amy winehouse ile sevişmek isteyen luc v iran halısı silen mayki
"hey, mayki, sen hiç amy winehouse ile seviştin mi?" "hayır, dostum." "o son altın vuruşu yaparken birlikteydik biliyor musun?" "nasıl yani?" "yani onu hayal ediyordum, bilirsin işte." "ee, nasıldı?" "iğrençti dostum, kusuyordu resmen. koltuk altı kıl doluydu ayrıca. tiksinç bir kadındı ama gerçekten bu tiksinçlik çekici kılıyordu onu." "nasıl yani?" "yani öyle hayal ediyordum."
lucas, oturduğu koltuktan kalkıp, viski bardağına uçaktan bakınca görünecek kadar viski doldurdu. evin kedisi misisipi de bardağı izliyordu. canı çekmiş olabilirdi ama kafalar zum.
"biliyor musun, pürüzsüz bir teni vardı." "bilmiyorum dostum, nasıl yani?" "yani öyle hayal ediyordum, ırkçı bir beyaz gibiydi. bilirsin ırkçı beyazlar pürüzsüz olurdu." "g. washington gibi mi?" "evet." "iğrenç." "saçmalama, o amy winehouse. o kadın, dostum." "ama g. washington gibi." "bu, onu kadın olmadığı yönünde ısrarcı kılmaz." "luc, baksana, o bardağı misisipi'ye vermen gerekiyor bence." "neden?" "çünkü birazdan kusup, lanet iran halısını batıracaksın." "ne saçmalıyorsun sen?" "beynin kulaklarından akıyor. viski de midenden fışkıracak gibi." "o zaman şöyle yapalım." "nasıl?" "kapat gözlerini." "tamam." "kapattın mı?" "evet." "sıkı kapattın değil mi?" "evet, luc, sıkı kapattım." "bu kaç?" "büyükannenin kukusu." "aferin."
lucas, koltuğa geçip, amy'den black to black şarkısını çalmaya başladı. kıytırık bir telefonu vardı ama güzel ses çıkarıyordu.
"dostum, bu çılgınca bir şey, öyle değil mi?" "öyle, luc." "hadi dans edelim." "saçmalama, luc."
lucas, koltuktan kalkıp salonun ortasına geçti. şarkı ilerledikçe viskinin çarptığı luc, iyice zıvanadan çıkıyordu.
"dostum." "evet, luc?" "şarkı nasıl?" "zevkle inleyen bir kadını andırıyor." "dostum." "evet, luc?" "sen kadından anlıyorsun."
lucas, pencerenin kenarına doğru adım adım ilerledi ve pencereyi açıp;
"AMY(OROSPU) WİNEHOUSE(ÇOCUKLARI)" diye haykırdı.
"luc, içeri gir, rezil ediyorsun bizi."
lucas, mayki'nin korktuğunu fark etti. korkak insanlar her zaman, her isteneni yapar.
"mayki." "evet." "sen orospu çocuğu musun?" "hayır." "peki amy winehouse ile bir akrabalığın var mı?" "var." "o zaman bekle."
lucas, banyoya gidip elini yüzünü yıkadı ve geri, koltuğuna oturdu.
"onunla sevişmemi sağlar mısın?" "o öldü luc, nekro musun?" "neden olmayayım?" "marlyn monroe hakkında da böyle fikirlerin var mı?" "hayır, o çürük bir elma. ben sağlam şeftali seviyorum, hıhı." "bok ye, luc. canın cehenneme."
mayki, iyice sıkılmış bir şekilde pencerenin kenarına doğru adım adım ilerledi ve pencereyi açıp;
"AMY(OROSPU) WİNEHOUSE(ÇOCUKLARI)" diye haykırdı.
o gece biraz daha küfür ettikten sonra ikisi de fazla dayanamayıp oturdukları yerde sızdı. bir ara kendine geldiğinde luc, iran halısının üzerine kustu. kötü, berbat bir koku vardı.
"seni adi, aşağılık ucube! lanet olası iran halımı mafettin!"
luc kahkaha atarak mayki'ye yaklaştı ve;
"amy, dostum. amy'nin kıllı koltuk altını gördüm ve iğrendim hepsi bu. Hıhı."
o gün biraz güldükten sonra kendilerine gelene kadar uyudular. uyanınca hayat devam etti. amy mezarında yılanlar ile mastürbasyon yaparken, luc da onu hayal ederek kusmaya devam etti. mayki de küfür ede ede iran halısını sildi..






