che la mia ferita sia mortale.
açtığım yara ölümcül olsun.

seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from United States

seen from Russia
seen from China

seen from India
seen from Australia
seen from Vietnam

seen from United States
seen from Australia
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Germany
seen from Italy

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Germany
seen from China
che la mia ferita sia mortale.
açtığım yara ölümcül olsun.
kırık kalbe, bin darbe.
Yalancının mumu,
yatsıya kadar yanar. 🕯️
Yaşlı bir cadı, size kehanetlerinden sunuyorsa ona merhamet edin. Ya aklını kaçırmıştır ya da ölüm sizin için bir nefesten daha yakındır.
nezaketten değil
anası portakalı ikiye bölermiş. biri kardeşine biri kendisine. ayakkabı yok üst baş yok. babası berduş, tembel ve ilgisiz. kardeş sayısı neredeyse bi düzine. kardeş değil bir yük. baba değil bir yük. anne değil bir yük. bu evde herkes birbirine yük. tek sorun parasızlık. fazladan sakladıkları bir sevgi varmış gibi.. tek sorun parasızlık.. ah bir parası olsa. çıksa ağanın karşısına. ince memed gibi. yağmur gibi indirse kurşunları böğrüne böğrüne. ezilmişliği yok etse, dünyayı değiştirse. ah bir para olsa.. en güzel pavyonda en güzel karıyı çağırsa.. masaları donatsa kulüp rakısı içse. en güzel ceketi alsa. yok ki para... oysa bir parası olsa, çok iyi insan olacak. dünyanın en müşfik adamı, en güzel babası, en güzel amcası, en güzel dayısı, kocası olacak. marlboro içecek. yeni çıkan kot dedikleri şeyden alacak. sevgilisine muhallebi ısmarlayacak. belki okulu biterecek. köyün gururu olacak, yabani olmaktan kurtulacak. olsa. bütün hafızamı zorluyorum. unutmamak için. hepsini yaptın. marlboro'da içtin. en güzel kotu giydin. en güzel arabaya bindin. gaza bastın gittin. her şeyi yaptın. şimdi hafızamı zorluyorum.aslında zorlamıyorum. hiçbir şeyi unutmadım. olmak istemediğin hiçbir şey için seni suçlayamam. nezaketten değil. ama sen kim olduğunu unuttun. nerden geldiğini unuttun. ben unutmadım. sen düşmanı olduğun şeye dönüştün. ben her şeyle yüzleştim. tuvalette, banyoda, sokaklarda, rüzgarı bitmeyen bulvarlarda. bütün mevsimlerde. bütün şehirlerde. ama sen korktun. ince memed'teki amcık ağa gibi korktun. en çok da kendinden korktun. güzel olan her şeyin amına koydun.
huzur
2006 yılıydı hiç unutmuyorum. rahmetli elinde bir kitap heyecandan gözleri dönmüş bir şekilde girdi odaya. lan acayip bi adam buldum dedi tıpkı bize benziyor. umarsızca kim amınakoyim dedim. güldü. her zaman güzel gülerdi. iyi bi insan olduğunu o zaman anlardınız. kitabı düzeltti ve üstüme attı, oku amınakoyim dedi. ilgisizce açıp okumaya başladım. ''o gittikten sonra eski yalnızlığıma dönemedim'' diyordu. bi büyük içmiş gibi hissettim kendimi. biraz da ilk ben niye keşfedemedim diye kıskandım. onu solak olduğu için de kıskanırdım. asla sol ayağımla topa vuramazdım. çalım atamazdım. bu bana hep bir eksiklikmiş gibi gelirdi. serseme dönmüştüm. duvarların öbür tarafında beni bekliyordu sanki. bende duvarların içinden geçme arzusu yaratmıştı fante. insanları bırakıp kitaplarla kavga etmeye o zaman başladım sanırım. şimdi daha iyi anlıyorum eski yalnızlıklara dönememenin verdiği huzursuzluğu.
Madrabaz Deyimin Anlamı
Madrabaz Deyimin Anlamı
Madrabaz Deyimin Anlamı Çıkarını hileli yollardan sağlayan kimse
View On WordPress
kahramanın yokluğu Aklına gelmezse nerden bileceksin nasıl olduğunu. Sormazsan kendine nasılsın diye cevap vermene gerek de kalmaz. Evin salonunun ortasında pencereden sokak köpeklerine bakarken ne yapacaksın cevapları? Otur reality show izle. Maç izle. Başkalarının mücadelerini. Kendini onların yerine koy. Kahramanın yokluğunu düşün. Markete git, ekmek al, markete git sigara al, markete git içki al, kasiyer kızlarla muhabbet et, sebze fiyatlarını kontrol et, dana kıymanın kilosu artmış mı acaba? Market arabalarına para takıyorlar. 1 lira. İğrenç insanlar alıp gitmesinler diye, yeni moda olmuş meğerse. Herkes herkesin hırsız olabileceğini düşünüyor. Doğru ama kendi hırsızları ilgilendiriyor insanları öyle değil mi? Onun arabasını çalmıyorsa sorun yok. Hırsız kendi evine girdiği takdirde hırsız. Köpeklere bak. Doğada uzun yürüyüşlere çık. Ava git, tavşan öldür, ağaçlarla beslen, ateş yak, balık tut, gökyüzüne ateş et. Bir çadırda ellerini dizlerine kitleyip otur. Hayvan misali düşün. Uyu. Uyan. Konuş insanlarla. Pazara git. Yükselen vasatlığın sesini duy. Sıradanlığın sesini duy. Emekliler, ev hanımları, öğrenciler. Pazara gitmeyi ekonomi yapmak zanneden janti iş çocukları. Kulaklarında bluetooth kulaklıklar. Sınıf kaygısı içindeler. Kandırmaya çalışanlarla kandırılmamaya çalışanlar arasındaki bir mücadele . Sabah kandırmaya çalışan akşam kanmamaya çalışıyor. Basit ama olması gereken bir kavga bu. Bitmeyen kavga. Her şeyi unut ve insanların seslerine kulak ver, durmadan birbirlerine bağırıyorlar. Bitmeyen uzun kuyruklar. Televizyonda bir ülkenin kayboluşunu izle. Bir toplumun çöktüğüne şahit ol. Hiçbir şey yokmuş gibi konuşmaya devam et. Anlat istersen. Anlatmak istiyorsun değil mi? Şöyle bi kahve içip. Bütün bildiklerini. Abi yapma allah aşkına. Gücünün yetmediğini gör. Yoğurt ye. Karbonhidratları ezberle. Proteinlere dokun. Günde kaç litre su içmek gerektiğini öğren. Yeşil gıda tüket. Organik ürün kovala. Devlet bizi öldürmek istiyor. Kanserden kaç. Koşarak uzaklaşamazsın bir bisiklete bin. Derin nefes al. Yemekli sohbetlere git. Gülümse. Fotoğraf çektir. Pencereden köpeklere bak, Eskişehir yolundan geçen şehirlerarası otobüslere bak, içindeki insanları düşün, nerden geldiklerini düşün. Nereye gittiklerini düşün. Ya da düşünme sadece bak. Mal gibi bir hayvan gibi bak. Başkalarının hayatını yaşamaktan iyidir ama başkalarının hayatını düşünmek. O adamın ellerine ne olduğunu bulmaya çalış. Buruşmuş, tornavida gibi sert ellerine bak. Yalnız olmadıklarını göstermeye çalışan insanların gözlerine bak. Kimse güçsüz görünmek istemiyor. Herkes korkuyor. Haberlerde, kendisini aldatan kocasını baltayla öldürmüş temizlikçi kadının biri. Geçim sıkıntısı ve aşk. Varoşlar da sever. Herif ara sıra çalışan parazit büyük ihtimalle. Kadın sevmiş bunu. Kim kimi kandırdı bilmiyoruz. Görücü usulü belki. Kadının canı çıkıyor her gün temizlik. Adam karı parası yiyor. Kadın sabrediyor. Çocuklar bir yandan. Başkalarının bokunu temizlemek bir yandan, evin işi bir yadan. Adam bir de başka kadınlarla kırıştırıyor. Belki kadının parasıyla kumar da oynuyor. Başkalarının parasına şans. Belki içiyor da. Bu hayatın bir anlamı kalmadı onun için artık. Kesiyor baltayla adamı raskolnikov gibi. İbrahim hocamız vardı ortaokulda. Bir gün bir soru sordu. Mütevazı bir devlet okulu. Dostoyevski diye birini duydunuz mu? Sınıftan çıt yok. Apo var bir tane arkadaş, babası bisiklet tamircisi. İbo var bi tane babası belediyede işçi. Güldüler kendi aralarında. O kim amınakoyim filan dediler. Kızlar duydu. Onlar da güldü. Bi an hocanın sözlü sınav yapacağını da sananlar oldu. Gözlerini kaçırdılar adamdan. Herkes bana sormasın bana sormasın diye kafalarını kaçırmaya devam ederken atladım ben. Duydum dedim. Kim dedi. Yazar dedim. Aferin oğlum dedi. Peki ne yazar dedi bu adam? Bilmiyorum dedim. Çantasını açtı. 1970’lerden kalma, sayfaları sapsarı, kapağı eski püskü bir kitap çıkarttı. Kitabı elinde sallayarak bana doğru gelmeye başladı. Okumak ister misin dedi. İsterim dedim. O zaman okuyup bana ne anladığını yaz dedi. Peki dedim. Kitabı büyük bir heyecanla okudum. Suç ve Ceza. Her sayfasını ürpererek okudum. Çok etkilenmiştim. Ondan önce de okuduğum bir kitabı hatırlamıyorum açıkçası. Gayet yüzeysel bir şekilde ne anladığımı yazıp İbrahim hoca’ya kağıdı verdim. Üç günde bitirmiştim kitabı. Etkilendiğimi görmüş olacak ki başka kitaplar önermeye başladı hemen bana. Tabii daha sonra kitabı tekrar okudum. Temizlikçi kadını düşündüm. Ne anlatıyordu kitap? Temizlikçi kadının niye kocasını öldürdüğünü anlatıyordu. Apo’nun annesi olabilirdi o kadın ya da ibo’nun. Hala bir kitapçıdan içeri girdiğimde İbrahim hoca’yı anımsarım. İki tane takım elbisesi vardı. Birer haftayla değiştirirdi. Biri kahverengiydi. Bok koyusu kahverengi. Kahverengi de kravatı vardı. Kalın, çok kalın camlı bir gözlüğü, geniş ve uzun bıyıkları vardı. Bir de gri takımı vardı. Çocuklar dalga geçerdi adamın yoksulluğuyla kendi sanki ailelerinin durumları iyiymiş gibi. Yoksullar gaddar olur. Hele de birbirlerine karşı. Ama İbrahim hoca gördüğüm en zarif yoksullardan biriydi. Tertemiz bir Türkçesi vardı. Üstüne alacak bir şeyi yoktu ama üstü başı hep temizdi. Elleri, tırnakları. Böyle bir dünyada birine edebiyatı sevdirmek müthiş bir şey bence. Hangi kitabı elime alsam, hangi kitapçıdan içeri girsem hala onu hatırlarım. Yaşıyor mu hala bilmiyorum şimdi. Ustamdı. Ustalar ölmez.