“Çanakkale geçilmez! Geçilmedi! Geçilmeyecek!” diye yazıp çiziyoruz günlerdir. Ne mutlu bize ki o neslin torunlarıyız. Ne kadar övünsek az. Vatan için gözünü bile kırpmadan, yardan da, serden de geçebilen, çeliğe, demire karşı eti ve kemiği ile sarsılmaz bir iman duvarı ören alperenlerin kanını taşıyoruz.
Buraya kadar her şey güzel, çok güzel, yine de insan düşünmeden edemiyor; Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde bütün ihtişamıyla ortaya çıkıp bize bu günümüzü armağan eden o milli şuur, birlik, beraberlik anlayışı, vatan sevgisi nasıl oldu da bu kadar kısa sürede emperyalizmin karanlık oyunlarına yenik düştü. Er meydanlarında kazanılar başarılar da, cumhuriyetimizin kurucu iradesinin Ulu Önder Atatürk önderliğinde gerçekleştirdiği bütün o kazanımlar da bir bir elimizden kayıp gitti. Mazinin kahramanlık öyküleri ile kendimizi avutup duruyoruz.
Gelinen noktada terör tehdidi altında korka korka yaşıyoruz. Tam bağımsız bir ülkeyiz görünüşte ama dört bir yanımız ateş çemberi adeta. Barışçıl (barış yiyen anlamında olsa gerek) olduğunu iddia eden, görüntüde halkların kardeşliğini savunurken özünde milli üniter devlet yapısını dinamitleyerek ayrışmaya ve bölücülüğe hizmet eden şer odakları istisnasız hemen her gün bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermektedirler çirkinliklerini. Acı haber gelmeyen günümüz yok gibi. Daha da kötüsü gittikçe bu yanlış gidişe alışıyoruz.
Emperyalist güçler, zamanında topla, tüfekle, enva-i çeşit silahla vatanımıza el koymayı denediler, başaramadılar. Lakin 1800′lü yılların başından itibaren yapageldikleri Anadolu ve Orta Doğu’yu sömürgeleştirme planlarından da asla vazgeçmediler. Bütün uygulamalarını milli şuur zemininde şekillenen millet kavramına dayalı milli üniter devlet ekseninde yürüten ve bu milli duruşu zafiyete uğratacak her türlü gelişmeye karşı kararlı bir dik duruş sergileyen Gazi Mustafa Kemal ve çalışma arkadaşları onların bu hain planlarını önemli ölçüde sekteye uğrattılar. Ancak Atatürk sonrası gelen yönetimlerin aynı kararlılığı devam ettirememesi neticesinde adım adım aynı karanlık günlere geri döndürüldük.
Bugün yaşadığımız sıkıntıların temelinde işte bu milli şuurdan uzaklaşılmak suretiyle milli devlet olgusunun zafiyete uğratılması ve bunun sonucunda toplumun ortak hedefler belirlemek yoluyla oluşturduğu ülkü birliğinin tesis edilemez hale gelmesi yatmaktadır. “Her türlü milliyetçiliği ayakları altına alan”, devleti ele geçirmek için adeta kendi milletine düşman bir anlayışla ne kadar resmi kurum, kuruluş var ise tarumar eden zihniyet “açılım” ihanetiyle milli devlete son darbeyi de vurmakta bir beis görmedi. Aynı dönemde “analar ağlamasın” aldatmacasına milleti inandırabilmek için şehit gelmemesi adına hükümet iradesiyle karşı operasyonların engellenmesi bölücü unsurlara ülke içinde ellerini kollarını sallaya sallaya örgütlenme imkânı sundu. “Akil” denen gezici ekipler eliyle milletin tepkisi hafifletilmeye çalışıldı. Bölücü terör örgütü ile iç ve dış destekçileri güdümünde milletten gizli yürütülen görüşmeler de eş zamanlı olarak yürütüldü. Netice: Bir defa daha yine iş işten geçtikten çok sonra farkına vardık ki; fena halde “aldatılmışız”. Sonrası bildiğiniz gibi. Şimdi teröre göz yumarak yerleşmelerine fırsat verdiğimiz şehirlerimizi işgalden kurtarmak telaşındayız, her gün gelen şehit haberlerine yaş dökmekten “analar ağlamasın” masalı anaların kanlı gözyaşı denizinde kayboldu gitti.
Türkiye Cumhuriyeti bütün bu ateş çemberinden tek bir yolla kendini kurtarabilir. O da zamanında kurucu iradenin gösterdiği kararlılığı ve milli duruşu acilen ve de eksiksiz olarak yeniden hayata geçirmekle mümkündür.
Allah(cc) milletimize ve devletimize zeval vermesin...
Âmin.