Adem Havva nedir? Yeryüzünde son devrenin inkişafını başlatan ve kendisini Âdem olarak andığınız varlık..
S: Cilt-6.. Celse-6'da, 'Yeryüzünde son devrenin inkişafını başlatan ve kendisini Âdem olarak andığınız varlık..' şeklinde bir ifade geçti. Kutsal kitaplara göre, Âdem ve Havva dünyada beşerin teşekkülünü sağlayan bir çifttir. Bu iki bilgi arasındaki irtibat ile, yeryüzünde beşerin teşekkülü hakkında bilgi verir misiniz?
P: Sorduğunuz soru, önceden birçok bilgilerin tarafınızdan bilinmesini gerektirir. Herhangi bir tahkik imkânınız ve kıyasınız bulunamayacağı, tarafınızdan peşinen bilinmeli ve kabul edilmeli. Varlık için öyle hususî bahisler ve malûmatlar vardır ki, bunlar ancak bir bilgi olarak alınabilir ve herhangi bir karşılaştırmaya, tahkike imkân olmadan benimsenir veya reddedilir. Bizim şimdi sizlere genel olarak izah edeceğimiz hususlar da bunlara dahildir.
Âdem ile Havva hikâyesi, beşer anlayışının, özellikle bugünkü beşer anlayışının kolaylıkla benimseyemeyeceği bir vak'ayı içine alır. Çünki, bir erkek varlıktan normal yolların dışında bir başka varlığın meydana gelmesi imkânsızdır. Yani, mukaddes kitaplarınızın, Âdem'den türeyen bir Havva hikâyesi, artık eskimiş bir realitenin sembolizmini ifade etmektedir. Kâinat'ta daima, varlığın bedenî olarak tevali etmesi, erkek ve dişi iki varlığın çok değişik sistemler içerisinde birbiriyle alâka kurmasından sonra hasü olur. Bu kadar.
Havva, Âdem'den peyda olmamıştır. Âdem, ilk yaratılan varlık değildir. Âdem, yeryüzünde sizin bilemeyeceğiniz ve bilmeniz için de herhangi bir gerekçe olmayan bir zamanda yeryüzünde yeni bir neslin, yeni bir tekâmül plânının ilk öncüsü ve tatbikatçısı olmak üzere vazife almış bir varlıktır.
Şüphesiz bu vazifeyi ruhî plânda almış, sonra enkarne olmuştur. Fizikî tevarüsü aynı kudret ve hakimiyetle devam ettirebilmesi için kendisi ile beraber vazife almış bir zıt kutba yani bir dişiye de ihtiyaç var idi. Bu vazifeyi de üzerine alan sembolik Havva'dır. Bir sual vazedelim: Yeryüzünde mevcut olan ırklara göre, Havva ile Âdem hangi ırka mensuptular? Irkların meydana gelişi, zannedildiği gibi, materyalist ilminizin bulabildiği izah tarzlarına bağlı olarak, renk hücrelerinin asırlar boyunca fizikî şartlar altında başka türlü' çalışmasından meydana gelmemiştir. Her bir renk ve buna bağlı olan ırk,özel bir ruhî yapının, bir tekâmül seviyesinin ve bir vasatın neticesinde bu şekli almıştır,
Kâinatlar, şüphesiz, gayr-i meskûn değildir. Biz size ancak spiritüel bilginin ve spiritüel âlem'in ve İlâhî Bilgiler'in Kanunlar'ın ifadeleri olan sözleri söylemeye mezunuz. Kısaca şunu belirtelim ki: Yeryüzündeki Âdem ve Havva, sonsuzdan gelip sonsuza giden varlık neslinin, sonsuza nisbetle pek genç öncüleridir. Ve arz için caridir. Ve sizler, bu kuvvetli ve temiz neslin gitgide dejenere olan uçlarısınız. Hepsi bu kadar..
S: Geçen celse, 'Her bir renk ve buna bağlı olan ırk, özel bir ruhî yapının, bir tekâmül seviyesinin ve bir vasatın neticesinde bu şekli almıştır' dediniz. O halde ırklar, kâinatın diğer meskûn yerlerinden dünyaya özel olarak enkarne edilmişler midir?
S: Acaba dünya bir sürgünler dünyası mıdır? Dolayısıyla...
P: Kâfidir. Dünyanız üzerinde bugün müşahede etmiş olduğunuz çeşitli renkteki insan bedenleri, prensip olarak büyük bir değer ifade etmezler, göstermezler, Her ne kadar, dünyanın, dünya ötesi irtibatlar ile kısmen meskûn hale getirilmiş olduğu bugün artık yavaş yavaş şuur ve vicdanlar tarafından makûl olarak gorülebiliyorsa da, dünyanın kendi karakteri içerisinde de bu renk farkları bizatihi mevcut idi.
Şunu demek istiyoruz: Dünyadaki varlıkların, bilhassa insan neslinin başlangıcı, dünya dışı varlıkların oraya gelmeleri, oraya göç etmeleri, muhacereti ile meydana gelmiş denemez. Şüphesiz, yeryüzünde bir insan bedeninin teşkiline hizmet edecek birtakım olgun ve müsait vasatlar mevcuttu.
İlk insan'ın veyahut prototip'in, ilk örneğin meydana gelmesi,insan kalıbını şekillendirip tanzim eden varlık için zor bir mesele değildir. İlkel maddeleriniz ve ana prensipleriniz muayyen kanunlara bağlı ve İlâhî Müsaade'yi almış olarak hareket edilirse, siz bir kavanozun içerisinde bir planet teşkil edebilirsiniz. Bu duruma göre, ancak yeryüzünde mevcut insan neslinin ruhî tekâmülünü kırbaçlamak ve ona muhtelif istikametler vermek gayesine matuf olarak birtakım gerek kendi arasından, gerek dünya dışı vazifeli gruplar arasından zuhur eden varlıklar olmuş olabilir. Hatta, maddî yapının zaman zaman tanzimi hususunda da fonksiyon oynamış olabilirler. Fakat, bütün bunlar, arz insanının iyi ve yüksek istikbalini değersiz hâle getiremez. Çünki her gezegen, bizim şu anda sizlere anlatış ve tasvir edişimizdeki manzarayı geçirmişlerdir. Tekâmül zaten bunu amirdir.
S: Müşahede edildiğine göre, dünyada bir bedenli zinciri vardır. Tek hücreden, insan beden formuna kadar, adeta bir seyir takip eden bedenli sıralanışı görülür. Maymuna kadar, maymundan insana kadar. Şunu merak ediyoruz: Kadro tespit edildikten sonra, dünyaya, tekâmül etmek ve bu mektebi bitirmek üzere gelen ruhlar, dünya üzerinde muhakkak
tek hücreden, bitkiden, hayvandan insana doğru bir ruhî enkarnasyonlar geçirmek zorunda mıdır, yoksa bu kadro seçilişi doğrudan doğruya insan bedeni île irtibata geçecek bir zümre midir?
P: Bugün yeryüzünde mevcut olan organizmaların komplekslik dereceleri, yani tek hücreden çok hücreye kadar, ve kısaca zekâ belirtileri diyelim, insana hizmet olsun diye meydana gelmemiştir. Yeryüzünün en büyük fonksiyonlarından biri, 'kendi 'kâinatı' içerisinde bir laboratuvar vazifesini görmesidir. Bunu ilk defa öğreniyorsunuz. Yani dünyanız, pek yüksek ruhî kudretlerin bir deney yeridir. Ve yeryüzünde pek çok çeşitli organizmalar teşekkül ettirilmiş veya yok edilmiştir. Aynı şekilde, yeryüzündeki insan organizmaları devamlı olarak kontrol ve tadilat içerisinde bulundurulmakta
ve buraya bağlı olan ruhlar da bu işe hizmet etmektedirler. Yani sizlerin herbiriniz teker teker bir 'ruhî yüksek ilimler heyetinin, âlimler heyeti'nin laboratuvarlarında çalışan laborantlar gibisiniz. Ve aynı zamanda kobaylar gibisiniz. Burada şüphesiz sizin kazancınız, normal bir tekâmül sistemi içerisinde bulunan diğer varlıklardan daha zor, fakat onlara nisbeten daha sür'atlidir tekâmülleriniz.
Bir sual vazedelim: Ne için yeryüzünde bildiğiniz tarihlerden bu yana, bunca Mürşit veya Peygamber vazifelendirilmiştir?,. Buna verebileceğiniz cevabı biz biliyoruz; 'Tekâmül şartları bunu icap ettiriyor. Yıpranan, eskiyen, kaybolan, hüviyeti değişen bilgilerin; gelişen şuurların ihtiyaçlarına cevap verecek tarzda tadil edilmesidir' diyeceksiniz. Veya demek istersiniz. Değildir. Bu sadece sizlerin bir görüşünüz, maddî izah tarzınızdan öteye geçmez. Esasında, bütün yeni bir bilgiyi veren, vermeye çalışan, tadil, tasdik veyahut müceddet hale getirmeye uğraşan her Peygamber veya Nebî, bir
yüksek Ruhî Kudret'in maşasıdır. Onun laboratuvarında, yeni vaziyetlerin ortaya çıkışında görevlidir, fonksiyonerdir. Halbuki sizin bu tarzdaki evolüsyonunuz içerisinde mevcut geniş tahavvül ve zikzaklar, başka dünyaların insanî evolüsyonlarında mevcut değildir. Sizde mevcut bulunan bütün sosyal kargaşalıklar orada mevcut değildir. Çünkü, sizin sosyal kargaşalıklarınız aynı zamanda çeşitli fikirlerin ve fikir gruplarının bir mücadelesidir ki, bunları besleyen işte gene Yüksek Ruhî Zekâlar'ın bir ameliyesinden ibarettir. Bu mevzuu serbest bir şuur ve vicdanla tetkik ediniz. Size çok açık bir bilginin hemen hemen kendisini getirecektir.
S: Geçen celsede Müteal Zekâ tabiri geçmektedir. Tebliğin başlangıcında, 'Kâinatlarda mevcut olan varlıkların kaffesi, Yüksek bir Ruhî Organizasyon tarafından birer tez olarak meydana getirilmiştir' dediniz. Buna göre, Müteal Zeka'nın, Yüksek Ruhî Organizatörler ile aynı olması gerekiyor, çok eski celselerimizde verilen bilgilerde ise, Müteal kelimesi ile ifade edilen hususlar, Yaradan olan Allah'a atfediliyordu. Oysa, geçen celsede, 'Yaradan olan Allah, bu müteal zekâ’nın bu işleri yapması hususundaki müsaadesini veren, Mutlak Kudret Sahibi'dir' deniliyor. Sanki burada zıt bir durum var gibi görünmektedir, lütfen bu hususun aydınlatılmasını rica ediyoruz.
P: Müteal kelimesinin, kullanılış tarzına göre bir şümulü vardır. Her müteallik, yani şuur ve idrâkinin üzerinde olan bir realiteden bahsediliyorsa, bu şüphesiz Yaradan değildir, gene yaratılmış olan başka bir şeydir ki, geçen celsemizde bahsettiğimiz Müteal Zekâ bunlardan biridir. Kısaca, Müteal
kelimesi birçok isimlerin başına gelebilir. Müteal Kudretler dendiği zaman, bunlar, sizin fizik bedene bağlı olan kudretlerinizin dışındaki meknuz kudretleriniz demektir. Müteal Zekâ dendiği vakit de, muhakkak ki, bilinen zekânın çok üstünde ve onu şümûllendiren bir zekâ anlaşılmalıdır. Eğer, Müteal Varlık sözünün de izahını isterseniz, o zaman muhakkak kî, varlıkların en müteali, bizatihi kendinin sebebi olan Yaradan Kaadir-i Mutlak Allah'tır.
S: Klâsik bilgimiz bize, dünyada tekâmül etmek ve mektebi bitirmek üzere gelen ruhların tek hücreden, bitkiden, hayvandan insana doğru bir ruhî enkarnasyonlar geçirmek zorunda olduğunu anlatır. Bu husus doğru mudur?
S: Yoksa seçilen kadro, doğrudan doğruya insan bedeniyle irtibata geçecek bir kadro mudur?
P: Halihazırda, bir insan bedeninde tecrübesini tamamlamakta olan varlığın bir bitki, bir böcek veya bir başka canlı olarak tecrübesine devam etmesinin varlık noktayı nazarından hiç bir farkı yoktur. Fakat, enkarne olmuş olan ruh
bakımından, şuur noktayı nazarından büyük farklar vardır. Yeryüzündeki bir insanın enkarnasyon hayatı, muhakkak tek hücreli bir maddî mekândan, çok hücreli bir kompleks organik mekâna kadar gitmesi iktiza etmez. Böyle bir şart, böyle bir kanun da mevcut değildir. İnsan ruhunun tekâmülü maddeye tamamen bağlı olarak vukubulmaz. İnsan ruhu, ancak şuurun ihtiva ettiği kudretler nisbetinde bir maddî mekânın hakimi durumuna geçer. Bu maddî mekân neden yalnız sizin arzınızda mevcut olsun, bu maddî mekân neden yapı itibariyle bir hücreye, bir bitkiye, bir [hayvana] bağlı olsun, ona benzesin? Bu maddî mekânı niçin illa sizin kendi noksan bilginizin ifade etmiş olduğu bir sistematik içerisinde mütalâa edesiniz? Siz maddî mekânın, maddî buutun ve maddî kanunların şümulünü ve miktarını bilemezsiniz. Bundan şunu demek istiyoruz ki, bir ruh, tekâmül edecek olan bir ruh, tekâmülünü sadece bilinen kalıplar içerisindeki maddî vasatlarda ikmal edip inkişaf etmez. Maddenin terkibi, maddenin kombinasyonları sonsuzdur. Sizin tek hücreli olarak göstermiş olduğunuz bir varlığın imkânları, dünyanızın imkânları gibi çok kısır, çok dardır. Halbuki, başka bir sistemin başka bir tek hücrelisindeki imkânlar, sizinkinden kat kat fazladır.
Bu, aynı şekilde nebata ve hayvana da hatta insan bedenine de düşünülebilir. Görülüyor ki, bir ruhun arzınız üzerinde sıralanmış olan varlık biçimlerini ayniyle takip etmesi zarureti hiç bir şekilde mevcut değildir ve zaten bunlar birbirlerinden türemiş de değildir, birbirinin müştakı değildir. Her biri bir tip olarak mevcuttur ve onların her birinin genel tekâmül klasmanında maddî vasat olarak birer yerleri ve dahil oldukları şubeleri mevcuttur.
S: Bu varlıkların bu sıralanışı, aynı zamanda buna muadil olarak onlara bağlanacak olan ruhların da bir şuur sıralanışını göstermez mi?
P: Hayır, Maddî sıralanış, sizin indî sıralayışınızdır ve sizler varlıkların şuur kapasitelerine göre sıralanışını yapacak kadar bir idrâke ve bilgiye de malik değilsiniz, hata işlersiniz.
S: Klâsik spiritüalizmde kabul edildiği gibi, tek hücreden ve" diğer bitki ve hayvan gibi bedenli kademelerden bir tekâmül sırası geçirerek, ancak ruh müsait şartlara ulaştığı zaman insan bedenine enkarne olur. Öyle bir bilgi hasıl olmuştu. Acaba bu hata, hangi noktada yanlış düşünmekle başlamıştır?
P: Bu hata, hayat imkânlarının sadece dünyaya mahsus, tekâmülün sadece dünyanın bir noktasında başlayıp bir noktasında bitmesi fikrine dayanır. Sizin klâsik olarak vasıflandırdığınız bu bilgiler, esasında yarı yarıya yanlış bilgilerdir. Nitekim birçok mukaddes metinler de yarı yarıya yanlıştır. Fakat tekâmüle hadim olmakta devam ederler. Bu hususları ayrıca görüşmek iktiza eder.
S: Geçen celse, 'Yeryüzünün en büyük fonksiyonlarından biri, kendi kâinatı içerisinde bir laboratuvar vazifesi görmesidir' dediniz. Kendi Kâinatı tabirinden neyi anlamamız gerekir?
P: Dünya ve onun mukadder eşleri, diğer planetler, belirli bir fizik yapının, belirli bir enerjinin tekasüfünden meydana gelmiş bir organizmanın temsilcileridir. Sizler nasıl bir semada mevcut olan yıldızları, bu size göre gözüken parlaklıkları nazar-ı itibare alarak onları parlaklık sırasına göre sınıflamışsanız aynı şekilde, Kâinat içerisinde mevcut bulunan kürreler kendi fizik yapıları, taşıdıkları enerji ve hizmetleri bakımından da sınıflara ayrılır. İşte böylece meydana getirilen sınıflama ve bu sınıfa dahil olan planetler için 'kendi Kâinatı' tabiri kullanılmıştır.
S: Kendi Kâinatı kapsamına giren planetler, Güneş Sistemi dışında da olabilirler mi?
P: Evet. Çünkü her güneş sisteminde bir üniform hal mevcut değildir. Bir güneş, bir organizatör gibi muhtelif seviyedeki, muhtelif tekâmül derecesindeki varlıkları yani planetleri de bünyesinde mahfuz tutarak, onları sevk-i idare eder. Dünyanın kendine göre bir yapısı, bir enerji nev'i, bir polarizasyonu, bir avrası mevcuttur. Dünyaya inmekte olanların bunun hakkında ayrıntılı bilgisi vardır ve ona göre tertibat ve vaziyet takınarak bu inme işini tahakkuk ettirmeye çalışırlar. Sizden de, Kâinat içerisinde mevcut planetlere gitmek mevzubahis olduğu zaman, bu şartları bilemediğinizden büyük ziyanlara duçar olacaksınız. Ve hatta sizin ölçme cihazlarınız, göndermiş olduğunuz haber alma vasıtalarınız size ancak cihazınızın kapasitesi, enerji yükü ve polarizasyonuna uygun haberler iletir. Ve Öyle olmuştur. Ve binnetice, haber ilettiği menşein esasını değil, kendi kapasitesine göre almış olduğu intibalar iletilmiştir. Bunlar fizik bilginizin iki basamak üzerinde bulunan bir fizik bilgiyi ihtiva eder, ki o fizik bilgi şüphesiz enerjinin varyasyonları, maddî ortamları meydana getiren titreşimlerin vasıfları hakkında başka zaviyeden ve buuttan bilgilerdir.
S: Şimdiki halde dünyamızın bilim ve teknik seviyesi, ancak bu tarzda bir enformasyon almaya elverişlidir. Bunun dışında başka bir haber alma yolları düşünülebilir muhakkak. Acaba, Plân'ın bize bu hususta söyleyeceği şeyler olabilir mi?
P: Sizin sahanıza girmez. Ancak tebliğ halinde mütalaa edebileceğiniz bilgileri alabilirsiniz. Bu, beşerî formasyonun teşekkülüne bağlı bir husustur.
S: Geçen celse, 'Şüphesiz sizin kazancınız, normal bir tekâmül sistemi içerisinde bulunan diğer varlıklardan daha zor, fakat onlara nisbeten daha sür'atlidir tekâmülleriniz' dediniz. Bu durumdaki dünya insanından, Kâinat mekanizması noktayı nazarından, normal bir tekâmül sistemi içerisinde bulunan diğer gezegen varlıklarına nisbeten daha önemli şeylerin ifası mı beklenmektedir? Yani, yeni vaziyetlerin ortaya çıkışında görevli, fonksiyoner olan dünya insanı, başka dünyaların insanî evolüsyonlarmda fonksiyoner mi olacaktır, böyle anlayabilir miyiz?
P: Hayır, insanın tekâmülündeki süratlilik, bir devrenin son dilimine ulaşmaktan dolayı meydana gelen hızlanmadır. Bu hızlanış hali, eski devirlerdeki temposunu arttırmak suretiyle bugünkü halini almıştır. Dolayısıyle, beşerî faaliyetin, aksiyonun insan ruhuna temin edeceği idrâk ve enerji, böyle bir son dilime girmenin vermiş olduğu avantajdan dolayıdır. Yoksa, dünya üzerindeki tekâmül, diğer planetlere nazaran batidir. Çünkü şuur çok dar, bilgi az, otomatik çalışma, faaliyet o oranda fazladır. Bu ancak, tekâmül vetiresinin, olgusunun ağır bir şekilde meydana geldiğini gösterir. Fakat, dünya insanı eğer kendilerine verilecek olan imkânları yüksek hayır uğrunda ve gerçekten Rabbe hizmet tarzında kullanırlarsa, şüphesiz layık oldukları, vaktiyle işgal etmiş oldukları seviyeyi tekrar iktisap edebilirler. Bu tamamiyle dünya insanının ihtiyarına bağlıdır.
S: Gerek ruhsal kaynaklardan, gerekse ilmî çevrelerden öğrendiğimize göre, dünyamız, güneş sistemi ile birlikte yeni bir tesir kuşağına girmiş bulunmaktadır. Bununla ilgili olarak üç kısa soru: Birincisi, bu yeni tesirlerin dünya beşeriyeti üzerindeki etkileri nasıl tezahür edecektir ve etmektedir?
P: İçine girilmiş olan son devre dilimi, genel karakteri ile bir ayıklanmadır. Bu ayıklanmada, bütün realiteler, kendi gerçekliğini ispat etmek için mücadele etmektedir. Her varlık, kendi realitesinin doygunluğu içerisinde kalıncaya kadar her türlü teşebbüsü yapmakta hürdür. Kendi realitesinde tatmin olan varlık, eğer bunu başarı ile neticelendirebilmişse, muhakkak ki kendisine verilecek olan hayat düsturunu, gerçek, hakiki bilgileri alacak ve üstün bir hayatın şuurlu varlığı olmayı hak edecektir. En mütebariz vasıf budur.
S: İkincisi, bu tesir kuşağının icaplan nelerdir?
P: Bundan ne demek istiyorsunuz?
S: Girilecek bu yeni tesir alanında bizleri bekleyen hareket tarzları nelerdir, uyulacak icaplar nelerden ibarettir?
P: Kendi realitenizi pekiştirmek ve o realiteyi itmam etmek için lâzım olan herşey icaptır.
S: Üçüncüsü, bu yeni tesirlere ve şartlara uymak için biz dünya beşeri- olarak acaba ne yapmalıyız, daha kolaylıkla intibak etmek için?
P: Kendi realitenizi tâdil edip, daha üst bir realiteye çıkmanın şartları, sizin cemiyetinizin bilgileri dahilindedir, ve en iyisi budur. Başka hiç bir şekilde bilgiye ihtiyacınız yoktur. Elinizdekilerin kıymetini iyi takdir edip, sizlere şimdiye kadar öğretilmiş olanların hepsini yeniden mütalaa ediniz.Ve özellikle, vicdan mekanizmanızın inkişafına hizmet ediniz. Ve bilhassa, ruhî varlığınızın dağınıklığa uğramadan, cari realitelerin iğvasına duçar olmadan, yüksek prensipleri izleyiniz. İzlemekte musir olunuz.
S: Cilt-6.. Celse-8'de, ırksal farklılaşmadan bahsedilmişti.Bizim Âdem ve Havva'mız, yeryüzünde bölgesel şartlardan dolayı diyelim ki beyaz ırka mensup olarak halkedilmişti. Ve bu gelişme yeryüzüne yayıldıktan sonra, hem yeryüzünün bölgesel şartları, hem de ruhî ihtiyaçlarla diğer ırkları, farklılaşmaları mı meydana getirmiştir acaba?
P: Yeryüzünde gözüken ırklar, aynı zamanda insan, beşer tipinin birer temsilcisidir. Yani onlar, Evrensel Tipler'dir. Ona dahil olmayan sekiz ırk daha vardır ve hepsi on iki ırk eder. Sizin dünyanıza ve dünyanızın daha yukarıda bahsettiğimiz 'kendi kâinatı'na' dahil olan varlıkların fizikî, bedensel, ırksal vasıflan halihazırdaki olanlardır. Irklar birbirinden istihraç olmamıştır. Tıpkı, varlıklann birbirinden istihraç olmaması gibi...
S: Yeryüzünün şartları ırksal farklılaşmaya sebep olmuyor da, ruhî ihtiyaçlar mı sebep oluyor?
P: Yeryüzü şartları, beşer tekâmülünün, bilhassa ruhî varlığın şuurundaki tebeddülatı için herhangi bir müessiriyete, zannettiğiniz [gibi] bir müessiriyete malik değildir. Bu bilgilerinizi yavaş yavaş tadil etmeniz gerek. Bunlar, yanlış, ters bir görüntünün ifadeleridir. Fizik şartlar, ruhî şartlara bağlıdır. Ruhî kudret neyi gaye edinmişse, fizik şartlar bu kudretin gayesi istikametinde sıralanır ve biçimlenirler. Ve işte bu sıralanma ve biçimlenmenin şümulü ve istiabına göre de varlığın tekâmül kudreti ortaya çıkar. Yani, ruhî varlık fizik varlığı kendi iradesine göre ve İlâhî İrade'nin istikametinde ne derece yüksek kombinasyonlar halinde tertip ve tanzim edebilirse ve onlardaki enerjiyi kullanabilirse, varlık o derecede mütekâmildir denir. Binaenaleyh, yeryüzündeki ırk'lar birer fizikî, seyyal tertipte fizikî hassalan taşırlar. Sizlere göre, sizin ilminize göre bunlann anatomik ve fizyolojik yapıları, sadece rengi hariç aynı imiş gibi görünür. Fakat, ilerdeki bilgileriniz ırklar arasındaki fizikî farklılığın ince nüanslarını ve manalarını keşfedecektir. Ve o zaman hakiki manası ile yeryüzündeki tekâmül haritası tesbit edilebilir. Şüphesiz saf ırklar, karma ırkların yanında çok cüce kalmıştır. Ve böylece sizin dünyanızda da bir çok planetlerde olduğu gibi,artık bir, dejenerasyon, fakat bundan kurtulabilenler için bir Evrensellik Şuuru peyda olmaya başlamıştır.
S: 12 ırk ile, Güneş Sistemi'nin 12 gezegeni arasında ilişki var mıdır?
S: Dünyada mevcut ırklara enkarne olan ruhlar, değişik ırklara da enkarne olabilirler mi, yoksa belirli bir ırka enkarne olmak zorunluluğu var mıdır?
P: Devreler arasında böyle bir mecburiyet vardır. Yani her devrenin bir ırkı vardır. Yalnız, bizim ırktan anladığımız manayı biraz tasrih edelim: Siz ırkı, dış görünüş itibariyle fizik yapı olarak tasnif edersiniz. Halbuki bize göre ırk, bunu da içine almak suretiyle, esas olarak fizik bünyenin henüz sizlerce kavranılması çok müşkül olan, [fiziğe ait] vibrasyonel karakteri ve [ruha ait] polarizasyon karakteri ile tefrik edilir. Asıl ırk bu şekilde ortaya çıkar. Yani, beyaz derili bir insan tipi, birkaç ırkı temsil edebilir. Öbürleri de öyle,
S: Bizim sorularımız bitti. Spontane olarak söyleyecekleriniz varsa, onları dinlemek isteriz efendim,
P: Kâinatta Asal Kanunlar, en küçük bir inhirafa uğramadan ödevlerini yerine getirirler. Bu kanunlar, hakiki manası ile birer İlâh'tırlar. İlâhlar, şüphesiz canlı varlıklar değildirler. İlâhlar, Kaadir-i Mutlak Yaradan'ın kanunlarından başka bir şey değildir. Dolayısıyla, İlâhlar olarak vasıflandırılacak her varlık ancak, bu kanunun adamı olabilir. Kendisi değil. Öyleyse, intişarına sebep olduğunuz 'İlâhlar Kozmonotlar mıydı?' sözü yanlıştır. İlâhlar, kanunlardır. Kozmonotlar, bu kanunların birer tatbikçisi, belki sadece vâiz-i kanundur. Kanunu şerh edebilir, kanuna uygun yaşanılmasını bildirebilir, ihtarda bulunabilir. Bu bilginin verilmesi iktiza etmiştir. Yanılmayınız. Ve hiç bir idrâk, zekâ, şuur sahibi mahluk, kendisini İlâh mevkiine koymaz.
S: Geçen celsede, 'Sizin klâsik olarak vasıflandırdığınız bu bilgiler, esasında yarı yarıya yanlış bilgilerdir. Nitekim birçok mukaddes metinler de yarı yarıya yanlıştır. Fakat tekâmüle hadim olmakta devam ederler' dediniz. Bu bilgiler, kademeleri farklı olmakla beraber, Ruhsal İdare Mekanizmaları ve ruhsal kanallar vasıtasıyla verilmiştir. Yüksek ruhsal irtibatların yanlış değil de, noksan bilgi vermeleri muhtemeldir. İleride yapılacak başka bir irtibatta sizin vermiş olduğunuz bu bilgiler için de yan yarıya yanlış bilgilerdir denirse,biz nereye tutunacağımızı şaşırabiliriz düşüncesindeyiz. Ayrıca yanlış bilginin tekâmüle hadim olması nasıl mümkün olabilir? İnsanlığa yanlış bilgi verilmesi İlâhî Kanunlara uyar mı?
P: Beşerî kültürünüz ve çalışmalarınız çok dar ve mahdut bulunmakla beraber, samimiyetinize binaen bu sorunuzun cevabını veriyoruz: Önce verdiğimiz bilginin içerisini iyi araştıramamışsınız. Ruhî İdare Mekanizması, hangi devrede olursa olsun, verdiği şeyi doğru verir ve bunu mümkün olduğu kadar hedefine ulaştırmaya çalışır. Mekanizma gibi pek yüksek bir ihtizaza haiz, sizlerin tasavvur [unuz] dışı ruhî ihtizazlara haiz bir mekân'dan, makam'dan gelecek olan tesirin, bir varlığın beyninde kelâma dönüşebilmesi için, fevkalâde çok değişik mekanizmalar arasından geçmesi, süzülmesi, kabalaşması gerekir. Bir defa, böyle bir geçiş esnasında hakiki mana, söylenmek istenen yüksek hikmet, geçiş mekanizmasının tenevvüüne göre kapanır, bükülür, kabalaşır. îşte mukaddes metinlerdeki sembolizmin sebebi...
— Bir defa, birinci bölümde, sembollere bürünmesiyle, gelen ilk tebliğ zayıflamıştır. Yani bir peygamberin sinesine düşünceye kadar pek çok transformasyondan geçer ve zayıflar. Son vericinin takati nisbetinde, kudreti ve şümulü nisbetinde bir kelâm peygamberin, velinin, sezgi sahibinin sinesine düşer. Bu gelen, asla, ilk çıkış yerindeki kudret ve tesire haiz değildir.
— İkincisi, insanlann zaptedebilme güçleri ve bunun kifayetsizliği ve dejenerasyonudur. Bir ilâhî ilham bir ferde gelir, bu fert bunu çeşitli şekilde ifade eder: Ya sözle söyler veya yazar. Sözle söylediği zaman, muhitinde bulunan kimseler tarafından ya tespit edilir, ya hatırda tutulur. Bunların hepsi neticede tahribe uğrayacak, ferdî ruhun iradesine, arzularına, seviyesine uygun şekilde gitgide değişik tarzlar alarak, o zamandan bu zamanlara kadar intikal edecektir. Hele yazılmış olan metinleriniz, birçok noktalardan fevkalâde hatalarla doludur. Bu hatalann müsebbibi, doğrudan doğruya, baştan aşağıya stresslerle yüklü [olup] bu metinleri kendi malı sayan muhtelif varlıkların elinin işidir. Bundan şunu anlamalısınız ki, mahrecinden gelen bir tesir, gayesine ulaşıncaya kadar muhtelif tadilata uğrar, mümkün olduğu kadar özünden kaybetmeden ifade içerisine gömülür. Fakat bundan
sonraki mukadderi, artık bunu alanların elindedir. Şayet bugün elinizdeki mukaddes metinler tam manasıyla safiyetini muhafaza etmiş olsaydı, bir defa, üstüste birbirini tashih edici manada kitaplar olmazdı. Ve nihayet, sizlerin de vakıf olduğunuzu tahmin eyleyerek, Ruhselman kanalıyla verilmiş
olan metinlerin de mevcudiyetine lüzum kalmazdı. Bu kadar.
S: Mukaddes metinlerin çeşitliliği, dünya laboratuvarında çeşitli tekâmül sistemlerinin denenmesi dolayısıyla diye bir netice çıkarmıştım geçen celselerde. Şimdi de, çeşitli mukaddes metinlerin birbirlerini tamamlamak maksadıyla nazil olduğu ifade edildi. Bir yanlış anlamaya meydan vermemek için tekrarını istirham edeceğiz.
P: Mukaddes metinler, insanoğlunun elinde muayyen [bir] süre zarfında orijinali tetiğini muhafaza eder. Fakat gitgide zayıflayan bir alâka, buna mukabil gitgide gelişen bir realite yüzünden mukaddes metinlerin kendileri tahrife uğrar. Ve İşte bu yüzden tahrif edilmiş olan metinler bir sonrakiyle takviye edilir, düzeltilir ve bakiye sağlam kalmış olanları da tasdik edilir. Anlaşılmış mıdır?
S: Şu halde çeşitli metodların denenmesi olmuyor. Birbirini takviye edecek şekilde, mukaddes metinler bugüne kadar bildiğimiz mutad tekâmül sistemini devam ettirmektedirler.
P: Aşağı yukarı böyledir.
S: Dr. Bedri Ruhselman'ın kitabını da mukaddes metinler meyanında sayabilir miyiz?
P: Şüphesiz! Evet, başka soru..?
S: Dünyanın bir laboratuvar olarak kullanılmasının gayesi ve fonksiyonunun, kâinat noktayı nazarından ne olması gerekir diye düşünüyorum? Bu arada Buda, Musa, İsa, Muhammed.. ruhî kudretlere ne yolda hizmetle görevlendirilmiştir? Bu görevlerinin prensipleri nelerdir, bunları izah etmek
mümkün müdür?
P: Arzınızın son devreleri, bir laboratuvar tecrübesini andırır şekilde, çok karmaşık tecrübelerin yapıldığı bir yerdir. Kâinatın birçok yerlerinde sizin gibi bir mukadderi taşıyan mekânlar mevcuttur. Şunu demek istiyoruz ki, laboratuvarlık ödevini icra etmek, bir aşağılatıcı durum değildir. Hemen hemen her planet, bu safhaları geçirmiştir veya geçirecektir. Bu laboratuvarda değişik derin tetkikatlarda bulunan varlık manzumeleri, ceste ceste, dalga dalga büyüyüp genişleyerek ait oldukları planetlerin dahiline girecekler ve hakiki ihtiyaçlarının ifadesi olan gerçek tecrübelerini yapacaklardır. Demek oluyor ki, burası bir seçme, bir öğrenme, bir temrin yeridir. Egzersiz yeridir. Bu hal, sizin arzınızın bir icabıdır. Kozmik yaşı bunu gerektiriyor. Muhakkak ki, çok daha sonra, o, değişik bir laboratuvar hüviyetinden çıkıp, standart bir imtihan, öğrenim ve yaşama muhiti haline gelecektir. Bu geçicidir. Böylece, gayeyi ve fonksiyonu size göre izah ettik. Devam ediniz, başka soru?
S: Geçen celse, 'Yeryüzündeki bir insanın enkamasyon hayatı, muhakkak tek hücreli bir maddî mekândan çok hücreli bir kompleks organik mekâna kadar gitmesi iktiza etmez' denildi. O zaman varlık, beşer seviyesine gelinceye kadar bitkisel, hayvansal planlardaki tecrübeleri nasıl tamamlamıştır?
P: Başka planetlerde tamamlamıştır. Bir bitki, bir hayvan organizmasını kullanabilecek hale gelmek için, muhakkak ki bir kurt veya bir mısır tarlasında enkarne olmak şart değildir evlâdım. Bu bir şuur ihatası ve bilgidir. Siz bunu enkarne olmadan da, ruhsal yaşantınız içinde de temin edebilirsiniz. Siz mücerripsiniz, yani deneyci mahlûklarsınız.Ve sırf kendinizi denemek için, kendinizi daraltarak, karartarak kaba maddî bir organizmanın dahiline nüfuz edersiniz. Ve onun imkânlanyîa Kâinat'ın başka sırlarını, bilgisini almaya çalışırsınız. Mekanizma bu kadar basittir! Siz eğer gerekirse geçici bir zamanla bir maymunun, bir arslanın tecrübe hayatını derinden müşahede etmek üzere ona hulul edebilirsiniz. Bu hal, bir reenkarnasyon değildir. Gerilemek de değildir. Siz mücerripsiniz. Sizlerden fevkalâde yüksek bir şuur zenginliğine malik mütekâmil bir varlık pekâlâ medyumunuza enkarne olmuyor mu? Onun zihni ile, onun sözüyle, onun fizikî ve elektrikî sahasıyla alâka kurup, sizlerin üzerinde tecrübe yapmıyor mu? Mekanizmalar, İdareci Fonksiyoner Gruplar sizlerin idarenizi, toplumların sevk-i idaresini ne ile yapar zannedersiniz? Onun için Mukaddes Kitabınız Kuran'da, «... biz size şah damannızdan da yakınız...dendiği zaman, bunun bir manası da budur. Onlar, fonksiyoner idareci mekanizmalar varlıklara enkarne olmuşlardır. Ve onlarla görür, onlarla işitir, onlarla söyleşirler ve onlan bu derecede yakından takip edip geliştirmeye çalışırlar. Onların insana enkarne olması bir gerilik midir? Sizin de bir [hayvana] enkarne olmanız bir gerilik sayılmaz. Bu anlattığımız hususlar, tekâmül vetiresinin oluş mekanizmasının yeni bir izahıdır. Dikkatle üzerinde durunuz. Ve peşin fikirlerinizi terkediniz.
S: Türlerin basitten başlayıp, kompleks olana doğru birbirinden geldiğine dair biyolojik deliller vardır. Bugün de, küçük farklarla da olsa her türde gelişmeler, yani yeni türün oluşumuna doğru gelişmeler görülmektedir . Bu durumda, her tür'ün ayrı ayrı ve doğrudan doğruya mevcut olmasını bilim kabul edememektedir. Bu konuda ne dersiniz?
P: Sizlerin takip etmekte olduğunuz ilmî yol veyahut müşahede [yolu], ana kaynaktan, gövdeden aynlmış, talî yollara girmiş bir durumdadır. Tekrar onun ana yola ulaşabilmesi için bir hayli çetin devrelerin ve idrâk zorlamaîannm meydana gelmesi zarureti vardır. Bu bakımdan., türlerin orijinal varlıkları hakkında ifade edeceğimiz sözler şüphesiz sizin bugünkü malûmatınız kapsamında bulunmayacaktır.
Yeryüzünde mevcut bulunan bitki, hayvan ve insanlar birer prototipe mâliktirler. Nev'ilerin birbirinden farklı neticeler arzetmesi gayet normaldir. Çünkü hepsi tekâmülün seyri içerisinde ve tedriç nizamına bağlı olarak elde ettikleri melekelerin maddî görünüşlerini ifade ederler. Bir tür, yani Nev'i,
bir zaman sonra farklı bir durum arzetse bile, bu durum prototipten netice itibariyle % 5, % 10 civarında farklı olabilir. Ve bu fark, o prototipin muktedir olduğu ruhî potansiyelin kendisine en ufak bir zarar dahi getiremez. Unutmayınız ki,tekâmül etmekte olan Ruh (varlık), kendi bedeni üzerinde iradesinin ve tecrübesinin genişliği nisbetinde tasarrufta bulunabilir. Bunu, kişiliğin teşekkülünden evvel görülen bir modifikasyon olarak tadil eder. Kendisine has bir hale getirmeye çalışır. Böylece bir varlık yavaş yavaş hakiki saadetini, yani benliğinin kişileşmesini temin edinceye kadar bağlanmış olduğu maddî organizmayı şu veya bu şekilde tadil edebilir.
Bütün varlıklar, bir prototip halinde müstakilen meydana getirilmiştir. Varlıkların bağlı olduklan ruhsal plânlar kendilerini devamlı olarak enerji ve bilgi bakımından beslediği için bunlann maddî görüntüleri arkasında da tedahüller, benzeşimler vukubulur. Bitkiler ve hayvanlar grup ruhları tara-
fından sevk ve idare edilirler. Grup ruhları, daha doğrusu grup ruhu bir hayvan türünü hakim [yani esas] olarak ele alır ve bu kalıp içerisinde oraya enkarne olmuş olan varlıktakileri sevk ve idare eder. Bunlann muayyen zamanlar içerisinde tekâmülünü temin etmek üzere faaliyetlerini kontrol eder, yürütür, dirije eder. Grup ruhu, bütün varlıkların müstakil ruhlarından daha doğrusu ferdî ruhlarından başka bir ruhî antitedir.
Halbuki insanda, bu grup ruhu sözkonusu olamaz. Zira, insanın bizzat kendisi şahsiyetini kazanmış, egosunu meydana getirmiş bir durumdadır. Bitkilerde ve hayvanlardaki türlerin farklılaşması, birbirlerinden meydana geliyormuş gibi gözükmesi, tamamen bir grup ruhunun hakimiyetinden ileri gelir ki, bu grup ruhu hayvanların muhtelif ve bitkilerin çeşitli şekille almalarını ve birbirlerinden çeşitli farklarla türemelerini temin etmek suretiyle gruplarına dahil olan varlıklann muhtelif şekilde görgü ve tecrübelerini temin etmeye çalışır. Meselâ, bir kedi prototip olarak meydana geldiği zaman, o,
bir varlığın enkarnesi için teşkil edilmiş bir yapıdır. İnhilâl ettiği (çözüldüğü) zaman, toprakla beraber aslına döner. Bu yapının [bir] evolüsyonu mevzubahis olamaz. Kedi, maddenin daha seyyal parçalanndan meydana getirilmiş bir bütün, netice itibariyle bir inşaattır. Bunu etkisi altında tutan bir varlığın tekâmülü sözkonusudur. Ve asıl varlık odur. Ve bu safha içerisinde bulunan varlık, şahsiyet sahibi olamadığı için idrâki o safhada gelişmediği ve neşvünema bulamadığı için bir grup ruhuna bağlanmıştır. Bu bir organizatör ruhtur, bir plândır. Dolayısıyla kedinin maddî kopyalarının gitgide farklılaşması, muhtelif şekiller alması, büyümesi, küçülmesi, tüylerinin uzayıp kısalması, renginin değişmesi, huyların değişmesi, bunlar tamamen bu vasıtayı kullanan varlıkların ihtiyaçlarına ve kabiliyetlerine göre meydana çıkar. Nitekim, siz normal bir kediden, anormal bir varlık meydana geldiğini gördüğünüz zaman burada bir dejenerasyon var dersiniz. Gene aynı kediden, kendi anasından daha üstün vasıflı bir kedi gördüğünüz zaman rejenerasyon var dersiniz. Bunların hiç biri maddenin kendi marifetiyle vuku bulmaz. Bunlara bir tesirle enkarne olmuş olan varlığın dahli vardır. Ve bu dahil, % 99'dur. Bu bakımdan, türlerin birbirinden gitgide daha mütekâmil şekiller aldığım iddia edemezsiniz. Mikroskobik nazarda birbirlerinden farklı biçimler aldığını iddia etmek, bunların muhakkak birbirlerinden meydana gelmiş olduğuna delil teşkil edemez, Herşeyden evvel bu vasıtalan kullanan ruhî varlıkları ve bilhassa bitki ve hayvan sahasında grup ruhunun hepsine şamil bir üstünlüğü ve hepsini biribirine ekleyebilecek derecede bir kudrete sahip olduğunu düşünmelisiniz.
Türler arasında meydana gelen farklılığın ne istikamette olduğu insanlar için meçhuldür. Mükemmelleşmiş midir, gerilemiş midir, olduğu yerde durmakta mıdır, yoksa bilinen bütün istikametlerin dışında başka bir yöne doğru mu gitmektedir? Yani maddî vasıtayı bu istikametlere doğru sevkeden ruhî kudretin nasıl bir evolüsyon geçirdiği hiç bir bilim adamınızın malûmu değilken, elinizde mevcut bulunan bir kaç müşahedeyi gerçek prensip olarak ortaya koymanız biraz gariptir...
S: Günümüzde, tek hücreden başlayarak gittikçe çoğalıp insan safhasına gelen bir yapının geçirdiği safhalar, biyoloji tarafından ortaya konmuştur. Bu safhalardaki gelişim diğer canlılarla aynı oluyor. İnsan, tek hücreden doğuncaya kadar geçirdiği gelişim safhasında, aynı safhadan geçen diğer canlıların da prototiplerini bünyesinde taşıyor. Rüşeym halindeki insan ceninlerinde galsame bulunduğu tesbit edilmiştir.
S: Maksadım, insan biyolojik tekâmülünün, insan haline gelinceye kadar tek hücreden başlayan tekâmülün içinde bu halkaların mevcudiyetidir. Demek istiyorum ki, bu halkalar bir sıralanış ifade eder. İnsan ruhu bu seyirden geçmiştir. Bu uzun ve yüzyıllara karşılık olan tekâmül de 9 ay gibi kısa bir safha içerisine sıkıştırılarak, maddî hamuru yoğurup şekil vermektedir.
P: Burada, bir noktayı söylemenizi beklerdim: Bir insanın biyolojik olarak iki farklı yumurtadan başlayıp, insan formunu alıncaya kadar geçirmiş olduğu bütün safha, ruhun kendi bilgisi ve görgüsü ile alâkalı bir tekâmül safhasıdır.
Çünkü sizin varlığınız, yani ruhunuz hücre dediğiniz maddî ortamdan başlayarak şu günkü kompleks bedeninizin bulunduğu safhaya kadar çok geniş bir zaman skalası içinde tekâmüle tâbi olmuş, öğrenim görmüş ve tesir almıştır. Şunu anlatmak istiyoruz ki, bir ruhun, bilhassa insan bedenini idare edecek, ondan istifade edebilecek safhaya gelmiş bir ruhun gayrişuur muhtevası içerisinde bu evolüsyonun, bu maddî evolüsyonun bütün maketleri ve kopyaları mevcuttur. Böylece varlık, en basitinden yani onun için en eski fakat en iyi bildiği bir başlangıçtan, tesirin yayılması prensibine uygun olarak hücreden başlamak suretiyle kompleks vücuda kadar çıkar. Bu hal zaten onun için normaldir, zira tekâmülü süresi içerisinde bu safhaları, bu görgü ve tecrübeyi zaten geçirmiştir. Bu hal hiç bir zaman, yeryüzünde ve başka planetlerde mevcut olan varlıkların aynen bu safhadan geçtiğinin bir delili, itirazsız sapasağlam bir delili olamaz. Fakat insanlığın şu sırada elinde bulunan bilgisi ve görüş açısı, henüz bu tarzda düşünmeyi mümkün kılacak kadar evrenselleşmemiştir. Sizlere bunları gösteren bilim adamlanmz, ruhî bir evolüsyonu, ruhî bir antiteyi (varlığı) suret-i katiyede zikretmezler, edemezler. Bu bakımdan ve daima münakaşalı bir bilim içerisinde bulunmaya mahkûm oluyorsunuz.
S: Türlerin birbirinden ayn olarak teşekkül etmesi, birinden diğerine bir intikal olmamasıyla mümkündür. O halde, bütün türler hangi organik maddeleri müstakil olarak kullanmışlardır da birbirlerinden bağımsız olarak türemişlerdir,mevcut olmuşlardır? Hiç birisi diğerinin malzemesinden istifade etmemiş midir?
P: Fizik kâinatın her türlü unsurundan herşeyin yapımında istifade edilir. Maddî varlıklar, bizatihi bir enerjiye, bir kudrete, bir inisiyatife, bir zekâya sahip değildir. Sözlerinize dikkat ediniz. Onlara ruhun haricinde özel bir hüviyet, bir zekâ, bir idrâklilik veriyorsunuz. Fizik âlemin, sorarım size,hakiki yapı taşı nedir?.. Buna cevap veremeyeceksiniz, ve zaten de vermenizi istemiyoruz, öyleyse, şuna dikkatinizi çekeriz ki, organik maddelerin yapı taşı hücre değildir. Yani varlık, hücreyi hakimiyeti altına alarak onu geliştirmeden de çok evvel bazı unsurları, bazı prensip ve esasları etkisi altına almaya mecburdur. Eğer siz o safhaya erişmişseniz, göreceksiniz ki hücre ve diğer ondan daha farklı ve daha gelişmiş topluluklar hiç bir şey ifade etmez.
S: Yani türlerin birbirinden müstakil teşekkülü bu safhada başlıyor ve ilgisiz olarak meydana geliyor diyorsunuz.
S: Yalnız bunun için dünyanın belirli fizik şartlar içinde bulunması gerekiyor. Çünkü bugün bu bahsedilen durum açıklıkla müşahede edilemiyor.
P: Edilemez. Herşey bir nüfuz ve nazarın genişlemesine bağlıdır. Müşahede imkânlarınız nedir? Netice itibariyle, bir takım basit aletlerle iş görürsünüz. Ve onların vereceği bilgiyle mahsursunuz. Bunu hem mikro, hem makro âlemde ayin şekilde yapıyor ve fakat kesin konuşuyorsunuz.
S: Şu anda bedenimi idare eden ruh, aynı zamanda başka bir varlığa, sözgelimi bir bitkiye, bir hayvana veya bir diğer insana enkarne olabilir mi?
P: Enkarnasyondan maksadınız nedir?
S: Şu anda beni alâkadar eden ruhum, başka bir varlığıda alâkadar ediyor mu? Onu da kontrol altında tutuyor mu?
P: Doğrudan doğruya değil... Yani siz hem bir insan bedenini sevk-î idare ederken, hem [de] bir gelincik çiçeğini sevk-i idare etmezsiniz. Aynı zamanda bir kediyi de sevk ve idare etmezsiniz. Fakat siz dolayısıyla kedinin sevk ve idaresinde bulunan varlıktan bazı şeyleri alır, ona bir çok şeyleri verebilirsiniz. Burada halledilmesi gereken en esaslı mesele, enkarnasyon tabirinin iyi anlaşılmasıdır. Daha doğrusu bundan ne anlaşılması gerektiğidir... Genellikle öğretildiği gibi bir ruhun bir bedene bağlanması bir insanın bir odaya kapatılmasıyla eşit tutulmuştur. Odanın her tarafında dolaşan varlık, odanın dışına çıkamaz. Bütün hürriyeti odanın duvarlarıyla
çevrilmiştir. Siz buna, ruhun enkarnasyonu diyorsunuz. Halbuki bir ruhun bedene olan hakimiyeti dört duvar arasına kapatılmış bir varlığın durumuna benzemez. Maddî bedenle olan ilişkiler, muhtelif tesir sahalarından ibaret olan çeşitli kademelerin araya girmesiyle vukubulur. Esasında beden,ruh için bir gölge olaydan ibarettir. Yani sizin şu anda kendiniz hakkınızda olan bilginiz, ruhunuzun kendisi hakkında olan bilgisi demek değildir. Ruhun, gerçek şuur sahibi varlığın, mahlûkun, bedenle olan irtibatı bir gölge olaydır, demiştik. Bu tıpkı duvarda kendi gölgesini seyreden, onun hareketlerini müşahede eden bir kimsenin vaziyetine kabaca benzer. Sizin gölgenizin mevcudiyetinin hakiki varlığın mevcudiyetine bağlı olduğunu bilirsiniz. Dolayısıyla beden de, hakiki varlık olan ruh'un mevcudiyetine bağlıdır. Ve beden üzerinde meydana gelen her türlü değişiklik, her türlü tadilat, başkalaşma, onu kullanan varlığın kudretleriyle mümkündür.
S: Ruh'un bütün ilgisi sadece bedenle olmamalı, Ruh'un başka meşguliyeti yok mudur? Bedeni bir tesirle yönetiyor, fakat diğer tesirlerini ruh ne yapmaktadır?
P: Şüphesiz varlık, bütün şuur kudretini bir beden içerisinde mahfuz etmemiştir. Orada saklamamış tır. Orada teksif etmemiştir. Muhakkak ki pek büyük kısmı Yüksek Ruhsal Plânlar'in, ruhî vasatlann maddî ihtizaz dışına taşmış yüksek ihtizaz sahalarının tesirleriyle ünsiyet içerisinde ve başka vasatlarla alâkalı durumdadır. Fakat bunu hiç bir zaman kontrol edebilecek bir vasıtanız yok. Çünkü halihazır durumunuz, yani kendi büyük, geniş ve kudretli realitenizi teşkil eden yüksek şuurunuz[a] olan istikametiniz, beden kanalıyla, bedene bağlı olan şuurunuz kanalıyla vukubulmaktadır. Bu bakımdan, serbest yanlarınızın nasıl çalışabileceği hakkında şahsı bir gözlemle herhangi bir husus elde etmeniz mümkün değildir. Bu ancak, bu safhanın dışında varlığım devam ettiren bir varlık tarafından size bilgi olarak verilebilir.
S: Grup ruhu, onun faaliyetleri ve 'hulul yoluyla enkarnasyon' arasındaki münasebetleri rica edeceğiz.
P: Bunlar hakkında gelecek celsede görüşelim.
S: Mümkünse cemiyetimizin, içinde bulunduğumuz memleketin ve dünyanın veçhesinden bahsetmenizi dileriz.
P: Planetiniz, normal evolüsyon icaplarını yerine getire getire bir mesel yolu içerisinde hızla ilerlemektedir. Üzerinde enkarne olan varlıkların gerek kozmik mevkii, gerek Güneş Sistemi olarak mevkii, gerekse arzınızın maddesel olarak geçirdiği evolüsyondan dolayı, derin teşevvüşler içerisinde bulunması da normaldir. Bu teşevvüşler, her tekâmül toplumunda, vasatında kendine uygun bir şekilde yol aramakta ve teşevvüşün bitmesini, ortadan kalkmasını sağlamak içinde mütemadiyen gayret göstermektedir. Yalnız, bilgileri kifayet etmediği için, mütemadiyen gayret gösterme, semeresiz olmaktadır. Daima hareket hâlinde olmak yerine, zamanında hareket hâlinde olmanın idrâkine ulaşıldığı zaman, pek büyük yollar katetmek mümkün olacaktır. Faaliyet, yani aksiyon, hayatın mayasıdır. Faaliyet, tek başına varlık değildir. Faaliyet bir küldür (bütündür) ve bütün faaliyetler birbirinin sebebi ve neticesidir. Bundan dolayı, verimsiz faaliyetler terkedilmeli ve genel ahenk içerisinde meydana gelen faaliyet zamanlarında, varlık, faaliyet göstermelidir. Şüphesiz, bu, bir bilgi ve idrâk meselesidir. Böylece ego seviyesinde, nefsanî seviyede bulunan varlık, nefsanî itmelerin tepkisi altında ve cahilane olmak üzere gösterdiği faaliyetlerin semeresini, büyük ızdıraplarla, zorluklarla ve zaman kaybıyla temin eder.
Bilgisi ve idrâki gelişmiş olan bir varlık için; telâş, boşuna enerji sarfı ve üzüntü mevzubahis değildir. Gerekli olan cehdi, hiçbir enerji israf etmeden lâzım olan yerde kullanır. Ve zamanında semereyi alır. Kabaca önünde yürümekte olan zaman şeridi üzerinde sıralanmış hadiseleri, malzeme ve bil-
giyi, tıpkı yürüyen bir kayış (band) misali, yeri geldiği zaman istiğmal eder. Sırası kaçan bir işin ifası için boşuna enerji sarfetmez. Sırası gelmeyen bir işi de yapmak için telâş hâlide göstermez. İşte sizlerin ve insaniyetin en büyük noksanınız budur. Bu, Kâinat Prensipleri'nin, Kâinat Modülasyonları'nın
işleyişi hakkında hiç bir bilgiye sahip olmayışınızdan doğar. Bütün problemlerinizi nefsaniyet ışığı ve perdesi altında mütalaa ettiğiniz için, daima karşılaştığınız hadiseler bu tertipten olmaktadır. Istırabınız gittikçe artacaktır. Şikâyetiniz gittikçe çoğalacaktır. İnsanlık için günlük güneşlik havalar nadiren bulunacak havalardır. Fakat, idrâkini genişletmiş, görüş açısını değiştirmiş kimseler için ıstıraplı hayat, sadece bir tecrübeden ibaret kalacaktır.