seen from China

seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Pakistan
seen from United Kingdom

seen from Brazil

seen from Georgia

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Slovakia
seen from United Kingdom
seen from Poland
seen from Norway
seen from Taiwan

seen from Spain
seen from United States
Milliyetçiliğin Kara Baharı - Tanıl Bora
Milliyetçilik, 19. yüzyılda Avrupa'da millî devletlerin kuruluş dönemi ve 2. Dünya Savaşı'ndan sonra sömürgeciliğe karşı millî kurtuluş mücadeleleri dalgasından sonra, yeni bir baharını yaşıyor. Kara bir bahar bu: Milliyetçi çatışmalar, düşmanlaşmalar büyük yıkımlara yolaçıyor; bin türlü sorun yüküyle biriken öfkeler, kendi gibi olmayana karşı beslenen millî hınçların potasına akıtılıyor; toplumlar millî birlik adı altında teksesli korolar olmaya zorlanıyor; tek 'sahici' kimlik olarak millî kimlikler işgörüyor... Elinizdeki kitap bu kara baharında milliyetçiliği muhtelif güncel vesilelerle ve değişik yönleriyle çözümleyen yazıların derlemesi. Kapitalizmin ve modernliğin yeniden yapılandığı globalleşme sürecinde ve uygarlıklar çatışması tartışması bağlamında milliyetçiliği ele alan iki yazı var kitapta. Yazıların geri kalanı ise Türk milliyetçiliği ile ilgili. Popüler görünümleriyle, liberal, devletçi/resmî, Kemalist, ülkücü milliyetçilik söylemleri ve bunlar arasındaki 'transferler'... Türk milliyetçiliğinin 'doğasındaki' beka sendromu... Kürt meselesinin Türk milliyetçiliğinin beka kaygısını ve tehdit algısını güçlendiren etkileri... Orta Asya, Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar'daki millî meselelerin Türk milliyetçiliği ve Türk millî kimliği üzerindeki derin tesirleri... Ülkücü-milliyetçi hareketin ve MHP'nin gelişmesi...
Faşizmin Doğası - Roger Griffin
''Bu kitap, gerçekleştiği biçimiyle faşizmin korkunç insani sonuçlarını, mitsel nüvesini oluşturan palingenetik bakışına atfeder. O bakış ki, dış dünya ile yaratıcı bir etkileşimi ve güçlü bir bütünleşmeyi değil de onun sadece dar bir bölümüyle topyekûn ve sapkın bir özdeşleşmeyi destekler.'' Faşizmin sosyo-tarihsel ve ideolojik yapısı hakkında akademik dünyanın önde gelen isimlerinden biri sayılan Roger Griffin Faşizmin Doğası'nda, ayrıntılı örneklerle Avrupa'dan Asya'ya, Japonya'dan Latin Amerika'ya kapsamlı bir faşizm dökümü ortaya koyuyor. Ancak sadece tarihsel bir bilgi yığını oluşturmak yerine faşizmin ideolojik özüne odaklanarak, var olan siyasi düzenlerde nasıl yeni bir angajman arzusu yarattığı ve bu arzuyu tatmin etme iddiasını nasıl temellendirdiği üzerine etraflı bir tartışma yürütüyor. Her biri kendi içinde çeşitli özgünlükler taşımakla beraber, faşist hareketlerin propaganda, dil ve siyasal varoluşları arasındaki ortaklıklara eğiliyor. Tüm bu analizlerinde ''arındırıcı milli yeniden diriliş (palingenesis)'' temasının etkin ve kavrayıcı bir önemi olduğunun altını tekrar tekrar çiziyor. Şabloncu bir karşı propaganda dili üretmek yerine, daha önce yapılmış faşizm tahlillerinin haklı oldukları ve yanılgıya düştükleri noktalan belirleyerek, faşizmin analizinde nelere dikkat edilmesi gerektiği hususunda saptamalarda bulunuyor. Griffin, yaşadığımız dünyanın tarih-öncesine aitmiş gibi davranılan faşizme karşı, okurunu uyanık olmaya davet ediyor...
Tanrısız Ahlak - Walter Sinnott Armstrong
İlk sözcüğün üstü niye çizili? Çünkü bu kitabın hedefi, gerçekte Tanrısız ahlak konusunda bir sorun olmadığını göstermektir. Felsefe profesörü Walter Sinnott-Armstrong, dini ele alırken esasen ahlakın neden hiçbir anlam taşımadığını göstermek amacıyla bu kitabı yazdığını belirtir.
Kara Delik - Charles Burns
"Korkunç bir etiketleme oyunu gibiydi… Ne olduğunu anlamak zaman aldı… Ama sonunda sadece ergenlere bulaşan bir hastalık olduğunu fark ettiler. Ona 'Ergen Vebası', 'Mikrop' gibi isimler verdiler. Binbir türlü öngörülemez belirtisi vardı. Bazıları çok kötü değildi, sadece birkaç yumru… Çirkin bir kızarıklık. Bazıları ise yeni beden parçaları çıkaran canavarlara dönüştüler. Ama belirtilerle baş edebilseniz bile, bir kez etiketlendiğinizde, size sonsuza dek 'O Şey' deniliyordu." Yakalananların toplumdan dışlandıkları bir hastalığın birbiriyle buluşturduğu karakterler, kendilerini "yeni" toplumsallıkların, "yeni" kuralların, "yeni" bir sevginin, "yeni" bir şiddetin sarmalında gerçeküstü ve tedirgin edici bir dünyada bulurlar… Charles Burns'ün 1995'te yazıp çizmeye başladığı 12 Black Hole fasikülü tek cilt olarak Türkçe’de. Kara Delik’in evreni, karakterlerin kendi kaçış çizgilerini izledikleri ve genelgeçer okul bilgileri ile başlayıp ormanın ve yalnızlığın eğitiminden geçtikleri, kendi keşiflerini, kendi kayboluşlarını yaşadıkları bir evren. Bütün metaforik referans sisteminin ötesinde, Burns’ün eseri, hikâyesini kurduğu 70'lerden öncesine de, sonrasına da (elbette günümüze dek) uzanıyor ve her daim gündemde, her daim "mesele" olan/olagelen can alıcı konulara dikkat çekici biçimde ustalıkla değiniyor. Burns’ün yarattığı atmosfer kendi gençliğinin, aynı zamanda 70'lerin idealizm-sonrası kültürünün ve karşı-kültürünün, öteki'nin, canavar'ın, ben'in tanınmasının ve tanımlanmasının hikâyesi. Bir ev ve evin dışı… içine kapanılan "özel" alanlar ve başkasının yaralarının tanınması için aşılan mesafeler… sağlık ve hastalık… aile ve komünler… insan ve insan-dışı hayvanlar… bir biyoloji dersinin ayıklığına karşı yakınlardaki bir ormanın sisleri… Eserin "karanlık" ünü de belki tüm bu kontrastları aşan, zengin ve tekinsiz ara-durumları kutsayan bakışından geliyor. Cinsel yolla bulaşıp yayılan "Ergen Vebası" aileye, bedene, "dışarı"ya bakış açılarını değiştiriyor ve Chris ile Rob'un, Keith ile Eliza'nın, "genç oluş" ile "yetişkinliğin" sınırları grotesk bir atmosferde belirsizleşiyor. Tekinsiz bir gülümseme, gizli bir kuyruk, hazmı zor, benzersiz çizimler.
Karakter Aşınması - Richard Sennett
Yeni ekonomik düzenin büyülü sözcüğü "değişim"in doğası nedir, insanlara nasıl yansıyor? Her zaman kısa vadeye endeksli bir ekonomide kişi nasıl kalıcı değer ve hedeflere sahip olabilir? Her an parçalanan veya sürekli yeniden yapılanan kurumlarda, kişi kendi kimliğini ve yaşam öyküsünü nasıl oluşturabilir? Küreselleşme olgusunu makro düzeyde inceleyen birçok kitap yayımlandığı halde, bu sürecin mikro düzeyi, insan karakteri üzerindeki etkileri pek az incelendi. Richard Sennett, Karakter Aşınması'nda bunu yapıyor. Ona göre sermayenin, günümüz ekonomisinin bütün dünyaya yayılmış dalgalı denizlerinde "hızlı kâr"ın dışında başka bir amacı yok; şirketlerini piyasadaki anlık değişimlere müdahale edecek biçimde esnekleştirip yeniden yapılandırıyor. Kişilerden sürekli kendisini yenilemesini, seyyar olmasını, risk almasını, rekabet becerisini geliştirerek yırtıcı bir karakter edinmesini, takım çalışmasında uyumlu olmasını bekliyor. Ancak eski kapitalizmin rutin ve monoton yapısına karşı savunulan bu politikaya yakından bakıldığı zaman sadece eski iktidar yapılarının rengini değiştirdiği görülüyor. Çalışanlar için esnekliğin anlamı ise yaşam boyu iş güvencesinin yok olması; sürekli iş ve şehir değiştirerek yön duygusunu yitirmek; istikrarlı işlerin yerini geçici projelere bırakması ve bir işten diğerine, dünden yarına sürüklenen yaşam parçacıklarından beslenen, rekabetin körüklediği "güvensizlik" ve "kayıtsızlık" duygusu... Ve bir de karakter aşınması... Oysa insan karakteri, duygusal deneyimlerimizin uzun vadeli olması ve başkalarıyla girdiğimiz ilişkilere yüklediğimiz etik değerler üzerinden gelişir. Karakter, içsel bütünlük, ilişkilerde karşılıklı bağlılık ve uzun vadeli bir hedef için çaba harcamak biçiminde kendini gösterir. Yeni kapitalizm ise güvenmeyi, bağlanmayı ve uzun vadeli planlar yapmayı kârlı bulmaz, reddeder. Sennett, Karakter Aşınması'nda, gelişmiş bilgisayarlarla üretilen ekmeğin kalitesinden çok, ekmeği yiyenlerin hayatına bakıyor ve soruyor: "Bu sistem insanın yaşamına değer ve anlam katıyor mu?" Ve ekliyor: "Değişim, kitlesel ayaklanmalarda değil, ihtiyaçlarını birbirleriyle paylaşan insanların arasında, toprakta yeşerir. İnsanları birbirleri için kaygılanmaz hale getiren bir rejimin, meşruiyetini uzun süre koruyamayacağından eminim."
Kent İmgesi - Kevin Lynch
Çoğu zaman, bir kentte yaşamanın aslında bir imgede yaşamak olduğu unutulur. O kentin caddeleri, bulvarları, kıyı şeritleri, tarihi binaları, görkemli köprüleri, alışveriş merkezleri hep bir izlenimi pekiştirir gibidirler. Üstelik bir kenti algılayış zaman içinde olduğu gibi, kişiden kişiye de değişir. Herhalde aynı olduğunu ileri sürebileceğimiz tek şey olsa olsa akla gelen sorulardır: İçinde hareketli bir yaşantının sürdüğü bir kentin yapısı tam olarak ne anlama gelmektedir? Yaşadığımız kente ilişkin edindiğimiz imge hangi duyarlığın ürünüdür? Bir yerde iki kere kaybolmak mümkün müdür? Kişisel tarihimize eşlik eden bir kent tarihinden söz etmek mümkün mü? Kevin Lynch, şehir planlamacılığının çehresini değiştiren ve bu alanda temel kaynaklardan biri olma özelliğini koruyan Kent İmgesi adlı kitabında bu derinlikli soruların karşılıklarını üç önemli Amerikan kentini, Los Angeles, Boston ve Jersey City'yi merkeze alarak arıyor. Şehir plancılarının yaptıkları değişikliklerin insanların kenti algılayışlarında ne gibi farklılıklara yol açtığından sokak görüşmelerinden çıkan sonuçlara kadar pek çok ayrıntıdan oluşan kitap, bir kentle kurulan ilişkinin aslında hiç de basit bir şey olmadığının en önemli kanıtı. Çünkü aslında içinde yaşarken fark etmiyor olsak da ne kentin kendisinin ne de sahip olduğumuz imgenin durağan olduğunu söylemek mümkün. Kafanızda yaşadığınız kentle ilgili hâlâ bir imge yoksa, Kent İmgesi size kılavuzluk edecektir.
Manet, Velazquez ve Estetik Modernizm - Michel Foucault
Foucault'ya göre, estetik modernizmin başladığı "empresyonizm hareketini Manet mümkün kılmıştır". Aslında, "Manet'nin mümkün kıldığı şey, empresyonizmin de ötesinde, bütün bir 20. yüzyıl resmidir, çağdaş sanatın içinde boy atıp geliştiği resim sanatıdır". Foucault, Rönesans dönemiyle modern çağ arasındaki bilgi-iktidar rejimlerini incelediği, en temel eseri olan Kelimeler ve Şeyler kitabını da Velázquez’in Las Meninas tablosuyla açar. Foucault’nun, bu kitapta derlediğimiz Manet ve Velázquez üzerine incelemeleri, estetik düşüncenin köşetaşları olmakla kalmıyor, bu iki ressamın zamanlarındaki dünya görüşünü de aydınlatıyor. Carole Talon-Hugon ile David Marie’nin yazıları ise Foucault’nun Manet üzerine metnini yorumlayarak, onun “sanat tarihindeki en derin kopuş” dediği estetik modernizm üzerine düşüncelerini açımlıyor.