Mozarthaus
Bu kış da Ankara, “Ankara Soğuğu” diye anılan mevsim normallerini gördü ve buz gibi hava yerine yerleşti. Biz, Ankara’lılar bu soğuk havanın maalesef birkaç ay boyunca yakamızdan düşmeyeceğini çok iyi biliriz.
Bu yüzden de havanın düzelmesini beklemek yerine, katmer katmer (lahana usulü) giyinip hiçbir şeyden eksik kalmamaya gayret ederiz. Bu durumun bir örneği olarak, kısa bir süre önce, birkaç arkadaşımla birlikte ters dubleks bir apartman dairesinden konser evine dönüştürülmüş Mozarthaus’a (http://www.mozart-haus.com.) gittik.
Bu konser evinin pek bilindiğini zannetmiyorum çünkü performans salonu sadece 35 dinleyici alıyor. Konser evi “underground” diyebileceğimiz şekilde gizli saklı, buna karşın mekanın isminden de anlaşılacağı gibi sunduğu müzik “underground” bir mekandan beklenmeyeceği şekilde klasik. Aylık programları sitelerinde yayınlanıyor.
Salondaki dinleyicilerin çoğunluğunu tahminimce Türkiye’de yaşayan yabancı müzikseverlerin oluşturduğunu görünce biraz canım sıkıldı. Şu küçük salonu bile bir solukta dolduramıyoruz. Ayrıca yabancılar iyi şeyleri bulmakta nedense hiç zorlanmıyorlar. Bu mekan bize göre “underground” yani!
Büyük konser salonlarında insanın yemek üstüne bazen içi geçer hani, gözlere hafif bir ‘dinlendirme’ yapma ihtiyacı oluşur; bu fikri bu salonda unutun. Burada müziğin tam ortasında var oluyorsunuz. Öyle ki, bir sopranonun ne kadar güçlü, kontrollü ve keyif veren bir ses kaynağı olduğunu bire bir hissediyorsunuz. Sanatçılarla iç içesiniz. Güzel bir şey bu.
Konser sonrasında çay ve kurabiye servisi var. Bu ikrama klasik müziğin üstüne bir Türk dokunuşu mu desek, bilemiyorum. Ama tebrik-teşekkür, foto-selfie sürecinde pek makbule geçti doğrusu. Malum hava da dışarda soğuk!












