Onunla tanışıklığım kaynaştırma öğrencilerine dair menfi birtakım inançlarım olduğu vakitlere tevafuk ediyor... Örgülü saçları ve hevesli gözleri altında kaynaştırma olduğunu ilkin bir sezemiyorum. Zihinsel engelli olduğunu, sonradan öğreniyorum. Annesi kabullenememiş olacak ki, babaannesi ilgileniyor ekseriyetle. Bundan sebep belki bana "anne" diye hitap ediyor. O vakte değin o anne sesi kadar gönülhanemde yer eden, çiçekler açtıran başka bir ses tanımıyorum. Sınıfta bir şey yaptığında defeatle sesleniyor. Dönüyorum, bir şeyler söylüyorum. Sonra yine aynı hadise.. Defeatle sesleniyor. Defeatle dönüyorum.
Fakat menbaı dert olan bu dünya hayatında her zaman sınıfa dipdiri girmek mümkün olmuyor... Bu kez solgun ve elemli bir çehreyle geliyorum. Gönül burukluğumu nasıl hissediyor, bilemiyorum. Bu kez, mütemadiyen "bak" diye koluma vurmuyor. Usanasıya seslenmiyor. Elinde sımsıkı tutuğu pembe gülü uzatıyor. Tebessüm ettiğimi hatırlıyorum. Hüznümün dağıldığını... Sevgisinin bir boşlukta tüm hücre çeperlerime sızdığını...
Demek her yaraya sevgi, merhemden evvel tesir ediyor. Ondan öğreniyorum. Her içinden geldiğinde, vakitli vakitsiz sımsıkı sarılmayı ve hemhal olmayı... O halde, kalbi tam olanı eksik diye tanımlayan lügatlar pekala yanılıyor. Ben yanılıyorum.
"Aşk imiş her ne var Âlem’de,
İlim bir kîl ü kâl imiş."
Diyen şair, haklı çıkıyor...








