SPOTİFY'DE DİNLE
APPLE MÜZİK'TE DİNLE
YOUTUBE MÜZİK'TE DİNLE
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Show & Tell

izzy's playlists!
I'd rather be in outer space 🛸
Jules of Nature
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

❣ Chile in a Photography ❣
Cosimo Galluzzi
Sweet Seals For You, Always
Mike Driver

pixel skylines

祝日 / Permanent Vacation
No title available
Not today Justin
Claire Keane
h

titsay

Origami Around
Sade Olutola
hello vonnie
seen from United States
seen from Germany

seen from Brazil
seen from Chile
seen from India
seen from United States
seen from Pakistan

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Singapore
seen from Türkiye

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Türkiye
@okutgrd
SPOTİFY'DE DİNLE
APPLE MÜZİK'TE DİNLE
YOUTUBE MÜZİK'TE DİNLE
Dikkat! Şirk Aramızda
Allah(c.c)'ın var oluşu, bilinmesi aklen zorunlu ve apaçık bir gerçektir. Dejenere olmamış bir insanın, fıtratı gereği yaratanını tanımaması mümkün değildir. Bu nedenle Allah(c.c)'ın zatını veya O'nun sıfatlarından bazılarını inkar eden insan, inkarının yol açtığı manevi boşluğu bir şekilde doldurmak zorundadır. İşte bu noktada şirk kavramı karşımıza çıkmaktadır.
Şirk; herhangi bir varlığın Allah(c.c)’ın zatında, sıfatında, mülkünde, otoritesinde ve fiillerinde payı olduğuna inanmak ya da İslam’ın ibadet olarak kabul ettiği bir eylemi, Allah(c.c)’tan başkasına yapmaktır. Şirk en önemli iman sorunudur; zira özünde Allah(c.c)'a noksanlık izafe etmek vardır. Bu nedenle de Kur'an'da tevbe edilmediği takdirde affedilmeyeceği bildirilmiştir (bkz. Nisa/48, 116).
Şirk koşanlar müşrik olarak isimlendirilir. Şirk kafirliğin nedeni olduğundan her müşrik kafir, her kafir de aynı zamanda müşriktir. Şirkin şekli ve düzeyi kafirliğin türünü belirler. Örneğin ateistlik mutlak, yani tam şirktir. Çünkü bunların Allah(c.c)'a izafe ettikleri noksanlık, yaratıcı olmadığını sanarak O'nu tamamen yok saymalarıdır. Kendi heva ve heveslerini O’na eş koşarlar (bkz. Casiye/23-24). Deistlikteki şirk ise ateistliğe göre kısmidir. Şöyle ki; Allah(c.c)’ı ilah olarak kabul etmekle beraber, O’nu rab olarak tanımadıklarından hükmüne boyun eğmezler.
Geleneksel anlamda müşrik deyince akla gelen ilk şey, Allah(c.c)'a inanmayıp heykelin karşısında yere kapanan insanlar gelir. Oysa bu müşrik tanımı bir halk efsanesidir; çünkü mekkeli müşrikler Allah(c.c)'ın varlığına ve yaratıcı olduğuna inanıyorlardı (bkz. Yunus/31; Müminun/84-89; Ankebut/61, 63; Lokman/25; Zümer/38; Zuhruf/9, 87). İçlerinde ahirete inananların, hatta namaz kılanların dahi olduğu söylenmektedir. Öyle ki; mealen “Vay haline o namaz kılanların…” şeklindeki kınama ifadesiyle başlayan Maun Suresinin iniş sebebinin de Mekkeli müşrikler olduğu ileri sürülmüştür (bkz. Maun/1-7).
Öncelikle bilinmeli ki; Mekkeli müşriklerin inançları sadece onlara özgü değil, kıyamete kadar dünyanın her yerinde görülebilecek türden sapkınlıklardır. Nitekim sinsi şeytan, her topluma içinde bulundukları çağın şartlarına uyarlayarak şirki sevdirmeye devam etmektedir. Onun tuzağına düşenler kendilerini doğru yolda sandıkları için, kıyamet gününde "vallahi biz müşriklerden değildik" (bkz. Enam/23) diyerek şaşkınlıklarını dile getireceklerdir. Allah(c.c) muhafaza etsin; ne kötü bir akıbet!
Çağımız dünyası, adeta bir putlar galerisine dönüşmüş durumdadır. Adı konulmamış bu putlara karşı mücadele vermek, oldukça zor ve karmaşık bir hale gelmiştir. Çünkü bunlara olan tutkunun, onları nasıl putlaştırdığının izahı zorlaşmıştır. Bugünün putları küçük, ama etki alanları oldukça büyüktür. Para, ırkçılık, akıl, bilim, teknoloji, siyaset, lider, devlet, ideoloji, mezhep, tarikat, cemaat, moda, sanat ve sporu günümüz putlarına örnek olarak sayabiliriz.
Kur'an'da insanlar için, "Onların çoğu, şirk koşmadan Allah'a inanmazlar." (Yusuf/106) buyrulmaktadır. Bu ayet, şirke düşmeme noktasında son derece dikkatli olmamız gerektiğini bize hatırlatmaktadır. Bunun için, öncelikle şirkin ne olduğunun iyice bilinmesi gerekir. Zira şirkin ne olduğunu bilip kavramadan ondan sakınmak kolay değildir. Bu nedenle müşriklerin özelliklerini anlatan ayetleri iyice öğrenip, kendini şirkten korumak her müslümanın asli görevi olmalıdır. Aksi takdirde kişi, ucundan bucağından bulaşarak farkında olmadan şirk koşar hale gelebilir.
Şirki şu başlıklar altında özetlemek mümkündür;
TAPMAKTA ŞİRK
Şirkin en açık ve net olan şeklidir. Allah(c.c)'tan başka canlı veya cansız varlıklara (güneş, ay, yıldızlar, ateş, yarı veya tam ilah zannedilen insan ve hayvanlar gibi) tapınmak ve onlara ibadet etmektir. Bu şirkin bir de Allah(c.c)’la beraber başka ilahlara tapılması şeklinde olanı vardır. Hıristiyanlıkta sonradan uydurulan teslis inancını, buna örnek gösterebiliriz (bkz. Tevbe/30; Maide/72).
KULLUKTA ŞİRK
"Rab" kelimesi bir bakıma yaratılanların talim ve terbiye ile sevk ve idaresini temsil eder. Bir kulu rab edinmek için illaki ona: “Bu benim rabbimdir.” demek gerekmez. Bu yetkileri bir kula layık görüp o kulun izin de giderseniz, o sizin rabbiniz olmuş olur. Tevbe Suresinin 31 nci ayetinde mealen,
"Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir."
buyrulmuştur. Bu ayetin tefsiri niteliğindeki bir hadis şöyledir:
"...Adiy b. Hatim(r.a), Medine’ye geldi. O, Tay Kavmi'nin lideriydi. Boynunda gümüş bir haçla Resulullah(s.a.v)’ın huzuruna girdi. Resulullah(s.a.v) Tevbe Suresinin 31 nci ayetini okuyordu. Adiy b. Hatim(r.a), Peygamber(s.a.v)’e: 'Onlar, din adamlarına tapmadılar ki!' dedi. Reslullah(s.a.v): 'Evet, fakat din adamları, onlara helali haram, haramı helal kıldılar. Onlar da tabi oldular. Bu, onların, din adamlarına ibadetidir.' buyurdu." (Tirmizi, 3095; İbni Ebi Hatim, 10057-10058)
Neyin helal ve haram, neyin emir ve yasak olduğunu belirleyen tek merci Allah(c.c)’tır. Kendine veya sıfatı her ne olursa olsun başka birine bu yetkiyi veren, Allah(c.c)’ın dışında başka bir rab edinmiş olur (bkz. Ali İmran/64; Zümer/3; Nahl/73; Furkan/41;Casiye/23).
HAMD VE ŞÜKÜRDE ŞİRK
Şirkin bu türünde toplumlarda iyi ve güzel şeylere vesile olan (örneğin yönetici, lider, komutan, patron ve ağa gibi) bazı seçkin insanlar, başarılarından dolayı kutsallaştırılarak putlaştırılır. Bu onlara nimetlerin yaratılmasında payları varmışcasına minnet duyma, onları gerçek değerlerinin üstüne çıkartma, kusurlarında bile bir üstünlük veya bir hikmet arama şeklinde tezahür eder.
Bu şekilde tabulaştırılan insanların tenkit edilmesine rıza gösterilmez. Nimetlerden mahrum bırakılma endişesiyle, bunlardan Allah(c.c)’tan korkar gibi korkulur; Allah(c.c)’tan daha çok onlara hamd ve şükür edilir (Fatiha/2; Enam/1; Lokman/12; Kasas/70; Ankebut/17, 25, 53; Zümer/38; Araf/194, 197; Yusuf/40; Ali İmran/175; Nisa/131; Teğabun/1).
İBADETTE ŞİRK
Kur'an'da çeşitli ayetlerde sırf Allah(c.c) rızası için değil de, sadece gösteriş olsun diye ibadet edenler kınanmıştır (bkz. Bakara/264; Nisa/38; Enfal/47; Nisa/142; Maun/6). Peygamber Efendimiz(s.a.v) "Ümmetim için gizli şirk ve şehvetten kaygı duyuyorum" demiş, "Sizden sonra da hala şirk olacak mı?" sorusuna, "Evet, fakat güneşe, aya, taşa ve puta tapmak şeklinde olmayacak, insanlar ibadetlerini riya için yapacaklar" cevabını vermiştir (Müsned, IV, 124).
Ayrıca dine sonradan sokulan şeyler (bidat), iyi bilinen ölmüş kişilerin aracı edinilmesi ve onlardan şefaat umulması, birtakım dileklerin gerçekleşeceği umularak yapılan türbe ve mezar ziyaretleri de şirk niteliğindedir (bkz. Enam/56; Kehf/110; Şuara/213; Kasas/88; Mümin/66; Cin/18; Zümer/43-44; Araf/37; Yunus/18, 106; Ahkaf/5-6; Nahl/20-21; Zuhruf/86).
EGEMENLİKTE ŞİRK
Yerlerin ve göklerin egemenliği, mutlak hükümran olan Allah(c.c)’a aittir (bkz. Araf/54; Kehf/26; Ali İmran/189; Maide/44; Taha/114). İlahi değil de beşeri kanunlara dayalı düzen kurmak, bir nevi yeni bir din oluşturmaktır (bkz. Şura/21). Zira din fert ve toplumla birlikte devleti de içine alan hayat biçimi demektir. Bunu Hz.Yusuf(a.s)’ın kıssasında kralın uyguladığı kanunların, onun dini olarak ifade edilmesinden anlamaktayız (bkz. Yusuf/76).
Kur’an’la bağdaşmayan kanunlara rıza gösterip riayet eden kişi, Allah(c.c)’a değil o kanunları yapanlara ibadet etmiş olur. Hem Allah(c.c)’ın kitabına iman ettiğini söyleyen, hem de başka hükümleri benimseyen insanlar Kur’an’da kitap yüklü eşeğe benzetilmiştir (bkz. Cuma/5). Eşek kitapla yüklüdür ama içinde yazanları bilmez, bilse bile ona uyup gereğini yapmaz; sadece taşır.
SEVGİDE ŞİRK
Herhangi bir varlığı Allah(c.c)’ı sever gibi sevmek, affedilmez günahlardan olan şirkin kısımlarındandır. Kişi daima beğendiği, hoşlandığı, sevdiği ve değer verdiği şeyleri yaratanın Allah(c.c) olduğunun bilincinde olmalıdır. Kişi ölümüne kadar bütün varlığıyla hayatını Allah(c.c)'a adamalıdır.
Bilindigi üzere Hz.ibrahim(a.s) evladını çok sevmeye başlayınca imtihan edilmiş, onu öldürmesi istenmiştir. Kendisi zor bir karar olsa da Allah(c.c)'ın emrini uygulamak için hazırlanmış, lakin son anda testi geçtiği kendisine haber verilmiştir (bkz. Saffat/100-110). İbrahim kıssasından alacağımız ders evlat, eş mal ve mülk gibi dünyevi şeyleri çok sevip; onlara Allah(c.c)'tan daha çok bağlanmamaktır. Zira bu da şirkin başka bir şeklidir (Bakara/165; Araf/189-190; Tevbe/24).
En doğrusunu Allah(c.c) bilir.
OKU
Küçük Günahlar Nasıl Temizlenir?
Bismillahirrahmanirrahim.
"Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız." (Nisa/31) "Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır." (Hud/114) "O iman edenler, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar. Onlar öfkelendikleri zaman da kusurları bağışlarlar." (Şura/37 "İyilik işleyenler küçük kusurlar hariç, büyük günahlardan ve çirkin davranışlardan uzak dururlar. Şüphesiz senin Rabbin, bağışlayıcılığı geniş olandır..." (Necm/32) Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi. Ebu Hureyre(r.a) tarafından rivayet edilen bir hadis şöyledir: Hz.Peygamber(aleyhissalatu vesselam)'ın şöyle söylediğini işittim; "Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?" 'Bu hal,' dediler, 'onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!' Aleyhissalatu vesselam: "İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler" buyurdu (Buhari, Mevakit 6; Müslim, Mesacid 282, 666; Tirmizi, Emsal 5, 2872; Nesai, Salat 7, 1, 231; M). Yine Ebu Hureyre(r.a) tarafından rivayet edilen başka bir hadis ise şöyledir: Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki; "Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefarettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler" (Müslim, Taharet 14, 223; Tirmizi, Salat 160, 214). "Nerede ve hangi halde olursan ol Allah'tan kork. Kötülük işlemişsen hemen bir iyilik yap ki, o iyilik kötülüğün günahını silsin. insanlara güzel muamelede bulun." (Tirmizi, Birr ve Sıla, 55; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 5; Darimi, Rikak, 47) OKU
Refah Düzeyi Allah(c.c)’ın Hoşnutluğunun Göstergesi Değildir
Bismillahirrahmanirrahim.
Enam-53 "Böylece onların bazılarını bazılarıyla (ileri gelenlerini zayıflarıyla) imtihan ettik ki(o müşrikler, iman eden zayıflar hakkında): 'Allah'ın, aramızdan kendilerine lütufta bulunduğu (hidayete erdirdiği) kimseler bunlar mı?' desinler! Allah, şükredenleri en iyi bilen değil midir?"
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
Tefsiri:
Yüce Allah, insanların kimine türlü nimetler, kimine de sıkıntılar vermek suretiyle birbirlerine karşı nasıl tutum takınacakları hususunda onları sınamaktadır. İnsanların soy sop, makam ve mal gibi fani ve aldatıcı durumlara göre değer taşıdıklarını zanneden inkarcıların ileri gelenleri "Aramızda Allah(c.c)’ın kendilerine lutufta bulunduğu kimseler de bunlar mı?" yani "Biz büyükler ve soylu önderler varken Allah(c.c)’ın gerçeğe ulaştırdığı, hidayete kavuşturduğu kimseler bunlar olamaz!" şeklindeki alaylı ifadelerle onları küçümsemişler; sahip oldukları imkanlar kendileri için birer fitne olmuş; küstahça davranışlarıyla yüce Allah’a karşı kötü bir imtihan vermişlerdir.(Diy.İşl.Bşk.lığı Tefsiri)
En doğrusunu Allah (c.c) bilir.
OKU
Refah Düzeyi Allah(c.c)’ın Hoşnutluğunun Göstergesi Değildir
Bismillahirrahmanirrahim.
Ali İmran-178 "İnkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
Enam (43-45) "Keşke azabımız onlara geldiği zaman yalvarsalardı. Fakat kalpleri katılaştı ve şeytan yapmakta oldukları şeyleri onlara güzel gösterdi. Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar. Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur."
Enam (63-65) De ki: "Bizi bu tehlikeden kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız" diye gizli ve aşikar O'na yalvarıp dururken, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? De ki: "Allah, sizi ondan ve bütün sıkıntılardan kurtarır, sonra da siz yine ortak koşarsınız." De ki: "O'nun üstünüzden ve ayaklarınızın altından azap göndermeye, yahut sizi fırkalara ayırıp kiminizin kiminize hıncını tattırmaya gücü yeter." Bak, ayetlerimizi nasıl inceden inceye açıklıyoruz ki, onlar iyice anlasınlar."
Araf (182-183) "Ayetlerimizi yalanlayanları bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş helake yaklaştıracağız.Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım çok sağlamdır."
Tevbe-55 "Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kafir olarak çıkmasını istiyor."
Taha-131 "Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır."
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
Tefsiri:
Ali İmran/178 nci ayette, kafirlerin dünyada iradelerini serbestçe kullanabilmeleri için kendilerine fırsat verildiği ifade edilmektedir. Bu, Allah(c.c)’ın bütün insanlık için koymuş olduğu değişmez kanunudur. İnsanlar bu dünyada kendi hür iradeleriyle tercihte bulunurlar, diledikleri gibi yaşarlar. Ancak yüce Allah burada inkarlarına rağmen kafirlere böyle bir fırsat vererek onları serbest bırakmasının kendileri için hayırlı bir şey olduğunu sanmamaları gerektiğini, onlara sadece günahlarının artması için mühlet verdiğini, dolayısıyla bunun sevinilecek veya övünülecek bir şey olmadığını haber vermekte ve bu suretle onları uyarmaktadır. Çünkü insan kuvvetli bir imana, güzel bir ahlaka ve iyi bir amele sahip ise işte o zaman yüce Allah’ın ona verdiği fırsat, uzun ömür ve bol servet faydalı olur. Oysa inkarcılarda iman ve imana dayalı güzel amel yoktur. Bu sebeple onların ömürlerinin uzun, servetlerinin çok olması günahlarını arttırmaktan başka bir şeye yaramaz. Günahları arttıkça da azapları şiddetlenecektir. Bu sebeple yüce Allah onlar için alçaltıcı bir azap hazırlanmış olduğunu bildirmektedir.(Diy.İşl.Bşk.lığı Tefsiri)
Özetle Ali İmran/178 nci ve Tevbe/55 nci ayetler, hem müminler için bir teselli hem de kafirler için bir tehdittir. Zira müslümanlar şeytanın verdiği vesvesenin tesiriyle şöyle düşünebilirler: "Biz Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duruyoruz, buna rağmen sıkıntı içindeyiz. Fakat Allah'a karşı gelen, küfür ve günah işleyen kişiler rahat ve bolluk içindeler." İşte Allah(c.c), müminler böyle düşünmesinler diye bu ayeti indirmiştir. Böylece müminlere, kafirler ne kadar rahat içinde olurlarsa olsunlar bunun onların lehine değil aleyhine olduğunu ve hak ehlinin ölçüsünün dünya değerleri olmaması gerektiği bildirilmiştir.
İnsanlar kıtlıktan bolluğa, hastalıktan sağlığa, sıkıntıdan esenliğe kavuştukları zaman, bunlarda kendileri için imtihanlar bulunduğunu düşünmeli ve her zamankinden daha dikkatli, daha sorumlu hareket etmeli, bu nimet ve imkanları veren yüce Allah’a minnet ve şükran hissi duymalıdırlar. Enam/45 nci ayette söz konusu edilen kavimler, bu imkanların bir imtihan olduğunu düşünerek uyarılara önem verecekleri yerde, kendileri için bir istidrac (yüce Allah’ın ayetlerini inkar edenlerin rızıkları hemen kesilip helak olmazlar. Hatta Allah Teala onların bir kısmına nimetlerini bolca verir de şımarırlar. Böylece günahları daha da artar. Neticede yüce Allah’ın azabı bilmedikleri bir taraftan ansızın gelir ve helak olurlar. İşte bu duruma "istidrac" denilir.), bir imtihan olan bu bolluk ve rahatlığa aldandılar; "sonunda kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları sırada" Allah Teala onları ansızın yakaladı. "Bir anda bütün ümitlerini yitirdiler; böylece artık zulmeden –yani şükretmeleri gerekirken küfredip başkaldıran– kavmin kökü kesildi." Bu şekilde ıslah olma ümidi kalmamış olan kötülerin Allah(c.c) tarafından yok edilmesi iyiler hakkında bir rahmet olduğu için, bu gelişmeleri anlatan ayetlerin sonunda "Her türlü övgü, alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur" buyurulmuştur. Rivayete göre Hz. Peygamber,
"Bir topluluk günah işlemekte ısrar ederken yine de Allah’ın onlara istedikleri şeyleri verdiğini görürseniz bilin ki bu bir istidracdır"
buyurmuşlar, ardından da bu ayeti okumuşlardır. (İbn Atıyye, II, 292)
İnsanları bir beladan kurtaran Allah(c.c), başka bir veya birçok belaya uğratmaya; onlara "üstlerinden veya ayaklarının altından" yani gökten ve yerden türlü felaketler göndermeye; hatta onların ihtiraslarını birbiriyle çatıştırarak, değişik mezhep, fırka ve parti gibi gruplara ayırarak birbirleriyle çarpışmalarını, savaşmalarını sağlamaya da kadirdir. Geçmişte insanoğlu beklemediği, ummadığı birçok semavi ve dünyevi felaketlerle karşılaşmış, şimdi de karşılaşmaktadır. İnsanoğlu, Allah(c.c)’ın koyduğu kanunlardan sapmanın bedeli olarak, tabii afetler denilenlerin yanında, bizzat kendi eliyle ortaya çıkardığı umulmadık belalara da duçar olmaktadır. Nükleer felaketler, çevre kirlenmesi, tabiat düzeninin bozulması; ihtiraslardan veya ideoloji ayrılıklarından, din ve mezhep ayrılıklarından, ırkçılıktan ve bölgesel çıkar hesaplarından kaynaklanan ve kısa sürelerde yüz binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına, sakat düşmesine, aç ve açıkta kalmasına, ülkelerin harap olmasına yol açan savaşlar bu belalardan bazılarıdır.
Enam/65 nci ayetin bölünüp parçalanmayı bir felaket olarak gösteren kısmı özellikle manidardır. Gerçekten, Allah(c.c)’ı tanıyıp O’nun buyruk ve kanunları uyarınca hayatlarını düzenlemekten uzaklaşan toplumlar genellikle ortak inanç ve fikirlerden, istek ve ideallerden uzaklaşmakta, sonuçta bu farklı fikir ve isteklerin çatışması insanları fiili çatışmalara, fitne ve fesada, nihayet savaşlara kadar götürmektedir ki, ayet-i kerimede bu durum, insanların Allah(c.c)’tan yüz çevirmelerinin, O’nu unutarak fani şeyleri birer tanrı gibi kabul edip onların peşine takılmalarının, nihayet onları Allah(c.c)’a eş ve ortak tutmalarının bir sonucu olarak gösterilmiştir.
Öyle görülüyor ki, insanoğlu malın mülkün, şan ve şöhretin, ihtiras ve şehvetin ve nihayet hak yoldan saptıran sahte önderlerin esiri olmaktan, onlara tapmaktan kurtularak yalnız Allah(c.c)’ı rab bilip sadece O’ndan yardım dilemediği, O’nun buyruklarını kesin kanunlar olarak tanıyıp bunları hayata hakim kılmadığı sürece ayetlerde işaret edilen bu tehlikelere de müstahak olacak, bilinen ve bilinmeyen birçok felakete, ayetteki deyimiyle azaba maruz kalacak ve Allah’tan başka hiçbir güç, hiçbir zeka, hatta Allah(c.c)’ın kitabında yer alan "hikmet" ten nasipsiz olan bilim ve teknoloji de bu felaketleri önleyemeyecek; aksine hikmetten mahrum kaldığı sürece bilim ve teknoloji yeni felaketlere yol açacaktır. Bu bakımdan yukarıdaki ayetler bütün insanlara, insanlığın selameti için mutlaka dikkate alınması gereken bir uyarıdır. Dolayısıyla ayetin sonunda "anlasınlar diye..." buyrulmuştur.
Araf/182 nci ayette "Adım adım helake götürürüz" şeklinde çevirilen fiilin mastarı olan istidrac kelimesi, sözlükte "derece derece yükseltmek veya alçaltmak, azar azar toplamak, katlamak" gibi anlamlara gelir. Bu kelime zamanla, "Allah(c.c)’ın bazı insanlara, kötü niyetlerinin ve davranışlarının ardından, onların daha da şımarmaları, günahlarını daha da arttırmaları sonucunu doğurabilecek maddi veya manevi imkan ve fırsatlar vermesi" anlamında terim haline gelmiştir. Mesela peygamberlerde görülen olağan üstü hallere "mucize" denirken inancı veya yaşayışı bozuk kimselerin olağan üstü olaylar sergilemelerine istidrac denmektedir. Araf/183 ncü ayetteki "tuzak" manasına gelen keyd kelimesi, Allah(c.c) için kullanıldığında İslamiyet ve müslümanlar için bazı tuzaklar kurmaya ve onları çökertmeye çalışan inkarcıların bu planlarını boşa çıkaran Allah(c.c)’ın kusursuz, adaletli ve hikmetli planını ifade eder. Burada yüce Allah, ayetlerini yalanlayan ve böylece onları etkisiz kılmaya çalışan inkarcıları, güçlü ve şaşmaz planı uyarınca hemen cezalandırmayıp onlara mühlet verdiğini, bazı imkan ve fırsatlar tanıdığını, bu suretle onları derece derece yıkıma doğru götürdüğünü veya alçalttığını ifade buyurmaktadır. Allah(c.c)’ın onlara önce mühlet verip sonra da helak etmesi zahiren tuzak kurmaya benzediği için ayette buna "keyd" denmiştir.
Taha/131 ve benzeri birçok ayette belirtildiği üzere, dünya hayatındaki refah düzeyi ebedi mutluluğun ve hele yüce Allah’ın hoşnutluğunun göstergesi değildir; bu hayat bir sınavdan ibarettir. Fakat bu yaklaşım, Allah(c.c)’ın hoşnutluğunu kazanmanın dünya hayatını fakru zaruret içinde geçirmeye bağlı olduğu gibi ters bir mantık işletilmesine de izin vermez; aksine ayette sadece, Allah(c.c)’a ve O’nun dinine sırt çevirip kendilerini geçici dünya nimetlerinin debdebesine kaptırmış olanların bu haline aldanılmaması ve onlara özenilmemesi istenmiş, yüce Allah’ın hoşnutluğuna uygun olarak elde edilen maddi ve manevi imkanların ise en iyi ve sonuçları itibariyle en kalıcı olduğu belirtilmiştir. Mümin helalinden elde ettiği dünya nimetlerinden yararlanır, başkalarına da yardım eder; yokluk ve yoksulluk halinde çökmez, ayakta kalmasını, rabbine güvenmesini ve O’nun rızasını elde etme bilinci içinde mutlu olmasını bilir. (Diy.İşl.Bşk.lığı Tefsiri)
En doğrusunu Allah (c.c) bilir.
OKU
Kur'an Tüm Zamanlara Hitap Eden Evrensel Bir Kitaptır
Kur'an'ın tüm hükümleri kıyamete kadar bakidir. Kur'an'da nesh edilerek hükmü kaldırılmış veya tarihselleşmiş ayet yoktur. Şüphesiz her ayetin bir fonksiyonu ve gerekli olabileceği bir durum veya zaman vardır. Bu tür ayetlerde o günün şartları içerisinde Kur'an ne hüküm vermiş ve bu hükümlerle neyi gerçekleştirmeyi, nereye varmayı amaçlamışsa; bugünün şartları içinde de o amacı gerçekleştirecek günümüze uygun hükümler benimsenmelidir. Yani önemli olan, o hükümlerin salt anlamı değil; ruhudur.
Örneğin bazı ayetlerin Hz. Peygamber'in kendi özel hayatı ve zamanı için geçerli olduğunu sananlar, bu ayetlerin de aslında tıpkı diğer peygamber kıssalarında olduğu gibi, ibret alınarak dersler ve hükümler çıkarılmasına yönelik misyonları olduğunu kabul etmelidirler. Ayrıca Kuran'ın cinlere gelmiş ve onlara hitap eden bir kitap olduğu da, bu konuda göz önünde bulundurulması gereken başka bir husustur. Şöyle ki; zamanımızda uygulanmasına gerek kalmadığı sanılan bazı Kur'an hüküm ve ayetlerinin, cinlerin medeniyetinde hala yürürlükte olması da ihtimal dahilindedir.
İnsanlar içinde yaşadıkları zamana, şartlara, ihtiyaçlara, bilgi ve kültür düzeylerine göre Kur'an ayetlerine farklı açılardan bakarak orada farklı renkler görebilirler; onu az çok farklı yorumlayıp algılayarak, ondan değişik biçimde yararlanabilirler. Fakat "şu ayet tarihseldir, bu ayet hükümsüzdür" diyemezler. Aksine davrananlar, yüce Allah(c.c)’ın huzurunda yaptıklarının hesabını vereceklerdir.
Kur'an'ın herhangi bir ayetine herhangi bir gerekçeyle hükümsüzdür demek; hem o ayeti yok sayıp inkar etmek ve hem de dolaylı olarak Allah(c.c)'ın kitabına (haşa) kusur atfetmektir. Oysa yüce Allah; Kur'an'da "Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Enam/115) "Hala Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı." (Nisa/82) buyurmuştur.
Her ne niyetle olsun; Kur'an'a yönelik bu tür olumsuz yaklaşımlarda bulunmaktan kaçınılması gerekir; zira önceki ümmetlerin kitaplarını tahrif ettikleri gibi; Kur'an'ın da ayetlerinin hükümsüz bırakılması suretiyle, dolaylı olarak tahrifine kapı aralamak isteyenleri Allah(c.c) şöyle uyarmaktadır; "Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara gelince, işte onlar Hakk'ın huzuruna azap içinde getirileceklerdir." (Sebe-38), "Ayetlerimizi geçersiz kılmak için çaba gösterenler var ya, işte onlar cehennemliklerdir." (Hac-51)
Eski kitaplara yapıldığı gibi, Kur’an-ı Kerim’i çeşitli maskeler altında parçalara ayıranlar da; yaptıklarından dolayı muhakkak surette yüce Allah katında sorguya çekilip cezalandırılacaktır. Bu tavır birçok eski kavmi yıkıma götürmüştür. Çünkü Kur’an bütünüyle Allah’tandır, bir tek ayeti bile O’ndan başkasına nispet edilemeyeceği gibi, yine bir tek ayeti dahi değersiz ve anlamsız görülemez. yüce Allah’ın kitabı bir bütündür ve hükümleri geneldir. "Onlar ki, şimdi de Kur’an’ı (bir kısmını kabul, bir kısmını reddederek) paramparça ediyorlar. Rabbine andolsun ki yaptıklarından dolayı muhakkak surette onların hepsini sorguya çekeceğiz!" (Hicr/91-93)
En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.
OKU
Dinde İçtihata Gerek Var mıdır?
Kur'an'da mealen;
"Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın). Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir. Sizden önceki insanlar da böyle sorular sormuş ve sonuçta onları inkar etmişlerdi." (Maide 101-102) buyrulmuştur. Kur'an'ın sükut ettiği konularda, fetva veya içtihat gibi herhangi bir hüküm arayışına gerek olmadığını net bir şekilde ortaya koyan bu ayette; "De ki: "Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz?..." (Hucurat-16) ayetinde vurgulandığı gibi, eski kavimlerden bazılarının adeta dini yetersiz ve eksik bularak peygamberlerine bu tür şeyler sorduklarından; sonra o şeyler ile mükellef olunca da onları terk ederek kafir olduklarından söz edilmektedir. Hiç şüphe yok ki; tarih boyunca insanları dinde yeni arayışlara sevk eden bu dürtünün arkasında, "...Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım..." (Nisa-119) diyen vesveseci sinsi şeytanın hile ve tuzağı vardır.
Kur'an'da birçok ayette alim veya cahil ayrımı yapılmaksızın, defalarca imanın akılla sorgulanması emredildiği halde; dinde kendilerini otorite gören fıkıhcılar, her insanın düşünme kabiliyetinin yeterli olmayabileceğini savunmuşlardır. Sonra da dini anlama ve öğrenme konusunda kendi belirledikleri kriterlere göre, insanları alimler ve avam diye iki farklı başlık altında kategorize etmişlerdir. İnsanlara Kur'an'ı anlamaları ve sorgulayarak iman etmeleri hususunda yardımcı olmak yerine; kendilerine bir alim seçip, onun paket halinde sundukları görüşleriyle amel etmelerini yeterli görmüşlerdir. İnsanları uyuşturup, sürüleştiren bu körü körüne taklitçilik; İslam dünyasının geri kalmışlığının temel sebebi; olmuştur. Bu hastalıklı zihniyet, dönemin İslam devletlerinin işleyişine de sirayet etmiştir. Yöneticiler Kur'an'ın sükut ettiği meselelerle ilgili, Allah(c.c)'ın sınırlarını gözeterek aklın ve bilimin ışığında özgürce çözümler üretmek yerine; yetkilerini fetva makamlarının sınırlarını çizdikleri dar alanlara mahkum etmişlerdir.
Eski müfessirlerden bazıları, daha da ileri giderek Allah(c.c)'ın "Dininizi tamamladım" (bkz. Maide-3), "Kur'an'da çelişki yoktur" (bkz. Nisa-82) diye buyurmuş olmasına rağmen, kendi anlayışlarıyla örtüşmeyen bazı ayetler arasında çelişki olduğunu dahi iddia etmişlerdir. Daha sonra bu iddiadan yola çıkarak; "nasih ve mensuh" diye kavramlaşan kendi uydurdukları bir varsayıma dayanarak, bir kısım Kuran ayetlerinin diğer bazı Kuran ayetlerini iptal ettiklerini ileri sürmüşlerdir. Öyle ki; adeta birbiriyle yarışırcasına, hükmü kaldırılan ayet sayısını 500 e kadar çıkaran İslam bilginleri dahi olmuştur. Bundan daha vahimi ise, hadislerin bile Kur'an’ın ayetlerini iptal edebileceğini savunanlar bile olmuştur. Böylece din, kendi görüşlerine göre hangi ayetlerin nasih, hangi ayetlerin mensuh olduğunu belirleyebilen fıkıh alimlerinin insaflarına terk edilmiştir. Önceki ümmetlerin kitaplarını tahrif ettikleri gibi; Kur'an'ın da ayetlerinin hükümsüz bırakılması suretiyle, dolaylı olarak tahrifine kapı aralamak isteyenleri Allah(c.c) şöyle uyarmaktadır; "Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara gelince, işte onlar Hakk'ın huzuruna azap içinde getirileceklerdir." (Sebe-38); "Ayetlerimizi geçersiz kılmak için çaba gösterenler var ya, işte onlar cehennemliklerdir." (Hac-51). Allah(c.c) Kur'an'da "Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi? " Beled (8-10), "Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir, Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir." Şems (7-10) buyurmuştur. Bu ayetlerin tefsiri niteliğindeki bazı hadisi şeriflerde ise, "Müftüler sana fetva verse de sen yine kalbine danış, fetvanı kalbinden al." (Müsned, I, 194), "Seni işkillendiren şeyi bırak işkillendirmeyene geç. Çünkü doğruluk iç huzuru verir, yalan da şüphe ve tereddüt doğurur." (Tirmizi, Kıyamet 60) denmiştir. Bu ayetler ve bu ayetleri açıklayan hadislerden Allah(c.c)'ın insanın fıtratına doğruyu ve yanlışı, iyiliği ve kötülüğü, günahı ve sevabı bilme; bunlar arasında tercihte bulunup, hüküm verme gücü ve özgürlüğü verdiği anlaşılmaktadır. Tecrübelerle de sabittir ki; kötülük gönlü tırmalayıp bulandıran, iyilik ise huzur verip gönlü yatıştıran şeylerdir. Bu nedenle mümin kişinin; Kur'an'ın sükut ettiği şeyleri yapıp veya yapmama konusunda tereddüde düşmesi halinde, aradığı cevabı bulmak için kalbine (vicdanına) danışması yeterli olacaktır.
Sonuç olarak her Müslüman, dini yükümlülükleri Kur'an'da emredilen şekliyle, Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in örnekliğini esas alarak yerine getirmeye çalışmalıdır; kendi anlayışını ve içinde yaşadığı toplumun geleneklerini dine yamamaya kalkışmamalıdır. Kural olarak hakkında yasaklayıcı hiçbir delil bulunmayan fiiller mubah ve helal kabul edilir. Bir fiilin helal kabul edilmesi için dini kaynaklarda bu yönde bir açıklama bulunması veya içtihat yapılması gerekli değildir. Çünkü "eşyada aslolan mubahlıktır." Kur’an-ı Kerim Allah(c.c)’ın kulları için serbest bıraktığı, helal kıldığı nimetlerin ve güzelliklerin din adına herhangi bir haklı gerekçeye dayanmadan, haram sayılmasını yasaklamış (bkz. Araf/32); ayrıca bizzat Hz.Peygamber’e hitap ederek, Allah(c.c)’ın helal kıldığı şeyleri kendisine haram kılmamasını emretmiştir (bkz. Tahrim/1). Buna göre ölçüsüz dindarlık duygusu gibi iyi niyetli de olsa; dinin izin verdiği alan içerisinde kalan uğraş, tutum ve davranışları veya yiyecek, içecek ve giyecek gibi nesneleri haram, sakıncalı ve günah olarak nitelendirmekten kaçınılmalıdır.
En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.
Bismillahirrahmanirrahim.
Bakara-185 "...Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez...."
Bakara-286 "Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez..."
Maide-3 "...Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslamı seçtim..."
Maide-87 "Ey müminler Allahın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın. Aşırı gitmeyin. Allah aşırı gidenleri sevmez."
Maide-101 "Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (Siz sorup da başınıza iş çıkarmayın)..."
Araf-32 "De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz."
Araf-157 "...O elçi, kendilerine iyiliği emreder ve onları kötülükten sakındırır. Temiz şeyleri kendilerine helal, pis şeyleri ise haram kılar. Onların ağır yüklerini ve sırtlarındaki zincirleri indirir..."
Araf-199 "Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir."
Yunus-59 "De ki: Allah'ın size gönderdiği, sizin de bazılarını haram, bazılarını da helal kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
Hud (1-2) "Elif Lam Ra. Bu Kur’an; ayetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."
Nahl-116 " Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, Şu helaldir, Şu haramdır demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler."
Tegabun-16 "Allah'a karşı gelmekten gücünüzün yettiği kadar sakının..."
Tahrim-1 "Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
Şüphesiz Allah (c.c) Doğruyu Söyledi.
Peygamberimiz(s.a.v)'e atfedilen aşağıdaki rivayetlerde buyuruluyor ki;
"Bilerek bana yalan isnat eden cehennemdeki yerini hazırlasın." (Buhari, İlim, 38)
"Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz." (Buhari, İlm, 12; Müslim, Cihad, 6.)
"Helal, Allah Teala hazretlerinin kitabında helal kıldığı şeydir. Haram da Allah Teala Hazretlerinin kitabında haram kıldığı şeydir. Hakkında sükut ettiği şey ise affedilmiştir. Onun hakkında sual külfetine girmeyiniz." (Rezin tahric etmiştir. Tirmizi, Libas 6, 1726; İbnu Mace, Et'ime 60, 3367).
"Din kolaylıktır. Vasattan ayrılıp aşırı gideni din mağlup eder." (Nesai)
"İfrat ve tefritten uzak dur, vasatı tercih et; çünkü işlerin en hayırlısı orta olanıdır." (Beyheki)
"Şüphesiz ki sözlerin en hayırlısı Allahın kitabı (Kur’an)dır. Yolun en hayırlısı Muhammed’in (s.a.v.) yoludur. İşlerin en şerlisi sonradan uydurulan (Bidatlar) dır. Her bidat ise sapıklıktır." (S.Müslim Cuma 42)
Peygamber Efendimiz(s.a.v), Muaz b. Cebel'i Yemen'e vali olarak gönderirken Muaz'a;
"Sana halli için herhangi bir dava getirildiği zaman nasıl ve neye göre hüküm verirsin?" diye sordu.
Hz. Muaz; "Allah'ın kitabındaki hükümlerle hüküm veririm." dedi.
Peygamber Efendimiz(s.a.v); "Eğer Allah'ın kitabında onunla ilgili bir hüküm bulamazsan neye göre hüküm verirsin?" diye sordu.
Hz. Muaz; "Resulullahın sünnetine göre hüküm veririm." dedi.
Peygamber Efendimiz(s.a.v) bu sefer; "Resulullahın sünnetinde de onunla ilgili bir hüküm bulamazsan, ne yaparsın?" diye sordu.
Hz. Muaz, "O zaman, kendi görüşüme göre içtihat eder, hüküm veririm." dedi.
Peygamber Efendimiz(s.a.v) bundan son derece memnun oldu. Bu memnuniyetini şöyle ifade etti; "Allah'a hamdolsun ki, Resulullahın elçisini, Resulullahın razı olduğu şeye muvaffak kıldı." (Tabakat, 3:584; Müsned, 5:230; ibn-i Kesir, Sire, 4:199.)
OKU
Peygamber Efendimiz(s.a.v) Manevi Babamız O'nun Eşleri Manevi Annelerimiz ve Müminler ise Manevi Kardeşlerimizdir
İnsanlar arasındaki akrabalık ve yakınlığın asıl sebebi, din birliğidir. Bir ailenin fertleri aynı dine mensup, aynı terbiye ile vasıflanmış olmadıkça aralarında hakiki, Allah(c.c) katında makbul bir yakınlık mevcut olmuş olamaz. Allah(c.c)’ın dinine inanmış ve peygamberlerini tasdik etmiş kimseler birbirlerinin manevi akrabası, yakını ve dostlarıdır. Bunların aralarında manevi bir birlik vardır. Müminlerle kafirler kan ve soy bağı bakımından birbirlerinin akrabası olsalar bile, bu akrabalığın Allah(c.c) katında hiçbir değeri yoktur. Nitekim Allah(c.c), Hz.Nuh(a.s)’ın oğlunu iman etmediği için Hz.Nuh(a.s)’ın ailesinden saymamıştır. Yine Hz.Nuh(a.s) ile Hz.Lut(a.s)'ın eşleri de iman etmedikleri için, helak edilmekten kurtulamamışlardır.
Bu bakımdan Ahzap Suresinin 6 ncı ayetinde vurgulandığı gibi; Peygamber Efendimiz(s.a.v) ümmetinin manevi babası hükmündedir. Yine Ahzap Suresinin 40 ncı ayetinde ise; Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in gerçek anlamda müminlerin babası olmadığı gibi, erkek evlatlarının erkeklik çağına gelmeden vefat edeceklerine dair de işari manada gaybi bir haber verilmiştir. Bu sebepledir ki; Hac Suresinin 78 nci ayetinde Müslümanlara hitaben Hz.İbrahim(a.s) için "babanız İbrahim" tabiri kullanılmasından, Hz. İbrahim(a.s) ile bütün müslümanlar arasında nesep bağı olduğu anlamı çıkarılmamıştır. Hz.İbrahim(a.s)'ın Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in dedesi olması münasebetiyle, aynı zamanda ümmetin de babası sayılacağı kabul edilmiştir.
En doğrusunu Allah (c.c) bilir.
Bismillahirrahmanirrahim.
Tevbe-128 "Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir."
Hud (45-46) Nûh ise, Rabbine nidâ (duâ) edip dedi ki: "Rabbim! Şübhesiz ki oğlum benim âilemdendir (sen bana âilemin kurtulacağını va'd etmiştin); muhakkak ki senin va'din haktır ve sen hükmedenlerin en hâkimisin!" Allah, "Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim" dedi.
Hac-78 "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!"
Ahzap-6 "Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri, onların analarıdır. Akraba olanlar, Allah'ın Kitabına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; ancak, dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız müstesnadır. Bunlar Kitap'ta yazılı bulunmaktadır."
Ahzap-40 "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir."
Hucurat 10 "Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah'tan sakının ki size acısın."
Tahrim (10-11) Allah, inkârcılara, Nuh'un karısı ile Lût'un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: "Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!" denildi. Allah, inananlara ise, Firavun'un karısını örnek gösterdi. Hani o: "Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!" demişti.
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
OKU
Atmosferin Koruma ve Geri Döndürme Özellikleri ile Fay Hatlarına İşaret Eden Ayetler
Bismillahirrahmanirrahim.
Enbiya-32 "Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise O'nun ayetlerinden yüz çeviriyorlar."
Tarık (11-13) "Dönüşlü göğe ve yarılan yeryüzüne and olsun ki, Şüphesiz o Kur’an, hak ile batılı ayırd eden bir sözdür."
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
Bilindiği üzere güneş fırtınaları ile gelen radyasyon dalgalarından Dünyamızı merkezindeki eriyik halde bulunan demirin hareketi ile oluştuğu düşünülen manyetik kalkan korumaktadır.
Enbiya-32 nci ayette buna işaret edilmektedir. Tarık Suresinin 11 nci ayetindeki "dönüşlü" olarak tercüme edilen "rec'i" kelimesi, "geri çeviren" ya da "geri döndüren" anlamlarına gelmektedir. Bilindiği gibi Dünyayı çevreleyen atmosfer pek çok katmandan oluşur. Her katmanın, canlılığın yararına yönelik önemli bir görevi vardır. Günümüzde yapılan incelemelerde her tabakanın kendisine ulaşan madde ya da ışınları uzaya ya da yeryüzüne geri döndürme özelliklerinin olduğu anlaşılmıştır.
Yer kabuğunu oluşturan levhaların hareketleri sonucu oluşan gerilme ve sıkışmalar, yer kabuğunun bazı bölümlerinde yüzyıllar boyunca enerji biriktirir. Bu enerjilerin zaman zaman ortaya çıkması neticesinde de depremler olur. Yer kabuğundaki bu hareketli çatlaklara fay denilmektedir. Fayların varlığı İkinci Dünya Savaşından sonra bilim adamlarının değerli madenlere ulaşmak için, deniz altı araştırmalarına hız vermeleri neticesinde anlaşılmıştır. Tarık Suresinin 12 nci ayetinde ise, bu çatlaklara işaret edildiği anlaşılmaktadır.
En Doğrusunu Allah(c.c) Bilir.
OKU
Kabul Edilen Dualar İçin Görevlendirilen Melekler
Bismillahirrahmanirrahim.
Enfal (9-12) "Hani, siz, Rabbinizden imdat istemiştiniz de Rabbiniz, şüphe yok ki ben, birbiri ardınca binlerce melekle size yardım edeceğim diye duânızı kabûl etmişti. Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağmur) indiriyordu. Hani Rabbin meleklere: «Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına!» diye vahyediyordu."
Ali İmran (124-125) "O vakit (Bedir’de) müminlere şöyle diyordun: «Rabbiniz üç bin melek indirmekle size yardımda bulunması, yetişmez mi size?» Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder."
Kehf (71-82 ) "Böylece yola koyuldular. Bir süre sonra bir gemiye bindiler. O kulumuz bu gemide bir delik açtı. Musa ona, "İçindekileri boğmak için mi gemiyi deldin? Gerçekten çok çirkin bir iş yaptın" dedi. (o kul) dedi ki: "Ben sana, benimle bulunmaya sabredemezsin" demedim mi? Musa dedi ki: "Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma." Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğuna rastladılar. O kul, hemen onu öldürdü. Mûsâ, "Bir can karşılığı olmadan temiz bir çocuğa kıydın ha? Doğrusu sen, çirkin bir iş yaptın!' dedi." (o kul) dedi ki: Ben sana; "benimle bulunmaya sabredemezsin" demedim mi? Mûsâ, "Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)" dedi. Yine yürüdüler. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yemek istediler. Şehir halkı onları misafir etmekten kaçındı. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. O kul hemen onu doğrulttu. Mûsâ, "Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın" dedi. O kul şöyle dedi: "İşte bu, artık ayrılmamızın sebebidir. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim. Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı. Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk. İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin. Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur."
Ali İmran (35-37) Hani, İmran’ın karısı, "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" demişti. Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu bilip dururken: "Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum," dedi. Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti; güzel bir şekilde yetiştirip büyüttü ve onun bakımını Zekeriyya'nın yükümlülüğüne verdi. Zekeriyya ne zaman onun bulunduğu mabede girse yanında yiyecek bulurdu. "Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?" derdi. O da: "Allah'ın katındandır. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir" derdi.
Ali İmran (42-43) Hani melekler: "Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz yarattı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı. Ey Meryem! Rabbine divan dur ve secdeye kapan ve rüku' edenlerle beraber rüku' et" demişlerdi.
Meryem (16-17) "(Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü."
Sad (35-39) Süleyman, “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” dedi. Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı. Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da. Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik). "İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik.
Sebe (12-13) "Süleyman'ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menbaını da ona sel gibi akıttık. Hem Rabbi'nin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı. Onlardan da kim emrimizden dışarı çıkarsa ona ateş azabından tattırırdık. Onlar, ona mihrablar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı, şükür için çalışın. Ama kullarım içinde şükreden azdır."
Bakara-102 "Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, «Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme» demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!"
Neml (38-40) (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: "Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir?" Cinlerden bir ifrit: "Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz," dedi. Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm," dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir."
Saffat (100-101) Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi. Bunun üzerine (biz de) onu halîm bir oğul (olan İsmâîl) ile müjdeledik.
Saffat-112 Ve zamanı gelince, O'na kendisi de bir peygamber olacak olan, dürüst ve temiz kişilerden olan İshak'ı da evlat olarak müjdeledik."
Hud (69-73) Andolsun ki, İbrahim'e de elçilerimiz (melekler) müjde ile geldiler ve "selâm" dediler, o da "selâm" dedi ve hemen gidip onlara kızartılmış bir buzağı getirdi. Fakat onların o buzağıya el sürmediklerini görünce, tuhafına gitti ve içinde onlara karşı bir korku uyandı. Onlar da "Korkma, biz Lut'un kavmine gönderildik." dediler. O esnada ayakta bekleyen İbrahim'in hanımı, bu sözleri duyunca sevincinden güldü. Bizde O'na İshak'ın ve O'nun ardından da torunu Yakub'un doğacağını müjdeledik. "Vay başıma gelene!" dedi, "Ben bir kocakarıyım, kocam da yaşlı bir adam. Bu gerçekten çok tuhaf bir şey!" Dediler: "Sen Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve berekâtı üzerinizdedir. Ey ev halkı! Muhakkak ki O, hamiddir (övülmeye lâyıktır), meciddir (cömertliği boldur)."
Şuara (168-169) Lût dedi ki: "Ben sizin kadınları bırakıp, erkeklere gitmenize tiksinip kızanlardanım, nefret edip kızıyorum size!" Ve sonra şöyle dua etti: "Ey Rabbim! Beni ve ailemi, bunların yapageldikleri kötülüklerin şerrinden kurtar."
Hud (77-82) Ne zaman ki, elçilerimiz Lut'a geldiler, bunların gelişleri yüzünden Lut fenalaştı, eli ayağı birbirine dolaştı ve "Bu gün çetin bir gündür." dedi. Daha önceleri çirkin işler yapmış olan kavmi harıl harıl koşup geldiler. Lut onlara: "Ey kavmim! İşte size kızlarım, onlar sizin için daha temizdirler. Gelin Allah'tan korkun, beni misafirlerime rezil rüsvay etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?" dedi. Onlar: "Sen de bilirsin ki, bizim senin kızlarınla bir ilgimiz yoktur. Sen bizim ne istediğimizi gayet iyi biliyorsun." dediler. Lut dedi: "Ne olurdu size karşı bir kuvvetim olsaydı, ya da çok sarp bir yere sığınabilseydim." Melekler dediler: "Ey Lut! Şundan emin ol ki, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla zarar veremezler. Sen, gecenin bir kısmı olunca ailenle birlikte hemen buradan çık git. İçinizden hiç kimse geri kalmasın, eşin başka. Çünkü ona da onlara gelecek olan musibet gelecektir. Haberin olsun, helâk zamanları sabah vaktidir. Zaten sabah yakın değil mi?" Ne zaman ki, emrimiz geldi, o ülkenin altını üstüne getirdik ve üzerlerine istif edilip pişirilmiş çamurdan taşlar yağdırdık.
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
OKU
Gerçek Hükümdar Allah(c.c)'tır
İlahlık vasıflarından birisi olan egemenlik; yani hükmetme yetkisi ve insanları hayatları ile ilgili tüm meselelerde yönlendirme hakkı yalnız Allah(c.c)’a aittir. Bu nedenledir ki; İslam sadece bireysel hayatla ilgili değil, toplumsal hayatla ilgili de metot ve sistem koyup, kural ve kaideler belirlemiştir.
Şüphesiz ki; insanlar için neyin en uygun ve neyin en hayırlı olacağını, yalnız onları yaratan Allah(c.c) bilir; insanların ilahlığa soyunarak yaptıkları kanunlar, O'nun kulları için koyduğu kanunlar gibi asla kusursuz ve mükemmel olamazlar.
Ayrıca yaptırım gücünü sadece dünyevi cezalardan alan beşeri kanunlar, ahiret ceza ve mükafatını da ön gören ilahi kanunlar kadar caydırıcı değildirler. Sonuç olarak; toplumlar ancak ruhunu vahiyden alan değerlere ve kanunlara kavuştuklarında kargaşa ve bunalımdan kurtularak, özledikleri düzen ve saadete ulaşabilirler.
En doğrusunu Allah (c.c) bilir.
Bismillahirrahmanirrahim.
Ali İmran-189 "Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir."
Maide-44 "... Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir."
Maide-49 " Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın..."
Enam-57 "De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır."
Enam-62 "...İyi bilin ki hüküm yalnız O’nundur. O, hesap görenlerin en çabuğudur."
Araf-54 "...İyi bilin ki yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!"
Tevbe-116 "Şüphesiz göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah’ındır. O, diriltir ve öldürür. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
Yunus-109 "(Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
Yusuf-40 "Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilâhlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."
Kehf-26 "... O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez."
Taha-114 "Gerçek hükümdar olan Allah yücedir..."
Nur-42 "Göklerin ve yerin egemenliği Allah'ındır. Dönüş de Onadır."
Ahzap-36 "Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır."
Şura-21 "Yoksa onların, dinden Allah'ın izin vermediklerini kendilerine meşru kılan ortakları mı var? Eğer ayırım sözü olmasaydı aralarında hüküm verilmiş olurdu. Gerçekten zalimler için acıklı bir azap vardır."
Zariyat-56 "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."
Kıyamet-36 "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?"
Tin-8 "Allah hükmedenlerin en güzel hükmedeni değil midir?"
Nas (1-6) De ki: "Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, İnsanların yegane Hükümdarına, insanların İlâh’ına sığınırım."
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
OKU
Kur'an Neden Topluca İndirilmedi?
Bismillahirrahmanirrahim.
Maide-101 "Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)"
İsra-106 "Hem onu, bir Kur’ân olarak (âyet âyet) kısımlara ayırdık ki, insanlara onu (iyice anlayabilmeleri için) dura dura okuyasın! Çünki onu (hâdiselere göre, size bir ders olmak üzere) azar azar indirdik."
Furkan (32-33) "Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler: 'Kur'ân O'na topluca indirilmeli değil miydi?' dediler. Biz O'nu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle, parça parça indirdik ve O'nu tane tane, ağır ağır okuduk. Bunun içindir ki, hangi soruyla karşına çıkarlarsa çıksınlar, biz sana mutlaka asıl doğru olan neyse, onu ve en güzel açıklamayı getirmekteyiz ve böylelikle de Kur'ân, parça parça indirilmiş olmaktadır."
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
OKU
Müminin Şan ve Şerefi Kur'an'dadır
Bismillahirrahmanirrahim.
Enbiya-10 "Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?"
Müminun (70-71) "Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Aksine o, kendilerine hakkı getirmiştir. Halbuki onlar haktan hoşlanmamaktadırlar. Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur’an’ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar."
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
Enbiya-10 Tefsiri:
Zikriniz bunda, yani muhtaç olduğunuz öğüt ve dillere destan olacak şan ve şerefiniz bundadır. (Elmalılı Hamdi Yazır)
"Öğüt" diye çevirdiğimiz zikir kelimesi, "şan, şeref, uyarı, vaad ve tehdit, din konusunda gerekli olan şeylerin açıklaması" (Râzî, XXII, 145); “kişinin elde ettiği bilgiyi zihinde koruma kabiliyeti, bir şeyin zihinde tutulması, hatırlatıcı, hatırlama, hâtıra, akılda tutulması gereken her şey” anlamlarına da gelmektedir (bk. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “zkr” md.). İnsanlara indirilen kitaptan maksat da Kur’an’dır. Allah Teâlâ insanların şeref ve şanını koruyup yücelten, onları uyaran, öğüt veren ve dinleri konusunda gerekli açıklamaları yapan bir kitap indirdiğini belirtmiş ve insanların kitabı okuyup akıllarını da kullandıkları takdirde bu nimetlere kavuşacaklarına işaret etmiştir. Âyet aynı zamanda Hz. Peygamber’den mûcize isteyen müşriklere de cevap teşkil etmektedir; yani şöyle denmiş olmaktadır: Peygamber size bu özellikleri taşıyan bir kitap getirmiştir, bu sizin için yeterli değil mi ki başka mûcize istiyorsunuz?(Diy.İşl.Bşk.Lığı Tefsiri)
(Yemin olsun ki) mukaddes zatım hakkı için ki, Ey Kureyş cemaati! (size bir kitap indirdik ki) sizi irşat ve yüceltmek için Kur’an’ı Kerîm gibi yüce bir kitap ihsan eyledik ki, (sizin şeref iniz ondadır) sizin kadrinizi, adınızı yükseltecek hükümler onda yazılıdır, sizin dinî ve dünyevî muhtaç olduğunuz işlere dair malûmat onda anlatılmıştır. Bütün insanlık içinlâzım olan güzel ahlâka ait öğütler o ilâhî kitapta beyan buyurulmuştur. Artık bu kutsî kitabı size tebliğ eden Yüce Peygamber Hz. Muhammed Aleyhisselâm’a tâbi olmayacak mısınız? (Hâlâ) o Peygamberin dînindeki yüceliği (akıllıca düşünmez misiniz?) onun muhterem bir insan olmasının Peygamberliğine mâni olmayacağını güzelce düşünerek onun gösterdiği hidayet yolunu takibedip durmalı değil misiniz? Siz hiç inkârcı olan kavimlerin başlarına gelen felâketlerden haberdar bulunmuyor musunuz? İşte sizlere ihsan buyurulmuş olan o mukaddes kitap, o eski kavimlerin o müthiş tarihî hallerini sizlerin dikkat nazarlarına sunmak lütfunda bulunuyor. Artık uyanınız! (Ömer Nasuhi Bilmen)
En doğrusunu Allah (c.c) bilir.
OKU
Şan ve Şeref Yalnız Allah(c.c)'a Aittir
Bismillahirrahmanirrahim.
Nisa-139 "Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir."
Fatır-10 "Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir..."
Münafikun-8 Derler ki, "Andolsun, Medine'ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp çıkaracaktır." Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
Fatır-10 Tefsiri:
İzzet kelimesi “onur, saygınlık ve güçlü olma” anlamlarına gelir. “Kim izzet isterse bilmeli ki izzet tamamıyla Allah’a aittir” şeklinde çevirdiğimiz cümleye, bazı müfessirler, “Kim o sözde tanrılara ve putlara taparak bir izzet elde etmek istiyorsa bilsin ki izzet tümüyle Allah’a aittir”, bazıları “Kim izzet istiyorsa Allah’a itaat etsin, izzet bulsun”, bazıları da “Gerçek anlamda izzetin kime ait olduğunu öğrenmek isteyenler bilsinler ki, her yönden izzet Allah’a mahsustur” mânasını vermişlerdir (Taberî, XXII, 119-120). Şeref, onur, güç, pâye, üstünlük gibi anlamları olan “izzet”in bütünüyle Allah’a ait kılınması, bu kavramın insanlar açısından asla kullanılamayacağını değil, insanların elde edebilecekleri her türlü onur ve pâyenin Allah’tan olduğunu ve ancak O’nun hoşnutluğuna uygun olması halinde değer taşıyacağını ifade etmektedir. Nitekim başka bir âyette bu kavram Allah’a, resûlüne ve müminlere izâfe edilmiştir (bk. Münâfik-63/8). Âyetin devamında yer alan ve “Sinsi sinsi kötülük tasarlayanlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzakları altüst olur” şeklinde çevirdiğimiz cümle ile de, izzetin şeytanî düşünceleri geliştirmekle elde edilemeyeceğine bir telmihte bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Birçok müfessir “güzel söz”den maksadın, başta kelime-i tevhid olmak üzere Allah’ı anma ve yüceltme mânası içeren her türlü tesbih, tehlil, Kur’an tilâveti, dua, istiğfar vb. sözler olduğunu kaydeder (meselâ Zemahşerî, III, 270). Fakat bunu belirli sözlerle sınırlandırmayıp iyiliği teşvik, kötülüğü engelleme gibi “iyi, temiz, güzel” vasfına uyan başka sözleri de bu kapsamda düşünmek uygun olur (Şevkânî, IV, 390). “O’na yükselir” ifadesinden maksat, Allah’ın bunları kabul etmesi, Allah katında makbul olması veya yazıcı meleklerin yazdıklarıyla yükselmeleridir (Şevkânî, IV, 390)... (Diy.İşl.Bşk.Lığı Tefsiri)
Her kim izzet istiyorsa, zillet ve hakaretten kurtulup şerefli, haysiyetli, kuvvetli olmak arzu ediyorsa bilsin ki, izzet tamamı ile Allah'ındır. Dünyada da Allah'ındır; ahirette de Allah'ındır; dolayısıyla izzet isteyen şuna buna tapmakla kendisini zelil etmemeli, hepsini geçip Allah'a yükselmelidir. Fakat O'na hoş kelimeler yükselir. Onu da salih amel yükseltir...
(Elmalılı Hamdi Yazır)
(Her kim izzet) Kuvvet, şeref ve şân (istiyorsa) bilsin ki (bütün izzet) kuvvet ve hâkimiyet (Allah’ındır) öyle mahlûkattan olan putlara, insanlara tapınarak onlardan bir faide bekleyenler, aldanmış bulunmaktadırlar. Öyle müşrikce hareketlerde bulunan her şahıs,bilmelidir ki, bütün izzet,bütün hâkimiyet ve kuvvet, dünyevî ve uhrevî şeref ve yücelik Cenab-ı Hak’ka mahsustur. Artık izzeti, şeref ve lütfu o Yüce Yaratıcı’dan istirham etmelidir. O’na ibadette, dua ve niyâzda bulunmalıdır. (Pâk söz O’na) O Yüce Mabûd’un izzet dergahına (yükselir)... (Ömer Nasuhi Bilmen)
En doğrusunu Allah (c.c) bilir.
OKU
Lehvel Hadis Nedir?
Bismillahirrahmanirrahim.
Müminun-3 "Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler."
Lokman-6 "İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır."
Asr (1-3) "Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka."
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
Lokman Suresinin 6 nci ayetindeki "eğlencelik asılsız ve faydasız söz” şeklinde tercüme edilen kısmın metindeki orjinal karşılığı "lehvel hadis" dir.
Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde bunu şöyle açıklamıştır; Laf eğlencesi: Eğlencelik söz; insanı oyalayan, işinden alıkoyan sözler, asılsız hikayeler, masallar, romanlar ve tarih kılıklı efsaneler, güldürücü lakırdılar, gevezelikler, nağmeler gibi eğlendirici sesler.
Bu ayetin iniş sebebinde deniliyor ki: Nadr b. Haris ticaretle Faris'e (İran'a) gidiyor. Acemlerin hikayelerini, efsane kitaplarını getiriyor ve bunları Kureyşe okuyarak: "Muhammed, size Ad ve Semud hikayeleri söylüyor gelin ben size Rüstem'in, İsfendiyar'ın, Kisraların hikayelerini anlatayım." diyor ve bu şekilde birçoklarının Kur'an dinlemesine engel oluyordu. Bundan başka güzel bir şarkıcı cariye almış, birinin müslüman olacağını işittiği zaman onu alıp cariyesine: "Haydi buna yedir, içir, söyleyiver." der, böylece eğlendirip: "Gördün ya bu, Muhammed'in çağırdığından, namazdan, oruçtan, onun önünde çarpışmaktan daha iyi değil mi?" dermiş. İbnü Hatal da bir cariye almış, sövüp saymayı şarkı olarak söylermiş.(Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri) Taberi ise tefsirinde bu ayette zikredilen "Boş söz" den maksadın, kişiyi Allah(c.c) yolundan alıkoyan ve Allah(c.c) ve Resulü(s.a.v) tarafından yasaklanan her türlü söz olduğunu söylemiş ve ayetin umumi olan ifadesinin bunu gerektirdiğini beyan etmiştir.
Ayette, boş sözler satın alanların, bunları, insanları Allah(c.c)'ın yolundan saptırmak için satın aldıkları beyan edilmiştir. Burada zikredilen, Allah(c.c)'ın yolundan maksat, Kur'an okumak, Allah(c.c)'ı zikretmek ve kulu, Allah(c.c)’a yaklaştıracak her türlü ibadet, her türlü itaat ve Allah(c.c)'ın dinidir. Batıl sözleri satın alan insanlar, bu sözler vasıtasıyla Allah(c.c)'ın yolundan alıkoyarlar ve Allah(c.c)'ın diniyle alay ederler. Bu itibarla onlara, kıyamet gününde hor ve hakir düşüren çetin bir azap vardır. Zira onlar hem kendileri sapmış hem de diğer insanları saptırmışlardır.(Taberi Tefsiri)
Şer güçler bazen mücadele ettikleri zihniyetlere fikren karşı koyacak gücü kendilerinde bulamazlar. Böyle durumlarda rakiplerinin mücadelelerini dolaylı yönden boşa çıkartacak tedbirler geliştirirler. Bu ayetle ilgili rivayetlerden de şer güçler tarafından, uydurma hikayelerle ve cinsellik gibi nefse hoş gelen şeylerle insanların dikkatlerinin ilahi mesajlardan başka şeylere çekilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Günümüzde ise, İslam'a karşı cahiliye dönemindeki yürütülen mücadele yöntemi, zamanın getirdiği teknoloji gibi yeni imkanlarla daha kapsamlı bir hal kazanmıştır. Özellikle bugün sanatın tüm kolları İslam karşıtlarınca daha yoğun ve etkin olarak kullanılmaktadır. Düşünce ve fikirlerin etkili bir şekilde ifade edilmesinde kullanılan tekniklerin genel adı olarak tanımlayabileceğimiz sanat, insanlığa İslam'ı tanıtıp sevdirerek Allah(c.c)'ın dinine hizmette kullanabileceğimiz önemli bir iletişim aracıdır. Zira sanatın hangi dalı olursa olsun, sonuçta hepsi bir düşüncenin söz, şekil, ses, taklit veya hareket gibi kendine has lisanıyla ifade edilmesine dayanır. Ancak ne yazıktır ki bu önemli sektör, günümüzde şeytan ve onun tayfasının güdümündedir.
Bize göre Allah(c.c)'ı zikretmekten alıkoyan ve O'na yaklaştırmayan eğlence odaklı tüm meşguliyetlerden uzak durulmalıdır. Örneğin gerek cinselliğin ve diğer nefsi tahrik eden şeylerin ön plana çıkartıldığı film, müzik, eğlence, haber ve magazin gibi programlar olsun; Gerekse insanları televizyon ekranlarına kilitleyen spor ve diğer müsabaka programları olsun; Hemen hepsi, rahatlıkla ayetteki "Lehvel Hadis" kavramı ile ifade edilebilecek işlerdendir.
Oysa Asr Suresinin 1nci ve 2 nci ayetleriyle, Müminun Suresinin 3 ncü ayetinde işaret edildiği gibi, boş işlerle uğraşmak müminlerin vasfı değildir. Zira dünya imtihanının süresi olan ömür, sınanmakta olan insanın en kıymetli sermayesidir. Onun için müminin ömrünün bir anını bile boş şeylerle uğraşarak ziyan etmemesi gerektiği gibi, başkalarının da zamanlarını ziyan etmelerine sebep olabilecek şeylerden kaçınmalıdır.
En doğrusunu Allah (c.c) bilir.
OKU
İslam ve Bilim
Elinde henüz okuyacağı hiçbir metin olmadığı halde, Peygamber Efendimiz(s.a.v)'e ilk vahiy olarak "Oku" ayetinin indirilmesi, okumanın bildiğimiz anlamı dışında insanı ve kainatı da kapsayan daha genel bir anlamı olduğunu akla getirmektedir. Nitekim Kur'an'ın bütünlüğü bağlamında irdelediğimizde "Oku" emrinin, tüm varlıklarla beraber insanın içinde bulunduğu kainat kitabını da kapsadığı anlaşılmaktadır.
İslam, Allah(c.c)'ın sonsuz kudretinin delili olan tüm mevcudattaki hayranlık uyandıran sanatının tefekkür edilmesini, yaratılışın nasıl olduğunun anlaşılmaya çalışılmasını teşvik etmektedir. Denizlerde yüzen gemilerden, havada kuşların nasıl uçtuğundan bahseden ayetlerde olduğu gibi, Kur'an'da gerek bilimsel yasalara, gerekse teknolojiden yararlanılmasına dikkat çekilmiş; Bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağı ve Allah(c.c)’a gereğince derin saygı duyanların ancak alimler olduğu ifade edilmiştir.
Allah(c.c)'ın yaratmasını sebeplerin arkasında gizleyerek, imtihan ortamındaki insan aklının kabul edeceği kurallar zinciri içinde yaratmasına sünnetullah, sebeplerin insanlar tarafından keşfedilmesi faaliyetine ise bilim diyoruz. Bilim insanın evrendeki ilahi sanatın ve mesajın sahibini layıkıyla tanıyıp, ilahi kudretin büyüklüğünü layıkıyla takdir edebilmesinde ve devamında gelen teknoloji ile madde üzerindeki tasarruf gücünü daha etkin olarak kullanabilmesinde önemli rol oynar. Bunu layıkıyla yapamayan insan her şeyden önce akıl gibi büyük bir nimeti kullanamamış, dünyayı Allah(c.c) yolunda gereği gibi imar edememiş olur.
Suyun kaldırma kuvveti, yer çekimi kanunu gibi kesin olarak ispatlanmış bilimsel yasalar sürekli olarak geçerliliğini koruyup değişmezken, virüslerin bakterilerden, atom altı parçacıklarının atomdan sonra bulunması gibi yeni buluşlar nedeniyle eski keşiflerin içeriği gelişmekte; Hipotez ve kurama dayalı bazı bilimsel çalışmaların sonuçları ise zamanla değişebilmektedir; Çünkü gerek bireysel, gerekse evrensel anlamda sürekli bir tekamül söz konusu olduğundan, değişen idrak seviyelerini tatmin edebilecek şekilde bunların güncellenmesi gerekmektedir. Örneğin günümüzde kabul gören güneş merkezli evren modelinden önce, antik çağ'dan itibaren kabul görmeye başlayan ve orta çağa egemen olan yer merkezli evren modeli kabul görüyordu; Yani yıldızlar ve gezegenlerin dünyanın etrafında döndüğüne inanılıyordu. Bu durum bize Kur'an'daki ayetlerin anlaşılması ile ilgili muhkem ve müteşabih ayet farkını çağrıştırmaktadır.
Sonuç olarak; Bilimde yer merkezli ve güneş merkezli evren kuramları gibi birbirine zıt olgular dahi söz konusu olabiliyorken, Kur'an ayetlerinin hiç birisinin aksi ispat edilememekte; Evrendeki yaratılış yasalarını net bir şekilde ortaya koyan tüm bilimsel çalışmalar, istisnasız olarak Kur'an'la ittifak etmektedir. Bu nedenledir ki, Kur'an'a, akla ve yaratılışın yasalarına, yani fıtrata aykırı hiçbir bilgi İslami açıdan işlevsel olamayacağı için, bilimsel çalışmalar mutlaka Kur'an'ın rehberliğinde yürütülmelidir. Ayrıca bilim vasıtasıyla gerçekleştirilen her türlü keşif ve icatlarda hedef maddi kazanç veya menfaat değil, Allah(c.c)’ın rızası, hoşnutluğu ve dinine yardım olmalı; Allah(c.c)’ın yarattığını bozup değiştirerek doğaya, insanlığa zararlı sonuçları olabilecek, felaketlere yol açabilecek bilim ve teknolojiden uzak durulmalıdır.
En doğrusunu Allah (c.c) bilir.
OKU
Peygamber Gönderilmeyen Kavim Yoktur
Hz.Muhammed(s.a.v)'den önceki tüm peygamberler, kendi kavimlerine gönderilmiştir; (İlgili ayet ve hadisler için, "İslam Tüm İnsanlığa Gönderilmiştir" adlı yazımıza bakınız.) Bunun nedeninin dönemlerindeki ulaşım ve iletişim imkanlarının yetersizliğiyle ilgili olduğu kanaatindeyiz. Bilindiği üzere eskiden iletişim imkanları son derece kısıtlı idi. Aralarında bir dağ olan iki kavmin birbirinden haberi olamayabiliyordu. Bu nedenle aynı zamanda ve yakın mekanlarda bile aynı anda birden fazla peygamber görevlendiriliyordu. Bu nedenle bir kavme kısa aralıklarla gönderilen peygamberler baba-oğul ya da kardeş olabiliyorlardı. Bu durum Kuran'da sık sık ifade edilmiştir.
Ulaşım ve iletişim imkanlarının zamanla gelişmesi sonucunda dünyamız, küreselleşme sürecini tamamlayarak günümüzde adeta küçük bir kasaba haline dönüşmüştür. Bu açıdan Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in son peygamber olarak tüm insanlığa gönderilmiş olmasının da aynı zamanda bir mucize olduğuna şahit olmaktayız. Çünkü günümüzdeki ceplere kadar giren telefon, internet, basın, televizyon ve radyo gibi gerek iletişim ve gerekse hava, kara, deniz ve demir yolları gibi ulaşım imkanları, dünyanın neresinde olursa olsun her kesimden insanların kolaylıkla İslam'la tanışmalarına vesile olabilmektedir.
En doğrusunu Allah (c.c) bilir.
Bismillahirrahmanirrahim.
Enam-42 "Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik.."
Rad-38 "Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik..."
Rad-7 "...Her kavim için de bir yol gösteren vardır."
Hicr-10 "Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik."
Nahl-36 "Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik..."
Nahl-44 "(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik..."
Nahl-63 "Allah’a and olsun, senden önceki ümmetlere de (Peygamber’ler) göndermişizdir..."
Mü'minun-44 "Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik..."
Rum-47 "Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik..."
Mümin-78 "Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var... "
Fatır (24-25 ) "Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın..."
Zuhruf-6 "Sizden evvelki toplumlara da nice peygamberler gönderdik."
Şüphesiz Allah(c.c) Doğruyu Söyledi.
OKU