Bazı insanlarla hayat gerçekten harika.
O bazı insanlar sizde de var mı?
Benim var da ondan soruyorum, evet, ne diyorduk? O özel insanlar evet, onlardan iki tane var bir de, Allahım, çok şanslıyım galiba. İkisiyle de istediğim salaklığı yapabilirim, her hareketim onlara çok şirin gelir ve beni ben gibi kabul edebilen nadir insanlardandır. Tabi bunlarla ayrıyeten yaşıtız, bu da demektir ki: YAŞASIN EĞLENCE!
Bunlardan birinin adı Kurabiye, diğeri ise Asocan. Asocan en hiperaktif olanımızdır. Buna rağmen çok yer, çok güler ve güldürür. Kurabiye ise en titizimiz, düzenlimiz ve akıllımızdır. Bense bu ikisinin arasındaki sakin, sırıtan ve anaç kızım!
Bugün Kurabiye'nin ebeveyni bizi iki sınava yazdırmıştı, seni seviyorum X TEYZE! O olmasaydı kesinlikle kurabiyemle bir araya gelemezdik. Bugün öğle sıralarında kurabiyemle bir AVM'nin önünde buluştuk. On dakika sonra başlayacak olan sınav yerimize doğru yürüdük. Yeni telefon almış, bir inceledim, "Ehe, iyi iyi. Konuşuyorsan da züper." dedim, gülüştük. Aniden servisten E ile karşılaştım. Sırıttım ve el salladım. Ahaha, çocuk kızardı ve gülümsedi. E mi kim? E şey ya, R'nin arkadaşlarından, hem de bizim serviste.
Sınava girdik, çıktığımızda bize yüce Allah 50 dakika ekstra süre eğlence hakkı tanımıştı. Çok sevindik! Çünkü sınavın soruları ve dakikası bizim hesapladığımızdan daha az çıkmıştı. Hemen birer sıcak mini pizza alıp yürümeye başladık.
"Biri bizi görürse ben onun ikiziyim diyelim, olur mu?" dedik birbirimize. Çünkü halimiz o kadar komikti ki, düşünün; bardaktan su akarcasına yağmur yağıyor ve iki obur kız ellerindeki mini pizzaları bitirme peşinde hızlı hızlı yürüyor. Neyse ki tanıdığımız öyle önemli kimseler çıkmadı.
Anında bir teknoloji mağazasına sığınıp o güzelim telefonlara ve MP3 çalarlara baktık. Şuan telefonum ve MP3'üm olmadığı gerçeğinin hüznüyle baktım onlara. Neyse ki Mart'ta bir telefonum olabilecek, Mayıs'ta da nasipse MP3'üm. En üst kata çıktığımızda ev eşyaları bölümündeydik. Kurabiyemle güzel Ankara'nın küçük, şirin bir evinde oturduğumuzu hayal ettik. Kurabiyem küçük ve cici bir tost makinesini gösterdi.
"Bunlarla tost yapacağım."
Ben tam elimle meyve sıkacağını gösteriyordum ki o da nesi 249.90! Geri çektim.
"Eheh, plastiğinde sıkarım yani, o da mı zor. Hıh." diyip çocuk oyuncakları bölümüne girdik. Ben gelecekteki çocuklarıma alacağım oyuncakları gösterdikçe "Aiy!" sesleri çıkardım. Ama çok şekerlerdi, görmelisiniz. Böyle oyuncak mutfak eşyaları, markette kasiyer olabileceği bir sürü ıvır zıvır, doktorculuk oyunları için bir sürü şirin şey... En sonunda peluşlara bir baktık. Kurabiyenin yeni telefonuyla birkaç poz da verdik hatta.
Sonrasında 15 dakikamız vardı. Bizim buralardaki büyük kırtasiyeye gittik. Ordada bir sürü rengarenk defterler, anahtarlıklar ve günlükler vardı. Benim bölümümüze -kitapların olduğu yere-geldiğimizde buraya geleceğimizi akıl etmediğime pişman oldum. Olsun, yine de diğer ay annemle geleceğim ve almayı planladığım o 4 kitabı da alacağım!
Burda çok kalamadık; çünkü canım acayip kakaolu krem tatlı çekti. Bir pastanenin önünde durup aldık ve yine yolda yemeye başladık. Yarımına doğru bunun puding olduğunu anladım; ama umursamadım. Yine de harikaydı ve sonuçta çikolataydı.
"Ben cumhurbaşkanı olsam herhalde çikolataları bedava yapardım."
Aynen böyle dedim, evet. Çok hayalperestimdir.
Sınavdan çıkışta sınav sorularının ne kadar saçma olduğundan ve çevremizdeki insanların conoluğundan yakınmadan edemedik. Ama bilirsiniz; sonlar hüzündür. Sözde Kurabiyenin otobüsü daha geç geliyor diye gelen otobüse binemesem de asıl nedeni onu bırakmak istememdi. Bugünü bana o kadar zevkli yaşatmıştı ki, bir türlü onu bırakasım gelmiyordu. O arabaya binerken ona sarılıp öptüm.
"Halan bir daha bizi sınavlara yazdırsın!" dedim arkasından. Gülümsedi, haklıydım, o da mutluydu.
İşte böyle. Çok güzeldi bugün. Yaşadıklarım, hissettiklerim o kadar doğaldı ki ya da şöyle diyeyim; ben o kadar doğaldım ki! Seni seviyorum kurabiyem. Asocan seni de. Bana yaşattıklarınız o kadar güzel ki, umarım ömür boyunca beraber olabiliriz.