“Sonra dedim, ellerini gözlerine götürdü. Bi’ süre öylece kaldı. Öylece kaldı bin yıl geçti öylece. Fetret devri bitti, Fatih İstanbul’u aldı. Sultan Yavuz Halifeliği, Kanuniler, Sanayi devrimi, Fransız İhtilali, Birinci Dünya harbi, Kurtuluş Savaşı, ikinci Dünya harbi, Darbeler devrimler dertler geçti. O süre zarfına bin yıl sığdı ben sığamadım. Aslı dedim. Baktı… Göğsümde İzlanda’nın en yanıcı volkan dağı patladı. Varsayımlar, benzetmeler, teşbihler. Öfkeler ve devinimler. Ben devşirileli bin yıl olmuş hâlâ diyor seviyor musun? O gözlerde mahsur kaldım. Aslı’nın canındaydı. O gün en sevdiğimiz gün çarşambaydı. Hah! Niye Çarşamba işte o gün görmüştük birbirimizi. Lakin ben hiç zannetmedim neyi zannetmediği bilmiyorum. Bana niye baksın diye düşündüm. Yazgı, işte o! Klasik Türk erkeği tribi çeketini giymiştim. Bugün sonmuş o gözlere bakış. Ne tesadüfi bugünde çarşamba, bugün hasta mıydı? Yoksa Kaza mı?