‘İşte duvarlar şimdi kaldı’
Geri dönüp bir ana ait olmak istesem Kırşehir Mucur’daki çocukluğuma dönmek isterim. Memur çocuğuyum çünkü ben, çok şehir, çok ev, çok okul ve çok insan değiştirdim. Ama hayatımın en güzel yıllarını Mucur’da yaşadım. O zaman ne bilgisayar vardı ne akıllı telefonlar… Lakin kocaman bir bahçemiz vardı her akşam saklambaç oynadığımız. Bir de uzun yaz geceleri, aşağı indirilen masaların uç uça eklendiği, annelerinin elinin değdiği mis gibi yemeklerin üzerine konulduğu… Biz oyunlar oynarken büyükler sohbet ederdi sanki birbirlerini hiç görmemişçesine büyük bir özlemle. Oysa her gün beraberdik. Babalar iş yerinde omuz omuza çalışır, anneler tüm günlerini birlikte geçirirdi. Biz mi? Biz akşam olunca koyun koyuna uyurduk nereyi boş bulduysak…
İşte Mucur’da tanıdım ben Yasemin teyzemle Bekir amcamı. Karşı dairemizde oturuyorlardı. Ama şimdiki gibi çelikten değildi kapılar, açılması için zile basmak gerekmiyordu, anahtar var mıydı emin değilim, hiç kilitlenmiyordu ki…
Gerçekten bakın kapının kolunun dışarıda olduğu zamanlardı. Açıp girebiliyordun içeriye. Ama kalplerimiz de öyleydi, sorgusuz sualsiz sızıverilirdi. Yasemin teyzemle Bekir amcam sızmadılar ama. Aksine sanki kalplerimiz onlar için yaratılmıştı. İki dairenin kapısı hep açıktı. Hani yıksak aradaki duvarları, ‘hah işte şimdi oldu’ denilirdi.
Yasemin teyzemlerin üç çocuğu vardı; Burak, Burcu Buket. Annemlerin iki; benle abim. Buket benim kardeşimdi, Abim Burak abiyle Burcu ablanın en yakını. Başka çaremiz olmadığından değildi bu yakınlık, bu yakınlık yüzünden açıktı kapılar, pencereler, dolaplar, mutfak ocakları, yatak odaları, bu yüzden önümüzdeydi hep yüzümüze sürüp sürüp kendimizi palyaçoya çevirdiğimiz annelerin kıymetli makyaj malzemeleri.
Babamın kardaşı Bekir amcamdı, annemin yoldaşı Yasemin teyzem. Buket mi? Buket benim her şeyimdi. Şimdi açsanız fotoğraf albümlerimizi tüm fotoğraflarım Buketle. Öyle güzel, öyle komiğiz. Öyle de içteniz.
Biz çocuklara ‘doktora gidiyorsunuz’ denilen ve neredeyse iki günde bir gidilen eğlence akşamlarında da ana babalarımız yan yana. Kimsenin arkasından konuşulmayan, fitneliğin yanından bile geçmediği o masalar. Nasıl da şen şakrak, nasıl da mutlu herkes.
Şimdi size o kalabalık masaları göstersem ve bana hiç tükenmemiş bir aşkı gösterin desem, hemen onları gösterirsiniz; Bekir amcamla Yasemin teyzem. Ezeli ve ebedi aşk. Bekir amcam üniversitede okurken vurulmuş Yasemin teyzeme. Yasemin teyzem bir haşarı çocuk, hala da öyledir ya. Almış İstanbul’un en güzel kızını…
Bakın ilk günkü gibi aşıklardı. Gözünden kıskanırdı Bekir amcam Yasemin teyzemi. Yasemin teyzem hep sevgiyle bakardı Bekir amcamın gözüne.
İkisinin beraber bisiklet sürmeye çıktığı zamanlar hala gözümün önünde.
Dün Bekir amcamı toprağa verdik. Burcu abla toprağa sürdüğü eline baktı uzun süre ağlayarak. Çünkü öyle bir babaydı ki o; duruşma sırasında çocuklarının sınavı var diye iki dakika arayıp gelirdi. ‘Ceketimi satarım da sizi yokta koymam’ derdi. Böyle söylerdi ha Vanlıydı çünkü, ama şivesi hep aynıydı. O şiveyle öyle güzel, ‘kızım’ derdi ki, ha benim babam gibiydi zaten ama hiç tanımadıklarının ona ‘babam’ diyesi gelirdi.
Dün gitti Bekir amcam hiç bilmediğim bir yere. Son 1 senesini hasta geçirdi ama inanın hep güldü; tıpkı fotoğraflardaki gibi. Hiç yaşlanmamış ve hiç eksilmemiş gibi. Hayata olan sevgisinden bir an bile vazgeçmedi. İyileştikten sonra yapacaklarını düşündü. Bodrum’a gidecekti, hiç görmediği Bodrum’a.
Dün tabutunun başında vedalaştık Bekir amcamla. Gördüğüm en aşık kadın ona şöyle veda etti: ‘’Ben senin belalındım, sevdalındım. Nereye gidiyorsun? Sen benim anamdın, babamdın, aşkımdın, arkadaşımdın.
Senin soy ismini şerefimle taşıyacağım.’’
Bakın bu bir sinema sahnesi değildi. Hayattı, ama gördüğüm aşk ancak filmlerde olabilirdi. O an anladım, ‘yaşadım’ diyebilmek için ancak böyle sevilmek gerektiğini.
Bir anın içine ait olabilseydim Mucur’da kalmak istediğimi yazdım ya. Ama bir tek onların tayinlerinin çıkıp gittikleri o günü silerdim, yaşanmamış sayardım. İlk acımdı. Gerçekten. Kamyon onların eşyalarını götürdükten sonra annem 1 hafta yemek yememişti. Ben pencerenin önünde dönmelerini beklemiştim. Ben Buketsiz ne yapacaktım, Yasemin teyzem benim ensemi öpmeden nasıl gülecektim. Sonradan çok terk edildim ama bu benim ilk terk edilmişliğimdi. Ben hayatımda bir daha hiç kimseye onlara güvendiğim kadar güvenmedim, yemin ederim. Hiç kimseyi de Yasemin teyzemi sevdiğim kadar sevmedim, ondan başka kimse de benim ensemden 100’e kadar öpmedi.
Bırakmadım ama peşlerini. Mektup vardı o zaman, yoktu ki sms art arda 100’ler mesaj atayım. Hem ben yazmayı da bilmiyordum ki, çocuk aklımla anneme söylüyordum içimden geçenleri. ‘’Her şeyinizi aldınız da evinizi duvarları burada kaldı.’’ Böyle söylemiştim. Hala durur o mektup Yasemin teyzem.
Dün Yasemin teyzem bana sarıldığında da böyle söyledi: ‘’İşte evin duvarları asıl şimdi kaldı’’ dedi.
Çünkü Bekir amcam gitti. Sevgisi içimizde duvar gibi kaldı.
Huzurla uyusun, yattığı yer incinmesin. İyi ki yaşadı.