Je me souviendrais des beaux jours Des roses et des lumières Toi qui parfumais la ville La nuit toute entière
seen from China
seen from China
seen from Australia

seen from United States
seen from Singapore

seen from Singapore
seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from China

seen from Singapore

seen from Spain
seen from China

seen from Brazil
seen from Greece

seen from Spain
seen from China
seen from United States
seen from China
seen from United States
Je me souviendrais des beaux jours Des roses et des lumières Toi qui parfumais la ville La nuit toute entière
8 track album
January 20, 2022: Retrograde by La Brise
Lorsqu'il faudra songer à déserter l'arène, Qu'il nous faudra nous dire adieu, Comme ça en trébuchant, Je me souviendrais des beaux jours Des roses et des lumières Toi qui parfumais la ville La nuit toute entière
Bernard Adamus - La Brise...
The Lazy Sunday Brunch at La Brise, Goa
The Lazy Sunday Brunch at La Brise, Goa
On this humid Sunday in Delhi, I am reminded of this one special day in Goa! I decided to blog about it to relive the memories of the day. La Brise- At the main entrance In Goa, you must do this at least once. What? A Lazy Sunday Afternoon Brunch at La Brise, Candolim Beach! The place calls itself, ‘The perfect sunset lounge in Goa for you to unwind, revive, and #BreezeAlong!’ True it is! La…
View On WordPress
Kekikli bahar sabahlarının 'günaydın şarkısı' olsun.
La Brise ile Fransa'dan esintiler ve küçük bir kezzet testi
Havalimanında (Sabiha Gökçen) Starbucks açılmış, hem de üst katta. İnsanların gidiş gelişlerini izlerken portakal suyumu içiyorum. Mekanda 3 kişi ve pilotundan hostesine bir de kabin ekibi var. Arkadan 5 orta yaşlı erkek geliyor. Daha sonradan öğrendiğim kadarıyla onlar da Adana yolcusu.
Starbucks’taki baristaya çay ne kadar diye sordu biri. 7 lira dedi çocuk. Fiyatı duyduğu gibi 7 liraya çay mı olur, demlenmiş mi bari diye ekledi. Yok sallama diyince 5 kişiden 2’si merdivenlerden hızla inip “alt üstü bir çay istedik ne 7 lirası” diye diye gözlerden kayboldu. Diğer üçü çaylarını aldılar, yanımda içiyorlar şu an.
Bu küçük olayla karşılaşınca aklıma parasına değen yemekler geldi. Geçenlerde Tom’s Kitchen’da yediğimiz yemeğin, Zorlu’daki birçok mekandan daha pahalı olmasını ve verdiğim paraya sonuna kadar değdiğini yazmıştım. Bu mekana benzer bir yer de La Brise olabilir.
La Brise’e ilk defa Mehmet Yaşin ile gittim. İşten çıkıp, öğle aramda o klasik “hafif ama doyurucu” bir şeyler yemek amaçlı mekana vardım. Eğer bir mekana iyi deniyorsa ve ben de lezzeti test etmek istiyorsam tavuk sipariş veririm. Bildiğiniz tavuk. Hem hafif hem de her yerde yemekten sakındığımız tavuk eti bu tarz mekanlarda kalitesiz olamaz.
Menüye bakmadan, garsondan en kuru ve tatsız olarak nitelendirdiğim tavuk göğüs ızgara istedim. Bir süre sonra karşıma görseldeki yemek geldi. Safranlı bir sosla tatlandırılmış, altında mantar ve bir dilim kıtır ekmek eklenmiş bu tavuk şu ana kadar yediğim en sulu göğüs ızgaraydı. Sosundan dolayı değil eti pişerken kurumamış işte.
Tavuk üzerine crème brulee istedim. Yanında lavantalı dondurma ile gelen brulee’nin o şeker katmanını kırdığımda, günün devamında sürecek mesainin de ağırlığını yok etmişim meğer.
Bir ana yemek ve bir tavuk ortalama 60-65 TL’ye denk gelecek şekilde fiyatlandırılıyor. Yine normal bir restoran fiyatından yüksek kalıyor ancak zaten her gün gitmeye gerek yok. Yıldönümü, doğumgünü gibi kutlamalarda veya güzel bir haber ardından eşinizi dostunuzu alıp gidebileceğiniz bir mekan. Yemek ardından “oyh çok doydum, tabağı resmen sildim süpürdüm” dedikten sonra günah çıkarmak için Nişantaşı’nda yürüyüş yapmak da işin bonusu olacaktır.
Türk Tuborg 'Brewmaster'
13 Mart Çarşamba akşamı La Brise Nişantaşındaki etkinlikte ben de davetliydim. Çok keyifli zaman geçirdim. Öncelikle bu davet için ilgili olan herkese teşekkür ederim. Kısaca davetten söz etmek gerekirse Tuborg, biranın da şarap gibi ayrı ayrı tatları, farklı farklı yemeklerle uyumu olduğunu bizlere gösterdi. Türk Tuborg 'Brewmaster 'Bira Üstadı' ürünleri:
Corona: Davete ilk Corona'yla başladık. Sadece Meksika'da üretilen Corona'yı Miller'a çok benzettim. Şuana kadar en sevdiğim bira olan Millerla de kapışacak. Yani kısaca Corona eğlence içkisi ve çerezlerle mükemmel bir uyum gösterir. Tuborg Gold %100 MALT: Masalarda yerlerimizi aldıktan sonra Tuborg'un kendi üretimi olan bira ile karşılaştık. Armut, Rokfor ve Cevizli Ispanak Salatasıyla ikram edilen Tuborg Gold, üretimi daha uzun sürmesine rağmen şeker karıştırmadan yapılıyor ve böylece daha kaliteli bir bira oluyor. 'Adam Gibi Bira' sloganıyla Tuborg'a göre adam gibi bira olmanın başka yolu yoktur. Leffe Blonde: Füme Somon Tartine ile sunulan Leffe, ilk başta %6.6lık alkol oranıyla çok ağır geleceğini düşündüğüm bir önyargıyla içsem de değişik tadıyla beni çok etkiledi, içindeki meyve aromaları onu çok daha lezzetli yapıyor. Guinness: 1759 yılından beri orjinal olarak Duplinde üretilen Guinnessi Trüflü Parmentier ile tattık. Trüflü Parmentier'i içinde patates olduğundan dolayı çok sevsem de Guinnessin kesinlikle bir kız içkisi olmadığına karar verdim. Kavrulmuş arpa kullanıldığı için de rengi koyu ve tadı acıydı. Ama şunu da öğrenmiş oldum Guinnessi seven tam sever, sevmeyen hiç sevmez. Leffe Brune: Ördek confit veye Mantarlı bonfile ile sunulan Leffe Brune, içinde karamel ve vanilya ile dengelendirlmiş. Karamelle aram olmadığı içinde bu içkinin de bana göre olmadığına karar verdim.Ama karamel ve vanilya sevenlerin kesinlikle denemesi gerektiği kanaatindeyim. Hoegaarden: Son olarak herkesin benim içkim olacağını düşündüğü Hoegaardenla tanıştım. Limonlu tartla sunulan bu içkiye ne de tatlıya yer kalmamıştı. Limonlu Tart hala aklımda, Hoegaardenda öyle. Hoegaarden bol köpüklü bir içki ve içinde kişniş ve portakal kabuğuyla kendine has bir beyaz bira. Benim görüşlerim bu yöndeydi. Sizler de mutlaka bu harika biraları tatmalısınız. Ayrıca bu etkinlikte bana eşlik eden Asena Akbal'a da çok teşekkür ederim :)