“Ey insan! Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubûdiyet-i külliye-i insaniyedir. Ve insanın gaye-i aksâsı, o ubûdiyete ulûm ve kemâlâtla yetişmektir.”
“ İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi, acz, fakr ve ihtiyacına da nihayet yoktur. İnsana tevdi edilen açlık ile nimetlerin lezzetleri tebarüz ettiği gibi; insandaki kusur, kemâlât-ı Sübhâniye derecelerine bir mirsaddır. İnsandaki fakr, gınâ-i rahmetin derecelerine bir mikyastır. İnsandaki acz, kudret ve kibriyâsına bir mizandır. İnsandaki tenevvü-ü hâcât, envâ-ı niam ve ihsanatına bir merdivendir. Öyleyse fıtratından gaye ubudiyettir. Ubudiyet ise, dergâh-ı izzetine kusurlarını Estağfirullah ve Sübhânallah ile ilân etmektir.”
Rabbimin rubûbiyetini en gizli hislerime, duyularıma, duygularıma, lâtifelerime kadar hissedebilmek ve ona göre amel edebilmek olsun gâye-i ömrüm... Evet, Rabbülâlemîn’e abd olmak, var mı ki bundan daha büyük, daha âlî bir pâye...
Allah’ım ömrümü bir nefes dahi olsa Kur’an’dan ayırma. Habîbin Muhammed Mustafa aleyhisselâtü vesselâmı hayatıma daima rehber eyle. Amin...