İzleme
Nokia Design Stüdyo, Londra
Bir bilgisayar ve dijital ağın yapabilecekleriyle özdeşleşen mobil dünyanın altın çağı daha yeni başlıyor. Bir on sene sonrasının iletişim dünyasını neler bekliyor? Altın çocuk Nokia, dünya basınına kapılarını açtığı Londra tasarım stüdyosunda mobil araçlar pazarındaki son yenilikleri tanıttı.
Evlerde henüz çevirmeli telefon kullanılırken, ben de çocuktum. Bir gün babam eve dikdörtgen bir kutudan bozma kasası ağır bir şey getirip, bunun araba telefonu olduğunu söyledi. Bu, kardeşimle benim için arabada geçirdiğimiz zamanı daha eğlenceli kılacak bir gelişmeydi. Telefon ahizesinin üzerindeki plastik tuşlara basıp telefonculuk oynuyorduk. Telefon çalınca tuşlar alttan süzülen yeşil bir ışıkla aydınlanıyordu. Ev telefonunun 1’den 9’a çevirme mesafesi giderek artan numaralarının bisiklet pedallarını aksi yöne çevirir gibi çıkardıkları ses bu yeni telefonda yoktu. Bundan birkaç yıl sonra eve bir cep telefonu geldi. (Babam, araba telefonuna harcadığı servetin bu kadar kısa bir sürede çöp olmasına sinirlendi mi acaba?) Ve sonrasında yüzlerce farklı şekilde üretilen cep telefonlarına sentetik tuş sesleri eklendi. Birkaç yıl içerisinde hayatımıza başka bir ses daha girdi: “Nokia connecting people” (Nokia insanları bağlar).
Türkçe karşılığı kulağa garip gelse de Nokia’nın Londra’da gerçekleştirdiği tasarım etkinliği şu sözlerle açılıyordu: “Everyone Connected” (Herkes bağlı). Şurası kesin ki Birleşmiş Milletler, 2015 yılında dünyanın yarısının telekomünikasyon aracılığıyla birbirine bağlanacağını öngörüyor. Bu öngörünün en çarpıcı yanı ise henüz gelişmekte olan ülkelerde birçok insanın gazete, radyo gibi basit iletişim araçlarına dahi erişmemiş olması. İş böyle olunca, mobil erişim çok şey ifade ediyor. Öyle ki kitlesel iletişimin olmadığı bölgelerde insanlar, sadece birkaç yıl içerisinde cep telefonları üzerinden internete bağlanabiliyor olacak. Mobil iletişim pazarında rakamlar yılda bir milyar telefonun satıldığını gösteriyor. Saniyede 16 telefon satan Nokia ise her zamanki gibi bir adım önde gitme hedefinde. Bu çılgınca bir rakam değil mi? Pek sayılmaz. Nokia tasarımcılarının verdiği bilgilere bakılırsa dijital devrimle birlikte giderek birbirinin içine geçen internet ve iletişim sektörlerindeki dönüşüm rakamları arttıracak. Bir kısım kullanıcı için internet statik bir deneyim olmaktan çıktı; mobil araçlar pazarı şimdi bu teknolojiyi dünyanın her yanına taşıma hevesinde.
Nokia baş tasarımcısı Alastair Curtis, “Nokia, tasarıma insanlarla birlikte başlıyor” diyor. İnsanları davranışlarını gözlemlemek, anlamak; onlarla bütünleşmek, iç içe geçmek ve tasarlamak, süreci özetleyen sözcükler. Farklı disiplinlerden 300’den fazla tasarımcıyla birlikte çalıştıklarını anlatan Curtis, “Kişilerin birey olarak sahip olduğu güç, dünyayı hiç böylesine değiştirmemişti. İnsanlar birlikte çalışmanın etkisinin farkındalar. Nokia bu bilinçle dünyadaki insanlarla birlikte çalışıyor. Onlar için ve onlarla tasarlıyor” diyor. Farklı ihtiyaçlar için farklı tasarımlar geliştiren firmanın insan davranışları araştırmacısı Jan Chipchase bu kavramı açıyor, “Genellikle inovasyonun yenilik olduğunu düşünülür. Hayır, inovasyon insanlara ilintili, yakın ve uygun olma durumudur” diyor. Chipchase, Gelecek Kent Çalışması adını verdikleri bir araştırmayı tasarımcı Younghee Jung ile yürütüyor. Chipchase projeye yaklaşımlarını şöyle anlatıyor: “Anlamamız gereken şey, insan davranışındaki kültürel niteliklerdir. Dünyada 800 milyon kişinin okur-yazar olmadığını biliyoruz. Oysa insanların neden ve nasıl iletişim kurdukları birbirine benzer.” İletişim hakkında düşünme biçimlerini gözlemleyerek fotoğrafla çalışabilen yeni kullanıcı arayüzleri tasarlamak, bu yaklaşıma bir örnek. Bir diğeri, Chipchase’in dile getirdiği saha çalışmasında ortaya çıkan sonuçlar: “Dünya genelinde erkeklerin yüzde 60’ı mobil telefonunu pantolonunun ön sağ cebinde, kadınların yüzde 61’i ise el çantalarında taşıyor. Erkekler gelen aramaların yüzde 30’unu kaçırırken, bu oran kadınlarda yüzde 50.” Peki Chipchase bu bilgileri ne yapıyor? Bizdeki ‘cep’ sözcüğüyle bu bilgilerin ilgisi var mı? Bu aleti ilk kullanan Türkiye’nin ilk kadın başbakanı Tansu Çiller değil miydi? (TRT 2’de saat 22.00’de başlayan ve bitmek bilmeyen haberlerden hepimizi kurtardığı için müteşekkir olduğumuz Star TV, ilk cep telefonu görüşmesinin Tansu Çiller ve Süleyman Demirel arasında geçtiğine dair haber yapmıştı sanki.)
Jan Chipchase ve Younghee Jung, dünyanın farklı bölgelerinde topladıkları farklı bilgileri Nokia tasarımcılarıyla paylaşıyorlar. “Tasarım insanlara ne yapacağını dikte etmemeli” diyen Chipchase, firmanın tasarımlarını açık sistemler olarak nitelendiriyor. İşletme çözümlerine yönelik tasarım ekibinin başı Anthony Dalby ise iletişimin herkesten her şeye yönelik gelişimini anlatırken “Açık sistem – açık ürün” sözleriyle öne çıktı. Dalby, “Bitmiş bir ürün tasarlamak yerine insanların yaratacakları açık sistemler üzerine çalışıyoruz. Son yüzyılın en önemli değişimi kişiselleşme olarak karşımıza çıkıyor. Nokia’nın geliştirdiği çok kanallı mesajlaşma bu fikre hizmet ediyor. İleteceğiniz mesajı istediğiniz ortamda – metin, multi medya, ses- iletiyorsunuz. Alıcı da istediği ortamda bu mesajı alabiliyor” diyor. Nokia’nın üzerine çalıştığı bir başka ürün ise kullanıcının bulunduğu ortamı mobil cihazındaki kamerayla tarayabiliyor ve bulunduğu yeri navigasyon bilgileriyle ekrandaki haritada tespit edebiliyor.
Nokia’nın gelecek öngörüleri bu fikirlerle sınırlı değil. Stratejik Tasarım’ın başı Rhys Newman, ürün ve hizmette sürdürülebilirlik üzerine geliştirdikleri stratejileri anlatıyor. “İnsanlar telefonlarını genellikle uykudan önce şarja bırakıyorlar. 8 saatlik bir uyku boyunca şarjda kalan telefon 300 mini vatlık bir enerji harcıyor. Dünyadaki milyarlarca kullanıcıyı bu sarfiyatla hesaplandığınızda ortaya çıkan enerji Londra’daki iki santralin günlük üretimine bedel” diyor Newman. Nokia sıfır israflı şarj konsepti üzerine çalışıyor nitekim. Bir başka ürün Remade ise gelecek için potansiyel yeni fikirlerin temel alındığı bir konsept. Hiçbir yeni malzeme kullanmadan cihaz yaratmanın mümkün olup olmayacağını görmek için çalışan tasarımcılar, doğal kaynaklara ihtiyacı ortadan kaldıran, çöp miktarını azaltan ve enerji etkin üretimin daha fazla yapılmasına imkan veren geri dönüştürülmüş malzemelerden bir telefon tasarlamış. Rhys Newman, “Geleceğin trendleri ne demek bilmiyorum. Nokia’da provokatif sorular soruyoruz ve cevaplarını arıyoruz” diyor. Nokia’nın üzerine çalıştığı bir başka ürün ise ömrü uzun telefonlar. Bu proje teknolojinin sürekli yenilenme hızını hesaba katarak telefon sahibi olan kişinin yeni uygulamaları telefonuna yükleyebileceği arayüzler üzerine yoğunlaşmış durumda. Newman, “Veriler gösteriyor ki bir ülkede, on kişiden birine mobil telefon verildiğinde ülkenin gayri safi milli hasılası yüzde bir yükseliyor. İletişimin insanların hayatında gerçek bir değeri var” diyor.
Gelecek senaryoları arasında en heyecan verici sıçramalar ise nanoteknoloji ve dijitalizasyonla olacağa benziyor. Jan Chipchase, “Son yıllarda mobil telefon pazarındaki yenilikler iletişim temeline donanımlar ekleyerek gelişti. Servis ve yazılımlarla, kullanıcılara müzik, navigasyon, video, televizyon, görüntüleme, oyun ve kurumsal mobilite deneyimleri yaşatmak bunlardan bazılar. Artık nanoteknoloji sayesinde ürünlerin herhangi bir boyutta ya da şekilde olabileceği bir noktaya geliyoruz. On yıl sonra mobil cihazların ne formda olacağı bir soru işareti” diyor. Bir başka gelecek senaryosu ise fiyat üzerine şekillenmekte. “Fiyatlar öylesine düştü ki, neredeyse tüm dünyayı birbirine bağlayabilecek bir noktadayız. İnsanlar farklılaşma eğilim göstererek bugünkünden çok farklı cihazları talep edecekler. Teknolojinin çılgınca ilerlediğini biliyoruz ve gelecekle ilgili birçok şey belirsiz gözüküyor. Yine de kesin olan bir şey varsa o da insan davranışlarının çok yavaş değiştiği. Saç kesim şekilleri yirmi yıl önce farklı olabilirdi ama saç kesmek için duyulan motivasyonun özü uzun yıllar boyunca aynı. İletişim için de böyle. Bu yüzden Nokia’daki tüm denklemlerin merkezine ‘insanlar’ yerleşiyor” diyor tasarımcı.
Yeni çağrışımlar arayan tasarımcıların kişisel vizyonları, firmanın köklü tarihi ve insan odaklı araştırmalar birleşince ortaya güçlü bir tasarım fikri çıkıyor gerçekten de. Özetle Londra (İngiltere), Espoo (Finlandiya), Pekin (Çin) ve Calabasas (ABD)’de bulunan Nokia ana tasarım stüdyolarındaki çalışmalar, mobil aracın kişide yaratmayı arzuladığı duygusal bağa, çevreye uyumlu, sürdürülebilir tasarımlara ve bugüne dek ses üzerine kurgulanan mobil iletişim fikrinin dijital ortama aktarılmasına yoğunlaşmış durumda. DENİZ GÜL
icon 18