Ama Dablam, Himalaya
Photo: Ben Lowe (Unsplash)

seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia

seen from Saudi Arabia

seen from Saudi Arabia
seen from United Kingdom
seen from Hong Kong SAR China
seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Yemen
seen from United States
seen from Portugal

seen from Saudi Arabia
seen from Japan
seen from Norway

seen from Saudi Arabia
seen from United States
Ama Dablam, Himalaya
Photo: Ben Lowe (Unsplash)
Enjoy the diversity of the dramatic landscape that southern Morocco Experience the Moroccan Sahara Desert on a 5 day with
Eylül’de Mudanya’da AŞK başkadır… @gelinlikbursa #Mudanya #montania #montaniahotel #MehtapGulerCouture #gelinlik #gelin #bursaligelin #bride #BridalDresd #White #wedding #dreamdress #couturebridal #demetriosbride #cymbeline #chloesposa #bursaaksesuar #gelincicegi #aksesuar #evlilik #dugun #hazirgelinlik #ithalgelinlik #fashion #bridalstyle #love #gelinaksesuari #gelinayakkabisi #savethedate #weddingphotography (Mehtap Güler Gelinlik) https://www.instagram.com/p/CUPTLGzI-fi/?utm_medium=tumblr
- 06112017 🌊🌊 "Gökyüzü denize olan aşkına karşılık bulamadığı için mi döker gözyaşlarını?" #montania #mudanya #sokak #bursa #summer #july #throw🔙 (Mudanya, Bursa)
Montania Hotel&Restaurant - MUDANYA
Autorretrato de las inmensidades
-Ego, montanias, acuarelas y tintas.
- Montania -
Montania Fransızların zamanında Mudanya’nın gerçek ismi. Mudanya Bursa’nın Gemlik körfezindeki ilçesi.
6 yaşımdan 18 li yaşlarıma kadar her yaz tatilini geçirdiğim Bursa’nın kasvetine yatay tepeciklerle ayrılan, varmadan 20 km öncesinde deniz kokmaya başlayan, bilinçaltımda sürekli özlenen ilçe Mudanya. Şimdi düşündüğümde sonunu getiremedim bir çok anı ile dolu. Bugün de fotoğraflarını görüp baştan sona düşündüm Mudanya’yı şöyle enine boyuna, hafızama kazınmış yüzümü gülümseten detayları …
Bir kere öyle kolay ulaşmak olmazdı Mudanya’ya. Tabi her güzelin bir nazlanışı var. Bursa terminaline varıp gitmesi ayrı bir dert. Ben 3 araba değiştirdiğimizi hatırlıyorum. En son, sanırım üçüncü yolculuk, organize sanayi durağında ( eskiden “eski garaj” durağından kalkardı ), onların da 1850’lerde Fransızlardan kaldığını tahmin ettiğim tangır tungur, kulakta zerre işlevlik bırakmayan beyaz Peugeot dolmuşlarla Mudanya’nın yolunun kahrını çekersin. Her ne kadar camları kapalı bile olsa, yol üzerindeki yüksek yokuşu tırmanırken Ankaralı çocuğun asla unutmayacağı yosun kokusu burnundan, zihninden, gülümsemenden içeri giriverir. Saat sabahın kaçı olursa olsun, uyku sersemi ol olma, dolmuş tepenin ardına çıkınca denizi göreceğim heyecanı. Pür dikkat gözler yola kesilir. Deniz manzarasının peşinden gelen Gemlik Körfez manzarası, Güzelyalı sahili… ahh..
Güzelyalı’yı teğet geçip, Mudanya’ya girerken sağda yol boyunca seni takip eden “Siemens” fabrikası, kasvetli ama bir o kadarda nazik. Yere çok yakın tavanları. arkasındaki evlerin manzarasını kesmez. Sonra hemen ardından kocaman petrol tankları. Bilmem kaç yıl öncesinde patlamış. Denizden su falan çekmişler söndürmek için. Tam anlamıyla kıyamet gibiydi diye anlatırlar. Benim çocukluğumda da olduğu gibi bırakılmış, ortadan ikiye ayrık, yanıklığı ilk günkü gibi simsiyah kalmış. 5 katlı apartman büyüklüğündeki koca demir yığını, o günden beri çevresindeki duvarları kimse aşmamış, hiç kimse dokunmamış. “Hiroşima” gibi anıt heykeli falan değil. Muhtemelen unutmuş birileri.
Hemen ardında Mudanya’nın ilk yerleşkesi Demirhane mahallesi. Demirhane 1850 den Adnan Menderes’e kadar tren yolu. Tabi ki demiryolu olduğu dönemler her şehrin genç kızlığı gibi, her yer ağaç. Evler tek sıraymış, ağaçların arasından denize girilirmiş falan. Yalan değil. Narlı'nın el değmemiş kıyıları hala öyle. Her neyse, zamanında Fransızlar başlamış bizimkiler devam etmiş inşaya. Eski tren istasyonu, şimdi ki Montania otele gelene kadar belki yan yana 15 sıra apartman, bir tarafı ana yol, bir tarafı sahil, arasında da küçücük bir sokağı olan bir mahalle Demirhane. Yani 60 apartman var yok.
Mudanyayla ilk tanıştığım yer Demirhane mahallesi, sahili, apartmanları, apartmanların bahçe duvarlarının üzerinden sahile gidilen bütün yolları, ne olduğunu hatırlamadığım bir ambar ( sonra club inn diye bir bar oldu) , mahallenin içinde Sahil Marketi, marketin sahibi ekmek parası üstü avcısı Mahir abi. Marketin önünde duran , mahalle çocukları arasında içinde çıplak kadınların olduğuna dair bir rivayet olan, sonra bir adet çalıp rivayetin aslını öğrendiğimiz, ve derin konularla ilk kez bizi tanıştıran koyu siyah jelatinlerle kaplı dergiler… Çizgi filmdeki Şeker Kız Candy’nin vücut bulmuş hali, benim gibi bütün mahallenin küçük delikanlılarının peşinden koştuğu ilk platonik aşk… Geceleri Ankara’da anlatmak için korka korka dinlenen hikayeler, denize girer çocukların, rüzgar iz bırakmasın diye mayolarına taktığı çengelli iğneye özenmek, petrol gemisinin akıttığı petrolle her yerin kapkara zenci gibi eve gelmek, sözcüklerin sonuna -beya kelimesini eklemek, beyaz yuvarlak kuru bir hamura da simit denildiğini öğrenmek, kertenkelelerle ve kuyrukları ilk tanışma, ilk tanışmada mundar olan sayısız kertenkeleler, Ankara da olmayan bir sürü ağaç, bitki, çiçekler… içine çay sarılmış kağıdın aynı sigara tadında olduğu rivayeti, sigara bile olmayan bir şeyi içerken bütün mahallenin eş zamanlı olarak teyzene şikayet etmesi, paralı sahil, paralı sahilde yenilen salçalı tost, faytonun bir ulaşım aracı olduğu, Mudanya’da faytonu olan yaşlı bir amcanın dönemin meşhur Çarkıfelek sunucusu Tarık TARCAN’ın babasının olduğu dedikodusu, atın pisliğinin keskin kokusu, hepsiyle ilk kez tanıştığım, yaşadığım zihnimde farklılaştırdığım yer Mudanya’daki o Demirhane mahallesi.
Sonra biraz daha ilerisi Mudanya’nın sembolü, yolun tam göbeği, ağzından su çıkartan üç yunus heykeli. Göğüsleri akıttığı sulardan çizgi halinde yosunlaşmış. Biraz arka tarafta sağında da Mudanya’nın adını aldığı Montania Oteli. Fransızların yaptığı eski tren garı. Şimdi sarı bir renkte ama mimarisine , yabancı elinin değdiği her yerden bakınca belli. En son gittiğimde, ne güzel tesadüf ki fotoğraf makinemi sahip olduğum ilk yıllarda, Otel Montania’yı çektiğim bir kare:
Montania oteli geçince az ileri de Denizatı Restoran ve bar vardı. 17 ağustos depreminde, bende Mudanyadayken yıkıldığı haberini aldık. Birlikte iki personeli de götürerek….
Hemen ardında Mudanya’nın birinci iskelesi, eskiden insanların gezmesi için açık, gemilerin daha az geldiği, balık falan tutulan güzel bir iskele. Şimdi ikinci iskelenin jandarma karakolu yapılmasıyla birlikte artık sadece kamyonlar ve vinçler girebiliyor. Çirkin bir sanayi panoraması sadece. Şimdi dediğim yıllar 3 sene öncesi işte…
Ardından kayalarla sonradan doldurulmuş Mudanya sahili. Sağ taraf deniz sol taraf çay bahçeleri, restoranlar. Restoranların arkası küçük bir ilçeye yakışan tek şerit yollar. Sahil yolu yürümek için tercih sebebi olur hep. Aralarında içleri kumlarla dolu parklar, arabalarında renkli renkli ilgi çekici şeyler satan amcalar, sahilde girişimci her çocuğun kolye yapıp satmak için aynı kırtasiyeden aldığı boncuklarla yaptığı ipe dizilmiş kolyeye benzer şeyler, yol boyunca kısacık boyumuzu geçmeyen üzerine koşturduğumuz duvarlar, duvar diplerinde dokununca patlayan yabani kavunlar, önünden geçerken rakı kokan, ama çocuk olduğumuz için girmeye ihtiyaç duymadığımız, sadece önünde streçlenmiş ahtapotlara, kocaman balıklara baktığımız restoranlar, otomobilden çok motosiklet kullanan insanlar, sahile bisikletle girmesi yasak olmasına rağmen bisikletle girmemize kızmayan sevimli insanlar… Hepsini ben orada tanıdım.
Sahilin hemen bitiminde ikinci iskele, İmralı Adasına en yakın iskele olduğu için halka kapatıldı ve önünde en az iki tane sahil güvenliğin beklediği jandarma karakolu oldu. Sonra meşhur Mudanya Mütareke binası. Binanın içine İnönü’nün tek yumrukta kırdığı mermer sehpa. O zaman gözümde o mermer duvar kalınlığında, İnönü’de tek yumrukla mermer kırabilen süper kahraman, Hikmetli Devletlim.
Oradan gerisi iki, üç katlı, büyük kapılı küçük pencereli antika evler. Kimisi bakımlı şöhreti dizilere az gelir, kimisi küfür ederek üzerine düşecek sanki. Yıkık dökük, dışında boyası kalmamış, içleri ile dışları tozdan aynı renge gelmiş bakımsız evler. Sonrası yat limanı, sonrası Yıldıztepe, Mudanya’ya her gidenin çıkıp Gemlik Körfezini izlediği yer. Tepeden bakınca sağında Mudanya, Güzelyalı, Daha uzakları Gemlik, karşısı Armutlu Narlı sahili, tam karşıdaki burunun diğer tarafı Çınarcık, Yalova…
Yat limanından Yıldıztepe:
Ah bir de unutmadan “İzzet Kaptan”. Sadece Kaptan olmasına ve Mudanya halkının çoğunun onu bir kara parçası üzerinde görmemesine rağmen bütün Mudanya’nın saygısını, sevgisini ve itibarını kazanmış, vali gibi adamdır. Yüzünü hiç görmedim ama sahilden geçip halkı selamlarken, bende herkes gibi defalarca balkonun lambasını yakıp söndürdüm, sandalye, masa örtüsü salladım. Dedim ya yüzünü bile görmedim ama çok babacan, sakallı ağzında piposu olmasa da her akşam kıyı gezisinden geçerken teknesinden mikrofonla halkı selamlayan bir adamdı. Sonra tura katıldığımızda anladım ki sadece Mudanya’nın değil bütün körfezin sevgisini, saygısını kazanmış…
Elimde en son kendi isteğimle gittiğim yıllardan kalma iki fotoğraf kaldı. Belki yine bir gün gider çekerim. Bir gün gidersem oralara beni tanıyan kimse olmaz, kalacak bir yerim olmaz. Açıkçası bir gün oralara gittiğimde bu yaşadıklarımı yaşayamayacağım bildiğim için gitmekten korktuğumu itiraf edebilirim.
Son vermek istemediğim ender yazılarımdan birisi.”Ya aklıma başka bir şey gelirse” endişesi, var içimde. Aslında şimdi bile yazmadığım ama aklımda olan çok şey var. Bir gün çocukluğunu buralarda yaşamış birisi bu yazıyı okursa ve bana ulaşırsa eğer ona anlatırım artık…
Sokaktaki Adam / 09/01/2012