𝑜̈𝑧𝑙𝑒𝑟𝑖 𝑠𝑜̈𝑦𝑙𝑒𝑑𝑖𝑚*
+𝑌𝑜𝑘 𝑏𝑒𝑛 𝟹𝟶’𝑢𝑚𝑎 𝑘𝑎𝑑𝑎𝑟 𝑠𝑒𝑛𝑖 𝑏𝑒𝑘𝑙𝑒𝑦𝑒𝑐𝑒𝑔̆𝑖𝑚.
*𝐵𝑒𝑛 𝑔𝑢̈𝑙𝑒𝑟𝑘𝑒𝑛 𝑏𝑖𝑟𝑑𝑒𝑛 𝑘𝑎𝑟𝑠̧ı𝑚𝑑𝑎𝑘𝑖 𝑐𝑖𝑑𝑑𝑖 𝑠𝑒𝑠𝑙𝑒 𝑠̧𝑎𝑠̧𝑘ı𝑛𝑎 𝑑𝑜̈𝑛𝑑𝑢̈𝑚*
-𝑌𝑎 𝟹𝟶’𝑢𝑚𝑢𝑧𝑎 𝑘𝑎𝑙𝑚𝑎𝑑𝑎𝑛 𝑠𝑎𝑛𝑎 𝑔𝑒𝑙𝑖𝑟𝑠𝑒𝑚?
*𝑖𝑙𝑘 𝑑𝑒𝑓𝑎 𝑏𝑎𝑧ı 𝑠𝑜̈𝑧𝑙𝑒𝑟𝑖𝑛𝑖𝑛 𝑖𝑐̧𝑖𝑛𝑑𝑒 𝑎𝑙𝑎𝑦ı ℎ𝑖𝑠𝑠𝑒𝑡𝑚𝑖𝑦𝑜𝑟𝑘𝑒𝑛 𝑠̧𝑎𝑠̧𝑘ı𝑛𝑎 𝑑𝑜̈𝑛𝑢̈𝑝 𝑠𝑎𝑐̧𝑚𝑎𝑙𝑎𝑚ı𝑠̧𝑡ı𝑚.
𝑉𝑒 𝑖𝑙𝑘 𝑑𝑒𝑓𝑎 𝑜 𝑔𝑢̈𝑛𝑑𝑒𝑛 𝑏𝑢 𝑔𝑢̈𝑛𝑒 𝑘𝑜𝑟𝑘𝑢𝑚𝑑𝑎𝑛 𝑏𝑖𝑟 𝑑𝑎ℎ𝑎 𝑎𝑠𝑙𝑎 𝑏𝑢 𝑠𝑜̈𝑧𝑙𝑒𝑟𝑖 𝑠𝑎𝑛𝑎 𝑘𝑎𝑟𝑠̧ı 𝑠𝑎𝑟𝑓 𝑒𝑑𝑒𝑚𝑒𝑑𝑖𝑚.
𝑩𝒖 𝒌𝒐𝒓𝒌𝒖𝒚𝒖 𝒂𝒏𝒄𝒂𝒌 𝒄̧𝒐𝒌 𝒅𝒆𝒇𝒂 𝒌ı𝒓ı𝒍𝒎ı𝒔̧ 𝒂𝒓𝒕ı𝒌 𝒌𝒆𝒏𝒅𝒊𝒏𝒊 𝒗𝒆 𝒃𝒂𝒔̧𝒌𝒂𝒔ı𝒏ı 𝒃𝒖 𝒖𝒈̆𝒖𝒓𝒅𝒂 𝒉𝒂𝒓𝒄𝒂𝒎𝒂𝒌 𝒊𝒔𝒕𝒆𝒎𝒆𝒚𝒆𝒏𝒍𝒆𝒓 𝒂𝒏𝒍𝒂𝒓.*
-Deniz
Gecenin ilerleyen saatlerindeyiz, tıpkı saatler gibi günler de geçiyor. Sen bana geç kalıyorsun ben sana geç kalıyorum, nereye sığdırmalıyım bu anestezisiz kalbime atılan dikişleri. Uzağımda değilsin, beraberiz bir nefes kadar yakınız bazen ama yetmiyor anlamıyorsun. Nefes kadar yakın olmak bile tamamıyla bana geldiğin anlamına gelmiyor, işte asıl ipler de burda kopuyor. Ellerimi saçlarında özgürce, nasıl istersem öyle gezdirebilirim. Gezdiriyorum. İstediğimde ellerini tutabilirim. Tutuyorum. İstediğimde yüzüne, sana istediğim gibi dokunabilirim. Dokunuyorum. Bacaklarım uyluklarının üstünden sarkıyor, dışarıda kar yağıyor. Parmak uçlarımı öpüyorum sen yokken, saçlarına daldırıyorum ellerimi. Ne sorgu, ne sual. Kaderine mahkûm, melankolik, ölüme susamış bir suçlunun, idama götürülüşü gibi boyun eğiyorsun bana. Gözlerin kapanıyor, kendini huzura mı bırakıyorsun yoksa kaderine mi mahkûmsun? Ellerim kayıyor ara sıra, yanaklarında duruyorlar, boynuna tutunuyorlar yerlerini tanıyorlarmış gibi. Usulca kaldırıyorsun sende elini, elimi tutuyorsun sanki kırılgan bir çiçeğin yapraklarına dokunur gibi tutuyorsun elimi. Dudaklarına gelince ellerin, elim. Duruyorsun, yavaşça indiriyorsun elimi tutan elini. Elin eski konumuna, uyluklarımın üstüne geri geliyor sakin ve narince yerleşiyor yerine, sakin olduğu kadar sert ve bırakmak istemeyen tutuşuyla yakıyor değdiği yeri. Aynı zamanda rahat ve biliyor. Elimi dudaklarından çekmeyeceğim, biliyor. Dudaklarını elime sürtüyor, sonra duruyor, öpmüyor veya sert davranmıyor. Sadece elim, dudaklarının üzerindeyken dinleniyor, dudaklarını hissediyorum ellerimin üzerinde. Parmak uçlarım saçlarına hasret halde geri dönmek için hareketleniyor, birden hızlı ama kibar şekilde yakalıyor elimi tekrar dudaklarına yaslayıp gözlerimin içine bakıyorsun, ne kadar yakıcı farkında değilsin. Elim yanaklarına yaslıyken bakıyorsun gözlerime, basit bakışlar değil bu, herkes bu kadar yakıcı ve derin bakamaz. Korkuyorsun, korkaksın. Gözlerime daha fazla bakamazsın ya da avuçlarımı öpemezsin sen, korkarsın. Ellerimde dinlendirdiğin dudaklarını, dudaklarımın üzerinde dinlendiremezsin sen, korkaksın.
"Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun "
Beraber
Gezegenleri gördüm dün gece
Üzerimize düşen gölgeleri güzel ve sessizdi
Bu sessiz alameti kimse görmüyordu
Bulutlara sarılı bir kuleden baktım
Korkularımı kırabilirdim belki
Tek başıma üstesinden gelirim sandım
Güvenin yanında korkunun da büyüyeceğini bilmezdim
Yinede direndim bunun beni yıkamayacağı açıktı
Kabuslarda korkunun gerçek yüzünün açık olduğu gibi
Hiç olmazsa beraber üstesinden geleceğiz dedim
Kendime olan güvenimi bize bölmüşüm çoktan
Bunu dün gece gezegenlerin gölgesinde gördüm
Zaman geçtikçe ya da kendinizi daha yakından tanımaya başladıkça öğrendiğiniz bilgiler sizi korkutuyor mu? Beni korkutuyor çünkü kendim hakkında bildiğim -ya da bildiğimi sandığım- bazı gerçeklerin tam tersi yönde bir ilgi ve merak duyduğumu fark etmek beni derin ve sonsuz düşüncelerin içine hapsediyor. Düşünsenize, aklınıza bile gelmeyen bir konuda aslında büyük bir potansiyeliniz var, ama zaman akıp gitmiş ve siz değerlendirememişsiniz. Akıp giden zaman ve yapabilecekleriniz...
Yine de biliyorum ki o geçen zamanlar olmasaydı şu anki ben olamazdım.
Bu biraz da şeye benziyor aslında; hayatınız boyunca yüksekten hep çok korktuğunuzu düşünün. Siz üstüne hiç düşmeseniz de hep biliyordunuz ve yakın çevreniz, aileniz, arkadaşlarınız da bu korkunuzu kabullenip sizi bu konuda desteklediler. Ancak bir gün bir şeyler değişiyor, kendinize dönüp baktığınızda belki de içinizde derin bir yerlerde pilot, hostes olmak isteyen ya da hava sporlarına büyük ilgi duyan biri olduğunuzu fark ediyorsunuz. Aslında yüksekten korkmuyorsunuz, sadece böyle olması gerektiğine inandırılmışsınız, inanmışsınız. Artık öyle olmadığını bildiğiniz için ise korkarak geçirdiğiniz zamanlar için üzülüyorsunuz.
Şimdi ise önünüzde birkaç farklı yol var: Ya eski korkularınızla yaşamaya devam eder, geçmişte kaybettiğiniz zaman için yas tutarsınız, ya da bu yeni farkındalığınızı çevrenizle paylaşıp onay beklersiniz. Veya kendinizi en yüksek tepelerden bırakıp geri kalan zamanınızı tutkularınızın, ilgi ve hayallerinizin peşinde uçmayı deneyerek geçirirsiniz.
Bir kere eski korkularınızın gölgesinden çıkmayı başardığınızda, onun zevkini aldığınızda artık geri dönüşü olmuyor ve en ufak şeylere bile meydan okumayı öğreniyorsunuz.
En azından ben de öyle oldu ve umarım bu hep böyle değişmeden devam eder..
✧☽✧
Hayatım boyunca sevdiğim insanları kaybetmekten korkmuştum..
Bazen kendime soruyorum, beni kaybetmekten korkan var mı?
Gerçekler düşündüğümüzden çok daha farklı. Korkular büyüttüğümüzden çok daha küçük.