S: İzin verirseniz, konuya girmeden önce, memleketimizin durumu ile ilgili büyük bir üzüntü konusu hususunda dertleşmek arzusundayız. Memleketimiz son günlerde sosyal, ekonomik, politik, salgın hastalık ve tabiî afetlerle dolu birçok felâket ve güçlüklere maruz kalmakta ve bu olaylar toplumu teşevvüşe, ızdıraba ve dengesizliğe sevk etmektedir. Bu hususta bize yardımcı bilgiler vermeniz mümkün müdür?
S: Büyük bir sıkıntıdayız. Bu durumun sebepleri ve istikbali hakkında bir ümit ışığı mümkün müdür?
P: Sizlerin aranızda, eskiden beri söylenmiş bir söz vardır: 'Herkese gelmez bela, erbab-ı istidat arar.' Yani ancak tabiat kanunları muvacehesinde kendi tekâmülleri ile ilgili safhaların tahakkuk etmesi için, varlıkta veya varlıklarda ruhî bir beyan ve arzu vardır. Bu ruhî beyan ve arzu, varlığın o devre içerisindeki tekâmül ihtiyaçlarının ifadesidir. Bu bakımdan, herhangi bir varlığın karşılaşacağı ve karşılaşmakta olduğu hadiseler, yüzde doksan onun ihtiyaçları ve liyakatiyle alâkadardır. Fakat, hadiselerin, varlığın yakınında vuku bulması ve de onun şuur sahasında, onun dahilinde vukubulması, tekâmül hızı bakımından ümit verici bir durumdur.
Çünkü, yürüyen at arpasını arttırır derler sizde. Bu ruhî faaliyetini, devresine ait tekâmül cinsi istikametinde, tekâmülün manası istikametinde devam ettiren varlık için daima, bu devamı muntazam bir tempo içerisinde tutacak olan ve hep iyi, verimli sonuçları elde ettirecek olan imkân ve yardımlar sürekli olarak yapılır. İnsanların, varlıkların bu nev'ide olanları maalesef azdır. Umumiyetle, belli bir otomatizma içerisinde ve çoğunluk nefsanî empülslerle hareket eden varlıkların kendi devreleri için belirli olan tekâmülleri seviyesinde ileri gitmeleri, o istikamette faaliyet göstermeleri zor, çoğu zaman beceriksiz ve hatta başarısızdır. Böylece, devrelerine ait tekâmülün istikametinde ruhî bir basiretsizlik göstererek ağır, batî ve tembelce hareket ederler, atalete düşerler. İşte böylece, bütün kozmik yani kâinata ait her türlü faaliyetin içerisinde kendini gösteren ilâhî kamçı burada da gitgide şiddetini arttırmaktadır. Yani, buna bir bakıma, tekâmülün süratinin artması, süratlenmesi, ataletten kurtulmak, şuurlanma yolunda faaliyet gösterilme noktayı nazarından memnuniyet duymanız gerekir. Objektif görünüş ile ve sathı bir bilgi içerisinde, şüphesiz bunlar birer felâket, kötü durumlar olarak nitelendirilir. Ve öyledir de... Fakat perdenin arkası başka şey ifade eder. Bunu yukarıda kısaca söyledik.
Buradan, tekâmül vetiresinin çok kıymetli bir neticesi ortaya çıkıyor. Uyartılma, harekete geçirilme vakti gelmiş olan varlık veya varlıklar, kendi bilgi seviyelerine ve vicdan seviyelerine göre, tabiat kanunlarının ve tabiat hadiselerinin birçoklannı kendilerine celbederler. Böylece, kendi seviyelerinin liyakatini tada tada daha şuurlu ve daha derinden bir faaliyete geçme ihtiyacı içerisinde çırpınırlar. Her çırpıntı, kendilerinde bulunan otomatizmanın ve şartlanmış olan ruhiyatın biraz biraz, ceste ceste, parça parça ifnası, ortadan kalkması demektir. İşte böylece, gitgide tazyik altında bırakılmak suretiyle, kendine yabancı olan şartlanmış ve kendisini bağlamış bulunan dogmatik her türlü bilgi, düşünce ve inançtan sıynlma gerekmektedir.
İşte memleketinizin hâli ve bütün dünyanın hali bugün bu manzarayı gösterir. Dünyanın neresine giderseniz gidin, birbirinden şu veya bu seviyede farklı olmak üzere, fakat aynı mana ve gayeyi taşımakta olan etkilerin muhtelif hadiseleri meydana getirdiğini ve insanlığınızın gitgide daralmakta olan bir çember içerisinde baskıya alındığını müşahede edersiniz. Bu, neden böyle olmuştur? Bunun derin sebeplerini, tarih dediğiniz beşerî aksiyon ve düşünce literatürünü tetkik ederseniz yapılan hataların, irtikap edilen hareketlerin ve sapılan yolların bu neticeyi size objektif olarak vereceğini görebilirsiniz. Kısaca, insanlığınız ruhî kanunlann, manevî prensiplerin dışında yol aramakla istidat ve heyecanını geliştirmeye çalışmıştır. Bu istidat ve heyecanını geliştirmek, bundan istifade etmek şeklinde değil, onu yani maddî kâinatı gaye edinmek tarzında vuku bulmuştur ki, en sakınılması gereken akıbet budur.
Memleketiniz, bugün içinde bulunduğu şartların çok daha ağırlarıyla karşılaşacaktır. Buna müstahaktır. İki bakımdan müstahaktır: Birincisi, kendilerine yani size Ruhî Mekanizmamın sunmuş olduğu, vermiş olduğu pek çok değişik imkânlar çokluk heba edilmiş, kısmen de batıl hale getirilmiştir. Yani otomatizmayı, idraksizliği ve rüyetsizliği benimsemiş, şartlı olarak yaşamayı kabul etmişsinizdir. Bu itibarla, sizin içinde bulunduğunuz seviyenin üzerinde bir plâna intikal etmeniz için bütün ağırlıklarınızın terki, bütün karanlık şuurunuzun aydınlığa kavuşması, küflenmiş ve köhne hale gelmiş bilgi ve düşüncelerinizin tadili ve nihayet bir türlü kullanmak imkânını bulamadığınız vicdan ölçülerinizin ortaya çıkması zaruri olmuştur. Bu zaruret, memleketinizin bu devre içerisinde oynayacağı rol ile alâkalıdır. Görülüyor ki, hem oynayacağı rol bakımından hem de fertlerinizin teker teker otomatik yaşayışlan bakımından, her iki bakımdan da ağır şartlara, sert imtihanlara ihtiyacınız vardır. Medyumunuz vaktiyle bir rüyaya muttali olmuştu. O rüyanın ana teması zaman zaman çözülür gibi olmuşsa da, bugüne kadar ne kendisi ne de etrafı tarafından tam anlaşılamamıştır. Bugün şunu ifade edelim ki, görmüş olduğu rüyada tamamen hissetmiş olduğu ağır atmosfer insanların sefaleti, insanların şuursuzluğu, insanların çaresizliği, birkaç zaman sonra yeryüzünde meydana gelecek olan halin bir özeti idi.
Mukaddes metinlerinizi incelediğiniz zaman görmüşsünüzdür ki, milletlerin şuurlanması ve vicdan ölçüleri ile hareket etmesi için kendilerine peşin olarak yapılan yardımlar umumiyetle pek az insan tarafından, yani liyakatini kendiliğinden geliştirmiş olanlar tarafından benimsenmiş ve tatbik edilmiştir. Ve kısm-ı a'zamı, çok büyük bir kısmı ise şiddetli baskı, zorlanma, kısaca ızdıraplar içerisinde bıraktırılmıştır. Şimdi burada bir meselenin tavazzuh etmesi lâzım: Ruhî İdare Mekanizması, sizin Rabbiniz, hepimizin mürşidi bu
Mekanizma, size ızdırabı doğrudan doğruya mı ika etmektedir? Hayır.. Mekanizma, tabiat kuvvetlerini harekete geçirmektedir. Dikkat ediniz, tabiat kanunlarını, kozmik kanunları harekete geçirmektedir. Veyahut hareket halinde, bilkuvve mevcut olan bu kanunlann istikametini, tatbik sahasını dünyanız üzerinde yapmaktadır. Bu durumda, bir tarafta yağmakta olan yağmur, bir tarafta insan var. İnsan yağmur karşısında bilgisine, görgüsüne, vasıtalarına göre bir tavır alır. Ve bu yağmurun zararından ve faydasından nasibedar olur. Eğer tedbirini almış, eğer liyakatini, şuurunu geliştirmiş, vicdan ölçülerini tatbik etmiş ise, bu yağmur tümüyle hemen hemen onun için bir bereket, bir rahmettir. Yukandaki hususların kifayetsizliği ve noksanlığı nisbetinde de bereket olmaktan çıkıp felâketi teşkil eder. Bu basit misalden de anlaşılacağı üzere, insan, hiç bir şekilde kendisine baskı yapılan, empoze edilen, üzerinde deneyler yapılan, ızdırabından, feryad-ü figanından, şaşkınlığından istifade edilen bir mahlûk asla değildir. Tabiat kanunu o sahnede cari iken, insan hür olarak onun karşısında bir vaziyet takınmak zorundadır. Çünkü her ikisi de kuvvettir. İşte sizin ızdırabınız, harekete geçmekte olan kanunlar, kuvvetler karşısındaki aczinizin, bilgisizliğinizin, şuursuzluğunuzun, vicdan ölçülerini hakkıyla kullanamayışınızın, otomatizmanın bir neticesi olacaktır. Ve bütün bu nakiseler de sizin kendi elinizin işidir. Bu kadar Şimdi celselerinizin istikametini bir an değiştirmek istiyoruz. İçinizde, bu istikametin ne tarafa doğru olmasını arzu edersiniz, düşünen var mı?
S: Ruhî şifa üzerinde arzu ediyoruz.
P: Ruhî şifa, şuurlara aktarılan gerçek bilginin meydana getireceği yüksek kuvvetten daha kuvvetli değildir evlâdım. Hiç bir kuvvet, hiç bir tesir ruhun nakisesini gideremez evlâdım. Fiziğin ahenk içerisinde kalması, ruhun kendi tekâmülünün manasını ve hedefini ısrarla takip etmesinden sonra
mümkündür. Sizin hastalıklarınızın büyük bir kısmı, ruhî ataletinizden doğar. Bedene hakimiyette ısrar hali gösteren varlığın durumu acınacak bir durumdur. Hastalık, bir kudretsizlik, bir idaresizlik, bir organizasyon bozukluğu demektir. Ve bütün bunların hakkıyla yerine gelmesi, yani sıhhatli bir vücudun elde edilmesi; ruhî kudretin arttırılması, insan iradesi ve şuurunun istiab haddinin genişletilmesiyle kabildir evlâdım. Ruhî şifayı böylece yapınız. Başka?
S: Zihin yapımız hakkında biraz daha bilgi almak istiyoruz.
P: Sizin zihin diye vasıflandırdığınız, ruhun beyne bağlı bir fonksiyonudur. Bu fonksiyonun, bu görevin meydana getirilişindeki kanunları ve şartları bilmek, şüphesiz hakkınız ve güzel bir şeydir. Fakat biz şunu deriz ki, siz bunları elde
etmeden evvel, manevî liyakati elde edin. Manevî liyakat, vicdan ölçülerinin tatbikatıdır evlâdım. Yeryüzünde hiç bir ekol [yoktur ki] vicdan Ölçülerinin tam tatbikinden sonra bilgiye kavuşmamış olsun, imkânsızdır. Bundan şunu anlayınız ki, vicdan ölçüleri, henüz tam idrâk etmediğiniz hakikat ölçüleri'dir. Ve böylece, selim, sade ve o nisbette kudretli olan bilgiyi, bunun içerisinde pek küçük bir sahayı teşkil eden zihnî fonksiyonu da kendiniz, bizatihi siz süratle yakalayabilirsiniz. Bundan öte, bundan evvel ve bundan sonra yapılacak olan bütün izahlar, eğer vicdan ölçüleri varlık tarafından otomatizma dışı olarak yerine getirilmezse, söylenen bütün sözler hakikati aksettirememiştir, ettiremez.
S: Bu vicdanımızı kullanabilmek için ne gibi yollara tevessül edelim?
P: Vicdanınız bir meleke değil ki, onu kullanasınız. Vicdanınız bizatihi sizsiniz. Öyle bir husustur ki, fizik varlığınızın dar imkânları içerisinde ruhî kudret ve enerjinizin daima kendi hakikati istikametinde yürüyen, çoğalan, atılan ruhî enerjinizin bir ifadesidir. Siz onu hapsetmeyiniz. Onu örtmeyiniz. Onu susturmaya çalışmayınız, kâfidir. O zaten muhtelif şekiller, manalar, güdüler ve itmeler altında devamlı olarak sizi idare etmektedir. Sizin tabiî yaşayışınız, işte bu ruhî enerji yani vicdanî faaliyetle temin edilir. O ruhî enerji aynı zamanda hakikat bilgisidir. Bilgidir.
Size, yeni bir istikamet olmak üzere, 'İnsan ve onun Evrensel Hayatı* hakkında bilgiler vereceğiz. Bu bilgileri iyi hıfz ediniz. Anlamaya çalışınız. Birçoklarını kıyas yoluyla öğrenmek imkânınız bulunmayacaktır. Birçoklarını Mukaddes metinlerinizin ayetleri arasında göreceksiniz. Ve diğer gene bir
çoklarını belki de anlamayacaksınız. Biz, programımızın gerektirdiği tedrisi yapmakla mükellefiz. Böylece hem medyom, hem sizler muhtaç olduğunuz tesiri, muhtaç olduğunuz bilgiyi, sezgiyi ve tahriki alacaksınız. Bir kısmı sizde meknuz enerji halinde için için yanarak hayatınız boyunca bir enerji kaynağı olacaktır. Bir kısmı yakın gelecekte karşılaşacağınız hadiselerin izahında şuurunuzda hazır materyeller olarak bulunacaktır. Büyük bir kısmı da sizin istikbalinizi hazırlayacaktır. Veya hazırlayanların belli başlılarından olacaktır. Bugünlük bu kadar.