bugün bahsetmek istediğim kişi gelmiş geçmiş en büyük sarhoş, nam-ı diğer neyzen tevfik. kendisi yakın tarihin nasreddin hocasıdır da herkes bilmez. ağzına geleni sakınmayan, iğne dilli, hazır cevap bir ihtiyar. inançsız değil ama allah ile arası biraz bozuk (bknz:münacat-antoloji). sarhoşken bazen coşar allaha kadeh kaldırır aykırı dizeler gelirmiş ağzına, ayılınca pişman olup içkiyi bırakmaya karar verirmiş. yüzlerce kez bırakmış içkiyi meyhaneden evine dönerken. ev dediği bazen gerçekten ev bazen bakırköy akıl hastanesi 21. koğuş olurmuş. o koğuş ona ayrılmış ve kendisinden başka kullanan yokmuş. tarihte de eşi yoktur akıl hastanesinde özel odası olan başka bir delinin. bu deli sanat camiasının yakından ve üstad olarak tanıdığı değerli biridir fakat hiçbir zaman başkalarının kendisinde gördüğü değeri kendisinde görmemiştir. bir gün vekil ile oturup içmiş bir gün ayyaşlarla bir gün atatürk ile oturmuş içmiş diğer gün serserilerle. siyasetin en üst perdesine 2. abdülhamid ağzından hiciv yayınlayıp ayar verdiği için idama da mahkum edilmiş, bir sokak serserisi önünü kesip ben senin gibi ciğeri beş para etmeze yol vermem deyince yolu açıp ben veririm de demiş. daha iyi tanıdığımız peyami safa, mehmet akif öğrencileri olur. hatta nuri demirağ ve rıza tevfik ile şöyle bir karede buluşmuşlar;
içmeye olan düşkünlüğü tii büyük paşanın kulağına kadar gitmiş ve neyzen atatürk tarafından içki atışması için çankaya köşküne çağırılmış.
sohbet sırasında atatürk şöyle der:
-senin çok fazla içki içtiğini söylüyorlar; ne kadar içersin?
neyzen tevfik, “iki tane kiloluk rakı içerim” der.
“nasıl içersiniz” diye sordu atatürk.
“canım ne isterse; susuz, mezesiz…”
“iki kiloluk içerim ama böyle içmem” dedi neyzen. ya nasıl içersin?
istediği üzerine masaya kocaman bir emaye kase getirildi. neyzen, iki kiloluk rakıyı kaseye boşalttı.
ardından, bir somun ekmek ve irice bir kaşık istedi.
neyzen tevfik, ekmeği lokma lokma koparıp kasedeki rakının içine bastırdı. Ve lokmalar rakıyı iyice çektikten sonra çalakaşık yemeye başladı! daha atışma başlamadan paşa teslim olmuş uğurlarken de saygılarını dile getirmişti.
yaza yaza sığdıramayacağınız bir çok anısı var üstadın. şiirlerinde ise küfürü noktalama işareti gibi kullanır. saygınlığı her kesim tarafından kabul edilirdi ve cenazesi de her kesimden insanın katıldığı renkli bir cenaze olmuştur. bir yandan özenle hazırlanmış sanat camiası vekiller ve bakanlar ön saflarda protokol oluşturmuş diğer yanda sokak dolusu sarhoş ve ayyaş kendilerince özenle giyinmiş, sallanarak üstadlarına son vazifesini yerine getirmek için orada bulunmuştu.
işte 14 yaşında evden limon almaya çıkıp mısıra kadar giden şairin öyküsünün binde biri böyle. kalanını ilk defa okuyacak olanlar da çok şanslı. çünkü bir köpeğe tomarla para bağlayıp taksimde insanları köpeğin peşinden koştururken, keyifle cigarasını yakıp izleyen başka bir üstadımız yok. en sevdiğim dörtlüğünü de bırakıp yazıyı sonlandırıyorum, okuduğunuz için teşekkür ederim...
"bana yar olmayan devr-i devranın,
izzet-i ikramını sikeyim.
yansın ibneler alayı,
su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim."