Totototoooo Tom’s Kitchen’da yengeç avı
İçinde buz gibi olmuş kahve bulunan Londra metro haritalı bardağıma bakınca Covent Garden ilk gözüme çarpan durak oldu. Şu an soğuktan orası da kahvem kadar buz kesilmiştir kesin. Güzeldir ama :)
Böyle mini bir git gel yaşadığım için sizinle konseptten uzaklaştırmadan Paris duraklarım öncesi bir İngiliz restoranında (a.k.a. Tom’un Tükkanı) yediğimiz yemeği paylaşacağım. Biraz acımasız olabilir önden, baştan, okumadan, görmeden söylemesi.
Restorana girdiğimizde, biz söylemeden mutfağın dibindeki masanın servise açılması da bizim şansımız. O güzel mutfak ekibini, yemekleri hazırlarken izlemeyi seviyoruz. Özellikle yüz ifadeleri o kadar anlamlı ki… Zaten dibine kadar gidip “hmmm nasıl koydun o kıtır soğanı oraya bakiiiim” dersem sanırım sıkıntılı anlar yaşayabiliriz.
Menüye baktığınızda, normal bir restoranda (özellikle Zorlu’da Eataly ve Jamie’s skalasını düşünün) yediğiniz yemeğin fiyatlarından daha yüksek fiyatlar göreceksiniz. Hatta yanımızdaki 6 kişilik grup gibi menüye baktıktan sonra ikileme düşüp kalkabilirsiniz. Yapmayın… Buraya gelmişseniz, bence hakkını verin. Gidip 600 TL fatura ödeyin demiyorum ama tek bir cümle edeceğim. “Yemeklerin lezzeti ve servisin kalitesi fiyatı kuruşu kuruşuna karşılıyor.”
Günün menüsünden yengeç köfteyi ben, fırında balığı da (lagos) Furkan yedi. Bir de trüf yağlı patates, çilekli kokteyl, su-soda vb. aldık. Başka bir yerde şarap-tatlı sözümüz olduğu için bu alkolsüz bir yemek oldu. Köfte 40 küsür lira, balık 60 küsür lira. Sosları, pişirilmesi, kullanılan yemek malzemesi her şey harika.
Daha sonra Kanyon’a gidip Le Pain’de tiramisu yedik; Mezzaluna’da da şarabımızı içtik. Keyif artık daha yukarı çıkabilecek bir seviye bulamaz dediğim anda servis yetkilisinden bir ters köşe gol geldi ve sinema öncesi bize viski shot ikram etti. Tabii bu andan itibaren sinema 3D olmasa da ben öyle hissettim. Interstellar’ı izledik, özellikle ilk yarıda filmde sanki ben de oynuyordum.
Yazımın özeti şudur. Bütçeli mekanlar veya fiyat – servis performansı hakkında da epey yazdım, çizdim, gittim, gördüm ama Tom Aikens bana dedi ki. “Gerektiğinde öde. Seviyorsan sadece gidip bakma, içeri gir ve menüden bir şeyler söyle.” Ben de lafına kulak astım ve koşarak kendimi mutfağın kollarına bıraktım.