ALLAH'ım Sen konuyu biliyorsun, aminnn
seen from United States
seen from Hungary

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Malaysia

seen from United States
seen from Puerto Rico
seen from United States

seen from Russia
seen from Puerto Rico

seen from Hong Kong SAR China
seen from United States
seen from Kazakhstan
seen from United States
seen from Australia
seen from China

seen from United States

seen from Ukraine

seen from Malaysia
seen from United States
ALLAH'ım Sen konuyu biliyorsun, aminnn
☝️ #putlar #sözler #ihsansenocak #izm #hadisler #ayetler #iman #islam #ilmisuffa https://www.instagram.com/p/B437gA-neth/?igshid=oc4ic8ylcdwd
İbrahim Suresi, 35. ayet: Hani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut." #ayet #tapmak #tapma #ayetlet #ibrahimsuresi #put #putlar #islam #ilmisuffa
Bekleyin! #bekleyin #hakimiyet #Allah #lailaheilallah #putlar #ihsanşenocak #ihsansenocak #ifam #ilmisuffa
Nankörlük
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM...
Hadid-16 "İnananların gönüllerinin Allah'ı anması ve O'ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir."
Bakara-152 “O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin.”
İsra-17 “Denizde başınıza bir felaket geldiği zaman, Allah'tan başka yalvardığınız bütün putlar kaybolur. Allah sizi tehlikeden kurtarıp karaya çıkarınca da yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür.”
Hud-9 “Ve şayet insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra da onu kendisinden geri alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör bir kimse olur.”
İbrahim-34 “O, Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah'ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.”
Ankebut-66 “Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler ve safâ sürsünler bakalım ama yakında bilecekler.”
“
Zuhruf-15 “ Buna rağmen insanlar, Allah'ın kullarından bir kısmını O'nun bir parçası saydılar. Gerçekten de insan apaçık bir nankördür.”
Adiyat-6 “Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.”
Şüphesiz Allah (c.c) Doğruyu Söyledi.
OKU
46:5 ALLAH'ı bırakıpta Diriliş Günü'ne kadar kendilerine cevap veremeyen ve hatta onların dualarından habersiz olanlara dua edenden daha sapık kim olabilir?
PUTLAR VE CAHİLİYE GELENEKLERİ
Cahiliye döneminde bütün Arap kabilelerinin, boylarının hatta ailelerinin kendilerine özel putları vardı. Bu kabileler putlarının bazılarını Kâbe’ye ya da yakınlarına getirip koymuşlar, orayı üç yüz altmış putla doldurmuşlardı. Araplar her ne kadar putlara tapmakta iseler de Allah’ı (c.c.) unutmamışlardı. Kâbe onlar için en kutsal yerdi. Orası her yıl hac ve umre yaptıkları, ziyaret ve tazimden geri kalmadıkları Allah’ın (c.c.) eviydi. Araplarda Allah (c.c.) inancı tamamen silinmemişti. Hemen, hemen hepsi de Allah’ın varlığını inanıyorlardı. Putlar onlar için Allah’ın (c.c.) kızları, Allah (c.c.) nezdinde şefaat edicileri idi.
Gerek Kâbe’nin kutsiyetini koruması, bu nedenle Arapların hac ve umre için uzaktan yakından akın, akın Kâbe’ye gelmeleri, gerekse kutsal saydıkları putlarla dolu oluşu Mekke’nin sosyal yönden son derece aktif olmasına, ziyaretçilerle dolup taşmasına neden oluyordu.
Mekke’ye hâkim olan Kureyşîler ise tüccar insanlardı. Böyle bir potansiyeli boşa harcamaları, görmezlikten gelmeleri mümkün değildi. Bunun için Mekke ve civarlarında hac mevsimlerinde panayırlar düzenlemeye başladılar.
Bunlar başlıca üç panayır olup birincisi Arafat’ın arkasındaki Zül’mecaz’da, ikincisi Merruzzahran’daki Mecenne’de, üçüncüsü ise Nahle ile Taif arasında bulunan Ûkaz da kurulmakta idi. Panayırlar hacıların yolları üzerinde kolaylıkla ulaşabilecekleri yerlerde idi.
Panayırlar Araplar için çok önemli idi. Buraları bir alış veriş yerleri oldukları kadar birer kültür merkezleri gibiydiler.
Her yıl Arap kabileleri buralarda toplanırlar, alış verişle beraber şiir ve övünme yarışları da yaparlardı.
Ûkaz panayırı bulunduğu yol ve mevki nedeniyle Arapların en büyük panayırı idi. Ûkaz panayırında bozulan pazar Mecenne’de, daha sonra Zül’mecaz’da tekrar ku- rulur, Zül’mecaz’da kurulan panayır zilhiccenin sekizinci Tevriye gününe kadar devam ederdi.
HZ MUHAMMED (AS) AMCASI EBU TALİBİN YANINDA
Muhammed (a.s.v) amcası Ebu Talib’in himayesi altında mutlu ve huzurlu bir şekilde büyüyüp gidiyordu.
Ebu Talib’in derin bir sevgiyle desteklenen bu koruyuculuğu ve kollayıcılığı hayatı boyunca devam etti. Bu konuda Ebu talib fedakârlıklarda bulunmaktan, taşımakta güçlük çekeceği yüklerin altına girmekten çekinmedi.
Yüce Allah (c.c.) peygamberlikle şereflendireceği Habibini cahiliye devri kötülüklerinden hiç birine bulaştırmadı. O görünen ya da görünmeyen kişiler tarafından devamlı korunup kollandı. O ne bir puta taptı, ne de bir yudum içki içti. Kitabın ve imanın ne olduğunu bilmezken bile Kurey- şilerin içine düştükleri küfrün farkındaydı.
Bu nedenle rahip Bahira Ona, Lat-u Uzza hakkı için sorularıma cevap ver dediği zaman O; Lat-ü Uzza adına yemin vererek bana bir şey sorma. Vallahi ben onlardan nefret ettiğim kadar hiç bir şeyden nefret etmem demişti. Bu yüzden putlar için müşriklerce düzenlenen tören ve bayramlara katılmaktan kaçınmış, bütün ısrarlara rağmen bu tören ve bayramlara gitmemişti.
Bu konuda dadısı Ümmü Eymen (r.anha) bir anısında:
“-Kureyş müşrikleri tazim için Buvâne putunun etrafında yılda bir gün toplanırlar, gece yarılarına kadar yanında saç kestirmek, itikafa girmek, kurban kesmek suretiyle törenler yaparlardı.
Ebu Talip’te kavminin seyidi, ulu kişisi olması itibariyle bu bayram törenleri için hazırlanmış, Muhammed’e (a.s.v) de yanında bulunmak üzere hazırlanmasını bildirmişti.
Fakat Muhammed (a.s.v.) bundan kaçındı, gitmek is- temedi. Onun bu hareketini gerek Ebu Talib, gerekse halaları çok kızdı.
Ona:
-Ey Muhammed! Kardeşimizin oğlu! Biz seni ilâhlarımızdan yüz çevirmiş bir hâlde görüyoruz. İlâhlarımızdan yüz çevirmek demek olan şu hareketin nedeniyle onları kızdırıp bir felâkete uğramandan korkuyoruz. Sen bizi dinle de bizimle beraber şu bayram törenlerine katıl dediler.
Bu konuda o kadar ısrar ettiler ki Muhammed (a.s.v) onlarla birlikte gitmek zorunda kaldı. Fakat bayram törenlerinin yapılacağı yere varmadan ortadan kayboldu. Bir müddet sonra ortaya çıktığında benzi sararmış, son derece korkmuş bir hâldeydi. Halaları da onun için merak ve endişe içindeydiler. Hemen koşup yanına geldiler ve:
-Ey kardeşimizin oğlu! Başına ne geldi? Diye sordular.
O da:
-Görmediğim bazı kişiler bana musallat oldular. Cin dokunmasından korkuyorum dedi.
Halaları:
-Ey Muhammed! Ey kardeşimizin oğlu! Sen cin dokunmasından korkma. Şeytanın Sana musalla olmasını Allah (c.c.) izin vermez. Çünkü Sende şeytanın önüne gerilen bazı iyi hasletler ve meziyetler vardır dediler.
Fakat korku hâlinin devam ettiğini görünce:
-Kardeşimizin oğlu! Senin görmüş olduğun şey nedir? Diye sordular.
Muhammed (a.s.v):
-Ben Buvâne putunun yanına yaklaştıkça beyaz elbiseli, uzun boylu bir adam ortaya çıkıyor; ey Muhammed! Geriye dön. Sakın şu puta el sürme diyerek bağırıyor, beni itekliyordu dedi.
Halaları onu hemen oradan, putun yanından uzaklaştırdılar. Geri döndürdüler. Muhammed (a.s.v.) bu olaydan sonra peygamberlik gelinceye kadar bir daha putların yanına yaklaşmadı, bu tür törenlere katılmadı demiştir.
* * *
Muhammed (a.s.v) amca oğulları ile zemzem kuyusunun yanındaki İsaf putunun karşısında ayakta dururken birden başını kaldırıp arkasına bakmaya başladı.
Onun halini gören amca oğulları:
-Ey Muhammed! Sana ne oldu? Şu gördüğümüz halin nedir? Diye sordular.
Muhammed’de (a.s.v):
-Ak giysili bir adam geldi de şu putun yanında durmamı yasakladı. Hemen buradan uzaklaşmamı emretti de- di.
* * *
Muhammed (a.s.v) putlar adına kurban edilen hayvanların etlerinden de yemezdi. Bu konuda çok titiz davranırdı.
Vahiy nazil olmadan önce Hanif dinini arayan Zeyd b. Amr b. Nüfeyl ile Mekke’nin Beldah vadisinin alt taraflarında buluştu. Bir bedeviye misafir oldular. Bedevi onlar için et yemeği takdim etti. Fakat Muhammed (a.s.v) et yemeğini yemekten kaçındı. Ona elini uzatmadı. Zeyd b. Amr’da getirilen sofrayı eliyle iterek:
-Ben İbrahim’in (a.s.) dini üzereyim. Bu nedenle ne sizin putlarınız adına kestiğiniz hayvanların etini yerim, ne de üzerlerine Allah’ın (c.c.) ismini anmadınız şeyi yerim dedi.
Muhammed’de (a.s.v):
-Ben de aynı yol üzerindeyim buyurdu. Putlar adına kesilen etin yemeğini yemekten kaçındı.
* * *
Muhammed (a.s.v) bir iş nedeniyle ya da rastlantı sonucu edep yerlerinden biri açılsa gaiplerden gelen bir seslenici:
-Ey Muhammed! Edep yerini ört, fotanı bağla derdi.
Kureyş çocuklarıyla oyun oynarlarken oyun icabı bir yerden bir yere taş taşımaya başladılar. Omuzları acımasın diye her çocuk fotalarını çıkarıp boynuna dolamış, bu nedenle edep yerleri açılmıştı. Aynı şekilde Muhammed’de (a.s.v) yapınca görmediği birisi beline ağrıtıcı bir yumruk indirip:
-Ey Muhammed! Fotanı bağla! Edep yerini açma diye ikaz etmişti.
* * *
Ebu Talib bir gün zemzem kuyusuna onarıyor, Muhammed’de (a.s.v) ona taş taşıyarak yardım ediyordu.
Taş taşırken taşlar omzunu acıttı.
Ebu Talip:
-Ey Kardeşimin Oğlu! Fotanı omzuna sar da öyle taşı. Taşlar omzunu acıtmasın dedi.
Muhammed’de (a.s.v):
-Peki! Öyle yapayım dedi.
Taşları aldığı yere vardığında boynuna sarmak için fotasını çıkarınca olduğu yere düşüp bayılıverdi. Etraftakiler hemen Ebu Talib’in yanına koşarak:
-Ey Ebu Talib! Hemen oğlunun yanına var, üzerine baygınlık geldi dediler.
Ebu Talip telaş ve korkuyla Muhammed’in (a.s.v) yanına vardı. Onu; gözlerini iri iri açmış, beti benzi solmuş, korkudan titrer bir halde buldu. Ne olduğunu sorunca Muhammed (a.s.v):
-Ak elbiseli birisi geldi de bana örtün, ortün dedi, sonra da sırtıma bir yumruk vurdu cevabını verdi.
* * *
Muhammed (a.s.v) süt ailesinin yanında, Benî Sa’d b. Bekr kabilesinin yurdunda bulunurken süt kardeşiyle birlikte kendilerine verilen kuzuları güderlerdi.
Muhammed (a.s.v) Mekke’ye gelince kendisine babasından miras kalan üç beş koyununa Ebu Talib’in koyunlarını da katarak gütmeye başladı. Yaptığı bu çobanlık sırasında kendisine uzlet ve yalnızlık sevdirildi. Uzleti ve yalnızlığı sevme karakterinde bir parça hâline geldi.
* * *
Çobanlık yaptığı günlerle ilgili bir anısında Muhammed (a.s.v):
-Ben cahiliye devri insanlarının işledikleri bir şeyi işlemeye iki kere teşebbüs etmişsem de Allah (c.c) işlemek is- tediğim şey ile arama girip beni ondan alıkoydu, beni ondan korudu.
Bundan sonra Allah (c.c.) beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar hiç bir kötülüğe teşebbüs etmedim.
Yapmaya teşebbüs ettiğim şeye gelince:
Bir gece Mekke’nin yukarı taraflarında Kureyşten bir veya bir kaç gençle birlikte koyunlarımızı otlatıyordum.
Yanımdaki arkadaşıma:
-Eğer koyunlarıma bakarsa bende diğer gençler gibi Mekke’ye gidip gece sohbetlerine, eğlencelerine katılayım dedim.
Arkadaşımda:
-Olur! Ben koyunları bakarım, sen istediğini yap dedi.
Mekke’deki evlerden birinde defler, düdükler, ıslıklar çalınıyordu.
Oradaki birine:
-Şu duyduklarım nedir? Kimin içindir? Diye sordum.
O da:
-Filanca erkek ile filanca kadın evleniyor dedi.
Hemen düğün evine, çalgıcıların yanına gittim, onlara bakmaya başladım. Orada öyle dururken Allah (c.c.) kulaklarımı tıkadı, bulunduğum yerde uyuyakaldım. Beni an- cak yükselen güneşin sıcaklığı uyandırabildi. Hemen dönüp arkadaşımın yanına geldim.
O bana:
-Ne yaptın? Diye sordu.
Ben de:
-Hiç bir şey yapmadım deyip başımdan geçenleri arkadaşıma anlattım.
Bir başka gece arkadaşıma yine aynı rica da bulundum O da kabul etti. Yola çıkıp Mekke’ye geldiğimde geçen gece Mekke’ye girdiğimde işittiğimin aynısını işittim. Yine defler, düdükler, ıslıklar çalınıyor, şarkıcı sesleri geliyordu. Hemen oraya çöküp bakmaya başladım. Derken Allah (c.c.) yine kulaklarımı tıkadı, yine uyuyakaldım. Vallahi ancak güneşin sıcaklığı beni uyandırabildi.
Uyanınca hemen arkadaşımın yanına döndüm Başımdan geçenleri ona anlattım. Bundan sonra Allah (c.c.) beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar hiç bir kötülüğe teşebbüs etmedim buyurmuştur.
* * *
Muhammed’in (a.s.v) yanındakilere ve çevresine uğur ve bereket getiren bir özelliği vardı. Onun bulunduğu yerlerde her şey bereketlenir, musibetler varsa uzaklaştırılırdı. O aynı zamanda çok cesurdu.
On altı yaşlarında bulunduğu sıralarda amcası Zübeyr Onu Kureyş kafilesi ile birlikte Yemen seferine götürdü.
Kafile bir vadi de konaklamıştı. Vadinin çıkışında bir puğur, erkek deve vardı. Sağa sola saldırmakta, kimseye geçit vermemekte idi. Ne yaparlarsa yapsınlar onu alt etmede aciz kaldılar. Geri dönüp bir başka yoldan gitmeye karar verdikleri sırada Muhammed (a.s.v):
-Siz onu bana bırakın, ben onun hakkından gelirim dedi. Ardından puğur, azgın devenin yanına giderek ona bir şeyler söyledi. Sağa sola saldırıp duran, kimseye geçit vermeyen deve birden uysallaştı. Muhammed (a.s.v) devesinden inip, onun üzerine bindi. Vadiyi geçtikten sonrada salıverdi.
Yemen’den dönüşlerinde ise müthiş bir yağmura tutuldular. Her yere su bastı. Gidecek yol ve yön bulamadılar. Çaresiz kalıp bekleşirlerken Muhammed (a.s.v):
-Siz beni takip ediniz, izim sıra geliniz dedi. Kafilede Onu takip etti. Oralara ilk defa gelmesine rağmen yol ve yönü rahatça buldu, kafileyi selamete çıkardı. Sanki yüce Allah (c.c.) onun için oradaki suları kurutmuş, geçit vermez yerleri geçit verir bir duruma getirmişti.
Mekke’ye varınca kervandakiler:
-Muhakkak ki şu gencin hâl ve şanı büyük olacaktır. Biz onda bet bereket, uğurlulukla birlikte cesaret ve doğru yolu bulma, doğru düşünmede bulduk demekten kendilerini alamadılar.
* * *