En sevdiğim aktivite olabilir sahafçıları gezmek kitaplar arasında kaybolmak dokunmak hissetmek:)

seen from China

seen from Angola
seen from China
seen from Poland
seen from United States

seen from Germany
seen from United States

seen from Germany
seen from Singapore
seen from China
seen from China
seen from Germany
seen from China

seen from Australia
seen from India
seen from India

seen from Maldives
seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Lithuania
En sevdiğim aktivite olabilir sahafçıları gezmek kitaplar arasında kaybolmak dokunmak hissetmek:)
'sahafçı abiyle çok güzel sohbet ettik, Platon’dan Aristoteles’e, Aristoteles’ten İbrahim Kalın’a, İbrahim Kalın’dan Stefan Zweig’e, oradan Farabi’ye vesaire derken abim bana sonunda şey dedi; ‘yanlış anlama kızım ama senin kötülüğünde evlenemeyecek olman’ dedi. ‘senin gibi okuyan, düşünen kızların ufku açık, düşünceleri yerli oluyor; beklentileri mal mülk olmayınca erkekler karşılayamaz oluyor’ dedi.. üzdü. bunun gerçekliğinin pek tabii farkındayım ama duymak başka oldu ki.. abime de dedim ‘napalım abi, ben de kitaplardan devam ederim o halde’ dedim. gülümsedi. artık o benim sahafçım arkadaşlar, her istanbul’a gelişimde bu abimi ziyaret edeceğim kesin.
Huzur..
ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum,
İnsan neyi aradığını unutur çoğu zaman ama bulduğu şeyi görür görmez tanır...
Hikmet Anıl Öztekin- EyvAllah-||
''Keşke bir şiir okumuş,
Bir kedi sevmiş olsaydınız.
Belki bu kadar, kirletmezdiniz dünyayı.''
-Turgut Uyar
Sahafçılar Çarşısı’nda dolaşmayı o kadar çok seviyorum ki.
Adımlarımın beni buraya götürdüğünde, birden geçmişe doğru seyahate çıkmış gibi bir duyguya kapılmıştım.
Burnuma gelen eski kağıt kokuları, tarihteki yolculukta geçen her on yıla tekabül eder gibi, renkten renge bürünüyordu.
Sarı, kahverengi, siyah... her birinin üzerinden geçen onca yıla rağmen, solmaya yüz tutmuş ama kıpır kıpır gözlerle bakan sararmış sayfalar, resimle, yazılar....
O zamanlar daha terki diyar etmemiş ünlüler, yazarlar, şairler ve eleştirmenler.
Ne kadar hoyratça, ne kadar nazikçe, birbirleriyle atışmalar, yazışmalar, hicivler...
Hayat güzelmiş vesselam o zamanlar.
O sayfalara dokunan ilk parmaklar, gören gözler, birbirlerine, belki sevgililerine hediye edilen bu kitapların, altı çizili cümlelerin dili olsa da konuşsa.
Hele o sayfaların arasına konulan, çiçekler, yapraklar, takvim sayfaları ve gizli notlar....
Hissedilen herbir cümle, haykırırcasına, ben burdayım dercesine çığlık atıyor eski kitapların arasında.
Ama kimse duymuyor.
Şimdiki zamanın hastalığı onları da vuruyor.
Sanırım yine yalnızlar duyuyor.
Yine yalnızlar hissediyor.