zamanı kaybettiğim doğrudur. algılarımın değiştiği, boyutsuz ve kalıpsız hallerdeyim.
takvime göre 7 günü, hissel olarak da bitmeyen günleri Çeşmeköy’de MultiRaid2′de geçirdim. Hala kulağımdaki ses katmanlarıyla dolaşmaktayım.
baharda “müzik hayatımda olsun, ben müziğe, sese karışayım” demiştim. Bu niyeti salmak yetti. Her nefes bir sesten müziğe karışırken can verdi sanki.
ses bir bariyer, ses bir geçiş alanı aynı zamanda. yıllarca küçük konser salonlarında en önde sadece müziğe bırakırken kendimi ve kimi zaman kaybolurken titreşimlerin içinde bunun bu kadar da hayatımda yer edeceğini bilemezdim.
müzikle yaşayan, bir olan güzel canlarla birlikte sesin her türlüsünü yaşayıp, kendi içimdeki “rahatsız” hallerle yüzleştim. sanki ben olmayan benleri ortaya döktü Çeşmeköy’den yükselen sesler.
kelimelere dökmek çok zor. kimi zaman gökyüzüne bakarken kulaklarıma değen tınıların görselliğini yıldızların hareketinde, kimi zaman da bedenimin hareketlenmesinde buldum. “rahatsız” olmayacağım kadar rahat hissediyordum çünkü kendim olarak var olmak ve başka ihtimalleri görmeye gelmiştim.
keyifli sohbetler, anlık buluşmalar, müzikle hareketle aşkla dolu günlerin ardından şehirdeki ses-gürültü-cazırtı başka bir boyuta geldi. insan sesleri, inşaat gürültüleri, zihnin içindeki binlerce kelam birer katmandı ve kabuk kabuk soyulabilirdi belki de. “tahammül edemiyorum” dediğim her şeyin sadece kendime koyduğum bir engelden öte olmadığını gördüm. bazen “bırak gitsin” diyebilirken bazen kilitlenip kaldım, hareketsizleştim.
hayatta hep bir ses, bir sessizlik, arasında bir boşluk ya da boşluklar var. hepsi bu kadar. dizgisiyle, hızıyla, ritmiyle değişen her şey de sese dair bir iz buluyorum ve biraz daha içerdekini dinlemeye, dışardan geleni de içe katmaya yöneliyorum. iç gürültüleri sessizliğe gömmeden dinlemeye kadehler çınçın.













