artısıyla eksisiyle sosyal medya düzenlemesi (part 2/2)
Sosyal medya düzenlemesine dair yapılan yasanın metninde, 1 Ekimde yürürlüğe gireceği söylenmiş. Dolayısıyla bizim aslında tartıştığımız bu noktaların da 1 Ekimden itibaren güncellik kazanacağını söyleyebiliriz. 1 Ekim tarihinden itibaren, kişi, sosyal medya şirketine, benim kişilik haklarım ihlal edildi, diyerek başvurabilir.
İnternet mecrasında fikri sınai haklara dair bir ihlal olduğunda uygulanan bir metod var: Uyar-kaldır metodu. Kişi, sosyal medya şirketine uyar kaldır metodu ile, yöntemi ile başvurup ilgili içeriğin, kendisinin kişilik haklarına zarar verdiğini ifade ederek kaldırılmasını isteyebilecek. Yahut da sosyal medya şirketine başvurmayıp içeriğin kaldırılması için doğrudan sulh ceza hakimine başvurabilecek ve bu başvurusunu sosyal medya şirketine ilettikten sonra, mahkeme aracılığıyla olabilir - direk başvuru şeklinde olabilir, bu başvurunun 48 saat içerisinde olumlu ya da olumsuz olarak sonuçlandırılması gerekiyor. Eğer olumsuz bir sonuçlandırma varsa bu halde bunun da gerekçeli olarak, mağdur olduğunu iddia eden tarafa iletilmesi gerekiyor. Yasanın bununla ilgili yaptığı düzenlemeyi okuyacak olursak:
‘’Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan sosyal ağ sağlayıcı, kişiler tarafından yapılacak başvurulara, başvurudan itibaren en geç kırk sekiz saat içinde olumlu ya da olumsuz cevap vermekle yükümlüdür. Olumsuz cevaplar gerekçeli olarak verilir.’’
Şimdi bu madde hükmüne bir aykırılık olursa yani kişinin başvurusu dikkate alınmazsa bu halde Bilgi Teknolojileri Kurumu Başkanının sosyal medya şirketine 5 milyon Türk lirası ceza keseceği söyleniyor. Şöyle ki:
‘’Yükümlülüğü yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcıya beş milyon Türk lirası, idari para cezası olarak Başkan tarafından verilir.’’ deniyor.
Bu noktada belki şu hususu tartışmak faydalı olabilir, sosyal medya şirketlerinin bugün milyonlarca kullanıcısı var ve kişilik hakkının ihlal edildiğini iddia ederek şirkete başvuracak milyonlarca kişi olacağını söyleyebilirim. Bu kişiler başvurdukları zaman, her sonuçsuz kalan başvuru için 5 milyon lira ceza kesilmesi riski var. Sosyal medya şirketinin her sonuçlanmayan başvuru için 5 milyon lira ceza tehdidi altında kalması bana orantılı gelmiyor. Bu durumun böyle olma ihtimali yüksek çünkü sosyal medya şirketlerinin her başvuruyu 48 saat içerisinde değerlendirecek çalışan kadrosu yok. 48 saat içerisinde Türk vatandaşlarından gelen başvuruların değerlendirmeye alınabilmesi için bir kere büyük bir Türk çalışan kadrosuna ihtiyacı var ve şu anda da hiçbir sosyal medya şirketinde böyle bir çalışan kadrosu yok.
Diyelim ki bu husus sorunsuz şekilde halledildi, kişi başvurdu ve ihlal sebebi olan içerik kaldırıldı. Buna ek olarak bir de kişinin unutulma hakkından faydalanabileceği söylenmiş, yasa metninde. Buna göre kişi şirketten kaldırttığı içeriğin arama motorlarında da görünmemesini isteyebilecek. Arama motorlarından talepte bulunarak ilgili içerik ile yayınlandığı platform aratıldığında isminin bunlarla ilişkili olarak çıkmamasını talep edebilecek. Bu hususun sağlanabilmesi için de arama motorlarına bildirim yapılacağı söyleniyor.
Kişi başvuruları ile ilgili durum bu şekilde. Bir de 5651 Sayılı yasamızın 8. maddesinde birtakım suçlar sayılmış. Bunlar arasında intihara yönlendirme, çocuk istismarı, müstehcenlik ve ceza yasamızda tutuklanmayı gerektirebilecek bazı suçlar var, bunlara da katalog suçlar deniyor. Müstehcenliğin yanında bir de katalog suçlar var. Bu suçlara dair herhangi bir içerik tespit edildiğinde mahkeme kararıyla bunun kaldırılması isteniyor. Şirket bunu, istemden itibaren 4 saat içinde kaldırmak zorunda. Aksi halde para cezası kesileceği söylenmiş. Ya da diyelim ki bu saydığımız suçlarla ile ilgili bir içerik tespit edildi. Bildirim yapıldı, içerik kaldırılmadı ve gecikmesinde de sakıncalı bir durum var. Bu halde mahkeme bu hususta bir karar verene kadar sitenin geçici olarak engellenmesi mümkün. Ceza yasamız bakımından sosyal medya içeriklerine getirilen düzenleme de bu şekilde.
Yeni getirilen düzenlemede etrafında fırtınaların koptuğu, üzerinde genelde tartışmaların döndüğü kurum, temsilcilik kurumu oldu. Temsilci bulundurulması halinde, kişilik hakları ile ilgili ya da ceza yasamız bakımından içeriklerin kaldırılmasını istediğinizde, bu taleplerin iletilebileceği makamın tespiti çok kolay olacaktır ve bu temsilcinin gerçek kişi ise Türk vatandaşı olması gerektiği söylenmiş yasa metninde.
Şirketi temsilci atamaya zorlamak için de beş aşamalı bir yaptırım sistemi getirilmiş. Buna göre temsilci ataması için, şirkete bir bildirim yapılıyor ve bu bildirimden itibaren 30 gün içerisinde temsilci atamazsa 10 milyon liralık ceza kesiliyor. Bu cezanın bildiriminden itibaren 30 gün içinde yine temsilci atanmazsa bu halde 30 milyon liralık ceza kesilip şirkete bildiriliyor. Bu 30 milyon liralık cezanın kesilmesinden itibaren 30 gün içinde yine temsilci atanmazsa bu halde Türkiye’deki vergi mükelleflerinin bu sosyal medya şirketine reklam vermesi yasaklanıyor ve bu yasak şirkete bildirildikten itibaren 90 gün içinde temsilci ataması gerekiyor. 90 gün içinde Temsilci atanmazsa bu halde Bilgi Teknolojileri Kurumu Başkanı, sulh ceza hakimine başvurarak şirketin internet bant genişliğinin %50’ye kadar daraltılmasını istiyor ve bu istek mahkemeden onaylanıp şirkete bildirildikten itibaren 30 gün içerisinde şirketin temsilci ataması gerekiyor ki bu sosyal medya şirketinin son şansı. Eğer bu %50’ye kadarki bant daraltımının bildiriminden itibaren 30 gün içinde temsilci atamazsa bu halde ilgili sitenin internet trafiği %90’a kadar daraltılıyor. %90’a kadar bant daraltmak da kapatmak anlamına gelir. Yani temsilci atanmazsa internet sitesini komple kapatıp sorunu temelli çözmüş olacak Türkiye. Burdaki sürelerin toplamı 7 ayı buluyor. Yasanın yürürlük tarihi 1 Ekim olduğuna göre mayıs haziran aylarında biz hangi internet sitelerinin kapanıp hangilerinin kapanmamış olduğunu o zaman daha net görebileceğiz.
Getirilen bir başka husus da kullanıcı verilerinin Türkiye’de bulundurulması hususu. Buna göre şirket, Türk vatandaşlarına dair verileri Türkiye’deki data merkezlerinde barındırmak zorunda. Yani Türkiye’de data merkezi kuracak ve Türk vatandaşlarının verilerini bu data merkezinde tutacak. Sunumu daha fazla uzatmamak için buna bu şekilde kısaca değinmiş olayım.
Sosyal medya mefhumunun toplumsal yönünden de biraz bahsetmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu sunumun başında yani ilk yaptığımız videonun girişinde medya içeriğini üreten ile medyayı izleyen arasındaki katı ayırımın, internet 2.0 dönemi ile birlikte 2000li yıllar ile birlikte ortadan kalktığını söylemiştik. Sosyal medyada içerik artık kullanıcı tarafından oluşturulduğu için popüler kültürün de etkisiyle gerçeklerden ziyade fikirler ve yaratıcılık önem kazandı. Bu yeni konseptten ötürü toplum, yalan haberlere, kendisini infiale sürükleyebilecek haberlere çok açık kaldı. Bu husus da sosyal medyaya bir alan belirleme ihtiyacı doğurdu. İnternetin modern dünyaya, hayatlarımıza getirdiği faydalar saymakla bitmez. Ancak bu demek değildir ki çevrim içi alan tamamen kuralsız bir mecra. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çevrim dışıyken geçerli olan her kuralın çevrim içiyken de geçerli olacağını kabul ediyor. Mesela twitter’dan hakaret içerikli bir tweet attığınızda bu yine suç vasfını haiz. Bunun yanında belli başlı noktalarda sosyal medyaya düzenleme getirilmesi gerektiğini ben de kabul ediyorum. Ancak bunu yapabilmek için önce hukukun bağımsızlığı ve tarafsızlığı ispat edilmiş olmalı. Sosyal medyaya düzenleme getirmeye çalışan ülkelere, Almanya’ya Fransa’ya baktığımız zaman, bunların demokrasi ve hukuk altyapıları bizim ülkemizden daha güçlü. Buna rağmen sosyal medya şirketlerinin bu ülkelerle dahi anlaşamadığını görüyoruz. Hal böyleyken bizim bu platformlarla yapacağımız savaşın yel değirmenlerine karşı savaşmaktan pek farkı olmaz. Fikirlerini sosyal medya üzerinden ifade etmeye çalışan birini, siteyi bloklayarak siteyi banlayarak engelleyemezsiniz. İnternet kendine has doğasından ötürü sorunlara her zaman farklı çözümler bulabilir. Bu bakımdan zengin bir metodolojiye sahip. Dolayısıyla internet ortamında fikirlere yasaklar da kurşunlar da işlemez.
Fikirlerin serbestçe ifade edilmesi, demokrasi kültürü için de çok önemli. Demokratik bir devlet için can alıcı noktalardan biri ifade özgürlüğüdür. Anayasa Mahkemesi de ifade özgürlüğünün sınırları ile ilgili olarak, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız ilgisiz bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici, rahatsız edici bilgi ve fikirler için de ifade özgürlüğünün geçerli olduğunu söylüyor. İfade özgürlüğü çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bunlar yoksa demokratik bir toplumdan bahsedilemez. Bu yüzden ifade özgürlüğünü sınırlandıracaksanız gerekçelerinizin, ikna edici olması gerekir.