seen from China
seen from Yemen

seen from China
seen from China
seen from Brazil
seen from Hong Kong SAR China

seen from Germany
seen from China
seen from Japan
seen from Malaysia
seen from Japan

seen from Australia
seen from Malaysia
seen from Canada
seen from China

seen from Malaysia
seen from China
seen from Indonesia
seen from China
seen from China
İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN (1940)
Sabahattin Ali
Kim demiş öğretmenler ödev yapmaz diye, öyle bir yapar ki! Zeynep ile yaptığımız anlaşma gereği; O,ders ödevlerini yapacak ben de bu süre zarfında onun en çok sevdiği kitabı okuyacaktım.Yıllar öncesinde okumuş olsam da “çok sevdiğim deyince” ses edemedim...Aslında güzel de oldu kitapların altını hep çizerdim ama çizdiklerimi önce deftere sonra da buralara yazmaya evrilen alışkanlığımı yeni edindim sayılır ve bu alışkanlık bana baya iyi geldi doğrusu.Yazmak için bir daha gözden geçirirken ikinci bir okuma gibi oluyor.Kitaplarda bazen çok sevdiklerimi bazen hiç sevmediklerimi bazen de bunu biraz düşünmek lazım dediklerimi işaretlerim ama hep bir kalem ile kitap okurum. İnsan işte herkesi kendi gibi bilme huyu var ya kitabı bir açtım içinde hiç bir iz yok tertemiz.Zeynep bir çizik bile atmamış hem de en sevdiği kitaba, demek ki herkesin sevme ve aklında tutma yöntemi birbirinden farklı imiş..
Kitabını çizerek okumama izin verdiği ve ödevlerini bitirmeye çalıştığı için Zeyneb’e teşekkür ederim.
Kitaba gelecek olursam tabii ki müthiş, özellikle iç seslerin tasviri “ben de tam bunu anlatmak istiyordum” şeklinde.Roman boyunca Macide’nin önce akrabalarına,sonra Ömer’e,sonra Bedri’ye olan bitmek bilmeyen bağımlılığı beni içimizdeki şeytandan daha çok yordu doğrusu...
Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş vardır, o da ölmek. 14
Umumiyetle para enteresan bir şeydir zaten. Çok kere cebimden bir lira alır, önüme koyarak onu saatlerce seyrederdim. Hiçbir fevkaladeliği yok. 15
Mesela herhangi bir gün müthiş bir iç sıkıntısı seni boğar. Hayat sana karanlık, manasız gelir. Hiçbir insanın hiçbir eğlencenin seni canlandıramayacağını sanırsın. Hava sıkıcı ve manasızdır. Ya fazla sıcak, ya fazla soğuk, ya fazla yağmurludur. Aklını başına alıp bu pis ruh haletini tahlil etmek istersin. İnsan ruhunun çözülmez düğümleri bir muamma gibi önüne serilir. Kitaplardan okuduğun depresyon kelimesine bir cankurtaran simidi gibi sarılırsın. Çünkü nedense hepimizde maddi olsun, manevi olsun, bütün dertlerimize bir isim takmak merakı vardır. Mamafih insanlarda bu merak olmasa doktorlar açlıktan ölürlerdi. 16
Sen dünyayı kafanın içi gibi ipsiz sapsız şeylerle dolu mu zannediyorsun Allah aşkına? 20
Ömer içinde birdenbire sevince benzer bir şey parladığını hissetti ve gene bir anda bu histen dolayı müthiş bir utanma duydu. Fakat içimizde , bizim “ahlak” tarafımızda hiçbir şekilde münasebete geçmeyerek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir “hesabi” tarafımız vardı ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor ve onun dediği oluyordu. 22
Oğlum sen dünyada ne kadar antikalık yapmak istersen hayat da önüne o kadar gündelik hadiseler çıkarıyor. 23
Eskiden her sıkıntıdan çabuk kurtulmaya alışkın olduğu için henüz ümidini kesmiş değildi. 25
Bu mesele üzerinde konuşmak, size izahat vermek mecburiyetinde kalmak bile bana müthiş azap veriyor. 34
Suiniyeti esas olarak kabul eden ve bir insanın dürüst, samimi ve namuslu olabileceğine ihtimal vermeyen bir kimseye karşı kendini müdafaa edebilmenin hazin imkânsızlığı onun elini kolunu bağlamıştı. 36
Bir insanın kendisi kadar, kendi düşünceleri, dertleri, korkuları ve noksanları kadar ne meşgul edebilirdi? 37
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? 41
O, müziğe diğer arkadaşları gibi, bulacakları kocanın seviyesini bir derece yüksek tutmakta yardımcı olsun diye heves etmemişti. 42
Bana istenecek bir şey söyle ,uğruna can verilecek bir şey söyle, hemen dört elle sarılayım... 45
Nihat güldü: “ Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun. Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. 45
Hayatın bir değişmeler silsilesi ve her değişmenin bir tekamül olduğunu anlayamayanlar yobaz kafalı insanlardır. 48
Ne bileyim ben acaip bir kız insan böyle zamanlarda dert ortağı arar, halbuki o kaçacak yer arıyor. 55
İlkbahar gibi mevsimi olan bu dünya ,üzerinde yaşamaya değer...Ne olursa olsun... 61
Güzelle yapmacık, lüzumlu ile özenti birbirine sürtünerek yaşamaktaydı. 62
Riyakârlık tesellide son haddini bulur. 66
Etrafından geçen insanları kucaklamak, herkese: “ Haydi ne duruyorsunuz! Gülün, sevinin, hayat kadar tatlı şey var mı?” demek istiyordu. 70
İnsan bir kere öğrenmeye başladı mı, artık peşini bırakmamalı. Araya azıcık soğukluk girdi mi bu ilim dedikleri namert, adamı ürkütür. 72
Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız. 73
Evladım benim nazarımda genç olmakla ihtiyar olmak arasında bir fark yoktur. 75
Dünyada şimdi onunla yan yana bulunmamamız kadar mantıksız ve lüzumsuz ne vardır acaba? 76
Nasıl muhtaç olduğumuz havayı istemem demeye, mekan içinde bir yer işgal etmekten vazgeçmeye kuvvetimiz yoksa, bize verilen bir aşkı almamaya da iktidarımız yoktur. 81
Bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret falan değil... İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile.. Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. 88
On bin, yirmi bin sen evvelki insanlar gibi olabiksek,tabiatı onların gözüyle görsek , muhakkak ki şimdi burada böyle sükûnetle oturamazdık. Onlar güneşi, ayı falanca büyük tepeyi babalarının hayrına mı Allah yaptılar? Onlar tabiatta saklı duran ruhu bizden daha iyi anlamışlardır. Halbuki bizim bunu yapmamıza imkan yok. Mimimi kafalarımızı ukalaca kitaplar, birbirinden çürük bilgiler , neticesi olmayan hesaplar ve Allah kahretsin, karmakarışık menfaat düşünceleri dolduruyor... Söyle, hangi ilim, hangi şiir, hangi aşk, hangi devlet bu manzaradan daha güzel, daha muhteşemdir? Buna rağmen burnumuzu kaldırmadan bozuk kaldırımlarda yürüyüp gitmekte devam ediyoruz. 94
Manevi hayatımızda, bizim de pek haberimiz olmadan, birtakım hadiseler cereyan ediyor.. Bu doğru... İnsan ruhları arasında, şuurun pek de karışmadığı bazı münasebetler var... Fakat bunları arzularımızın hizmetkarı olarak kullanmaya kalkmak? 103
Asıl iyilik tanımadıklarımıza yaptığımız iyiliktir; halbuki biz bütün hüsnüniyetimizi dostlarımıza saklayıp bunların dışında kalanları bir çırpıda ve kısa bir hükümle fena addediyoruz!... 127
Zannediyorsun ki, hepimiz birer makineyiz ve evvelden kurduğumuz gibi işleriz. Bir yerde bozukluk oldu mu, derhal orayı söküp atmak lazım!... En kuvvetli insanın bile bazen ne kadar zayıf anları, istediğinin tam aksini yapmaya mecbur olduğu dakikaları bulunduğunu nasıl inkar edebiliriz? Böyle hadiseler hiç kimseyi olduğundan daha fena, yahut daha iyi yapamaz!.. 128
Bırak bunları. Neredeyse içimizdeki şeytan hikayesine başlayacaksın! Benim kimseyi fena gördüğüm falan yok.. İnsanların zaaflarını mazur görmeye taraftar değilim. Kuvvetli olmak her şeyin fevkindedir. Kuvvet her hareketi mazur gösterebilir. Acizlere acımak ise sersemliktir. 128
Kendimiz iyi olamıyoruz ve başkalarının iyiliğini küçük görmek için onlara reklamcı, hayır dua avcısı, hatta riyakar diyoruz. 129
Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için bir tek çare kendi dünyamıza çekilmek ve muhitle , hiç olmazsa manen, alakamızı kesmektir. 145
Dünya kim? ... Benden başka dünya var mı? Herkesin bir tek dünyası vardır, o da kendisi... Üst tarafıyla alakadar olmaya bile değmez.. Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra... Zekamız olmasa daha iyiydi. Otlar, hayvanlar, bulutlar, kayalar gibi yaşamak bana daha saadet verici, daha yorgunsuzluk, daha manalı geliyor. 147
Sanat bir ifadedir, her devir, her medeniyet başka türlü duyar ve pek tabii olarak başka türlü ifade eder. 158
Hislerinde daima ölçülü, en çılgın anlarında bile kendine hakim olmayı bilen, sık sık iradesini kullanmaktan zevk ve gurur duyan bir insandı. 164
Bir yerde biriktiği anlaşılan gözyaşları, kendilerine dökülecek bir mecra bulmuşlar, gayet sakin, hatta biraz tatlı bir şekilde iki yanağından yastığa süzülüyordu. 174
Bize itirazsız inanacak ve düşünmeden harekete geçecek insanlar lazım! Bu gençleri romantik birtakım emellerle bağlamak, onlara bugünkü hudutları dar gösterip büyük arzularla beslemek ve böylece hepsini avucunun içine almak daha kolay ve daha muvafık.. 188
Hayat bir katakulliden ibarettir! 188
Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır. 200
Bağırırlar, çağırırlar, ellerine fırsat geçerse suni olarak sahip oldukları bu iktidarı en vahşi şekilde kullanmaya kalkarlar; fakat nihayet hayatın ebedi kanunlarının pençesi altında çiğnenir ve mahvolurlar.. 201
Zannediyorlar ki bir erkeğe karşı hiddet, hatta nefret duymaya başlayan kadın, hemen başka erkekler bulup boyunlarına sarılmak ister. 220
O zaman tahammül ettiğim halde şimdi hoş görmemek doğru degil.. 224
İlk andan itibaren başka dünyaların insanları olduğumuzu anladığım halde beni burada tutan ve içimi sevinçle dolduran şey neydi? 228
Hiçbiri insanı insan yapan şeyin şahsiyet olduğunu, bütün ilimlerin, bütün tecrübelerin yalnız bunu temine yaradığını anlamamıştır. 247
Unutmayın ki dünyada en korkunç şey ümidini kaybetmektir. 248
İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak degil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir. 249
Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun ,salaklığımızın uydurması... İçimizde şeytan yok. İçimizde aciz var... Tembellik var...İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçma ihtiyatı var. Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde , insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.250
19.07.2019
Macide: bulmuş melek gibi oğlumu ne döver ne söver ne içkisi var ne kumarı var etliye karışmaz sütlüyü zaten hiç sevmez benim oğlum
Artık yeter Ömer... Sana kızgın değilim... Sana kızmayacak kadar seni iyi tanıyorum... Sonra seni seviyorum... Neden sevdiğimi bilmeden seviyorum... Bu sevgiyi her gittiğim yere beraber götüreceğim... Allahaısmarladık... Güzel dudaklarından öperim... Sen de bana kızma... Başka türlü yapamazdım... Allahaısmarladık...
-Macide
Macide: ya o gelinler hem kel hem fodul
Cemil: hem nalına hem mıhına
Macide: hem suçlu hem güçlü
Cemil: hem ziyaret hem ticaret
Macide: boşuna dememişler havlamasını bilmeyen it sürüye kurt getirir diye
Cemil: tabi canım havlayan köpek ısırmaz
Macide: aman işte ne yapacaksın böyle başa böyle traş
Cemil: aman boşver böyle gelmiş böyle gider
Macide: aman sende bu ne perhiz bu ne lahana turşusu
Cemil: hay ağzına saglık bugun bana yarın sana
Macide: bugünün işini yarına bırakmayacaksın cemil
Cemil: yok yok bu oturmadı anne
Macide: ne oturmadı evladım
Cemil: atasözü
Macide: ay cemil biz neden bahsediyorduk evladım
Basiret: peki macide şey de mi yalan
Macide: aman basiret dünyada ölümden başka herşey yalan
Macide: evini temiz tut misafir gelir, vücudunu temiz tut ölüm gelir
Filiz: aa ne yani babane kazaya mı hazırlanacağım
Macide: hiç sevmem kirli eski çamaşırlar, kaçık çorapla bir yere gitmeyi
Filiz: aa iyi valla ölüme de bu kadar hazırlanılmaz ki
Macide: ben sizi daha önce hiç görmemiştim
Cemil: nereden göreceksin anne askerlik arkadaşım ben bile yılllar sonra bugün karşılaştım